Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Avrupa ülkelerine sert tepki!

AA |  19 Ekim 2019 Cumartesi - 11:40 | Son Güncelleme : 19 10 2019 - 13:36

3. Afrika Ülkeleri Dini Liderler Zirvesi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Ruanda Soykırımı'nda hangi sömürgeci devletin parmağı olduğunu siz daha iyi biliyorsunuz. Bugün bize silah ambargosu uygulayanlar o günlerde eli kanlı katillere silah verdi. Bugün bize hak, hukuk ve özgürlük dersi verenlerin neredeyse tamamının geçmişinde ya katliam ya işgal ya da sömürgecilikle lekesi vardır" dedi.


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenen  "Afrika: Çıkarsız Dayanışma, İyilikte Yardımlaşma" konulu 3. Afrika Ülkeleri  Müslüman Dini Liderler Zirvesi'nin açılışında katılımcılara hitap etti. Erdoğan sözlerine, "Kıtaların ve kültürlerin buluşma noktası  İstanbul'dan Afrika İslam medeniyetinin başkenti Timbuktu'ya, Kahire'ye,  Marakeş'e, Zanzibar'a, Hartum'a, barış ve esenlik diyarı Darüsselam'a, evliyalar  şehri Harar'a selam ediyorum. Anadolu'dan Afrika'nın 54 başkentinde yaşayan gözü  ve gönlü bizimle olan tüm kardeşlerime aynı şekilde selamlarımı iletiyorum.  Başlarının üstünde dünyanın yükünü taşıyan Afrika'nın emekçi kadınlarını, yiğit  gençlerini, ciğerparelerini açlığa kurban veren Afrika'nın yüreği yanık  analarını, her sabah evlatlarının rızkı için koşan, koşturan, ter döken  Afrika'nın fedakar babalarını selamlıyorum." diyerek başladı.  Katılımcıları Zirve vesilesiyle, Kudüs'ün kardeşi Mekke ve Medine'nin  sırdaşı İslam dünyasının göz bebeği İstanbul'da ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu  ifade eden Erdoğan, konuşmasında dün vefat eden şair yazar Nuri Pakdil'i de  anarak, bugün toprağa verileceğini söyledi, katılımcıları fatiha okumaya davet  etti.
Erdoğan, okunan fatihaların ardından, Türkiye Cumhurbaşkanı olarak  kıtanın dört bir ucundan binlerce kilometre mesafe katedip zirveye katılanların  her birine teşekkürlerini ileterek, organizasyonu tertip eden Diyanet İşleri  Başkanlığı ile emeği geçen tüm kurumları tebrik etti.  Toplantı kapsamında 3 gün boyunca birbirinden önemli başlıklarda  kapsamlı istişareler yapılacağına işaret eden Erdoğan, dış politikadan eğitime,  terörden Afrika'daki Müslümanlara yönelik tehditlere kadar birçok hassas konunun  tartışılacağını dile getirdi. Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Alacağınız kararlarla Afrika ile beraber tüm dünyanın barış ve  huzuruna katkılarda bulunacaksınız. Bölgesel gelişmeler bağlamında kritik bir  döneme tekabül eden zirvenin, aramızdaki dayanışmayı güçlendireceğine, İslam  aleminin sıkıntılarına çözüm yolları üreteceğine inanıyorum. Bu tarz zirveler,  birbirimizi daha iyi tanıma imkanı vermenin yanı sıra meselelerimizi özgürce  konuştuğumuz önemli zeminlerdir. Bilhassa bizim gibi ülkeyi yönetme mesuliyetini  taşıyan siyasetçiler için bu toplantılar ufuk açıcı, yol göstericidir. Sizlerden  gönlünüzden geçtiği şekilde, tüm samimiyetinizle tenkit, teklif ve görüşlerinizi  bizimle paylaşmanızı istirham ediyorum. Şimdiden her birinize zirvemize  yapacağınız katkılar için teşekkürlerimi sunuyorum."
 
