Cumhurbaşkanı Erdoğan: Göç, güvenlik boyutu da olan insani ve siyasi bir meseledir

AA |  19 Şubat 2019 Salı - 22:14 | Son Güncelleme : 20 02 2019 - 0:04

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Budapeşte Süreci 6. Bakanlar Konferansı açılış yemeğinde yaptığı açıklamada, "Daha yüksek duvarlar inşa etmenin, daha fazla dikenli tel çekmenin düzensiz göçü önlemek için çözüm olmadığı aşikardır." ifadelerini kullandı.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünya genelinde  260 milyona yakın göçmen, 68 milyonun üzerinde yerlerinden edilmiş kişi ve 25  milyonu aşkın mülteci olduğunu belirterek, "Bu sayı, ekonomik nedenler yanında,  açlık, kıtlık, iç savaşlar, terör saldırıları ve siyasi belirsizlikler gibi  sebeplerle gün geçtikçe artıyor." dedi. 

Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda Budapeşte Süreci 6. Bakanlar Konferansı'na  katılan konuk bakan ve heyet başkanları onuruna verdiği akşam yemeğinde konuştu.

Binlerce yıllık tarihi boyunca daima mazlum ve mağdurlara kucak açan  İstanbul'un bugün de göç alanında önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptığını  ifade eden Erdoğan, toplantının ve yapılacak istişarelerin hayırlara vesile  olmasını diledi.

Uluslararası toplumun geçmişte emsaline az rastlanır bir göç kriziyle  karşı karşıya bulunduğunu dile getiren Erdoğan, "Bugün dünya genelinde 260  milyona yakın göçmen, 68 milyonun üzerinde yerlerinden edilmiş kişi ve 25 milyonu  aşkın mülteci bulunuyor. Bu sayı ekonomik nedenler yanında açlık, kıtlık, iç  savaşlar, terör saldırıları ve siyasi belirsizlikler gibi sebeplerle gün geçtikçe  artıyor." diye konuştu.

Erdoğan, insanların sadece daha iyi bir iş, daha yüksek bir hayat  standardı için değil, hayatlarını devam ettirebilmek, karınlarını doyurabilmek,  çocuklarına bir lokma ekmek bulabilmek için göç ettiğini belirterek, çıkılan bu  umut yolculuklarının ise çoğu zaman ölümle, felaketle sonuçlandığını kaydetti.

Son 6 senede 18 binin üzerinde kişinin hayatını kaybettiği Akdeniz'i  büyük mülteciler mezarlığına dönüştürenin macera hevesi değil, çaresizlik  olduğunu vurgulayan Erdoğan, Sahra Çölü'nün cehennem sıcağında solup giden  hayatların her birinin gerisinde büyük bir dram ve acı bir hikaye olduğunu  söyledi.

Erdoğan, kaderlerini bir derme çatma botla azgın dalgaların insafına  bırakanların, bunu adrenalin tutkusundan değil, umutsuzluktan, artık başka  seçenekleri kalmadığından yaptığını anlatarak, her şeyini geride bırakmış bu  insanları açık hava hapishanelerine ve toplama kampı tarzı yerlere mahkum etmenin  vicdanlara sığmayacağını ve hapsedilemeyeceğini vurguladı.

"İnsanları siyaset malzemesi yapmak yanlıştır"

Bu insanların dramları üzerinden siyaset yapmanın, toplumdaki ön  yargıları kaşıyarak siyasi rant peşine düşmenin de çok daha utanç verici olduğunu  belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Filistinli mültecilere verilen yardımları kesmek, onları yokluk ve  yoksullukla terbiye etmeye çalışmak da insanlık dışıdır. 70 yıldır evlerinden,  vatanlarından uzakta hayata tutunmaya çalışan insanları siyaset malzemesi yapmak,  son derece yanlıştır. Ben bütün bunları çatışmaların ve düzensiz göç  hareketlerinin uzağında bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak söylemiyorum. Birleşmiş  Milletler verilerine göre dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan bir  ülkenin cumhurbaşkanı olarak ifade ediyorum. Hemen her gün şahit olduğumuz insani  trajediler, göç meselesinde aysbergin, yani buz dağının görünen yüzüdür. Göç ve  mülteciler konusunu sadece güvenlik perspektifinden ele almak, indirgemeci bir  yaklaşım olacaktır. Daha yüksek duvarlar inşa etmenin, daha fazla dikenli tel  çekmenin düzensiz göçü önlemek için çözüm olmadığı aşikardır. Şayet bu meseleyi  doğru bir değerlendirmeye tabi tutacaksak görünenle, özellikle suyun altında  kalan kısma, yani asıl problemlere odaklanmalıyız."

