Cumhurbaşkanı Erdoğan: Fiyatlara ayar çekme kararı aldık!

AA |  05 Şubat 2019 Salı - 11:56 | Son Güncelleme : 05 02 2019 - 15:12

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada; "Münbiç'teki teröristler birkaç hafta içinde buradan çıkartılmazsa bizim bekleme süremiz sona erer" dedi.

Gıda fiyatlarıyla ilgili de "Üreticiden tüketiciye kadar, arada bu komisyoncular var ya, vurgunu bunlar yapıyor" diyerek uyarı yapan Erdoğan, "Bu fiyatlara gerekirse ayar çekme kararını aldık, adımlarımızı atacağız. Belediyelerde ekmek uygulamasına benzer çalışmayı sebze-meyvede de yapabiliriz" mesajı verdi.


Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep  Tayyip Erdoğan, İYİ Parti'den istifa ederek AK Parti'ye geçen Manisa Milletvekili  Tamer Akkal'a, partisinin rozetini takarak, "Bugün aramıza katılan Akkal  kardeşimize, bu yolculuğumuzda, millete hizmet yolunda birlikte vereceğimiz bu  mücadeleye hoş geldiniz diyorum. Allah yar, yardımcımız olsun." dedi. 

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'ndaki konuşmasına başlamadan önce, İYİ Parti'den istifa eden Manisa Milletvekili Tamer Akkal'a AK Parti  rozetini taktı.

Erdoğan, rozeti taktıktan sonra "Bugün aramıza katılan Tamer Akkal  kardeşimize, bu yolculuğumuzda, millete hizmet yolunda, birlikte vereceğimiz bu  mücadeleye hoş geldiniz, diyorum. Allah yar, yardımcımız olsun." ifadesini  kullandı.

Yerel seçim için verilecek araya kadar gündemdeki konulardan önceliği  bulunanların süratle görüşülmesi ve hayata geçirilmesi gerektiğini belirten  Erdoğan, Türkiye'nin her alanda olduğu gibi yasama faaliyetlerinde de gecikmeye  tahammülü olmadığını söyledi.

Milletvekillerinden bir yandan seçim bölgelerindeki çalışmaları  yakından takip etmelerini, diğer yandan da Meclis faaliyetlerine aktif şekilde  katılmalarını beklediğini dile getiren Erdoğan, milletvekillerinden 7 gün  kesintisiz şekilde gayret göstermesini istedi.

Allah'ın, "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." diye  buyurduğuna işaret eden Erdoğan, "Bizler de çok çalışacağız ki hedeflerimize  ulaşabilelim. Bazıları bu emri yanlış anlamış olacak ki tüm güçlerini ve  zamanlarını kendi iç çekişmelerine, kavgalarına, kamplaşmalarına ayırıyor. Diğer  partilerin aday belirleme süreci ile AK Parti'nin aday belirleme süreci  arasındaki fark, kimin hangi amaçla siyaset yaptığının en büyük göstergesidir."  diye konuştu.

AK Parti'de parti içi yarışın bir demokrasi şöleni olduğunu vurgulayan  Erdoğan, bir göreve 5, 10 veya 30 kişi talip olsa da yapılan çalışma ve  istişareler sonucu belirlenen aday resmen açıklandığı andan itibaren her şeyin  geride kaldığını ve partinin tüm gücüyle adayın etrafında kenetlendiğini  belirtti.

AK Parti'nin, seçimden seçime millete giden değil, her gün milletle  birlikte olan bir parti olduğunun altını çizen Erdoğan, seçim dönemlerinde bu  birlikteliğin daha da güçlendirildiğini söyledi.

"Bizim için asıl olan milletimizin gönlünü kazanmaktır. Bunu  başardığımızda seçimi nasıl olsa kazanırız." diyen Erdoğan, 31 Mart'ta milletin  karşısına "Memleket işi, gönül işi" denilerek ve Cumhur İttifakı'yla çıkılmasının  sebebinin bu olduğunu kaydetti.

Ülkenin, tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşadığı bu süreçte,  "Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet" ilkesi etrafında buluşan herkesle  birlikte yol yürümeye hazır olduklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Türkiye'ye sınırları içinde ve dışında besleyip büyüttükleri terör  örgütleri vasıtasıyla diz çöktürmeye çalışanlara meydanın boş olmadığını  gösterdik. Terör örgütlerinin yetmediği yerde, toplumu kamplaştırmaktan ekonomiyi  çökertmeye kadar her yolu deneyenlere, ülkemizin öyle sandıkları gibi bir muz  cumhuriyeti olmadığını da gösterdik.

Mahalli seçimleri atlattıktan sonra önümüzde yaklaşık 4,5 yıllık  kesintisiz bir icraat dönemi olacak. Hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin  avantajlarını kullanarak hem de milletimizin teveccühü ve Allah'ın izniyle  belediyelerde elde edeceğimiz bu süreci en iyi şekilde değerlendireceğiz.  Geçtiğimiz 16 yılda yaptığımız çalışmalarla ülkemize sınıf atlattık, orta-üst  gelişmişlik düzeyine çıkardık. Şimdi hedefimiz Türkiye'yi dünyanın en gelişmiş 10  ülkesi arasına yükselterek, bir üst sınıfa taşımaktır. İnşallah bu yıl sonunda  satın alma paritesine göre ülkemizi 13'üncü sıradan 12'inci sıraya yükseltmiş  olacağız. Aynı başarıyı diğer alanlarda gösterebilmemiz için istikrar ve güven  ortamının güçlü bir şekilde devamına ihtiyacımız var."