 "12 olan büyükelçilik sayımızı 42'ye çıkardık"
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrika dostu, sevdalısı bir  siyasetçi olduğunu dile getirerek, 2003'te Başbakanlık görevini üstlendikten  sonra yılların ihmalini gidermek, Kıta ile ilişkileri geliştirmek için çok büyük  gayret sarf ettiğini söyledi. "Kahir ekseriyeti ülkemiz tarihinde ilk kez olmak üzere Başbakanlık ve  Cumhurbaşkanlığım döneminde 27 Afrika ülkesini ziyaret ettim. Bunların arasında  Güney Afrika, Senegal, Somali, Cezayir gibi farklı vesilelerle birkaç defa  gittiklerim de bulunuyor." diyen Erdoğan, bu ziyaretleri sırasında bugün bu  salonda bulunan pek çok isimle bir araya gelme, istişare etme imkanı bulduklarını  ifade etti.
 
 Erdoğan, 2005 yılını Türkiye'de "Afrika yılı" ilan ederek, ilişkileri  yepyeni bir anlayışla ele aldıklarını belirterek, "Allah'a hamdolsun çabalarımız  neticesinde Türkiye-Afrika ilişkilerini 15 yıl önce hayal dahi edilemeyecek bir  seviyeye getirdik. Afrika ülkelerindeki temsilciliklerimizin sayısının,  kapasitesinin ve imkanlarının artırılmasına gayret gösteriyoruz." diye konuştu. Kıtada, göreve geldiklerinde 12 olan büyükelçilik sayını 42'ye  çıkardıklarını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
 "Dünyadaki en büyük diplomatik temsilciliğimizi Somali'de açtık.  Uluslararası kamuoyunun milyonlarca insanın dramına gözlerini kapattığı 2011  yılında eşimle beraber Somali'yi ziyaret eden ilk lider oldum. Afrika ülkelerinin  Türkiye'deki diplomatik misyonlarının sayısını da artırdık. 2008'de sadece 10  büyükelçilik varken, bugün Afrika 36 büyükelçilikle ülkemizde temsil ediliyor.  Ardından ilki İstanbul'da, ikincisi  Ekvator Ginesi'nin başkenti Malabo'da olmak  üzere iki Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi gerçekleştirdik. İnşallah bu zirvenin  üçüncüsünü 2020 senesinde ülkemizde yapacağız."
 
 "Kurumlarımızla varlığımızı daha da yaygınlaştırdık"
 
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı,  Anadolu Ajansı, Türk Hava Yolları, Kızılay gibi kurumlarımızla varlığımızı daha  da yaygınlaştırdık." diyerek, 22 program ofisi ile TİKA'nın tüm kıta genelinde  Türk tipi kalkınma modelinin sancaktarlığını yaptığını, Türk Hava Yolları'nın ise  İstanbul'dan, 38 Afrika ülkesindeki 58 noktaya uçuş düzenlediğini, bugün yüz  binlerce Afrikalı'nın gerek kutsal topraklara, gerekse diğer ülkelere  ziyaretlerini İstanbul üzerinden gerçekleştirdiğini vurguladı.Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye burslarıyla 4 bin 500 civarında Afrikalı öğrenciye lisans,  yüksek lisans ve doktora alanında ücretsiz eğitim imkanı sunuyoruz. Son 25 senede  mezun ettiğimiz 10 bin 480 öğrenci ise Türkiye'nin gönül elçileri olarak Afrikalı  kardeşlerimize hizmet ediyor. Gittiğimiz ülkelerde Türkiye mezunu doktorları,  imamları, siyasetçileri, akademisyenleri, mühendis ve iş adamlarını gördükçe  gurur duyuyoruz. Elhamdülillah. Sivil toplum kuruluşlarımız Kıtanın dört bir  köşesinde kimi zaman ciddi riskleri de göze alarak Afrikalı kardeşlerimize yardım  ediyor. Yatırımcılarımız ürün satmanın ötesinde, istihdam oluşturan, Afrika'nın  kalkınmasını, güçlenmesini sağlayan projelere ağırlık veriyor. Afrika'nın köklü  değerlerine saygı gösteren yaklaşımlarıyla Türk girişimciler, Kıtanın her yerinde  çok büyük bir hüsnü kabul görüyor. Hamdolsun bugün Kıtayla münasebetlerimiz adeta  altın çağını yaşıyor. 24 milyar doları bulan ikili ticaretimiz günden güne  artıyor, turizm gelişiyor, iş birliğimiz güçleniyor, her seviyede karşılıklı  ziyaretler sıklaşıyor. İnşallah önümüzdeki dönemde Türkiye-Afrika ticaretinin 50  milyar dolar seviyesinin de üstüne çıkacağına inanıyorum."
 
