Cumhurbaşkanı Erdoğan: Devam etmesi mümkün değildir!

AA |  27 Kasım 2019 Çarşamba - 11:57 | Son Güncelleme : 27 11 2019 - 13:17

25. İSEDAK Toplantısı'nda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin '5 daimi üye' sistemini eleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, " Bu adaletsiz sistemin devam etmesi mümkün değil. Her şey bu 5 daimi üyenin hatta bir tanesinin dudakları arasında" ifadesini kullandı.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen 35. İSEDAK Toplantısı  Bakanlar Açılış Oturumunda yaptığı konuşmada, gönül coğrafyasının farklı  köşelerinden gelen katılımcıları medeniyetlerin, kıtaların ve kültürlerin buluşma  noktası İstanbul'da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
 
Dünyanın dört bir yanındaki dostlara, mazlum ve mağdurlara selamlarını  gönderen Erdoğan, "566 senedir semalarını Allahuekber nidalarının süslediği bu  güzel beldeden, şehirlerin anası Mekke'yi, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu  Vesselam'ın gelişi ile nurlanan, aydınlanan şehir Medine'yi selamlıyorum. Aşkıyla  şairlerin gönül odunu harlayan, bugün ise işgal ve zulüm altında inleyen güzel  Kudüs'ü selamlıyorum. On yıllardır canları pahasına Kudüs'ün ve Harem-i Şerif'in  serdarlığını yapan Filistinli yiğitlere özellikle selamlarımı gönderiyorum." diye  konuştu.
 
İSLAM DÜNYASINA ARNAVUTLUK'A DESTEK ÇAĞRISI
 
Dün, Arnavutluk'ta yaşanan depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan  rahmet, yaralılara acil şifalar dileyen Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Deprem haberini aldıktan sonra Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile dün  iki kez telefon ile görüşmem oldu. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Bugünkü  toplantımızı kendileriyle paylaştım. Gece yaptığım görüşmede henüz ölü sayısı 26,  yaralı sayısı 600 civarındaydı. Tabi ciddi manada şehirler harabe halindeydi.  Burada bize düşen bir şey var, burada bir adeta donörler toplantısının adımlarını  atmamız, zira bütün bu yıkılan binalarla alakalı Arnavutluk'un yanında yer  almamız inanıyorum ki biz özellikle İslam Kalkınma Teşkilatımızın da görevi olsa  gerek. Bu adımı atmamızın çok faydalı olacağına inanıyorum. Aynı zamanda bu bizim  zaten bir kardeşlik görevimizdir. Kendisine bu sıkıntılı anlarında ülkemizin ve  tüm katılımcı kardeşlerimin her türlü yardımı yapacağını inandığımı da ifade  ettim. Sayın Rama, şu ana kadar dün akşamki ifadeyle rakamın 26 olduğunu söyledi  ve 600 yaralı. Bizler, süratle askeri kargo uçaklarımızı, Kızılay'ımızı,  AFAD'ımızı Arnavutluk'a göndermiş bulunuyoruz. Arka arkaya bu yardım  konvoylarımız gitmeye devam ediyor. Yardım tırlarının da gün içinde Arnavutluk'a  varacağına inanıyorum. Daha önce birçok kez büyük depremlere maruz kalmış bir  ülke olarak Arnavutluk'un çektiği acıyı çok iyi anlıyoruz. Gerek yaralıların  tedavileri gerekse evleri yıkılan veya zarar gören kardeşlerimizin barınma  ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında hepimizin Arnavutluk'un yanında olması  gerekiyor. Şu anda kış mevsimine girmiş durumdayız. Bu soğuk mevsimde oradaki  kardeşlerimizin durumunun ne olacağını tahmin edelim. Ben buradan sizlerin  aracılığıyla tüm İslam dünyasını Arnavutluk'a destek olmaya çağırıyorum."
 