Milletin 31 Mart'ta kendilerine bu fırsatı bir kez daha tanıyacağına  yürekten inandığını söyleyen Erdoğan, "Yeter ki biz çalışalım, milletimizin  gönlüne girelim, karşılığını da Rabbimizden bekleyelim." dedi.

AK Parti'nin 31 Mart seçimleri ile ilgili hazırlıklarını tamamladığını  ve tüm gücüyle sahaya indiğini anlatan Erdoğan, perşembe günü Ankara'da tüm  adaylar ve teşkilat mensuplarıyla birlikte seçimlere yönelik kampanyanın  manifestosunu ilan ettiklerini anımsattı.

Böylece seçim kampanyasının da resmen başlatıldığını belirten Erdoğan,  "Kampanyamızın ana fikrini milletimizin gönlüne girmek oluşturuyor. Peki  milletimizin gönlüne nasıl gireceğiz? Her şeyden önce AK Parti'nin geleceği ile  ülkemizin geleceğini asla farklı görmediğimizi anlatacağız. Milletimiz varsa  bizim de var olacağımızı, milletimiz mutlu ise bizim de mutlu olacağımızı,  milletimiz hüzünlü ise bizim de hüzne boğulacağımızı ifade edeceğiz. Türkiye  büyürse, gelişirse, güçlenirse, zenginleşirse, bizim de daha büyük hayaller  kurmaya, daha büyük hedefler belirlemeye cesaret bulacağımızı tüm kalplere  nakşedeceğiz." diye konuştu.

“Milletimize bizzat göstereceğiz”

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,  "Bizim dünyamızda kibrin, büyüklenmenin, efelenmenin,  grupçuluğun, hizipçiliğin, arsızlığın, hırsızlığın, yolsuzluğun, israfın,  haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin yeri olmadığını bizzat kendi yaşantımızla milletimize göstereceğiz." dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, AK  Parti'nin 16 yıllık birikimine, icraatlarına, hizmetlerine sahip çıkacaklarını,  her fırsatta örneklerle, rakamlarla, bunları anlatacaklarını söyledi.

Hatta belediyecilik söz konusu olduğunda, bu takvimi 1994 yılından  başlatacaklarını belirten Erdoğan, Türkiye'nin ve şehirlerin nereden alıp nereye  getirildiğini, her fırsatta ifade edeceklerini dile getirdi.

Erdoğan, "Bunun yanında tevazuyla, samimiyetle, gayretle milletimizin  hizmetine talip olduğumuzu ortaya koyacağız. Bizim dünyamızda kibrin,  büyüklenmenin, efelenmenin, grupçuluğun, hizipçiliğin, arsızlığın, hırsızlığın,  yolsuzluğun, israfın, haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin yeri olmadığını  bizzat kendi yaşantımızla milletimize göstereceğiz. Ülkemizin ve milletimizin,  şehirlerimizin geleceğiyle ilgili hayallerimizi, planlarımızı, projelerimizi  milletimize ifade edeceğiz." diye konuştu.

İnsana ve tüm canlılara, çevreye, tarihe, kültüre, sanata, ahlaka,  vicdana uygun şehircilik anlayışıyla, belediyeleri nasıl yönetileceğini milletle  paylaşacaklarını vurgulayan Erdoğan, seçim manifestosunda tüm bu hususları 11  başlık altında açıkladıklarını hatırlattı.

"Et tekraru ahsen velev kane yüzseksen" diyen Erdoğan, bunları tekrar etmek istediğini söyledi.

"Altyapı ve ulaşım sorunları kökten çözülecek"

"Önümüzdeki dönemde AK Parti belediyeciliğinde şehir planları uzun vadeli ve hakkaniyete uygun şekilde hazırlanacak. Birilerinin siparişi üzerine değil. Gereği neyse adaletli bir şekilde bu planlar hazırlanacak." ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Altyapı ve ulaşım sorunları tüm şehirlerimizde kökten çözülecek. Atık  su kanallarından tutunuz içme suyu, yağmur suyu, bütün bunlara varıncaya kadar  bunları enine boyuna tekrar elden geçirilerek inşallah bir adımı atacağız.

Kentsel dönüşüm çalışmaları, bölgelerin özelliklerine ve  vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına göre, gönüllük esasına göre yapılacak. 'Ben  yaptım oldu' anlayışıyla değil. Şu anda büyükşehirlerimizin, Ankara, İstanbul İzmir, bu noktada devasa ihtiyaçlarının olduğunu çok açık, net gördük, biliyoruz.  Dolayısıyla halkımızla el ele vermek suretiyle bunu çözmemiz lazım.

Şimdi İzmir'de bir Karabağlar için 'burası çok güzel bir yer'  diyebilir miyiz? Burada bir kentsel dönüşüme ihtiyaç yok mu? Benim orada yaşayan vatandaşlarımızın insanca, modern bir şehirde yaşama hakkı yok mu? Ama bugüne kadar gelenler, buna çanak tuttular ve şu hale göz yumdular. Aynı şey Ankara'mız,  İstanbul'umuz için geçerli. İstanbul'umuzda da Küçük Armutlu rezalet, berbat.  Şimdi oralarda bu adımları atıyoruz. Tabii bu tür yerlerde bir de terör yaygınlaşıyor. Bunlara fırsat veremeyiz. Modern bir şehircilik anlayışıyla bu adımları atarsak vatandaşlarımız bizimle el ele vermek suretiyle, onlar da bize  yardımcı olacaklar, bizler de onlara yardımcı olmak suretiyle, inşallah bu  şehirleşme anlayışını hakim kılacağız.