"Göç, insani ve siyasi bir meseledir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, göçün gerisindeki sorunlarla her yıl  milyonlarca insanı evlerini, yurtlarını terk etmeye zorlayan sebeplerle cesaretle  yüzleşilmesi gerektiğini aktararak, kaynak ülkelerle beraber gelişen Batılı  devletlerin de bunu yapması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, bir tespit yapmakta fayda gördüğünü belirterek, "Göç,  güvenlik boyutu da olan insani ve siyasi bir meseledir. Bu meselinin özünde,  adalet açığı ve empati eksikliği vardır." dedi.

Dünyanın en zengin toplumlarıyla en fakirlerini kimi zaman bir  denizin, kimi zaman bir nehrin, kimi zaman da belli belirsiz bir sınırın  ayırdığını dile getiren Erdoğan, bir tarafta insanlar lüks ve şatafat içinde  yaşarken, sınırın hemen öbür yanında açlık ve sefaletin kol gezdiğini anlattı.

"Gelir adaletsizliğinin keskinleştiği bir yapıda göçü bitirmek  mümkün değil"

Erdoğan, gelir adaletsizliğinin bu derece keskinleştiği bir yapıda  göçü tamamen bitirmenin mümkün olmadığının altını çizerek, sözlerini şöyle  sürdürdü:

"Güç üzerine, güçlü olanın haklılığı üzerine kurulu mevcut küresel  sistem ise bu adaletsizliği daha da kurumsallaştırıyor. Mevcut düzen ne  çatışmalara ne istikrarsızlıklara ne de insanları göçe iten sebeplere hiçbir  çözüm üretemiyor. Az gelişmiş ülkelerin kaynakları, yer altı, yer üstü  zenginlikleri, altını, elması, madeni, petrolü halen eski sömürgeci güçlerin  kasalarına akıyor. Kimse gücenmesin. Açık ve net söylüyorum. Acaba bu Afrika'nın  altını, elması, bütün bakırları, kromları kimler tarafından bugüne kadar  sömürüldü, kimler tarafından bunlar oralardan alınıp ülkelerine taşındı. Yeri  geldiği zaman katliamlar kimler tarafından yapıldı. Ama bunlar tabii hep  gizleniyor, bunlar konuşulmuyor. Cezayir katliamını biz unutamayız. Ruanda  katliamını bizler unutamayız. Bunların hepsi ortada. Buralarda yüzler binler  değil, buralarda yüz binler, yeri geldi milyonlar öldürüldü. Burada şimdi göçü  konuşanlar, nereden hareketle konuşacak? Buralardan hareketle konuşacak. Bu  insanlar ülkelerini niye terk ettiler. Şu anda benim ülkeme gelenler acaba  keyifle mi, zevkle mi geliyorlar? Varil bombaları üzerlerine yağdığı için, işte  bu katil Esed'in o yağdırdığı varil bombaları neticesinde ülkelerini, evlerini,  topraklarını terk etmek zorunda kaldılar."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu nedenlerle 3 milyon 600 bin Suriyeli'nin  Türkiye'ye geldiğini, onlara ev sahipliği yapmaya çalışıldığını ifade ederek,  "Dünyada hak ihlalleri, çatışmalar sürdükçe, zenginle fakir arasındaki uçurum  genişledikçe, göçmenler her zaman yeni yollara yöneleceklerdir. Uluslararası  toplum Libya, Suriye, Yemen, Afganistan başta olmak üzere çatışmalara son  vermenin yollarını bulmaya mecburdur. Hiçbir ülkenin günümüz dünyasında bu  sorunlara coğrafi uzaklık, yakınlık merceğinden bakma lüksü yoktur." şeklinde  konuştu.

