Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hesabı sorulacak!

AA |  28 Kasım 2019 Perşembe - 14:03 | Son Güncelleme : 28 11 2019 - 16:39

İzmir'in Gaziemir ilçesinde bir Alevi ailenin evinin duvarına yazı yazılarak, çarpı işareti konulması ile ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,"Bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuluyor, niye ülkemizi bölmek, parçalamak için açık ve net söylüyorum; Türkiye’de bizim devlet olarak, yönetim olarak böyle bir problemimiz, böyle bir sorunumuz yoktur. Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız özellikle çalışmaktadır, bunları yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6. Din Şurası Toplantısındaki açıklamalarının ardından bir taksi durağına giderek taksicilerle çay eşliğinde sohbet etti.


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mezhep,  meşrep ve çıkar eksenli yaklaşımlar, İslam ümmetini ortak bir paydada buluşmaktan  alıkoyuyor. Kişisel kavgalarını, ümmetin maslahatının üstünde gören bir anlayışın  Müslümanlara verebileceği hiçbir şey yoktur." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığınca bir otelde  düzenlenen 6. Din Şurası'nın kapanış programında yaptığı konuşmasında, şuranın  ülke, millet ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi, katkı  sunanlara şükranlarını iletti.

15 Temmuz gecesi okudukları selalar ve ezanlarla milleti direnişe  çağıran tüm din görevlilerine tekrar şahsı ve Türk milleti adına şükranlarını  sunan Erdoğan, "Her biriniz o geceki duruşunuzla insanımızın gönlünde taht  kurdunuz. Milletimiz sizin mücadelenizi de sizlere saldıran bazı gafillerin  ihanetini de asla unutmayacaktır. Bu vesileyle asırlardır mihrapları imamsız,  minberleri hatipsiz, minareleri ezansız, bizleri vatansız bırakmamak için  canlarını feda eden aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Rabbim bu  ülkeyi ve bu necip milleti her türlü sapkınlıktan, beladan, musibetten, terör  eylemi ve ihanetten muhafaza eylesin diyorum." ifadelerini kullandı.

Şura kapsamında değerli ilim, hikmet ve gönül insanları ile beraber  olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin dört bir  köşesinden gelen, her biri kendi alanında temayüz etmiş hocalarla görüşme  fırsatını bulduğunu belirtti.

Diyanet İşleri Başkanlığının, İslam dünyası ve insanlık açısından  kritik bir dönemde anlamlı bir toplantıya ev sahipliği yaptığına dikkati çeken  Erdoğan, şöyle konuştu:

"25 Kasım'da başlayan 6. Din Şurası sırasında oldukça verimli ve  kapsamlı fikir alış verişleri gerçekleştirildi. İnanç karşıtı akımlardan, din  istismarına, dini rehberlik hizmetlerinden, aile kurumuna, gençliğe yönelik din  eğitiminden manevi danışmanlığa, sosyal medyaya, yurt dışı diyanet hizmetlerine  ve İslam düşmanlığına kadar hepsi birbirinden önemli konularda samimi tartışmalar  yaşandı. Konunun uzmanlarının teklif ve görüşleri ile Diyanet İşleri  Başkanlığımızın hizmet stratejisi belirlenmeye çalışıldı, eksikleri giderildi,  varsa yanlışlar düzeltildi, yapılan hayırlı işler tekrar gözden geçirildi.  Diyanet hizmetlerinin etkinliğinin ve verimliliğinin daha da artırılması için  bazı kararlar alındı. Şura kararlarının ülkemiz, milletimiz, yurt dışındaki  vatandaşlarımız, gönül coğrafyamız ve tüm alemi İslam için hayırlara vesile  olmasını diliyorum."

- "Müslümanlar sıkıntılarına devayı din kardeşlerinde değil  yabancılarda arıyor"

Şura'da 37 karar alındığına işaret eden Erdoğan, "Rabbim bereketini  arttırsın." dedi.

Erdoğan, birikimleri, değerli görüşleri ile şuraya katkı sunan tüm  hocalara, bilim adamlarına, mütefekkirlere teşekkür ederek, şura kararlarının  kapsamlı istişareler sonucunda ortaya çıkmış olmasını da ayrıca önemsediğini  belirtti.