Benzersiz şehirler anlayışıyla, şehirlerimiz kendi hikayelerine uygun  şekilde geliştirilecek. Tarihiyle gerçekten uyumlu şehircilik anlayışı. Bunun  yanında akıllı şehirler uygulamalarıyla teknolojinin tüm imkanları,  insanlarımızın ve şehirlerimizin emrine sunulacak. Çevreye saygılı şehirler ile  belediye hizmetlerinde tabiattaki canlı ve cansız tüm varlıklar ile uyum  gözetilecek. Sosyal belediyecilik çalışmalarına önem verilerek, doğrudan insana  dokunan hizmetler ve projeler yaygınlaştırılacak."

"İnanın yan dairedeki ölüyor, haberleri yok"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yatay şehirleşmeyle tabiat ile bütünleşen,  aile, mahalle ve komşuluk kültürünü ihya eden örnek yerleşim alanları  kurulacağını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"50 kat, 60 kat, bu tür binalarda, soruyorum, yaşayanların birbirinden  haberi var mı? Komşuluk hukuku diye bir şey var mı? İnanın yan dairedeki ölüyor,  haberleri yok. Peki bizim tarihimiz böyle mi? Biz sokağımızda, karşımızdaki  komşularımız Müşerref teyze, Suat teyze, ben kirlendiğim zaman onlar beni alır,  çünkü sokakta oynuyoruz, çamur, öyle şimdi ki gibi değil sokaklar, alıyor beni  yıkıyor, giydiriyor, anneme teslim ediyor. Aynı şekide, rahmetli annem onların  çocuklarını alıyor, yıkıyor, o da onları teslim ediyor. Komşuluk böyleydi. Böyle  birbirimize muhabbetimiz, sevgimiz vardı. Çocuklar arasındaki hukuk da böyleydi.  Ama şimdi bu dev rezidanslarda veya dev binalarda, kulelerde, çocukların  birbiriyle hukuku diye bir şey var mı? Hayır. Hepsi birer kibir abidesi.  Birbirleriyle zaten görüşmek, tanışmak, konuşmak, böyle bir şey yok. Onun için  özellikle, TOKİ başta olmak üzere, yatay şehirleşme anlayışıyla, oluşan binalarda  yaşayanların birbiriyle hukukunu zenginleştireceğiz, geliştireceğiz ve böylece bu  kültür bize tarihimizi, medeniyetimizi de anlatacak."

Halkla birlikte yönetim ilkesiyle, şehirle ilgili tüm önemli  kararların orada yaşayanlarla birlikte alınacağına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan,  başta muhtarlar olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte bir araya  gelinerek kararların beraberce verileceğini söyledi.

Erdoğan, "Dolayısıyla ne yapılıyor ne ediliyor, bundan oradaki  muhtarlar olsun, sivil toplum kuruluşları olsun, haberdar olacak ve adımlar ona  göre atılmış olacak. Tasarruf ve şeffaflık hassasiyetiyle, belediyelerin kaynakları hem doğru hem de açık şekilde kullanılacak." diye konuştu.

“Biz yaptıklarımızı konuşacağız”

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Geçtiğimiz aylarda yaşadığımız kur, faiz, enflasyon dalgalanması milletimizin günlük hayatında ciddi sıkıntılara yol açmıştır. Bilindiği gibi bu ekonomik dalgalanma, ülkemizin kendi gerçeklerinden kaynaklanan değil. Türkiye,  ekonomik araçların kullanıldığı bir büyük saldırıya maruz kalmıştır. Tıpkı terör örgütlerinin saldırıları gibi... Bu saldırı dalgasını da ülkemiz, kısa sürede etkisiz hale getirmiştir." dedi.

Milletin yönetimini emanet edeceği AK Parti'li belediyelerde değer üreten yapılaşmaların, ister istemez kendisindeki değerle alıcısını bulacağını vurgulayan Erdoğan, "İbadethanesiyle, okuluyla, sağlığıyla, millet kıraathanesiyle, millet bahçeleriyle tüm bunlarla beraber bir yapılanmayla buralar değer üretir hale gelmiş olacak. 11 başlıkta ifade ettiğimiz ilkeler çerçevesinde hizmet vereceğiz. Şimdiden ülkemize ve şehirlerimize hayırlı olmasını diliyorum." diye konuştu.

Mahalli İdareler Seçimleri için 55 günün kaldığını hatırlatan Erdoğan,  bu süre içerisinde tüm belediye başkan adaylarının, belediye meclis üyesi olarak belirlenecek isimlerin, milletvekilleri ve tüm teşkilat üyelerinin   "belediyecilik denince akla AK Parti'nin geldiğini" sokakta halka enine boyuna anlatması gerektiğini ifade etti.

Erdoğan, "94 ruhu"nun da vatandaşa anlatılmasını isteyerek, şöyle konuştu:

"Biz 1994'te belediyecilikte bu ülkede nasıl bir devrim gerçekleştirdik? Öncesinde ve ondan sonra devam eden süreçte... Bunları anlatacağız. İstanbul'da, Ankara'da, Kayseri'de, Konya'da, Malatya'da, Erzurum'da neler yaptık, bunları anlatacağız. Biz eserlerimizle konuşacağız. Hayal değil,  gerçekleri anlatacağız. Bizim karşımızdakiler ne anlatacak? Yaptıkları bir şey yok ki anlatsınlar. Onun için biz yaptıklarımızla konuşacağız. İnanın ilk defa oy kullanacak genç evlatlarımızın birçoğu, nerede neler yapıldı, haberleri yok.  Bilsinler, ona göre de oylarını kullanırken, 'Ben böyle bir belediyecilik arıyordum. İşte bunu buldum.' dedirtelim."

