Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar...

AA |  23 Şubat 2019 Cumartesi - 21:24 | Son Güncelleme : 25 02 2019 - 11:28

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN TÜRK-Kanal D ortak yayınına konuk oldu.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçim sürecini, AK Parti'nin projelerini, dış politikada yaşanan gelişmeleri, terör örgütlerine karşı yürütülen mücadeleyi, ekonomide gelinen noktayı ve tüm merak edilenleri CNN TÜRK-Kanal D ortak yayınında değerlendirdi.

Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Hande Fırat ve Posta Gazetesi Ankara Temsilcisi Hakan Çelik soruyor, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan CNN TÜRK-Kanal D ortak yayınında yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkeye en ufak  bir yatırımı olmayan, herhangi bir kazanım sağlamayanların ideolojik  formatlamasına, benim halkım bu tezgaha, bu tuzağa düşmemeli. Benim halkım burada  bize kim ne kazandırır veya bugüne kadar bize hangi iktidar, hangi yerel yönetim  ne kazandırdı buna bakması gerekir diye düşünüyorum." dedi. 

Bugün sadece Kahramanmaraş ile kalmadıklarını, öncesinde Tersane  İstanbul ile adımı attıklarını dile getiren Erdoğan, Haliç'in kıyısında muhteşem  bir projenin 2020 yılının kasım ayında hayata geçeceğini, bugün bu projenin temel  atma törenini gerçekleştirdiklerini anımsattı.

Erdoğan, bataklık, çamur yığını, kokudan geçilmeyen Haliç'i  temizlediklerini, temizledikten sonra da Haliç Kongre Merkezi'ni yaptıklarını  hatırlatarak, "Orası sakatatçıların merkeziydi. Ama Haliç Kongre Merkezi ile  bütün o çevre farklı bir değer kazandı. Şimdi bu Haliç Tersanesi, bilim, sanat,  kültür merkezi olacak." diye konuştu.

Buranın eski Camialtı Tersanesi olduğunu hatırlatan Erdoğan, orada  amatör kümedeyken 6 yıl futbol hayatının olduğunu anlattı.

Erdoğan, kendi semtinin bir bölgesi olduğu için çok çok iyi bildiği  bir yer olduğunu aktararak, "Şimdi orada gerek o tarihi eserleriyle, gerekse  yapılmış olan bu proje kapsamında gerçekten muhteşem bir eser meydana gelecek.  Burada üç tane müzenin içinde olduğu Sadberk Hanım Müzesi gibi, ilk defa çok  güçlü bir kadın müzesi burada yer alacak. Bir de İslam Türk Sanat Eserleri Müzesi  burada yer alacak. Bunun dışında da gerek oteliyle, gerek oradaki marinasıyla,  gerek oradaki markalarla, yürüyüş yollarıyla çok farklı Türkiye için çok büyük  bir kazanım olacak. Bu Haliç'e farklı bir zenginlik katacak." diye konuştu.

"Bu süreçte milletimizle çok ciddi kararlı bir kucaklaşma şansını  bulduk"

Erdoğan, seçim atmosferinin sorulması üzerine de meydanların şu anda  gayet iyi olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

"Meydanlar gayet iyi ama tabii bütün bu meydanların dilinin yanında,  halkın özellikle şu anda seçimi hazmetmesi hangi konumda bunu da bir geneli  itibarıyla masaya yatırmak lazım. Şimdi gün geçtikçe bu kızışıyor. Gün geçtikçe  tabii ki vatandaşın özellikle verilen mesajları alması, verilen mesajlar  üzerinden istikametini belirlemesi bir bunlar var, bir de ideolojik bir  formatlamayla siyasi partileri değerlendiren kesim var. Tabii burada acaba  marifet iltifata tabiidir anlayışıyla yapılan yatırımlar, eserler üzerinden  değerlendirenlerin durumu mu, yoksa ideolojik formatlamayla bakanların durumu mu  önemli? Beklentimiz şu, benim aziz milletim diyoruz ki bu ülkeye en ufak bir  yatırımı olmayan, herhangi bir kazanım sağlamayanların ideolojik formatlamasına,  benim halkım bu tezgaha, bu tuzağa düşmemeli. Benim halkım burada bize kim ne  kazandırır veya bugüne kadar bize hangi iktidar, hangi yerel yönetim ne  kazandırdı buna bakması gerekir diye düşünüyorum. Ankara'da, İstanbul'da,  İzmir'de, Kayseri'de, Konya'da, Diyarbakır'da, Antalya'da, Adana'da, Mersin'de  kimler ne kazandırdı? Trabzon'da, Samsun'da kimler ne kazandırdı. Velhasıl bu  yerel yönetimin bu bakımdan çok önemli olduğunu düşünüyorum. Onun için biz bu  süreç içerisinde milletimizle çok ciddi kararlı bir kucaklaşma şansını bulduk."