İstişarenin bir peygamber geleneği olduğuna işaret eden Erdoğan, bir  konu hakkında işin ehline başvurarak danışmak ve fikir almanın Allah Resulü'nün  benimsediği ve ümmetine öğrettiği bir usul olduğunu anlattı.

Hazreti Muhammed'in "İstişare eden, pişman olmaz." hadisi şerifini  hatırlatan Erdoğan, peygamberin bu sözüyle hem tavsiyede bulunduğunu hem de müjde  verdiğini söyledi.

"Asr-ı Saadetten bugüne kadar Müslümanlar da şura geleneğini ayakta  tuttukları müddetçe başarıdan başarıya koşmuşlardır." diyen Erdoğan, istişare  kültürünün terk edildiği dönemlerde ümmet olarak hep birlikte geriye düşüp mevzii  kaybettiklerini belirtti.

Erdoğan, son iki asırda yüzleştikleri pek çok sıkıntının gerisinde  şuraya hak ettiği değerin verilmemesinin olduğunu dile getirerek, şunları  kaydetti:

"Kendi meselelerini özgürce konuşmayan, tartışmayan Müslümanlar,  maalesef başkalarının yönlendirmesine, kimi zaman da manipülasyonuna açık hale  gelmiştir. İstişare kültüründen uzaklaştıkça vahdetin yerini giderek tefrika  almıştır. Ne yazık ki İslam ümmeti zamanla bir araya gelme, ortak iş yapma,  sorunlarına müşterek çözüm üretme zeminlerini de kaybetmişlerdir. Bugün bile  Kudüs, Filistin, İslam düşmanlığı, terörle mücadele, adalet, insan hakları dahil  pek çok meselemizde bu eksikliği görüyoruz. Müslümanlar sıkıntılarına devayı din  kardeşlerinde değil yabancılarda, Batılılarda, Batı başkentlerinde arıyor.  Mezhep, meşrep ve çıkar eksenli yaklaşımlar, İslam ümmetini ortak bir paydada  buluşmaktan alıkoyuyor. Kişisel kavgalarını, ümmetin maslahatının üstünde gören  bir anlayışın, Müslümanlara verebileceği hiçbir şey yoktur."

 

- "Fiiliyata dökülmeyen her karar, aslında yok hükmündedir"

Erdoğan, Türkiye olarak gerek ülkeye dair konularda gerekse İslam  İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası platformlarda, şura geleneğini tekrar ihya  ederek bu zihniyeti değiştirmeye çalıştıklarını belirterek şunları söyledi:

"Müslümanların kutsallarına yönelik saldırılar karşısında harekete  geçerek İslam dünyasının ortak tavır almasını sağladık. Kurumlarımızın, inananlar  arasında bir vahdet ve meşveret mekanizmasına dönüşmesi için çaba harcadık. İslam  dünyasının üzerine serpilmiş ölü toprağını temizlemek için her alanda çalışmalar  yürüttük. Yıllardır örselenmiş Müslüman özgüvenini yeniden diriltmek için içeride  ve dışarıda çok büyük mücadeleler verdik. Sadece konuşmakla, sadece karar almakla  da yetinmedik. İstişareler neticesinde aldığımız kararların hayata geçirilmesi  için de gayret sarf ettik. Tecrübelerimiz bize aşılması gereken en büyük  sorunumuzun karar almak değil alınan kararların uygulanması olduğunu gösteriyor.  Fiiliyata dökülmeyen her karar, aslında yok hükmündedir. Biz, Türkiye ve  devletimizin kurumları olarak böyle bir yanlışa düşmemeye özen gösteriyoruz.  Aldığımız kararların her platformda icraata dönüşmesi için aşama aşama takibini  yapıyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şura'da alınan kararların gelecek dönemde  hayata geçirileceğine olan inancını da dile getirerek, "Bu konuda Diyanet İşleri  Başkanlığımızdan tüm devlet kurumlarına da örnek olacak bir süreç yönetimi  bekliyorum. Özellikle bununla ilgili oluşturulacak bir heyet, bu 37 maddenin  gerçekten kronolojik olarak takibini yapmalı ve uygulama ne durumda, gerçekten  uygulamaya dikkat ediliyor mu, hassasiyetle bu takip ediliyor mu, bunun adım adım  takibini yapalım." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığınca bir otelde  düzenlenen 6. Din Şurası'nın kapanış programında yaptığı konuşmasında, 5 yılda  bir düzenlenen şuranın, çağın meselelerine İslami ve insanı bakış açısıyla  çözümler sunmayı hedeflediğini söyledi.