Ekonomik gelişmeler

Ekonomide her dönemde AK Parti iktidarlarının nasıl başarı grafikleri  çizdiğinin ortada olduğunu dile getiren Erdoğan, kişi başına düşen milli gelirin  3 bin 500 dolardan 11 bin dolara kadar çıkartıldığını vurguladı. Şu anda kişi  başına düşen milli gelirde biraz düşüş olduğunu dile getiren Erdoğan, bugün de  milletin önde gelen sıkıntılarının başında ekonomik konuların yer aldığını  bildiklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Özellikle geçtiğimiz aylarda  yaşadığımız kur, faiz, enflasyon dalgalanması milletimizin günlük hayatında ciddi  sıkıntılara yol açmıştır. Bilindiği gibi bu ekonomik dalgalanma, ülkemizin kendi  gerçeklerinden kaynaklanan değil. Türkiye, ekonomik araçların kullanıldığı bir  büyük saldırıya maruz kalmıştır. Tıpkı terör örgütlerinin saldırıları gibi... Bu saldırı dalgasını da ülkemiz, kısa sürede etkisiz hale getirmiştir." dedi.

Ekonomideki kayıpların terör gibi can kaybı değil, para kaybı olduğuna  dikkati çeken Erdoğan, "Atalarımız, 'Cana geleceğine mala gelsin.' derler. Biz de  ağustos ayından beri yaşadığımız ekonomik dalgalanmanın, milletimizin günlük  hayatı üzerindeki olumsuzluklarını azaltmak ve ortadan kaldırmak için tüm  gücümüzle çalıştık, çalışıyoruz, çalışacağız." şeklinde konuştu.

Fiyatı dövize bağlı olduğu için faturaları yükselten doğalgaz ve  elektrikte yıl başından itibaren yüzde 10 indirime gidildiğini anımsatan Erdoğan,  bunların, her evin olmazsa olmaz ihtiyacı olduğuna dikkati çekti.

Erdoğan, "Dikkat edin, muhataplarımız, muarızlarımız bunları  konuşuyorlar mı? Neyi konuşuyor? Çarşı pazardaki domatesi, biberi... Harcamaya  baktığınız zaman hangisinin daha yüksek olduğu ortada." dedi.

Akaryakıt fiyatlarını, milletin ödeyeceği faturayı, kamunun gelirinden  fedakarlık ederek karşılayacak özel bir formülle belli bir düzeyde tuttuklarını  dile getiren Erdoğan, asgari ücreti 1603 liradan 2020 liraya yükselterek yüzde 26  düzeyinde çok önemli bir artış gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Erdoğan, aynı şekilde işçi, memur ve emekli maaşlarındaki artışları da  bu gelişmeleri göz önünde tutarak yaptıklarını belirtti.

"Yaklaşık 2,5 milyon işsize iş imkanı taahhüdünü aldık"

Enflasyonla mücadele kampanyası kapsamında gerek vergi indirimiyle  gerek gönüllü katılımla milletin alım gücünü yükseltmeye çalıştıklarını anlatan  Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yatırımı ve istihdamı teşvik etmeye yönelik daha önce başlattığımız  uygulamaları, bu yılı ve hatta kimi alanlarda daha sonraki yılları kapsayacak  şekilde uzattık. Bunların yanında devlet hazinesinin gelir gider dengesini  kuracak, ağustos ayında yaşadığımız durum benzeri sıkıntıların önüne geçecek çok  önemli adımlar attık. Kısa bir süre önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde,  tüm oda, borsa temsilcileri ile bir araya geldik. Orada yaptığımız konuşmayla  birlikte tüm illerdeki sanayi ve ticaret odası ile borsadan taahhütler aldık.  Aldığımız taahhütler, yaklaşık 2,5 milyon işsize iş imkanıydı. İnşallah bu yıl  içinde, bu tür işsizleri de almak suretiyle, işsizlere iş imkanı sağlamış olduk.  Bunun adımlarını attık."

“Türkiye’nin ihracatı 168 milyar dolara ulaştı”

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, AK Parti'nin göreve geldiği dönemde Türkiye'nin ihracatının 36 milyar dolar olduğunu, şimdi ise bu rakamın 168 milyar dolara ulaştığını söyledi. Bunun tarihi bir rekor olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bay Kemal, sen bunları bilir misin?  Nereden nereye geldik haberin var mı?" diye sordu.

Erdoğan ayrıca, bu yılın ocak ayı itibarıyla yıllık ihracatın 168,8 milyar dolara çıkarken, dış ticaret açığının 48,5 milyar dolara indiğini anımsattı.

Bu gelişmeleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ya da yanındakilerin anlatmayacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"CHP ile dirsek dirseğe olanlar var ya onlar da anlatmaz. Hele hele Kandil ile iş tutmuş olanlar hiç anlatmaz. Şimdi Kandil'deki terör örgütü ile iş tutanlarla kim iş tutuyor? CHP iş tutuyor, İYİ Parti iş tutuyor, Saadet iş tutuyor. Şu hale bak. Bunlar kıyamet alameti. Nereden nereye geldik. Döviz  kurlarındaki yükseliş sebebiyle 2018 yılı milli gelirimiz kağıt üzerinde bir  parça düşüş gösterebilir. Ancak ülkelerin milli gelirlerini döviz, faiz ve  enflasyondan bağımsız olarak satın alma paritesine göre ölçen kategoride Türkiye  bu yıl inşallah 13. sıradan 12. sıraya çıkacak. Bilindiği gibi 2002 yılında bu  sınıflandırmada 17. sıradaydık. Yani önümüzdeki yıl 5 basamak atlamış olacağız."

"Türkiye IMF defterini kapatmıştır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin ekonomi alanında verdiği  mücadelenin sipariş değil, milli ve yerli bir dava olduğunu söyledi.