 
"DOĞAL KAYNAKLARIMIZ BATI ÜLKELERİNİ ZENGİNLEŞTİRİYOR"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam alemi olarak terörden iç çatışmalara,  mezhep taassubundan Peygamber Hazreti Muhammed'in "Ayaklarımın altına aldım"  buyurduğu cehalete kadar pek çok tehditle yüzleştiklerini ifade etti. Erdoğan,  bunlara Batı'da güçlenen İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı gibi yenilerinin  eklendiğini, özellikle azınlık olarak başka ülkelerde yaşayanlar için inançlarına  uygun bir hayat sürmenin giderek zorlaştığını dile getirdi.
 
Neye ve kime hizmet ettiği aşikar olan terör örgütlerinin camileri,  okulları, pazar yerlerini kan gölüne çevirdiğini belirten Erdoğan, şöyle devam  etti:
 
"Açlık, fakirlik, kuraklık ve gelir adaletsizliğinin en yoğun  hissedildiği ülkeler ne yazık ki yine İslam ülkeleridir. Gıda açığı bulunan  dünyanın düşük gelirli 54 ülkesinden 28 tanesi İslam İşbirliği Teşkilatı  üyesidir. İslam ülkeleri olarak dünya nüfusunun yüzde 24'üne sahipken, küresel  ticaretin sadece yüzde 9,7'lik kısmını temsil ediyoruz. Yüksek teknoloji  ürünlerinin ihracatımızdaki payı, yüzde 4'ü bile bulmuyor. Müslümanlar olarak  üzerimize serilen ölü toprağından hala kurtulabilmiş değiliz. Rabbimizin bize bir  lütfu olan doğal kaynaklarımız halklarımızı değil, Batı ülkelerini  zenginleştiriyor. İslam alemi, bir duvarın tuğlaları gibi yek diğerine  kenetlenemediği için kolayca manipüle ediliyor. Sahip olduğumuz ekonomik güce,  nüfusa, imkanlara rağmen, aynı ortak paydada buluşamadığımız için uluslararası  arenada, sözümüz yeterince dinlenmiyor."
 
İslam coğrafyasına bakıldığında çoğunlukla dram, acı ve kavga  görüldüğünü vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Suni gündemlerle enerjisini heba eden 1,7 milyarlık muazzam bir  kitledir. Batılı silah tüccarlarının sattığı silahların akıttığı kanların çoğu  Müslüman kanıdır. Adında İslam olan taşeron terör örgütlerinin katlettiği  insanlar yine ekseriyetle Müslümanlardır. Günümüz dünyasında maalesef  Müslüman  kanı, Müslümanların canı, hayatı kadar ucuz bir meta yoktur. Varil bombaları  altında can veren 1 milyon Suriyeli kardeşimiz, birilerinin gözünde sadece  istatistikten ibarettir. Yemen'de açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların  dramları, birkaç ülke ve kuruluş dışında, hiç kimsenin umrunda değildir. Gazze  sahilinde top oynarken pervasızca öldürülen o sabi yavruların feryatları, BM  Güvenlik Konseyi dahil hiç bir örgüt tarafından duyulmuyor. Somali'den  Afganistan'a, Arakan'dan Türkistan'a, Libya'ya kadar nereye baksak, benzer  acılarla, benzer dramlarla karşılaşıyoruz."
 
Söz konusu Müslümanlar olunca, ölenler, zulüm ve acı çekenlerin birer  can olarak değil sadece birer fotoğraf karesi olarak görüldüğünü dile getiren  Erdoğan, "Elbette bu çifte standartta Güvenlik Konseyi gibi görevi küresel barış  ve istikrarı korumakla mükellef kurumların acziyetinin çok büyük payı vardır. Bu  yapılar, adaleti ve hakkaniyeti ayakta tutmak yerine, 5 daimi üyenin çıkarına ve  keyfine göre kararlar almaktadır." dedi.
 