6'inci Din Şurası'nın, "Sosyo-Kültürel Değişim ve Diyanet Hizmetleri"  gündemiyle toplanmasının son derece isabetli olduğunu ifade eden Erdoğan,  İslam  inancında dinin sadece belli mekanlara, haftanın belli günlerine hasredilmiş bir  olgu olmadığını belirtti.

İslam dininin hayatın tüm alanlarını kuşatan, kucaklayan, kurallar ve  yasaklar manzumesi olduğuna işaret eden Erdoğan, ticaretten beşeri münasebetlere,  eğitim öğretimden evliliğe, temizlikten kılık kıyafete, yaşantının her safhasını  düzenleyen bir dine inandıklarını dile getirdi.

"Müslüman olarak günün 24 saati, yılın 365 günü, ömrümüzün sonuna  kadar Müslümanca yaşamakla emrolunduk." diyen Erdoğan, Kuran-ı Kerim'in,  inananlar için dünya ve ahiret sadetinin anahtarı, Hazreti Muhammed'in ise  bekarlığı, gençliği, evliği, aile reisliği, dostuluğu, savaşçılığı ve idareciliği  ile rehber olduğunu vurguladı.

Allah'ın "Hatemü'l-embiya' olan Resul-ü Ekrem ile birlikte dini  tamamladığına ve kemale erdirdiğine işaret eden Erdoğan,  Allah'ın "Kur'an'ı biz  indirdik, onu koruyacak olan da biziz." buyurarak, kutsal kitabı muhafaza altına  aldığına dikkati çekti.

İslam dininin ve Kuran-ı Kerim'in bu dini müjdesi gereğince kıyamete  kadar, cari, baki ve mahfuz olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:

"Zaman ve şartlar değişse de İslam'ın nasları değişmeyecektir. Nerede  ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım, kelime-i şehadet, namaz, oruç hac, zekat  bizler için farzdır ve öyle kalacaktır. Faiz, yalan, zulüm, kibir, iftira,  tecessüs, zan, hırsızlık, masumu öldürmek ise yasak olmaya devam edecektir. Hangi  sebeple olursa olsun Kur'an'ın emirlerini yok saymak, hafife almak veya hükümsüz  kılmak bir Müslümana yakışmaz. Dolayısıyla dinde ekleme çıkarma, yani bid'at  olmaz. 'Bana uymuyor, zamana uymuyor, hoşuma gitmiyor, aklım almıyor' bahanesiyle  kimse nasları inkar edemez. Çünkü bir Müslüman dinini hayatın şartlarına göre  değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir.

Şayet insan inandığı gibi yaşamazsa bir süre sonra yaşadığı gibi  inanmaya başlar. Din kişinin hayatına nüfuz etmezse, kişi zamanla yapıp  ettiklerini dinleştirme yanlışına düşer. Bunun için İslam bize göre değil, biz  İslam'a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine  dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz. Elbette bu  süreçte aşırılığa, ifrata ve tefrite de kaçmayacağız. Özellikle dini, hayattan  tecrit eden, belli kalıplara, şekillere, davranışlara hapseden dogmatik bir  anlayışa itibar etmeyeceğiz."

Erdoğan, dinin özüne sıkı sıkıya sahip çıkarak yüzlerini daima  geleceğe döneceklerini ve hep ileri gideceklerini vurguladı.