Kendisini bu ülkenin ve milletin bir mensubu hisseden herkesin bu  mücadeleye destek vermesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, siyasi duruşu ne  olursa olsun yerli ve milli duruş sahibi kesimlerden bu desteği gördüklerini dile  getirdi.

CHP ve onun uyduları haline dönüşmüş kimi partilerin Türkiye'nin bu  büyük mücadelesinde aynı onurlu duruşu sergileyemediğini belirten Erdoğan, şöyle  devam etti:

"CHP, ülkemizin yeniden IMF'ye gideceği yalanını söyleyecek kadar  alçak bir fırsatçılık peşine düştü. IMF'ye gidenlerin kim olduğu belli. CHP  zihniyeti ve diğerleri IMF'ye gittiler. Biz ise iktidara geldiğimizde Türkiye'nin  IMF'ye borcu 23.5 milyar dolardı. IMF'ye olan bu borcu biz kucağımızda bulduk.  Bir taraftan dev yatırımlar yaparken bir taraftan da bu borcu ödemiş bir  iktidarız. Türkiye 2013 yılı Mayıs ayında IMF defterini kapatmıştır ve bir daha  da Allah'ın izniyle açmayacaktır. Bizi yeniden Afrika, Asya, Güney Amerika  ülkeleri konumuna geriletecek böyle bir yolun sözünü dahi etmek Türkiye'ye  ihanettir. Bay Kemal'in böyle bir derdi yok, anlamaz bu işten. O SSK Genel  Müdürüyken hastanelerin hali belliydi. Oralara sağlam girsen sakat çıkarsın.  Bunları gördük. Hastanelerimizin şimdiki hali de ortada. Öyle yalanlar  uyduruyorlar ki hastanelerde sabahları muayene falan yapılmıyormuş. Dürüst ol be,  dürüst ol. Yalancılığın tavan yapmış zaten. Dürüst ol dürüst, belki bir şeyler  kaparsın ama yok, hayatı yalan. Bilindiği gibi cezalar da arka arkaya geliyor.  1,5 milyon bir geldi, bir milyon bir geldi. Geliyor da geliyor. Kendisi  ödeyemiyormuş, akrabalarından topluyormuş. Milletvekilleri bir araya gelmişler,  adeta onun için bir sendika oluşturmuşlar, sandık kurmuşlar. O sandıkta toplamak  suretiyle bu paralar ödeniyormuş."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İş Bankasının Hazineye devri konusuna da  değindi. Gazi Mustafa Kemal'in, İş Bankasını CHP'ye değil Hazineye tahsis  ettiğine dikkati çeken Erdoğan, "İş Bankası Allah'ın izniyle Hazinenin malı  olacaktır. Bu parlamento, bu tarihi kararı da Allah'ın izniyle alacaktır.  Milletin hazinesine İş Bankası devredilecektir, buna inanıyorum. Niye? Milletin  malı, Hazinenin malı. Oraya gidecektir. CHP oradan para almıyormuş. 4 üyen oranın  yönetiminde. O yönetimde onlar ne iş yapıyor? Sadece ellerini mi kaldırıp  indiriyorlar? Biz hepsini biliyoruz ve onun için buradaki o tarihi yanlışı da  yapılacak tüm yolsuzlukların önünü de biz keseceğiz." diye konuştu.

Erdoğan, CHP'nin iktidara gelmesi halinde yapacağı ilk işin Türkiye'yi  IMF'ye teslim etmek olduğunu kaydederek, "Bunlar lafa gelince solcu olduklarını,  demokrat olduklarını söylerler ama Venezuela'da ülkenin seçilmiş başkanının  uluslararası bir darbe ile görevinden uzaklaştırma girişimine içten içe destek  verirler, hatta aynı durumun ülkemizde de yaşanmasını isterler." ifadelerini  kullandı.

"Bunlar bölmek, parçalamak, yutmak anlayışının bu ülkedeki  varisleridir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ'nün darbe  girişiminde yaşananlara da değindi. Erdoğan, şöyle konuştu:

"15 Temmuz gecesi millet meydanlarda, havalimanlarında, Bay Kemal saat  23.15'te İstanbul Atatürk Havalimanına gelerek orada darbecilerle anlaşıyorlar,  konuşuyorlar ve tankların arasından geçip Bakırköy Belediyesine gidiyor.  Kahvesini yudumlamak suretiyle bizi takip ediyor. Ne oluyor, ne bitiyor diye.  Olur ya belki onu da götürebilirlerdi.

7 Ağustos'taki Yeni Kapı Mitingimize katılmayı cuma akşamına kadar  reddediyor. Cuma akşamı son anda ne olduysa kabul dediler. Daha sonra geldi,  hayatında görmediği katılımı orada gördü ve konuşmasını yaptı. Daha sonra o  coşkuya, birliğe, beraberliğe tahammül edemedi ve aleyhte konuşmaya başladı.  Bunlarda millilik, yerlilik, dayanışma diye bir şey yok. Bunlar bölmek,  parçalamak, yutmak anlayışının bu ülkedeki varisleridir."

"Fiyatlara ayar çekme kararı aldık"

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip  Erdoğan, "Biberiydi, çarlistonuydu, patlıcanıydı, domatesiydi; her şeyde, biz bu  fiyatlara gerekirse ayar çekme kararını aldık, adımlarımızı atacağız.  Belediyelerimiz vasıtasıyla biz bu adımları atacağız." dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, MHP  Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Cumhur İttifakı'nı daha da geliştirmek suretiyle  süreci devam ettireceklerini söyledi.