 
 Erdoğan, kıtayla 1000 yılı aşan geçmişi  bilmeyenlerin Türkiye'yi zaman zaman "Afrika'da ne işiniz var" diyerek  suçladıklarını, Afrika'daki kardeşlerle, dostlarla kucaklaşmaktan çok ciddi  rahatsız olduklarını söyledi.Yıllarca Kıtanın kaynaklarını sömürenlerin, Afrikalı mazlumların kanı,  canı, elması ve petrolü üzerinden kendilerini ikbal devşirenlerin Türkiye'nin  eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde yürüttüğü işbirliğini hazmedemediklerini  vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
 "İstiyorlar ki Afrika halkları kendilerine bağımlı olmaya devam etsin.  İstiyorlar ki Afrika'nın doğal kaynakları Kıtayı değil batılı şirketleri, batılı  devletleri zenginleştirsin. İstiyorlar ki Afrikalı çocuklar, daha ana kucağındaki  bebekler açlık, fakirlik ve yoksulluğun kurbanı olsun. Afrika'nın ayağa  kalkmasını, muazzam potansiyelini hayata geçirmesini, Kıtanın tamamında barışın  hakim olmasını arzu etmiyorlar. Kendilerine, kendi vatandaşlarına hak  gördüklerini, Afrika ve diğer coğrafyalar için lüks görüyorlar. Özgürlüğü size ve  bize çok görüyorlar. Demokrasiyi size ve bize çok görüyorlar. Refah, huzur,  ekonomik kalkınmayı size ve bize çok görüyorlar. Bunun için de etnik ve dini  farklılıkların kışkırtılmasından darbelere, iç savaş tahrikinden yaptırımlara  kadar ellerindeki her imkanı kullanıyorlar. Kıtanın tarihi biraz da bundan dolayı  yıkımların, soykırımların, çatışmanın tarihidir. 1994 yılında Ruanda soykırımında  hangi sömürgeci devletin parmağı olduğunu herhalde sizler benden iyi  biliyorsunuz. Batı dünyası ve BM, Ruanda'da tam üç ay boyunca 800 bin insanın  vahşice öldürülmesini sadece seyretmiştir. Öyle ki Kagera Nehri devasa bir  kabristana dönüşmüş, sadece bir günde 60 bin insanın cesedi kıyıya vurmuştur.  Barış Pınarı Harekatı'ndan dolayı bugün bize silah ambargosu uygulayanlar, o  günlerde eli kanlı katilleri silah ve mühimmata boğmuştur."
 
Silah satışını durdurmayı akıllarından dahi geçirmediler
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sahada devam eden vahşete rağmen batılı  devletlerin soykırımcılara silah satışını durdurmayı akıllarından dahi  geçirmediğini belirterek, "Aynı şekilde Somali'nin senelerce iç savaşla  boğuşmasının arka planında kimlerin menfaati olduğu malumunuzdur. Çok uzun yıllar  Kıtanın en uzun ülkelerinden biri olan Orta Afrika Cumhuriyetini karıştıranlar da  yine aynı odaklardır. Libya'nın istikrara kavuşmaması için savaş baronlarını  destekleyenlerin kimler olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Kıtadaki birçok  karışıklığın arkasından Batılı silah ve petrol şirketleri çıkıyor. Bugün bize  hak, hukuk ve özgürlük dersi verenlerin neredeyse tamamının geçmişinde ya katliam  ya işgal ya da sömürgecilikle lekesi vardır." diye konuştu. Batılı devlet adamı William Churchill'in "Bir damla petrol, bir damla  kandan daha kıymetlidir" diye ibretlik sözünü anımsatan Erdoğan, bu cümlenin  tarihi bir itiraf olarak halen geçerli olduğunu kaydetti. Erdoğan, 300 yıl önce Dakar'da dünyanın en büyük köle pazarını  kurduklarını, Goree Adasından yüz binlerce insanı gemilere istifleyip Amerika'ya  ve Avrupa'ya taşıdıklarını, Kongo'daki kauçuk tarlalarını insanların ölüm  tarlasına çevirdiklerini, Cezayir'de işledikleri cinayetlerle, Namibya'da  yaptıkları katliamlarla ise insanlık tarihine birer utanç lekesi eklediklerini  ifade etti.
 Aynı çevreler bugün de menfaatleri söz konusu olduğunda insana yine bu  nazarla baktıklarını dile getiren Erdoğan, aradan yüzyıllar geçse de beyaz adamın  Afrika'ya, Asya'ya, Latin Amerika'ya ve Orta Doğu'ya yönelik bu bakış açısının  değişmediğini, batılıların beyaz ırkın üstünlüğüne dayanan kibrinde hiçbir azalma  ve eksilme olmadığını belirtti. Erdoğan, bittiği iddia edilen sömürgeciliğin yeni yöntemler  kullanılarak, yeni biçimler alarak devam ettirildiğini dile getirerek, günümüzde  kıtanın onca zenginliğine rağmen halen açlıkla, yokluk ve yoksullukla gündeme  gelmesinin sebebinin neokolonyalizm olduğunu vurguladı.
 