İslam'ı çağlar üstü kılan hasletlerden birinin içtihada imkan vermesi  olduğunu, içtihat kapısının açık olmasının dinin insanın önüne çıkacak her yeni  soru, sorun ve meseleye cevap üretebilmesi anlamını taşıdığını dile getiren  Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:

"İçtihat kapısının kapandığını iddia etmek din ile hayat arasındaki  muhkem bağı da yaralayacaktır. Bilhassa din ile insanın irtibatını koparmaya  yönelik girişimlerin arttığı bir dönemde bu konuda yeni bir tavır alınması  gerekiyor. Akif'in ifadesiyle 'asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı' anlayışı  işte bunu ifade etmektedir. İnsanlık olarak gönül ve zihin dünyamızı etkileyen,  hayatımızın her alanını kuşatan büyük bir değişim sürecinden geçiyoruz. Ferdi  tutum ve davranışlardan aile ilişkilerine, sosyal hayattan eğitime, üretimden  tüketime, siyasetten ticarete hemen her alanda bu değişimin yansımalarını, kimi  zaman da sancılarını görüyoruz. Modern insan, sahip olduğu onca teknolojiye,  iletişim aracına, imkana, güce rağmen hiç olmadığı kadar yalnızdır. Aşkın ve  mukaddes olan sosyal hayattan çekilirken insanı insan yapan kadim değerlerden  itibarsız hale geliyor. İnsan, sadece kendi fıtratına değil, ailesinden  çevresine, içinde yaşadığı toplumdan, dünyadaki diğer varlıklara kadar pek çok  şeye yabancılaşıyor. Bencillik, modern bireyin hem kabusu hem de belirleyici  karakteri haline dönüşüyor."

Bireysellikle beraber, aile, dostluk, kardeşlik ve akrabalık bağının  daha da zayıfladığına işaret eden Erdoğan, aynı apartmandakilerin bile birbirine  yabancı olduğunun görüldüğünü dile getirdi.

Geçmişte mahallelerin komşu olduğunu ancak şimdi durumun böyle  olmadığını anlatan Erdoğan, modern çağın hastalığı stresin yaygınlaştığını, yeni  sıkıntı ve sosyal problemlerin türediğini, sosyal çözülmelerin de giderek  hızlandığını anlattı.

 

- "Tarih boyunca istismara konu edilmiş en kıymetli değerlerden biri  de dindir"

Özellikle gençler arasında ekran bağımlığı gibi daha önce hiç  duyulmamış yeni bağımlılıkların ortaya çıktığına dikkati çeken Recep Tayyip  Erdoğan, şunları kaydetti:

"Artık apartman daireleri arasındaki ilişki değil, maalesef dijital  sistemdeki akrabalık bağları gelişmeye başlamış durumda. Hakla batılı karıştıran  amorf inanç sistemlerinin genç kuşaklar arasında rağbet görmesinden endişe  ediliyor. İstikbalimizin teminatı olarak baktığımız evlatlarımız, çoğu Batı  menşeli, batılı zihin ürünü sapkın akımlar karşısında ne yazık ki savunmasız  kalıyor. Paylaşmanın yerini bencilliğin, dayanışmanın yerini yıkıcı rekabetin,  diğerkamlığın yerini umursamazlığın, mahremin yerini teşhirciliğin, tevazunun  yerini kibrin, merhametin yerini vicdansızlığın, evliliğin yerini gayrimeşru  ilişkilerin aldığı zorlu, sıkıntılı, garip bir dönemin içindeyiz. Bu manzarayı  hiçbirimizin bilhassa da sizler gibi sorumluluk sahiplerinin uzaktan seyretme  lüksü yoktur.

Hepimizin bildiği gibi kainat boşluk kabul etmez. Hak ve hakikatın  geri çekildiği alanı batıl hemen işgal eder. Sahih din anlayışı öğretilmezse  sapkınlık zemin kazanır. Tarih boyunca istismara konu edilmiş en kıymetli  değerlerden biri de hiç şüphesiz din ve dindarlık olmuştur. 15 Temmuz gecesi 251  insanımızı şehit eden FETÖ ile İslam dünyasını kana bulayan DEAŞ, Eş-Şebab, Boko  Haram gibi terör örgütleri bunun en son örnekleridir. Bu örgütler, cihat,  hilafet, dar-ül islam, şehadet gibi kavramları çarpıtarak genç dimağları ifsat  etmişler, şer odaklarını ekmeğine yağ sürmüşlerdir. Bu bakımdan dinimizin o cihan  şümul sabiteleri ile hayatın gerçekleri arasında, güçlü ve muhkem bir bağ  kurulması önem arzediyor. Yaşanan hayatı, değişimi ve sosyal gerçeklikleri nazarı  dikkate almayan bir din tasavvurunu etkisi de sınırlı olacaktır. "

Erdoğan, bugün sosyal hayatta  yüzleşilen pek çok problemin arkasında İslam'ın doğru bilinmemesi ve doğru  anlaşılmamasının bulunduğuna işaret ederek görevi bilim ve irşat olan Diyanet  İşleri Başkanlığının zamanın ruhunu doğru okumak, anlamak ve doğru yönetmekle  mükellef olduğunun altını çizdi.