Az gelişmiş ülkelere yönelik yapılan donörler toplantısında, "Dünyanın  en zenginiyim." diyenlerin bir numara olduğunu söylediğini belirten Erdoğan,  "Hayır dünyada bir numara değilsin. Dürüst olacağız. Milli gelire oranla az  gelişmiş ülkelere, en az gelişmiş ülkelere destek verme noktasında dünyanın bir  numarası, OECD rakamlarını söylüyorum Türkiye'dir. Ama milli gelire oranla  söylüyorum. OECD raporlarını incelerseniz orada da bunu göreceksiniz." diye  konuştu.

Bütün bu adımları atarken hep bir şeyi hedeflediklerini aktaran  Erdoğan, "Eğer biz veren olmazsak yarın aynı duruma biz de düşeriz. Dünyanın  devasa bir köye dönüştüğü, mesafelerin anlamını yitirdiği, böylesi bir dönemde  artık Avrupa'nın kaderi Afrika'nınkinden, Kuzey Amerika'nın kaderi de Güney  Amerika'nınkinden bağımsız değildir. Gelişen teknoloji ve ulaşım imkanları bizi  birbirimize yaklaştırırken aynı zamanda problemlerimize ortak çözümler aramaya da  icbar ediyor." ifadesini kullandı.

Öte yandan yoksulluk, kıtlık, iç savaşlar, siyasi ve ekonomik  sıkıntılar gibi sorunların, insan tacirlerine sömürebilecekleri uygun bir zemin  sunduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"İnsan kaçakçılığının giderek terörle, uyuşturucuyla, örgütlü  suçlarla, bağlantılı bir hal aldığını görüyoruz. Terör örgütleri arka planında  kendilerinin olduğu, insanları göçe zorlayan sebeplerden de, sonuçlardan da çıkar  sağlıyor. İnsan hayatı ve milli güvenliğimizi tehdit eden bu suç türüyle  koordineli ve kararlı bir mücadele ortaya koymamız şarttır. Çözüm yolu olarak  mülteci botlarını batırmak, ahlaki sıkıntıları bir yana sorunu çözümsüzlüğe  mahkum etmek demektir. Batı, giderek yaşlanan nüfusu ve Doğu'dan gelen insan  kaynağı ihtiyacı ortadayken bu sorunun sonuçlarından kendini kurtaramayacaktır."

"Türkiye, göç meselesiyle ilk defa yüzleşen bir ülke değildir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, göç meselesinin sağlıklı bir zemine  oturtulmasının en çok Batı ülkelerine yarayacağını ifade ederek, şunları söyledi:

"Türkiye gerek coğrafi konumu, gerekse bölgesinde yaşanan hadiseler  itibarıyla göç meselesiyle ilk defa yüzleşen bir ülke değildir. Biz asırlarca  Doğu-Batı, Kuzey-Güney yönünde göçlere maruz kalmış bir coğrafyanın kavşak  noktasında bulunuyoruz. En güçlü döneminde sınırları ve nüfuz alanı 22 milyon  kilometrekareye ulaşmış bir cihan devletinin bakiyesiyiz. Son iki asırda  yaşadığımız olaylar, kardeş ve dost topluluklar için ülkemizi son sığınak  yapmıştır. 81 vilayetimizin her birinde Kırım'dan, Kafkasya'dan, Balkanlar'dan,  Rumeli'den hatta orta ve Uzak Doğu'dan, Güney Asya'dan göç etmiş milyonlarca  vatandaşımız bulunuyor. Şehirlerimizde farklı etnik kökenlere, diller, inançlara,  kültürlere sahip insanlar barış içinde bir arada yaşıyor. Sadece soydaşlarımız  değil, zulüm ve baskı gören herkes aradıkları emniyeti, özgürlüğü, dinlerini  yaşama hürriyetini bu topraklarda bulmuştur. 15. yüzyılda İspanya'daki katliamdan  kaçan Museviler, engizisyondan kaçan Hristiyanlar, Nazi zulmünden kaçan Musevi  veya Hristiyan Almanya ve Avusturya vatandaşları bizim ülkemize sığınmışlardır."