Çalışmalar kapsamında illere gittiklerini, fırsat bulduklarında  ilçelere de gittiklerini aktaran Erdoğan, dün Muğla'da olduklarını, önce  Fethiye'ye uğradıklarını, oradan sonra planda yokken Bodrum'a geçtiklerini ve  herhangi bir hazırlık olmadığı için duvarın üzerinde Bodrumlu vatandaşlara  seslenme fırsatı bulduklarını aktardı.

Erdoğan, yoğun bir çalışmayla devam ettiklerini vurgulayarak, yarın da  en önemli iller arasında yer alan Kayseri ve Hatay'a gideceklerini belirtti.

"Birinci sırada özellikle şehir planları büyük önem arz ediyor"

Erdoğan, yol haritalarının, çalışmalarının hatırlatılması üzerine de  "Aslında sizin bu sorunuzdan ben şunu anlıyorum. Aslında bizim manifestodaki  başlıkları anlıyorum. Ama bunların tekrarında tabii çok büyük faydalar var."  diyerek, şöyle devam etti:

"Birinci sırada özellikle şehir planları büyük önem arz ediyor. Ne tür  sıkıntılar çekiyorsak bakıyorsunuz plansızlıktan çekiyoruz. Tabii plansızlık,  kaçak yapılaşma vesaire bütün bunlar uzun vadeli ve hakkaniyete uygun şekilde  hazırlanmadığı için çok bedel ödedik. Ama bundan böyle bizim yerel yönetim  anlayışımızda bunlar uzun vadeli ve kesinlikle de hakkaniyete uygun şekilde bu  planlar hazırlanacak. İkincisine gelince alt yapı ve ulaşım sorunları. Bizde bir  anlayış var. Her evde bir tane otomobil olsun. Şimdi iki otomobil olsun, yetmez  üç otomobil olsun, böyle bir anlayış var. Böyle bir fazla otomobil sayısı olunca  da bu neyi getiriyor? Aracını park edecek yer bulmada sıkıntılar yaşıyorlar.  Tabii apartmanların altında otopark olması lazım. Ancak yeni dikey mimarinin  getirdiği bir anlayışla onların altında otoparklar falan oluyor. Ama daha önceki  yapılaşmada maalesef mecburiyet olmasına rağmen apartmanların altında otopark  yok. Ne yapıyor? Sokakta, kaldırımın üstüne aracını çekiyor. Bunlar tabii Allah  göstermesin en ufak bir yangında, vesairede oraya da itfaiyenin girmesini  engelleyen durumlar."

Kartal'da yıkılan bina

Kartal'da son yaşananlara da değinen Erdoğan, "En son bir felaket  yaşadık, Kartal... Kartal'da yaşadığımız felaketteki sıkıntı nereden  kaynaklanıyor? Buraya 3 kat izin almış, 3 kat izni, 8-10 kata çıkarmış. Bu tabii  tamamen bir kaçak yapılaşma. Ama sadece o değil ki İstanbul'un da Türkiye'nin de  değişik yerlerinde, her yerde İzmir, Ankara, aklınıza ne gelirse hepsinde buna  benzer kaçak yapılaşmalar var ve bu kaçak yapılaşma bizi tehdit ediyor. Hele hele  deprem bölgelerinde İstanbul'u, bütün bu deprem bölgelerinde bu sıkıntılar var.  İzmir'de şu anda Karabağlar olsun, Bornova olsun buralar deprem bölgesi.  Buralarda bu sıkıntılar var. Bu tehdit bir büyük depremde yani faturası bunun ne  olur belli değil. Ama ben bundan endişeliyim, korkuyorum. Onun için de sürekli bu  uyarılarımızı yapıyoruz." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, kentsel dönüşüm diye çalışma başlattıklarını aktararak,  sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şimdi kentsel dönüşümle ilgili olarak biz bu çalışmamızı başlatırken  dedik ki bak kentsel dönüşümde biz burada oturanlara kiralarını verelim,  kendileri hemen kiraya geçsinler ondan sonra da biz burayı gönüllük esasına  dayalı olarak bu bölgeleri yıkalım. TOKİ ile olmazsa müteahhitlerle ama TOKİ'nin  koordinesinde buralarda konutlar yapalım ve bu yaptığımız konutlara kendilerini  tekrar çekelim oturtalım. Yok başka yerde TOKİ'nin konutları var, buyursunlar  oralarda otursunlar. Ama bu kaçak ve her an tehdit altında olduğumuz binalara  yerleşmesinler. Çünkü bu kentsel dönüşüm aynı zamanda şehirlerimizin güzelliğini de getirecek."