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN BMGK TEPKİSİ
 
Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen 35. İSEDAK  Toplantısı Bakanlar Açılış Oturumu'nda yaptığı konuşmada, İslam dünyası dahil tüm  insanlığın kaderinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi 5 ülkenin  insafına terk edildiğini anlatarak, İslam aleminin kendi geleceği, istikbali  üzerinde özgürce karar alma ve uygulama hakkı bulunmadığını söyledi.
 
BMGK'nın 5 daimi üyesinin içinde halkı Müslüman olan ülkenin  bulunmadığına dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
"İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri tarafından inşa edilen bu adaletsiz  sistemin ilanihaye devam etmesi mümkün değildir. Uluslararası güvenlik  mimarisinin günümüz şartlarına göre yeni baştan düzenlenmesi bir tercih olmaktan  çıkmış, zorunluluk halini almıştır. Hazreti Ömer Efendimizin buyurduğu gibi  'Adalet mülkün temelidir.' Haklının yerine güçlüyü, gücü elinde bulunduranı  gözeten bir düzen hiçbir şartta refah, barış ve huzur üretemez. Türkiye olarak  her fırsatta ve zeminde dillendirdiğimiz 'Dünya beşten büyüktür.' çağrımızın  gerisinde bu gerçekler vardır. Uluslararası toplumun artık bu hakikatlerle  yüzleşmesi elzemdir."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, adım atmakta geç kaldıkları her gün küresel  adaletsizliğin derinleşeceğini, çatışmaların artacağını ve dünyanın savaşlarla  boğuşmayı sürdüreceğini anlatarak, şöyle devam etti:
 
"5 daimi üye, 15 geçici üye. Bu 15 geçici üyenin içinde bir tane, iki  tane, üç tane halkı Müslüman olan ülke yer alıyor diye lütfen kendimizi  aldatmayalım. Geçici üyenin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ne hükmü  var, herhangi bir iradesi var mı? Yok. Her şey bu 5 daimi üyenin, hatta bunların  içinde bir tanesinin iki dudakları arasında. Onlar ne derse o. Bunun dışında bir şey yok. Kendimizi aldatmayalım, önce kendimize inanalım. Şu gördüğümüz teşkilat  sıradan bir teşkilat değil. İslam İşbirliği Teşkilatı olarak İslam Kalkınma  Örgütü olarak gücümüzü fark edelim, kendimizi iyi tanıyalım, iyi anlayalım ve  tavrımızı da ona göre belirleyelim. Yakın geçmişte Bosna'da, Ruanda'da, Irak'ta,  bugün komşumuz Suriye'de, Filistin'de, Myanmar'da yaşanan acılara çare bulamayan  bir Birleşmiş Milletler, insanlığın sorunlarına çözüm getiremez. Buradan bir kez  daha BMGK yapısının dünya nüfusunun coğrafi ve dini dağılımı göz önünde  bulundurularak yeniden belirlenmesi çağrımı tekrarlamak istiyorum. Siz  kardeşlerimi de bu çağrıya destek vermeye davet ediyorum."
 
Mağduru oldukları bu vahim tablonun herkesin yükünü daha da  ağırlaştırdığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslümanların her türlü şart  altında adaleti, hakkaniyeti ve barışı savunmak zorunda olduğunu söyledi.
 