Türkiye'nin bugün de 3,6 milyon Suriyeli olmak üzere dünyanın farkı  ülkelerinden 4 milyonun üzerinde göçmene ev sahipliği yaptığını aktaran Erdoğan,  "2011'den bu yana çatışmaların devam ettiği Suriye'den ülkemize sığınan sığınan  hiç kimseyi zorla geri göndermedik. Biz Aramileri geri göndermedik, Hristiyanları  geri göndermedik. Biz öbür taraftan Ermenileri geri göndermedik. Şu anda bizim  ülkemizde 100 bine yakın Ermeni var. Bunların içinde 40 bin civarında  vatandaşımız var. Diğerleri ise vatandaşımız değil ama biz bunları geri  göndermiyoruz. Çünkü bunlar bizim ülkemize niye geldi? Ülkelerindeki yaşadıkları  sıkıntı nedeniyle geldi." dedi.

"Bu millet, hiçbir etnik unsura karşı bir soykırımda bulunmamıştır"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dünyada şu anda Batı'da özellikle sözde Ermeni soykırımı adıyla da  bazı propagandalar yapılıyor. Biz de diyoruz ki bu tarihçilerin işidir. Gelin  tarihçiler bu işi masaya yatırsınlar, çözsünler. Hayatımız boyunca, tarihimiz  boyunca bu millet hiçbir zaman, hiçbir etnik unsura karşı bir soykırımda  bulunmamıştır. Kapımıza gelen masumları ne kendi vatandaşına devlet terörü  uygulayan rejimin ne de DEAŞ ve PKK gibi katil örgütlerin insafına terk ettik.  Etnik kimliğine, diline, inancına bakmadan erkesi bağrımıza bastık. Onlara  korunaklı bir çatı olduk."

Her şeylerini geride bırakan bu insanlara eğitimden sağlığa,  istihdamdan sosyal psikolojik desteğe kadar çok geniş bir yelpazede hizmet  sunduklarını belirten Erdoğan, halihazırda Türkiye'de eğitim çağında 1 milyona  yakın Suriyeli bulunduğunu, şartları zorlayarak bunların ancak 328 bini için  eğitim imkanı sağlayabildiklerini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mülteciler konusunda özellikle Birleşmiş  Milletler (BM) Göç ve Mülteciler Komiserliği'nin gayretinin, BM Genel Sekreteri  Antonio Guterres döneminde bir yere kadar geldiğini ama orada kaldığını söyledi.
 
Düzensiz göç ve mülteci meselesinde yük olan değil, yük alan bir ülke  olarak Türkiye'nin süreçte tek başına bırakıldığını aktaran Erdoğan, "İnsani  değerlerin yerini çok kısa sürede ön yargılara terk ettiğini görüyoruz. Biz 8  yıldır 4 milyon insana sahip çıkarken, ekonomik imkanları bizden fazla olan  ülkeler 100-150 göçmeni kabul etmemek için adeta birbirini yiyor. Irkçı partiler  başta olmak üzere Avrupalı siyasetçiler, mülteci düşmanlığı üzerinden koltuk  kapmanın hesabını yapıyor. Bugün dünyanın diğer devletlerine demokrasi ve insan  hakkı dersi veren birçok ülkede, mülteci ve yabancılar en büyük tehdit olarak  görülüyor. Zenofobi ve İslamofobi tıpkı zehirli bir sarmaşık gibi Avrupa  toplumlarında günden güne yayılıyor. Her gün vatandaşlarımıza yönelik faşist  saldırılara, sırf Türk ve Müslüman olmalarından dolayı haklarının gasbedildiğine  dair haberler alıyoruz." diye konuştu.
 