Seçim Manifestosu'nda yer alan "Benzersiz Şehirler" anlayışına ilişkin  konuşan Erdoğan, "Şehirlerimizi biz, tarihten gelen kendi hikayeleri var ya  kültür noktasında da, ona uygun şekilde bunları imar edelim, inşa edelim. Eğer  bunu da yaparsak bu bir başka güzellik katacak. İşte ülkemizin değişik yerlerinde  buna uygun olarak yapılan bütün şehirleşmede bakıyorsunuz özellikle buralar  turistler için bir çekim alanı oluyor. Çok da ilginç olanı ben belediye  başkanlığım döneminde de bunu yaşadım. Bu dönemde de bir çok yerde biz bunun  adımlarını atıyoruz. Bu adımlara uyanlar ve bu mimariye uyanlar bir defa hem  oraya kazandırıyor, hem kendisi kazanıyor ve böylece de böyle bir deprem  riskinden endişe duymuyor." değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan, Akıllı Şehir uygulamaları ile "teknolojinin tüm imkanlarını  insanımızın ayağına getirelim" dediklerini kaydederek, "Akıllı şehirlerle bu  adımı attığımız zaman burada bütün yani internet bağlantılarına varıncaya kadar  her şey orada olacak ve o binalarda vardı yoktu böyle bir endişe taşınmayacak.  Böyle bir adımı da atmaya, altyapıyı da ona göre, yani bütün fiberoptik ne  gerekiyorsa her şeyini oraya o şekilde getirmiş olacağız." dedi.

Bir başka önemli adımın da çevreye saygılı şehirler olduğunu anlatan  Erdoğan, "Millet bahçeleriydi, millet kıraathaneleriydi bütün bunlar da... Bir  defa şu anda düşünün siteleri. Sitelerde aynı dikey mimari. Apartmanda komşular  birbirini tanıyor mu? Tanımıyor. Fakat geçmişe bakalım çocukluğumuza. Biz bırakın  apartmanı falan. O zaman tabii dikey mimari falan yok. Biz mahallede, sokaklarda  çocuklar, arkadaşlarımız hep beraber oynardık. O zamanın kendine has oyunları  vardı. Bu oyunları aramızda oynar ve çocukluğumuzu yaşardık. Ama şimdi çocuklar  çocukluğunu yaşayamıyor. Artık bunlar yok. Sitenin ortasında şöyle bir oyun parkı  varsa, o onlar için en büyük zenginlik. Bu adımları da tabii atmamız gerekiyor  diye düşünüyorum." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Millet bahçeleri tuttu. Şu anda AK Partili belediyeler hemen zaten  buna başladılar. Büyüklüğüne göre, bir de bahçenin bir köşesinde 250 metrekare,  500 metrekare 1.000 metrekare büyüklükte millet kıraathaneleri yapılıyor.  Belediye bu millet kıraathanelerinde gerek oralardaki kitaplarıyla ki Üsküdar'ın  yaptığı eser, Nevmekan muhteşem bir eser oldu. Şu anda geleni gideni çok çok  fazla. 24 saat anlayışıyla çalışıyor. Burada tabii simidiydi, kekiydi, çayıydı,  kahvesiydi vesaire bütün bunları da belediye oraya gelen giden gençlere ikram  ediyor. İkram ederken tabii bütün bunların hepsiyle milletin kendi imkanlarının  kendine dönüşümü. Bu tabii kaynaşmayı da sağlıyor. Orada gençler birbirleriyle  kaynaşıyorlar, tanışıyorlar, derslerini çalışıyorlar vesaire. Zaman zaman orada  seminerler, sohbetler bunlar yapılıyor. Bunlarla beraber Üsküdar için gençliğin  en büyük kazanımlarından bir tanesi oldu."

Bir diğer konunun da sosyal belediyecilik olduğunu ve bunu çok  önemsediğini anlatan Erdoğan, "AK Parti belediyeciliği zaten tanımında bir sosyal  belediyeciliktir. Yani fakiri, fukarayı, garibi, gurebayı bulan bir anlayış ve  doğrudan insana dokunan, insana saygılı olan bir belediyecilik anlayışıdır."  dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dikey mimariden bir an önce sıyrılarak, yatay  şehirleşmeye öncelik vermek istediklerini anlatarak, "Zaten bizim  medeniyetimizde, bizim kültürümüzde yatay şehirleşmeyi görürsünüz. Bakın şimdi  Süleymaniye'nin etrafı şu anda yenileniyor. Bütün o tarihi eserler vesaire,  oralar şu anda Katar-Türkiye-Kiptaş işbirliğiyle yıkılıp, aslına uygun olarak  inşa edilecek. Orası mesela çok ciddi bir çekim haline gelecek. Ama bitince  bambaşka olacak." ifadelerini kullandı.