Cumhur İttifakı'nın daha da güçlendirilmesi gerektirdiğini vurgulayan  Erdoğan, "Onun için diyorum ki inşallah Cumhur İttifakı pazara kadar olmasın,  mezara kadar olsun. Bunu bu şekilde güçlendirerek devam ettirelim. Türkiye'nin ve  Türk milletinin düşmanı herkesle kol kola girmekten çekinmeyen CHP'ye de böylece  ciddi bir ders verelim." diye konuştu.

"CHP ve onunla aynı kayığa binerek bir meçhule doğru yelken açan diğer  partilere gönül veren insanlar adına üzüntü duyduğunu" söyleyen Erdoğan, "Bu  partilere gönül verenlerin, parti yönetimlerinin politikalarındaki  tutarsızlıkları, yetersizlikleri, yeri geldiğinde ihanete varan yalpalamaları  gördüklerini biliyorum. İYİ Partililer 12 Eylül'ün zalim başsavcısına yapılan  güzellemeleri mutlaka görüyorlardır." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Kandil'deki eli kanlı terör baronlarının, HDP'nin, CHP ve İYİ  Parti ile yaptığı ittifaka desteklerini açıkça ifade etmekten çekinmediklerini  belirterek, "Bu zillete ne CHP'ye ne İYİ Parti'ye ne de Saadet Partisi'ne oy  veren temiz yürekli vatandaşlarımızın rıza göstermediğini tahmin ediyoruz." dedi.

Karşılarındaki muhalefetin vizyonunun geçen seçimde soğan, patatese,  bu seçimde ise patlıcan, bibere umut bağlayacak kadar kısır olduğunu vurgulayan  Erdoğan, "Şayet biz kendimizi bu partilerin tabanlarına anlatmayı başarabilirsek  küçük bir marjinal kesim dışında partilerinden umudunu kesen herkesin gönlünü  kazanabileceğimize inanıyorum." diye konuştu.

"Biraz bağırdınız, çağırdınız ama biraz daha bağırın"

Durumun, muhalefetin anlattığı gibi olmadığına değinen Erdoğan, şöyle  devam etti:

"Bu hafta sonu İstanbul Çengelköy'de Çınaraltı diye güzel bir yer var.  Halkımızın da aşırı derecede yoğun olduğu, ilgi gösterdiği bir yer. Orada  vatandaşlarıma beraber oldum. Orası yalnızca çayı yapar. Yanında tost vesaire  bunları yapar ama herkes oraya kendi yanında böreğiyle vesairesiyle gelir. Orada  bunları yer. Oturduk, resimler çektirdik, sohbetler yaptık falan yüzlerce kişi  oraya yoğun şekilde geldiler. Kimsenin baktım ki hiç çarşıdan pazardan bahsettiği  yok. Herkes orada halinden memnun. Şikayetleriniz nedir filan falan dediğim  zaman, o zaman biraz dökülüyorlar. Çok enteresan, bana 'Marketlerin fiyatları  birbirini tutmuyor. Bunlara biraz bağırdınız, çağırdınız ama biraz daha bağırın.'  dediler."

Dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'de gerçekleştirilen kabine  toplantısında bu konuların gündeme geldiğini aktaran Erdoğan, bu konuda tedbirler  için Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli başta olmak üzere bazı görevler  verdiğini bildirdi.

Konuya ilişkin bazı çalışmalar yapacaklarını belirten Erdoğan, şunları  söyledi:

"CHP ve avanesi başta olmak üzere ağustos ayındaki sıkıntıların  ardından ellerini ovuşturarak ülkemizin tökezlemesini hatta yere kapaklanmasını  bekleyenler bir kez daha hüsrana uğramıştır, uğrayacaktır. Üreticiden tüketiciye  kadar aradaki bu komisyoncular var ya vurgunu bunlar vuruyor. Arada bir tane  komisyoncu yok. Her istasyonda fiyatlar artıyor. Herkes oradan karını alıyor. Bu  işte çok farklı adımlar atmak suretiyle üreticiden çıktığında, oradaki üretici  halinden alıp tüketici haline kadar gelen bu süreçte daha farklı, aracı koymadan  direkt tüketici haline gelip buradan da halka ulaşmasını sağlamak ve en uygun  fiyatla vatandaşımıza bunu ulaştırma gayreti içinde olacağız."

"Gerekirse ayar çekme kararını aldık"

Erdoğan, İstanbul'a belediye başkanı olduğu dönemde ekmek fiyatlarının  yükseldiğini, çözüm olarak süratle modern, devasa ekmek fabrikaları kurduklarını  hatırlattı.

İlk olarak Anadolu Yakası'nda büyük bir ekmek fabrikası kurduklarını  anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Aynı şekilde Edirnekapı'da vardı, onu modernize ettik. Çünkü maalesef  hijyen değil berbattı, rezillikti. Onu hemen modernize ederek, bir ikincisini  Cebeci'de kurduk. Bununla birlikte büfelerimizi yaygınlaştırdık. Fiyatlar  düşüktü, biz düşük fiyatla ekmekleri hem kalite hem de fiyatların düşük olmasıyla  piyasaya ayar vermeye başladık. Buradan söylüyorum; aynı şey biberiydi,  çarlistonuydu, patlıcanıydı, domatesiydi; her şeyde biz bu fiyatlara gerekirse  ayar çekme kararını aldık, adımlarımızı atacağız. Belediyelerimiz vasıtasıyla biz  bu adımları atacağız. Bir zamanlar biliyorsunuz tanzim satışlar kurulmuştu. Yani  belediyelerimiz vasıtasıyla bu adımları atabiliriz, atacağız. Çünkü vatandaşımıza  ucuz, sağlıklı ürünler vermeye mecburuz. Türkiye, kendi imkanları ve  kabiliyetiyle böyle bir krizin üstesinden gelir."