İnsanı, yaradılmışların en şereflisi olarak gören bir inancın, dinin  mensupları olduklarına işaret eden Erdoğan, medeniyetimizde her insanın en büyük  kalemin çizdiği bir nakış olduğunu, bu topraklara İslam mührü vuran Allah  dostların "Yaradılanı sev Yaradandan  ötürü" diye buyurduğunu dile getirdi.
 
"Binlerce yıllık tarihimizin hiçbir döneminde ırkçılık yoktur"
 
 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ecdadın yönettiği 22 milyon  kilometrekarenin her karışında adaleti ve hakkaniyeti gözettiğine değinerek,  şöyle devam etti: "Bunun için bizim binlerce yıllık tarihimizin hiçbir döneminde  ırkçılık yoktur. Sömürgecilik yoktur. İşgal, zulüm, katliam yoktur. Ülke ve  millet olarak hiçbir toplumun doğal kaynağı, alın teri, emeği ve kanı üzerinden  refah devşirmenin peşinde koşmadık. Hiçbir insanı dilinden, renginden, inancından  dolayı hor, hakir görmedik. emperyalistler gibi Kıtaya altın, elmas, petrol  penceresinden bakmadık. Tarih boyunca nereye gittiysek daima kazandırmak,  kalkındırmak, ihya ve imar etmek için çalıştık. İşte bunun için bugün de Key  Town'dan Sevakin Adasına, Harar'dan Trablus'a kadar Kıtanın neresine gitsek ata  yadigarı camilerle, medreselerle, ilim ve irfan yuvalarıyla karşılaşıyoruz.  Kıtanın hangi ülkesini ziyaret edersek edelim hem halk hem de devlet ricali  özellikle samimi teveccüh gösteriyor. İnancımızdan, değerlerimizden ve Kıtadaki  bu eşsiz tarihimizden aldığımız ilhamla Türkiye olarak Afrika'da kapısı  çalınmadık dost. yarası sarılmadık gönül, işbirliği yapılmadık devlet  bırakmıyoruz. Uluslararası platformlarda kendimizinkini özellikle ne kadar  önemsiyorsak özellikle Afrikalı kardeşlerimizin hakkını, hukukunu da o denli  savunuyoruz."
Türkiye'nin sömürmenin değil, Afrika ülkeleriyle iş birliğini  karşılıklı saygı, eşit ortaklı, adalet temelinde yükseltme peşinde olduğunu  vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: "Hiç kimsenin ötekileştirilmediği, haksızlığa uğramadığı, kazan-kazan  esasında yürüyen farklı bir işbirliğinin mümkün olduğuna inanıyoruz. Özellikle  kıta ülkelerine yönelik Batılı devletlerin sergilediği o mütekebbir, müdahaleci,  nobran tavırları asla tasvip etmedik, etmiyoruz. Biz, resul olmadan önce içinde  yaşadığı toplumda el-Emin sıfatıyla tanınan bir peygamberin ümmetiyiz. Bunun için  Resul-i Kibriya Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, ümmetini tarif ederken  'Müslüman Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mümin ise  insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kişidir.'  buyuruyor. Nitekim dinimiz İslam'ın çok kısa sürede farklı bölgelere yayılmasının  gerisinde bu kutlu tavsiyeye sıkıca sarılan Müslümanların bilhassa da Müslüman  tüccarların ve alimlerin çabaları vardır. Güzel ahlak ve müsamaha sahibi bu  Müslümanlar, hayatlarıyla örnek olmuş, daima adaleti, hakkaniyeti gözetmiştir.  Afrika'nın İslamlaşmasına bunlar öncülük etmişler, hatta Mozambik gibi kıtadaki  kimi ülkelerin isim babası olmuşlardır."
 