Türkiye'de güçlü bir diyanet camiası bulunduğunu belirten Erdoğan,  bugün 150 bini aşkın kadrosuyla diyanet camiasının her şeyden önce bu gücüyle  mütenasip bir tebliğ görevini yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, "Ülkemizin dört bir yanında mevcut olan diyanet camiamız bu  görevi yerine getirmek suretiyle inşallah ülkemizdeki bu sapkın gidişleri de  bizim merkeze alarak sıratı müstakim üzere inşallah gelişmeleri sağlamaya vesile  olması lazım. Her kesimden insanımızın bilhassa gençlerimizin karşılaştığı  sıkıntılara, buhranlara, zihnini kurcalayan sorulara Kur'an, sünnet ve siret  ışığında cevaplar üretmek zorundadır." diye konuştu.

Bunun yolunun ise içtihat müessesini yeniden ihya etmek olduğuna  dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

"Feto ve DEAŞ tecrübesi, her türlü din istismarına karşı samimi bir  mücadele içinde olmamızı gerekli kılıyor. 15 Temmuz ihaneti sonrasında  insanlarımız arasında oluşan teyakkuz halini iyi yönetmemiz gerekiyor. İçinde  bulunduğumuz vasatı yeniden bir silkinme, toparlanma, sahih İslam anlayışıyla  bağlarımızı güçlendirme vesilesine dönüştürmeliyiz."

- "Taifecilik fitnesidir"

Dinini sağlam kaynaklardan öğrenen bir müminin aklını ve idrakini bir  başkasına kiralamayacağının, din istismarcısına fırsat vermeyeceğine işaret eden  Erdoğan, şunları söyledi:

"Üzülerek belirtmek isterim ki şu an İslam dünyasını tehdit eden en  önemli sıkıntılardan bir diğeri de taifecilik fitnesidir. Kişinin mezhebini  dinleştirmesi diye tarif edeceğimiz bu fitne Suriye ve Irak'taki olayların da  etkisiyle en yaygın dönemlerinden birini yaşıyor. Avrupa'nın 4 asır önce yaşadığı  30 yıl savaşlarına benzer bir kavga çok daha yıkıcı bir şekilde bugün yakın  coğrafyamızda vuku buluyor. Irk, dil, mezhep, meşrep farklılıkları öne  çıkartılarak Müslümanlar arasındaki fay hatları daha da keskinleştiriliyor.

Böylece aynı dine, aynı Peygambere, aynı mukaddes kitaba inanan, her  gün 5 vakit aynı kıbleye yönelen kalpler arasına nifak tohumları ekiliyor. Şiilik  veya Sünnilik amel ve itikata dair farklı yorumlar olmanın ötesinde belli  çevreler tarafından adeta ayrı bir din gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Batı'da  pişirilen son dönemde ülkemize ihraç edilmeye çalışılan 'Ali'siz' Alevilik gibi  kimi yıkıcı projelerin toplumumuz içinde pohpohlanmasının gerisinde yine bu  senaryolar var. Açık ve net söylüyorum Alman devleti Ali'siz Alevilik'e çok ciddi  bedeller ödemek suretiyle İslam dünyasında, özellikle de ülkemizde bir bölünmenin  tohumlarını ekmek istiyor. Oysa bizim milletimiz Hulefa-i Raşid'in arasında asla  bir ayrım yapmaz."

- "Uyanık olmalıyız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kayınbiraderlerinin adının Hüseyin, Hasan ve  Ali olduğunu ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunu şimdi acaba bu Şiilere sorsak kaç tanesi kayınbiraderlerinin  adını böyle koymuş. Böyle bir ayrım bizde yok. Çünkü biz Hazreti Hüseyin'i de  Hazreti Hasan'ı da Hazreti Ali Radıyallahu Anh Efendimizi de niye severiz? Çünkü  bunlar sevgili Peygamberimizin en yakınlarıydı ve bundan dolayı da İslam için  verdikleri mücadeleyi iyi biliriz. Bunun için de onları severiz. Bu millet  Hazreti Ebubekir'i, Hazreti Ömer'i, Hazreti Osman'ı ne kadar seversek Aliyyül  Mürteza Efendimizi de aynı şekilde sever, hürmet eder. Hazreti Ali Efendimizi  başka şekilde göstermek ancak onun kutlu hayatından ve imanından nasibini almamış  mahfillerin işidir.