Borçluluk oranları, borç çevirme takvimi, mali disiplin başta olmak  üzere tüm verilerin, Türkiye'nin herhangi bir dış teknik desteğe ihtiyacı  olmadığına işaret ettiğini belirten Erdoğan, "İnşallah 2019 yılında ağustostaki  dalgalanmanın etkilerini tamamen ortadan kaldırarak hedeflerimize doğru kararlı  yürüyüşümüzü sürdüreceğiz." dedi.

"Büyük bir oyun, çok daha büyük hesaplar var"

Erdoğan, Türkiye'nin son 16 yılda duruşunun en bariz özelliğinin, her  yerde ve her zaman haktan, haklıdan ve vicdani olandan yana tavır sergilemesi  olduğuna dikkati çekti.

Türkiye'nin Suriye, Irak, Libya, Filistin, Kudüs, Arakan, Türkistan,  Kırım, Balkanlar, Kafkaslar, Afrika ve Güney Amerika'da sürekli haktan ve  haklıdan yana olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hamdolsun bu duruşu sergileyebilecek  imkana, cesarete, birliğe, beraberliğe, siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik güce  sahibiz. İnsani kalkınma yardımlarında bizden parası katbekat fazla nice ülkenin  önünde yer almamız, gönlümüzün zenginliğindendir. Geçmişte yüreğimiz yandığı  halde gözlerimizin önünde yaşanan nice zulme 'dur' deme imkanı bulamamıştık.  Bugün sadece kalbimizle değil hem dilimizle hem elimizle bu onurlu duruşu  sergileyebiliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin, gerektiğinde bu duruşun bedelini ödeyebilecek gücü de  bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

"1990'larda birkaç milyar dolarlık manipülasyonlarla yerle yeksan  edilen Türkiye'den, her biri milyar dolarlık onlarca projeyi aynı anda yürüten  bir Türkiye'ye kavuştuk. Ülkemize yönelik her ekonomik hamlenin, bize olduğu  kadar karşımızdakilere de çok ciddi maliyetleri çıkıyor. Maruz kaldığımız  birtakım saldırıların belli bir aşamanın ötesine geçememesinin sebebi de budur.  Tüm bu tartışmaların gerisinde çok daha büyük bir oyun, çok daha büyük hesaplar  var. Dünyada ve bölgemizde tarihi bir dönüşümün işaretleriyle her gün yüzleşiyoruz.

Suriye, bu büyük dönüşümün en kritik yeridir. Şayet Suriye sahasındaki  planlar hayata geçirilebilirse bu büyük dönüşümün yeni hedeflerine de sıra  gelecektir. Bunlardan birinin Türkiye olduğu da şüphesiz bir gerçektir. Bunun için Suriye meselesini hayati bir yere oturtuyoruz. Meseleyi ülkemizde Suriyelilerden ibaret görecek kadar kör veya idraksiz olanlara zaten sözümüz yok ama bu gerçeği göre göre Türkiye'yi bu yeni emperyalist düzene boyun eğdirmeye çalışanlar taammüden ülkeye düşmanlık yapıyorlar. Suriye davasının, Türkiye davası olduğunu bilmeyecek kadar ülkesine yabancılaşmış olanlara sadece yazıklar olsun diyoruz."

"Venezuela senin eyaletin mi?"

Venezuela'da yaşananlara da değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

"İşte şu anda Venezuela'da olanlar... Venezuela senin eyaletin mi?  Seçimle iş başına gelmiş bir insana nasıl olur da 'burayı terk et, git'  diyebilirsin? Seçime dahi girmemiş olana nasıl olur da sen o devletin başkanlığı  teslim edersin? Hani demokrasi? Hani demokrattınız. Bu ne iştir? Böyle bir  anlayış olabilir mi? Bunu kabullenmek mümkün mü? İşte Avrupa Birliği... Avrupa  Birliği'nin de ne olduğu ortaya çıktı. Hani demokrasi, nedir bu zillet? Bir  taraftan demokrasi, demokrasi, demokrasi diyeceksiniz, sandık, sandık, sandık  diyeceksiniz. Ondan sonra da cebren ve hileyle kalkıp hükümet devireceksiniz.  Şunu çok iyi bilelim; güçlünün haklı olduğu bir dünyayı biz kabullenmiyoruz,  haklının güçlü olduğu bir dünyayı kabulleniyoruz. Bunun üzerinde durmamız lazım.  Bizler bu anlayışla yolumuza devam etmemiz lazım. Zira güçlülerin egemen olduğu  yapı bizim medeniyet anlayışımızın yapısı değildir. Biz bu emperyalist yapılara kesinlikle karşıyız. Bunları da kabullenmemiz mümkün değildir."

“Şu an itibarıyla 300 bini bulmuştur”

Suriye'de yeni anayasa yapımını ve serbest seçimler sürecini  samimiyetle desteklediklerini belirten Erdoğan, Suriyeliler in gerçek anlamda  huzur ve güven içinde yaşadıkları yerlerin Türkiye'nin kontrolündeki bölgeler  olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin kontrolündeki yerlere, Türkiye'deki Suriye vatandaşlarının  geri dönmeye başladığını anlatan Erdoğan, "Şu an itibarıyla 300 bini bulmuştur.  Diğer bölgeler ya terör örgütlerinin ya da halkına güven vermeyen rejimin zulmü  altındadır. DEAŞ'a ve PKK/YPG'ye karşı çıkmamızın tek sebebi, bunların terör  örgütleri olmasıdır. Bunun dışında biz Suriye halkının gerçek temsilcisi olan  hiçbir kesime karşı ön yargılı değiliz, hepsiyle de yakın diyalog içindeyiz.  Meşruiyeti olan Suriyeli muhaliflerin hepsiyle oturup görüşüyor, kendilerine  yardımcı olmaya çalışıyoruz." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki teröristlerin tehdit düzeyi neyse  Suriye'deki teröristlerin de aynı düzeyde olduğuna dikkati çekerek, "Çünkü bu  ülkeyle aramızda 911 kilometrelik bir sınır vardır. Ne yaparsak yapalım, bu  sınırı mutlaka kontrol altında tutmak mümkün değildir. Güvenliğimizi sağlamanın  tek yolu, Irak'ta olduğu gibi Suriye'de de terör örgütlerinin kaynaklarını  kurutmak, varlığını tamamen yok etmektir. Onun için Cudi'de varız, Gabar'da,  Tendürek'te, hatta hatta Kandil'de varız ve olacağız." ifadelerini kullandı.