Bir diğer adımın da "halkla birlikte yönetim" olduğunu vurgulayan  Erdoğan, "Burada tüm muhtarlarla, vatandaşla herhangi bir karar mı alınacak.  Onlarla beraber alınacak. Bir diğer yönü tasarruf, şeffaflık. Yani israftan çok  çok uzak, tasarruflu bir belediyecilik. Bir diğer adım da değer üreten şehirler.  Yani rüşvetle, suistimalle değil. Kültür ve ekonomi başta olmak üzere her alanda,  hayat kalitesini yükseltmek suretiyle oraya bir değer kazandıran bir  belediyecilik anlayışını biz bu seçimlerde Türkiye'nin her yerinde getirelim."  dedi.

"Yüzde 100 başarılı olamadık. Eksikler var"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AK Parti'nin bugüne kadar elindeki  belediyeleri niye böyle yönetmedi" şeklinde eleştiriler yapıldığının sorulması  üzerine, bu eleştirilerin geneli itibariyle doğru olmadığını ifade ederek,  şunları söyledi:

"Bu saydığım manifestodaki 11 başlık içerisinde uyguladıklarımız var,  maalesef uygulayamadıklarımız var. Tabii bu konuyla ilgili olarak da biz sürekli  olarak belediyelerimize bu ikazları hep yapmışızdır. İşte bu ikazları yaptığımız  içindir ki bir Nevmekan çıkmıştır. Bu ikazları yaptığımız içindir ki örneğin  Başakşehir'de muhteşem bir millet bahçesi vesaire ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde  yerel yönetim değil, gerçi bizim gayretimizle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı  olarak Ataköy'de sahilde biz bir yere ruhsat vermedik ve orayı mesela tarihi bir  eserdir. O tarihi eserin olduğu bölgeyi biz bir millet bahçesine dönüştürdük.  Yani buna benzer bir çok adımları attık. Ama yüzde 100 bu konuda başarılı oldunuz  mu derseniz. Yüzde 100 başarılı olamadık. Eksikler var. İşte bu dönem bu tespit  ettiğimiz eksikleri de gidermek suretiyle bu adımları atalım diyorum."

Atık sular meselesiyle ilgili de konuşan Erdoğan, "Bakın biz bu atık  suların kesinlikle denize deşarj edilmemesi noktasında çok çok büyük burada  ikazlar, uyarılar yaptık. Şimdi İzmir Körfez'de kokudan geçilmiyor. Bu kadar  konuşulduğu halde, söylendiği halde bir dönem orada belediye başkanlığı  yapılmıyor. Kaç dönemdir burası Cumhuriyet Halk Partisi'nde. Ama kalkıp da bu  hassasiyet orada gösterilememiştir. Mesela ulaşımda ciddi manada sıkıntılar  yaşadık, yaşıyoruz ama İstanbul'da bütün bu sıkıntılı ulaşımı, biz gerek  metroyla, raylı sistemlerle, bunun yanında metrobüs anlayışını getirmek  suretiyle, yani toplu taşımacılığı öne çıkararak bunu büyük oranda hallettik.  Şimdi bu aşamadığımız, bu yeni dönemde de bu kalanları inşallah süratle  gidermenin gayreti içinde olacağız."

Bazı yerel yöneticilerin, "Benim arsam buradaki nüfusa cevap vermiyor.  Onun için de biz burada yatay mimari ile hareket edecek olursak buradaki  vatandaşın konut ihtiyacını karşılayamayız. Onun için dikey mimari inşa etmeye  mecburuz." dediğini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bunların bir yere kadar haklılık payı var ama bu konuda devletin  güçlü bir kuruluşu var. Nedir? TOKİ. TOKİ ile uyum içerisinde olmak suretiyle  vatandaşlarımıza ve medyanın da desteğiyle bir şeyi işlememiz lazım. Gelin siz de  bize yardımcı olun, bakın TOKİ'nin şurada yapmış olduğu inşaatları var. Gayet  kaliteli güzel... Bunun yanında KİPTAŞ'ın İstanbul'da mesela yaptıkları var. Aynı  şekilde Türkiye genelinde Emlak Konut'un yapmış olduğu birçok konutlar var. Biz  buralarda halkımızla, vatandaşımızla rahatlıkla uyum içerisinde bu adımları  atabiliriz."