İşte son günlerde bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuluyor.  Niye? Ülkemizi bölmek, parçalamak için. Açık ve net söylüyorum, Türkiye'de bizim  devlet olarak, yönetim olarak böyle bir problemimiz, böyle bir sorunumuz yoktur.  Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız  özellikle çalışmaktadır ve bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır. Milli  bünyemize mugayir bu tarz projelerle insanlarımızın arasına nifak tohumları  ekilmesine rıza gösteremeyiz. İşte bunları geçmişte Çorum'da yaşadık, Maraş'ta  yaşadık. Onlarca evladımızı bu provokasyonlara kurban vermiş bir millet olarak bu  tarz girişimlere karşı hepimiz uyanık olmalıyız. Diyanet İşleri Başkanlığımızın  son dönemde alevi vatandaşlarımızla ilgili attığı kucaklayıcı atılımları yakından  takip ediyorum."

Erdoğan, 82  milyonun Cumhurbaşkanı olarak birlik, beraberlik ve kardeşliği perçinleyecek  çalışmaları gönülden desteklediğini belirtti.

"Artık, 'kapımıza gelene dini anlatalım' anlayışı yerine, 'yüce  dinimizi anlatmak için her kapıyı çalalım' dönemi başlıyor." ifadesini kullanan  Erdoğan, bu süreçte herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, "Siz yaralı gönüllere dokunmaz, onları tamir etmezseniz  başkaları zehirli oklarıyla o kalpleri parçalayacaktır. Görevini samimiyetle  yapan hocaların dolduramadığı boşluğu muhakkak Pensilvanya'daki şarlatan gibi din  tüccarları kapatacaktır. İnsanlar, bilhassa gençler dini alandaki susuzluklarını  sahih kaynaklardan gideremezse FETÖ ve DEAŞ gibi sapkınların pençesine  düşecektir." dedi.

Yaklaşık 10-15 yıl öncesine kıyasla bugün birçok şeyi hayata  geçirebilecek imkanların olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Pensilvanya'daki olayı sıradan değerlendirmeyin. Pensilvanya'daki  olay bir projedir. Bu proje, Türkiye üzerinde oynanan bir oyunun  alametifarikasıdır. Defaatle söylememize rağmen, kolilerce dosyaları, mahkeme  kararlarını kendilerine vermemize rağmen Amerika yönetimi hala bu adamı  vermiyorsa bunun arkasında nelerin olduğunu herhalde benim milletimin, akli selim  insanların düşünmesi lazım. Her şey çok açık net ortada. Sadece 'charter  school'lardan FETÖ okullarına Amerika'da 750 milyon dolar yılda para ödeniyor,  Amerikan hazinesinden. Bu bize bir şey anlatmıyor mu? Bize bir şeyler anlatması  lazım. Bunları süratle, defaatle, her zaman söylememize rağmen hala kendimize  gelmiyoruz.

Türkiye artık 1940'ların, 1970'lerin, 12 Eylül'lerin, üzerimize  karabasan gibi çöken 28 Şubat'ların Türkiye'si değildir. Tek parti yıllarında  olduğu gibi İslam'ı gerilik emaresi olarak gören faşist zihniyet ülkemizde tarihe  karışmıştır. Ezan sesine hasret kaldığımız karanlık dönemler inşallah bir daha  geri gelmemek üzere kapanmıştır. 'Gerici, yobaz, takunyalı' diyerek insanımızın  inancı ile kavga edenler son 17 senedir hep olduğu gibi kaybetmeye mahkumdur.  Hiçbir güç insanımızı ruh kökünden, inancından, kadim değerlerinden  koparamayacaktır. Bu millet ne pahasına olursa olsun bir daha asla 27  Mayıs'ların, 28 Şubat'ların, 15 Temmuz'ların yaşanmasına izin vermeyecektir."