 
"GÜCÜMÜZ, KAPASİTEMİZ VE POTANSİYELİMİZİN FARKINA VARMALIYIZ"
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
 
"Bir kötülük gördüklerinde önce elimizle sonra dilimizle bunu  yapamadığımız takdirde kalbimizle buğzederek o kötülüğe karşı çıkmakla  mükellefiz. Rabb'imizin mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'deki emirleri gayet  açıktır. Allah adaleti, iyiliği, doğruluğu, yardımlaşmayı emrediyor. Çirkin  işleri, kötülüğü ve haksızlığı yasaklıyor. Bu ilahi emirleri açıkça ihlal eden  hiç kimse İslam'a hizmet edemez, Müslümanlara hizmet edemez. Bu noktadan  hareketle etrafımızı kuşatan zulümler karşısında hiç bir şey olmamış gibi  davranamayız. Şahit olduğumuz bir hukuksuzluğu başkaları gibi uzaktan  seyredemeyiz. Karanlığa kızmak, yardımı yabancılardan beklemek yerine o karanlığı  delecek bir mum yakma mecburiyetindeyiz. Hazreti İbrahim'in içine atıltığı ateşe  su taşıyan karınca misali var gücümüz ve imkanımızla adaletsizlikleri gidermek  için mücadele etmeliyiz. Diğer türlü annenin evladını tanımayacağı, zerre misali  iyilik ve kötülüğün önümüze koyulacağı o büyük mahşer gününde hesap veremeyiz.  Zulüm olduğu müddetçe adalete inanan, onu tesis etmek için var gücüyle çalışan  adalet savunucuları da olacaktır. İşte bizler Müslümanlar olarak 21. yüzyılın  adalet savunucuları olmak durumundayız. Bizler İslam ülkeleri olarak barış  dininin müntesipleri Müslümanlar olarak ne kadar birbirimize düşersek, umudunu  bizlere bağlamış olan masumlar da o kadar çok sıkıntıya maruz kalacaklardır.  Kardeşliği sadece sözde bırakmamalı. Teknik, ticari, ekonomik, kültürel, sosyal  tüm boyutlarıyla hakiki manada hayata geçirmeliyiz. Bunun için elimizdeki  imkanları, kurum, kuruluş, örgütleri en iyi ve en efektif şekilde kullanmanın  yollarını aramalıyız."
 
Güç, kapasite ve potansiyellerinin farkına varmaları gerektiğini ifade  eden Erdoğan, "Bu sene 50. yılını kutlayan ve İslam dünyasını temsil eden İslam  İşbirliği Teşkilatı elimizdeki imkanlardan biridir. Teşkilat bugün 56 üyesi ve 5  gözlemci üyesiyle Birleşmiş Milletler'den sonra en büyük ikinci uluslararası  örgüttür. " dedi.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin kuruluşundan bu yana  teşkilatın faaliyetlerinde aktif şekilde yer alarak, teşkilatın güçlenmesi ve  daha etkin bir hale gelmesi için çaba gösterdiğini anlattı.
 
"İSRAİL GERİLİMİ KÖRÜKLEMEKTEN BAŞKA HİÇBİR İŞE YARAMIYOR"
 
Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen 35. İSEDAK Toplantısı  Bakanlar Açılış Oturumu'nda yaptığı konuşmada, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)  Dönem Başkanlığı sırasında çok büyük gayret gösterdiklerini, İslam aleminin  beklentilerine cevap verecek bir sorumluluk anlayışıyla hareket ettiklerini  söyledi.
 
Kudüsü Şerif'in hukuki statüsüne yönelik saldırılar karşısında hemen  hareket geçerek Aralık 2017 ve Mayıs 2018'de iki olağanüstü zirve  düzenlediklerini dile getiren Erdoğan, Filistinlilerin uğradığı zulme ve  Peygamberler şehri Kudüs'e yönelik emrivakilere karşı tepkiyi İslam İşbirliği  Teşkilatı olarak hep birlikte İstanbul'dan duyurduklarını anlattı.
 
Erdoğan, bununla da yetinmeyerek konuyu BM Genel Kurulu Acil Özel  Oturumlarına taşıdıklarını dile getirerek, zirvelerde alınan kararların ezici oy  çoğunluklarıyla uluslararası toplumun vicdanında tasdik edildiğini kaydetti.
 