İstanbul'da Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde nüfusun 8  milyon olduğunu bugün ise nüfusun 15 milyonu aştığını aktaran Erdoğan, şunları  kaydetti:

 "Ben o zaman bir ifade kullanmıştım, demiştim ki 'İstanbul'a gelene  soralım, 'Niye geliyorsun?', 'Paran var mı? 'Evin var mı? veya 'Burada  başlayabileceğin bir işin var mı?'... Hemen dediler ki 'Belediye Başkanı pasaport  soruyor'. Ben pasaport filan sormuyorum. Buraya gelen insanımızın karşılaşacağı  zorluklar sebebiyle bunu söylüyorum. Eğer bunu yapabilseydik bugün bu sıkıntıları  çekmezdik. Örneğin bugün Londra'da siz kalkıp da rahatlıkla her yere gidip  yerleşemezsiniz. Otomobilinizle Londra'nın şehir merkezine giremezsiniz ama  Türkiye'de bu konuşulduğu zaman olay farklı yerlere çekiliyor."

Toplu taşıma kültürü

Erdoğan, Türkiye'de toplu taşıma kültürünün yeterince gelişmediğini  ifade ederek, "Şimdi biz, işte özellikle metro, metrobüs bunlarla beraber toplu  taşıma kültürünü yaygınlaştıralım ki benim vatandaşım otomobille vesaire her yere  gitme anlayışı içerisinde olmasın. Belli bir noktaya kadar eğer illa otomobille  gidecekse gelsin, oradan toplu taşımaya geçsin ki çok daha kısa zamanda  rahatlıkla gitmesi gereken yere gidebilsin." dedi.

Toplu taşıma konusunda Marmaray'ın örnek bir proje olduğunu, projenin  İstanbul'daki toplu taşıma kültürüne olumlu katkıda bulunduğunu aktaran Erdoğan,  vatandaşı kısa sürede İstanbul'un bir ucundan diğer ucuna taşıyarak zamanını en  değerli şekilde kullanmasına da katkı yaptığını söyledi. Toplu taşıma kültürünün  artık gelişmeye başladığını kaydeden Erdoğan, bunun her yönden bir tasarruf  sağladığını dile getirdi.

94 öncesi İstanbul

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1994 öncesi İstanbul'u hatırlattı. O dönemde  İstanbul'un yaşanılabilir bir kent olmadığını anlatan Erdoğan, "çöp, çukur ve  çamur" probleminin çok yoğun yaşandığını kaydederek, şöyle devam etti:

"Çöp dağları vardı. Çukurlar... Yolları güzel yapalım, edelim diye bir  anlayış yoktu. Çamurdan geçilmiyordu. Böyle bir İstanbul vardı. Ben bot giyip,  Bağcılar'da, Güngören'de seçim kampanyası yaptım. Londra Asfaltı'nın altı  Bakırköy, orası biraz daha farklıydı, yine bugünkü Bakırköy yok tabii, yukarıda  Esenler, bütün oralar çukurdan, çamurdan geçilmiyordu ve biz oradaki seçimleri de  5 ilçeyi bir arada kazandık. Ondan sonra oralar süratle değişmeye başladı. İşte  bugünkü Bağcılar, Güngören, Esenler bütün oralar şu anda o günün eseridir. Bu  başarı, bir şeye inanmanın neticesidir. Büyükşehir Belediyesi olarak biz tabii  ilk hamleyi çöp üzerinden yaptık. Çöp dağlarını bir defa kaldırdık. Bir yıl  içerisinde biz orada neticeye vardık ve HABİTAT 2 toplantısı yapıldığında  İstanbul'da, sonuç bildirgesinde dünyanın en temiz şehri olarak İstanbul girdi.  Bunu başardık. Çünkü, bizim temel felsefemizde zaten temizlik vardı. Bunu  halledeceğiz dedik."

O dönemde hava kirliliğinin felaket bir noktada olduğunu kaydeden  Erdoğan, "İstanbul'da doğal gazın girdiği ev miktarı, 50 bindi. Ben Belediye  Başkanlığını bıraktığımda 1 milyon 250 bin eve biz o zaman doğal gazı verdik. Bu  neyi getirdi? Hava kirliliğinin büyük oranda azalmasını getirdi. Çünkü hava  kirliliğinin en önemli sebebi kullanılan o kömürlerdi. Onun için de bazı  gazeteler o zaman maske dağıtıyordu. Bu maskelerle kirli havalarda korunmak  için." şeklinde konuştu.