- "Sizden beklentimiz omuzlarınızdaki yükün hakkını vermenizdir"

Bugün din eğitimini teşvik eden, yaygınlaştıran ve önünü açan bir  anlayışın iş başında olduğunu vurgulayan Erdoğan, insanların dinini, tarihini,  kültürünü öğrenmesi için gereken her türlü çabayı gösterdiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Kur'an-ı Kerim, Siyeri Nebi dersleri, 4-6 yaşındaki çocuklara yönelik  Kuran kursları sizlere çok önemli imkanlar sunuyor. Hamd olsun artık vatandaşımız  istediği gün ve saatte Kur'an-ı Kerim eğitim ve öğretimi alabiliyor. Bir dönem  öğrenci sayısı 60 binlere kadar düşen imam hatip okullarına rağbet günden güne  artıyor. Şu anda 1 milyon 300 bin imam hatip öğrencisi var. Din ve irşat görevini  ifa noktasında Diyanet camiamızın önünde hiçbir engel, hiçbir kısıtlama  bulunmuyor. Hiç şüphesiz bu müspet ortam sizlerin mesuliyetini daha da  ağırlaştırıyor. Bizim sizden beklentimiz omuzlarınızdaki yükün hakkını  vermenizdir. Bunun için her din görevlimizin sıradan bir memur gibi değil Rasulü  Ekrem Efendimizin o veciz ifadesiyle 'peygamberlerin varisleri' gibi hareket  etmeniz gerekiyor. Sizden nebevi metodla Kuranı satırdan sadıra indirmenizi, yani  gönüllere ve zihinlere nakşetmenizi bekliyoruz."

Hocalardan sadece Türkiye sınırları içerisinde değil yurt dışında da  bu hassasiyetle gayret göstermesini isteyen Erdoğan, "İslam düşmanlığının ve  neonazi terörünün adeta veba gibi yayıldığı bir ortamda, gurbette yaşayan  insanımızı sahipsiz bırakamayız. Bu kardeşlerimizi ılımlı İslam gibi emperyalist  projelerin pençesine terk edemeyiz. Bizler nasıl ailemizden, komşularımızdan,  camilerimizdeki cemaatimizden mesul isek, yurt dışındaki insanımızdan da  sorumluyuz. Din hizmetinin bu kadar istikrarlı, bu kadar yaygın bir şekilde  verildiği bir başka ülke dünyada neredeyse yok. Bu açıdan Diyanet modeli diğer  İslam ülkeleri için de güzel bir örnektir." ifadesini kullandı.

Diyanet modelinin tanıtımı için dünyadaki Müslüman alimlerle birlikte  çalışılmasını tavsiye eden Erdoğan, Şura'da alınan kararların İslam dünyasıyla  paylaşılmasında fayda gördüğünü vurguladı.

Şura'nın ve alınan kararların hayırlı olmasını dileyen Erdoğan,  "İstanbul'un ilim merkezi haline gelmesi ve İslam'la ilgili referans alınacak bir  uluslararası İslam Üniversitesinin kurulmasını önemsiyorum." dedi.

NOTLAR

Program, Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanı Hafız Osman  Şahin'in Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da bir konuşma yaparak Şura  kararlarını açıkladı.

Konuşmaların ardından Erbaş, Erdoğan'a üzerinde Kur'an-ı Kerim'den bir  ayetin bulunduğu tablo hediye etti.

Programa, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç,  AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve bazı milletvekilleri ile eski  Diyanet İşleri Başkanları Ali Bardakoğlu, Lütfi Doğan, Mehmet Nuri Yılmaz,  Süleyman Ateş, Tayyar Altıkulaç ile Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları Burhan  İşliyen, Huriye Martı, Ramazan Muslu ve Osman Tıraşçı da katıldı.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, TAKSİ DURAĞINDA ÇAY İÇTİ
 
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çukurambar’da bir taksi durağında taksicilerle çay eşliğinde simit yiyip sohbet etti.
 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6. Din Şurasına katıldıktan sonra Çukurambar’da Bayındır Taksi Duragı’nı ziyaret ederek taksicilerle sohbet etti. Taksiciler ikram ettiği çayı içen ve simidi yiyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, taksicilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.