"İslam güneşinin balçıkla sıvanamayacağına tüm kalbimizle iman  ediyoruz"
 
 Erdoğan, son bir asra kadar nüfusunun yarıdan fazlası Müslüman olan  Afrika'nın giderek bu özelliğini kaybettiğini belirterek, şunları söyledi: "19. yüzyılın başında kıta nüfusunun sadece yüzde 7'si Hristiyan iken  bugün bu oran yüzde 55'lere yaklaşıyor. Bir dönem nüfusunun yüzde 70-80'i  Müslüman olan Doğu ve Batı Afrika'daki birçok ülkede Müslüman artık azınlık  durumundadır. Bizler de gittiğimiz yerlerde adı Mustafa, Ahmet, Abdullah olan  ancak İslam'la bağını koparmış pek çok insana ne yazık ki rastlıyoruz. Şüphesiz  bu yürek dağlayıcı tablonun oluşmasında uzun yıllardır büyük güçlerin himayesinde  yürütülen misyonerlik faaliyetlerinin çok ciddi etkisi vardır. Öyleyse görevimiz  çok ağır. DEAŞ, Boko Haram, Eş-Şebab, FETÖ gibi terör örgütleri sebep oldukları  kötülüklerle bu sürece katkı sunuyorlar. Uluslararası medya kuruluşları da yanlı,  yanlış ve art niyetleri haberleriyle kamuoyunu İslam'dan soğutmaya çalışıyor.  Yaşanan her menfur hadise sonrasında hemen 'İslami terör' ifadesinin piyasaya  sürülmesinin altında yatan sebep budur. Kelime anlamı itibarıyla barış olan  İslam'a terörü yüklemek en büyük hakarettir. Bunu kabul etmemiz mümkün değil  çünkü İslam bir barış dinidir. Bu medya kuruluşlarından hiçbiri Yeni Zelanda'daki  cami saldırısı için 'Hristiyan terörü', Arakan'daki vahşet için 'Budist terörü'  ifadelerini kullanmamıştır. Avrupa'da Müslümanların ibadethanelerini, iş  yerlerini hedef alan saldırılara da 'Neonazi terörü' denildiğini göremezsiniz.  Biz bunun tesadüf olmadığını, arkasında bilinçli bir İslam düşmanlığının  yattığını çok iyi biliyoruz."  "Ancak onlar ne yaparlarsa yapsın, İslam güneşinin balçıkla  sıvanamayacağına tüm kalbimizle iman ediyoruz." diyen Erdoğan, "Çünkü bu dinin  sahibi alemleri Rabb'i olan Allah'tır. Tabii bu bu hakikat bir Müslüman olarak  bizi görevlerimizden azade kılmıyor. Her birimizin Kur'an ve sünnet rehberliğinde  yeryüzünde hakkın, adaletin, barış ve huzurun hakim olması için mücadele etmesi  gerekiyor. Biz kendimizi düzeltirsek bir Müslümana yakışır şekilde  hayatımızı  idame ettirirsek, Rabb'imiz de nusretiyle bize yardımcı olacaktır." ifadelerini  kullandı.
 
"Yapay sınırlar bizim ufkumuzu belirleyemez"
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Emperyalistlerin bizi Şii-Sünni,  siyah-beyaz, Türk-Kürt, Arap-Farisi diye bölmesine müsaade etmeyeceğiz. Biz  birbirimizi etnik kimliğinden, kabilesinden, ırkından dolayı değil, sadece ve  sadece Allah için, Allah'ın rızası için seveceğiz. Müslümanlar olarak ümmet  bilincini, kardeşlik ahlakı ve hukukunu daima gözeteceğiz. Aramızda çizilen yapay  sınırlar bizim ufkumuzu belirleyemez. Ufkumuz, ülkelerimizden hareketle tüm  Afrika'yı, Afrika'dan hareketle de tüm dünyayı kuşatmalıdır." dedi.  Konuşmasının sonunda Erdoğan, zirve katılımcılarından toplumlarına  Türkiye'nin dostluk ve kardeşlik mesajlarını iletmelerini istedi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Erdoğan'a Afrikalı  çocuklar tarafından yapılan ve üzerinde ayetlerin yazılı olduğu bir ahşap hediye  etti. Açılış programına, TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve Dışişleri Bakanı  Mevlüt Çavuşoğlu da katıldı.   
 
 

ETİKETLER