Bu şekilde Suriyelilerin huzur ve güven içinde yaşayabileceği bir  iklim oluşturulabileceğini ve Türkiye'deki Suriyelilerin kalıcı olarak geri  dönüşünün sağlanabileceğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Fırat'ın Doğusu ve Münbiç, Suriye gündemimizin en önemli konularıdır.  Güvenli bölge konusundaki kararımızı burada bir kez daha tekrar ediyorum:  Türkiye'nin kontrolünde, diğer ülkelerin ise sadece lojistik destek verdiği bir  güvenli bölge modeli dışındaki hiçbir teklifi kabul edemeyiz. Güya uluslararası  güçler tarafından kurulan hiçbir güvenli bölgenin başarılı olmadığı, kalıcı huzur  getirmediği ortadayken, aynı formülün bize dayatılmasında kasıt ararız."

"Bize güveniyorlar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin şimdilik ABD'nin verdiği sözlerin  yerine getirilmesini beklediğini belirterek,  Münbiç'teki teröristlerin buradan  çıkarılmasının, yıllardır konuşulan ancak bir türlü ilerleme sağlanamayan bir  konu olduğunu anımsattı.

Bu meselenin hala sürüncemede bırakıldığına dikkati çeken Erdoğan,  Münbiç meselesi ortada bırakıldıkça, rejimin bu bölgeye yönelik heveslerinin de  kabardığını söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Halbuki Münbiç'in ihtiyacı ve talebi, ne Amerika'nın kollamasındaki  teröristlerdir ne de rejimin zulmüdür. Bu bölgenin halkı, Türkiye'nin  güvencesinde kendi geleceklerine kendileri sahip çıkmak istiyor. Burada da bize  güveniyorlar, Cerablus'ta, El Bab'ta, Afrin'de güveniyorlar. Şimdi diğer bölgeler  ki başta İdlib olmak üzere bize güveniyorlar, bize. PKK/YPG'nin bölge halkına  uyguladığı zulüm sebebiyle ülkemizdeki Suriyelilerin hiçbiri evlerine dönemiyor.  Biz bir an önce burayı da bölge halkının kendi yönetimine geçirmeyi hedefliyoruz.  Siyasi ve diplomatik mücadelemizin yanı sıra askeri hazırlıklarımızı da  sürdürüyoruz. Şayet Amerika bize verdiği sözleri tutup bölgeyi teröristlerden  temizlemez ve Türkiye'nin kontrolünde bir güvenli bölgenin tesisine katkı  sağlamazsa, kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz."

"Sözümüz sözdür ama sabrımız da sınırsız değildir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye konusunda  verimli görüşmeler yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini ancak alt düzeydeki  diplomatik ve askeri görüşmelerde aynı verimin elde edilemediğini söyledi.

Şu ana kadar Türkiye'nin önüne konulan somut ve tatmin edici bir plan  bulunmadığını vurgulayan Erdoğan şöyle konuştu:

"Anlaşmalarımıza elbette sadığız, sözümüz sözdür ama sabrımız da  sınırsız değildir. Münbiç'teki teröristler birkaç hafta içerisinde buradan  çıkartılmazsa bizim bekleme süremiz sona erer. Aynı şekilde Fırat'ın doğusunda,  Türkiye'nin desteğiyle bölge halkının kendi yönetimini tesisi birkaç ay içinde  sağlanmazsa bekleme süremiz yine sona erer. Bu durumda Türkiye, muhataplarına  verdiği sözleri tutmuş ancak karşılığını bulamamış olacaktır. Bir başka ifadeyle  kendi planlarımızı hayata geçirme hakkımız doğacaktır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye meselesinde, uluslararası iş birliğiyle  çözüm yolunun herkes için ideal olduğunu ve Türkiye'nin bu yolu sonuna kadar  zorladığını belirtti.

Suriye'deki gelişmelerin, geleceği açısından taşıdığı önemin  Türkiye'yi bu konuda her yolu ve yöntemi kullanmaya mecbur bıraktığını ifade eden  Erdoğan, "Ancak bıçak kemiğe dayandığında yapacağımız işler için ne kimseden izin  almak ne de kimseye hesap vermek mecburiyetinde değiliz, bu böyle biline.  Yaptırım listesi dahil, hiçbir tehdit bizi bu yoldan geri çeviremez. Şayet bugün  bu tavrı göstermez ve gereğini yerine getirmezsek, şehitlerimize, gazilerimize ve  gelecek nesillerimize hesap veremeyiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, Suriye politikasındaki  taahhütlerini ne pahasına olursa olsun yerine getireceğini belirterek, "Zira  bölgedeki tüm aşiretler 'Ne zaman geliyorsunuz, ne zaman geleceksiniz', bunu  soruyorlar. Görüşmeleri yürüten arkadaşlarımıza da tüm bu talimatları açıkça  verdim." diye konuştu.