"İstanbul'un 2050'ye kadar su ihtiyacı giderilmiş vaziyette"

Recep Tayyip Erdoğan, en büyük sorunlarından birinin de susuzluk  olduğunu, İSKİ'nin tankerle su taşıdığını anımsatarak, şöyle devam etti:

"O çamurların içerisinde o anneler, ellerinde el arabalarıyla gelirler  tankerde sıraya girerler oradan bidonlarını doldururlar tekrar eve dönerlerdi.  Böyle bir süreci yaşadık. Tabii biz bunu süratle ele aldık ama Istranca'dan, 140  kilometreden İstanbul'a su getirdik, Terkos'a, aynı şekilde 180 kilometreden  Ömerli'ye getirdik. Bununla kalmadık. Dedik ki; Boğaz'ın altından bir de dev bir  tünel yapalım ama bu su tüneli olacak ve bunun içinden Renault araçla, o zaman  Veysel (Eroğlu) Bey, İSKİ genel müdürüydü, onunla beraber oradan bir geçtik. Daha  sonra buradan deplase etsin diye bu suyu halledelim dedik, onu hallettik. Bir  anda bu Istranca, Melen bunların gelişiyle beraber 2040'a kadar, o zamanki  hedefti, 2040'a kadar İstanbul'un susuzluğu giderildi. Şimdi bu hedefi daha da  büyüttük, şimdi ise İstanbul'un 2050'ye kadar su ihtiyacı giderilmiş vaziyette.  İşte fark, susuzluktu, hava kirliliğiydi, çöp dağlarıydı, ulaşım diye bir şey  İstanbul'da maalesef yoktu. O zaman İstanbul'un nüfusu da 8 milyondu. Bunların  hepsi büyük oranda aşıldı."

"İstanbul gayya kuyusundan büyük oranda çıktı"

İETT'nin bin 500 civarında Ikarus otobüsü bulunduğunu hatırlatan  Erdoğan, şöyle konuştu:

"İçinde mazot kokusundan geçilmezdi. Zaten klima sistemi söz konusu  değil. Ben göreve geldim ne dedim biliyor musunuz? Reklamı olacak ama ben dedim  halkıma, artık bunları yasaklıyorum, kaldırıyorum, 'Mercedes alacağım' dedim. Biz  Mercedes otobüsleri aldık ve Mercedes otobüslerle hizmete başladık. Bin 500 küsur  o zaman Ikarus otobüsler varken şu anda İETT'nin 6 bini aşkın elinde bu hizmeti  veren otobüsleri var, raylı sistemlerin dışında. Şimdi bunlarla bu yürütülüyor.  Göreve geldiğimizde yanılmıyorsam 40 tane İDO'nun deniz otobüsü vardı ama şimdi  bu sayı fevkalade artmış vaziyette. Deniz taşımacılığı bu şekilde yürüyor. İşte  fark, oradan buraya geldi. Tabii yapılacak, anlatılacak çok çok şeyler bu arada  var ama İstanbul gayya kuyusundan büyük oranda çıktı ve şimdi artık modern bir  şehir olmanın bütün o başlıklarını yakalamış vaziyette."

Erdoğan, konuşmasını şöyle devam ettirdi:

"Tabii bazı yerlerde öyle güzellikler var ki, onları da bir kenara  tabii koyamazsınız, alışveriş merkezleri, vesaireler filan. Bunlar da tabii  arz-talep meselesi. Talebin doğurduğu arzlar, bu adımlar tabii atılıyor. Buna da  özellikle turizmde çok ciddi bir çekim alanı oluşuyor. Bir diğer taraftan  İstanbul şu anda otelleriyle vesaire çok ciddi bir potansiyel oluşturuyor.  Rezidanslar, ister istemez devreye girmiş vaziyette. Bunlar da tabii uluslararası  kongrelerde İstanbul'un önemini her geçen gün artırıyor. Geçenlerde yine bu  konuyla ilgili olarak uluslararası kongrelerde İstanbul bir çekim alanı oldu. Bu  durup dururken olmadı. Altyapıyı oluşturacaksınız ki bu olsun. Oluşturmazsanız bu  da olmaz."

Deprem

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İstanbul depreme ne kadar hazır? Mevcut  hazırlıkları hızlandırmak yönünde acaba ne yapmamız lazım." şeklindeki soru  üzerine ise "Bu konuyla ilgili olarak her şeyden önce bir defa tabii depremin  sebepleri, sebep netice ilişkisi açısından çok çok önemli. Biz böyle gerçekten şu  anda kentsel dönüşüme niye geldik? Niye gündemimize bu geldi? Bu soruya bir cevap  bulmamız lazım. Eğer biz bu kaçak yapılaşmayla devam edersek tabii ki bu deprem  faturası bize çok çok ağır olur." ifadelerini kullandı.

Japonya'daki depreme dayalı binaları örnek veren Erdoğan, "Japonya'da  bakıyorsunuz, 8,5, 9 şiddetinde icabında depremler oluyor ama neticeye baktığınız  zaman böyle bedeli ağır bir durum söz konusu değil. Niye değil? Çünkü zemin  etütleri ona göre yapılıyor. Zemin etütlerinin yanında inşaatlar ona göre  yapılıyor. Bütün bunlar depreme karşı alınan tedbirler muaccelesinde yapıldığı  için de orada bu depremlerde ağır faturalar ortaya çıkmıyor." dedi.