"İdlib mutabakatı büyük bir kitlesel göçün önüne geçmiştir"
 
Türkiye'nin bu tür olumsuzluklar karşısında elbette sessiz ve tepkisiz  kalmasının mümkün olmadığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Biz de ilgili birimlerimizle, muhataplarımız ve mahkemeler nezdinde  gerekenleri yapıyoruz, yapmayı da sürdüreceğiz. Bunun yanında komşumuz Suriye'den  ülkemize ve Avrupa'ya yönelen düzensiz göçün engellenmesi için de çaba sarf  ediyoruz. Suriye kaynaklı göç probleminin tek çözüm yolu, mültecilerin bizim  sınırlarımız içinde tutulması olarak görülemez. Türkiye böyle bir yükü, böyle  ağır bir sorumluluğu ilanihaye taşımak zorunda değildir. Ülkemiz son 8 senede  insanlık adına, uluslararası toplum adına elini taşın altına fazlasıyla  koşmuştur. Açık ve net söylüyorum, yeni bir göç dalgası yaşanması halinde artık  biz bunu tek başına göğüsleyemeyeceğiz. İşte İdlib olayında, eğer İdlib'teki halk  Türkiye'ye girseydi ki 300-400 bin insandır, bu olay çok daha farklı bir şekilde  gelişirdi onu da buradan söylemek zorundayım.
 
Mültecileri, Suriye içinde tutacak, ülkemizde olanları da tekrar  vatanlarına gönderecek formüllerin devreye alınması gerekiyor. Sayın Putin ile  Soçi'de tesis ettiğimiz İdlib mutabakatı büyük bir kitlesel göçün önüne  geçmiştir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları geri dönüşleri hızlandırmış,  12 bin mültecinin kendi topraklarına geri dönmesini sağlamıştır. Bugün ülkemizin  terörden arındırdığı bölgeler, Suriye'nin en yaşanabilir ve huzurlu alanlarıdır.  Krizin ilk yıllarında gündeme getirdiğim güvenli bölge formülü, Suriyeli  mültecilerin geri dönüşleri için en pratik çözüm yoludur. Bu formülün işlerliği,  güvenli bölgenin, Türkiye'nin kontrolünde olması, diğer ülkelerin ise bize maddi  lojistik destek sağlamalarına bağlıdır. Bu formülü, çok yakında sahada uygulamaya  koyacağız. Sınır hattımız boyunca gerekli hazırlıkları yaptık. Planlarımızı,  stratejilerimizi belirledik. Geçtiğimiz hafta bu meseleyi Soçi'de Sayın Putin ve  Sayın Ruhani ile de ayrıntılı bir biçimde ele aldık."
 
"Göç olgusunun yönetilmesi önem taşıyor"
 
Erdoğan, Avrupalı dostların, güvenli bölge tesisinde Türkiye'ye  gereken desteği vereceğine inandığını dile getirerek, "Türkiye olarak,  topraklarımızda yaşayan milyonlarca Suriyeliyi, şayet bu şekilde kendi evlerine  döndüremezsek eninde sonunda sorun, Avrupa kapılarına dayanacaktır. Bunu da  özellikle bilmenizi istiyorum. Güvenli bölge konusunda ülkemize verilecek  desteğin, mülteci akınının ve terör tehdidinin engellenmesi suretiyle aynı  zamanda Avrupa ülkelerinin kendi milli güvenliklerine yapacakları bir katkı  olacağının altını çizmek istiyorum." ifadelerini kullandı.
 
Düzensiz göçün özellikle de engellenmesi kadar, en geniş anlamıyla göç  olgusunun yönetilmesinin de önem taşıdığına dikkati çeken Erdoğan, "Bu yönde 2018  yılında önemli bir adım atarak, küresel göç mutabakatını kabul ettik. Budapeşte  Süreci 6. Bakanlar Konferansı Küresel Göç Mutabakatı'nın kabul edilmesinden bu  yana göç alanında yapılan en önemli üst düzey etkinliktir. 2006 yılından beri  Türkiye olarak başkanlığını yürüttüğümüz Budapeşte Süreci, göç üzerine kaynak ve  hedef ülkeler arasında iş birliğini amaçlayan değerli bir platformdur. Sürecimiz,  bugüne kadar 5 bakanlar konferansı, 26 kıdemli memurlar toplantısı  gerçekleştirerek, rüşdünü ispat etmiştir. 6. Bakanlar Konferansı sırasında  vereceğimiz mesajlar ve alınacak kararlar, tüm dünyada milyonlarca insanın  hayatını etkileyecektir. Buradaki tüm dostlarımın, meseleye bu hassasiyetle  baktığına inanıyorum." şeklinde konuştu.