Tepki gösterilmeyen her zulmün zalime cesaret vermekten başka bir işe  yaramayacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Filistinlilerin hayat, mülk ve çalışma haklarına saygı duymayan  İsrail, bölge ile beraber tüm dünyanın geleceğini tehlikeye atıyor. 3 dinin  kutsal şehri Kudüs'ü yağmalayarak sadece kendi inançlarının merkezi haline  getirmeye çalışanlar, çok büyük bir yanlışın içindedir. Batılı ülkelerin İsrail'i  bu derece şımartmaları bilerek veya bilmeyerek gerilimi körüklemekten başka  hiçbir işe yaramıyor. Türkiye olarak her türlü platformda Filistinli  kardeşlerimizin haklarını ve Kudüs'ün mahremiyetini savunmaya devam etmekte  kararlıyız."
 
 
"İSLAM DÜŞMANLIĞI VEBA GİBİ YAYILIYOR"
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslam düşmanlığı ve yabancı  karşıtlığının bilhassa Batı toplumlarında adeta bir veba gibi yayıldığını  söyledi.
 
Hemen her gün Müslümanlara ait ibadethaneleri, iş yerlerini, sokakta  yürüyen Müslüman kadınları hedef alan nefret suçlarına şahit olunduğunu belirten  Erdoğan, "Lafa gelince demokrasiyi ve insan haklarını kimseye bırakmayanlar,  kendi topraklarında Müslümanların ve göçmenlerin taciz edilmesi karşısında üç  maymunu oynuyor." dedi.
 
Peygamberin şahsı manevi hissine yönelik hakaretlerin düşünce  özgürlüğü parantezine alınıp kapatılmak istendiğini ifade eden Erdoğan,  vatandaşları da hayatına mal olan ırkçı katliamların dönerci cinayetleri gibi  lakayt ifadelerle önemsiz hale getirildiğini anlattı.
 
Bu saldırılara karşı ortak bir tavır sergilenmezse Müslüman diasporayı  çok daha karanlık bir gelecek beklediğinden korktuğunu belirten Erdoğan, İİT  Dönem Başkanlığı sırasında bilhassa da 52 Müslümanın hayatını kaybettiği  ChristChurch terör eylemin ardından bu konuda bazı adımlar attıklarını, konunun  önemine binaen İİT Acil İcra Komitesi'ni toplantıya çağırdıklarını anlattı.
 
Erdoğan, toplantı sonrasında kabul edilen nihai bildiride BM'ye, diğer  uluslararası ve bölgesel örgütlere 15 Mart'ın, İslamofobiyaya karşı 'Uluslararası  Dayanışma Günü' olarak kabul edilmesi çağrısında bulunduklarını dile getirerek,  İslam dünyasında ve uluslararası camiada bu problemin gündeme gelmesi için yoğun  çaba harcadıklarını kaydetti.
 
BM Genel Kurulu'nu da toplantıya çağırdıklarını ve bu konudaki kararın  kabulüne öncülük ettiklerini dile getiren Erdoğan, zirve dönem başkanlığını  2016'da devralırken bazı hususların üstünde özellikle durduklarını ve belirli  konularda somut hedefler çizdiklerini anlattı.
 
Erdoğan, teşkilatın 12'inci 10 yıllık eylem planının kabulüyle  başlayan Zirve Dönem Başkanlığında pek çok önemli mekanizmanın temellerini  attıklarını ifade ederek, bunlar arasında Gençlik Stratejisi, İstişari Kadın  Konseyi, Arabuluculuk Temas Grubu, üye ülkelerin Ulusal Kızılay Dernekleri Ağı,  Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi'nin de yer aldığını söyledi.
 
Dönem Başkanlığı sırasında desteğini esirgemeyen, çağrılara kulak  veren ve sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan tüm üye ülkelere şükranlarını sunan  Erdoğan, 14. zirveyle Dönem Başkanlığını 2021 yılına kadar üstlenen Suudi  Arabistan'a başarılar diledi, Genel Sekreter Yusuf Bin Ahmed El Useymim'e ve  çalışma arkadaşlarına da katkılarından dolayı teşekkür etti.