Kartal'daki çöken binada da görüldüğü gibi inşaatlarda deniz kumu,  hurda demir gibi malzeme kullanılmış olabildiğini belirten Erdoğan, "Bir de tabii  üç kat yapılması gereken yer 10 kat olursa, 8 kat olursa bu bedel önümüze ağır  olarak tabii ki gelir." diye konuştu.

TOKİ'nin bu konuda hassas davrandığını aktaran Erdoğan, şunları  söyledi:

"Biz de tabii arkadaşlarımızı bu noktada sıkıştırıyoruz. Burada  diyoruz yani Emlak Konut da dahil olmak üzere en ufak bir taviz, en ufak bir fire  vermememiz lazım. Buna göre yapalım. Çünkü TOKİ'yi biz para kazansın diye  kurmadık. TOKİ'yi şehirleşmede güzelliği, güveni, emniyeti yakalayalım ve benim  vatandaşım da burada huzur içinde rahatlıkla yaşasın. 'Benim başıma böyle bir şey  gelmez' anlayışıyla buralarda yaşasın. Bizim kentsel dönüşüm dediğimiz olay işte  bu ama vatandaşın bize yardımcı olması lazım. Öyle ki şehir planlarını yapıyoruz.  Nerede konutlaşma olacak? Bütün bunlar tabii zemin etütleriyle vesairesiyle  yapılıyor. Mesela konuşuyoruz. Benim vatandaşım geliyor diyor ki 'benim burada şu  anda diyelim ki beş tane dairem var. Bana diyor 5 tane daire vermeniz lazım  veyahut da benim beş tane çocuğum var, 6 çocuğum var her biri için birer daire  vermeniz lazım.' Şimdi benim şu andaki binamın değeri şudur noktasından bakmıyor  veya 'benim binam kaliteli değil, buradan bakmıyor. Sizin bana vereceğiniz bina  çok daha değerlidir, benimki diyelim 50'yse sizinki 250'dir buradan bakmıyor o  yine nereden bakıyor, diyor ki 'benim şu anda işte 5 çocuğum var, beşinin de  birer dairesi olması lazım, bunu verecekseniz buna evet derim.' Olaya buradan  baktıkça bu bizim işimizi zorlaştırıyor."

Erdoğan, vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğinin önemine  işaret ederek, "Aslında olması gereken nedir? Bunun bir defa bedeli nedir? Eğer  burada bir kıymet biçmeye ki birçok yerde arsa kendinin de değil, bütün bunların  hepsi kaçak yapılmış, işgal, böyle yerler var. Böyle olunca netice almak  zorlaşıyor. Onun için de bize medyanın çok yardımcı olması lazım. Vatandaşımızın  bize çok yardımcı olması lazım. Sonra Allah göstermesin işte Kartal'da  yaşadığımız gibi hayatlar gittikten sonra 21 kardeşimiz, çoğu birbiriyle akraba  biliyorsunuz, öldükten sonra bunun bedel olarak bir bedeli var mı? Yok. Ondan  sonra 'eyvah eyvah' deniyor. Bunu yaşamadan şu tedbire herkes yardımcı olsun.  Bakın biz orada ilk etapta 10 binanın yıkım kararını çıkarttık. Artık dedik  dinleyemeyiz. Bundan sonra da dinlemeyeceğiz."

İhbarların yapıldığını aktaran Erdoğan, "81 vilayete Çevre ve  Şehircilik Bakanlığımız yazılarını yazdı. Onlar vasıtasıyla da bütün oralarda şu  anda yıkım noktasında sıkıntılı olan yerlere hemen valilik onlar da yazılarını  gönderiyorlar, hemen süratle oraların boşaltılarak kirasını biz devlet olarak  vereceğiz ve gönüllülük esasına dayalı olarak biz süratle orada oturmak istiyorsa  kira süresince kirada kalacak, biz ödemesini yapacağız. Konutlar bittikten sonra  da tekrar gelip oraya yerleşme şansı var." şeklinde konuştu.

Erdoğan, "Çok açık ve net  bir şey söyleyeyim. Benim artık bu anketlere vesaire güvenim kalmadı. Çünkü  geçtiğimiz seçimlerde gördük. Doğru dürüst bir tanesi belki yakın tutturuyor.  Yüzde 100 tutturma diye bir şey yok. Ama çoğu açık ara kaybettiler, bu işi  tutturamadılar." dedi. 

Canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Erdoğan,  "Ankara'daki yarışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kamuoyuna yansıyan haberlerde yarışın başa baş gittiğine dair iddialar yansıdı. Bu konudaki görüşünüz nedir?"  soruları üzerine şu yanıtı verdi:

"Çok açık ve net bir şey söyleyeyim. Benim artık bu anketlere vesaire  güvenim kalmadı. Çünkü geçtiğimiz seçimlerde gördük. Doğru dürüst bir tanesi  belki yakın tutturuyor. Yüzde 100 tutturma diye bir şey yok. Ama çoğu açık ara  kaybettiler, bu işi tutturamadılar."

Ankara'da tecrübe ve dürüstlüğün önem arz ettiğini dile getiren  Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ankara'ya çok çok önemli bir ismi aday olarak koyduk. Mehmet Özhaseki  Bey 5 dönem Kayseri'de belediye başkanlığı yapmış bir arkadaşımız. Mehmet Bey'den  önceki Kayseri ve Mehmet Bey'le beraber ortaya çıkan Kayseri... Hakikaten  bambaşka bir Kayseri inşa etti Özhaseki. Daha sonra biz kendisini Çevre ve  Şehircilik Bakanlığına getirdik, milletvekili olarak. Çevre ve Şehircilik  Bakanlığında da bence Mehmet Bey'in en büyük ispatı Güneydoğu'dur, Doğu'dur.  Terörün estiği yerlerde, çukurların açıldığı yerlerde, maalesef oradaki benim  vatandaşlarımı teröristlerin, HDP arkasındaki terör örgütlerinin oradaki bütün o  cinayetlerine Mehmet Bey bütün imkanlarıyla gitti, her şeyi göze aldı. Biz de  devlet olarak her türlü desteği verdik. Diyarbakır'ı tanıyamazsınız, öyle yerleri  var ki İstanbul'dan çok daha iyi konumda. 4 gidiş 4 geliş trafik. Gece  aydınlatmaları vesaire... Dicle Nehri'nin kenarında piknik alanları muhteşem.  Kurşunlu Camisinin olduğu o bölge, çarşı vesaire oralar şu anda bambaşka oldu.  Konut noktasında da çok ciddi konut yapımına aynı şekilde orada girdik. 20 bine  yakın o bölgede konut yapıldı. Aynı şekilde Şırnak, Nusaybin'de ciddi konut  yapımlarına girdik. Hakkari de aynı şekilde. Kim derdi ki 15-20 sene önce  Hakkari'ye havalimanı yapılacak? Yüksekova'ya Selahaddin Eyyubi Havalimanını  yaptık. Biz ayırt etmedik, bölücülük yapmadık. 'Bu benim Kürt kardeşimdir.'  dedik. 'Burada Kürtler var, oy vermiyorlar.' Biz öyle bir şey düşünmedik. Orası  da benim memleketim."

Erdoğan, Van depreminden sonra şehre 25 milyar liraya ulaşan miktarda  yatırım yapıldığını kaydederek, Bingöl depreminde de Bingöl'e aynı yatırımların  yapıldığını anlattı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile "zillet ittifakı", "illet  ittifakı" olarak adlandırdıkları birlikteliğin, Güneydoğu'yu, Doğu'yu  mahvettiğini belirten Erdoğan, bölgenin altyapısıyla, üstyapısıyla yeniden ayağa  kalkmasını istediklerini ifade etti.

Erdoğan, Ankara'da Mehmet Özhaseki'nin yoğun bir çalışma içerisinde  bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Ankaralı kardeşlerim, vatandaşlarım, Sayın Özhaseki'yle bu yola devam  etme kararını verirse inanıyorum ki Ankara çok şey kazanacak. Şu anda CHP'nin  adayının afişlerinin altında CHP'nin logosu yok. İsmine oynuyor. Niye? CHP'nin  adayı olduğu bilinirse oy alamayacağını o biliyor. Bunun için de tabii burada bir  farklılık var. Siyaset bir defa şeffaf olarak yapılır, gizli olarak yapılmaz.  Kendilerine bile güvenleri olmayanların oluşturdukları beraberlik... Kimdir bu  beraberlik olarak ortaya çıktıkları? CHP'nin yanında kim var? HDP var. HDP'nin  arkasında kim var? PKK var. Bütün bunların yanında İYİ Parti kimlere destek  veriyor? Bunlara destek veriyor. Saadet kimlere destek veriyor? Bunlara destek  veriyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Mehmet Özhaseki ise Cumhur'un  adayı. Cumhur'un adayı olarak ortada. Peki Mansur Yavaş kimin adayı? Bu ortada  değil. O zaman çık açık açık söyle. 'Ben şu partinin adayıyım.' de. Onu  diyemiyor. Onu dediği anda vatandaşım değerlendirmesini ona göre yapacaktır.  'Bunun arkasında terör örgütü var.' diyecektir. 'Terör örgütünün arkasında olduğu  bir adayı da ben desteklemem.' diyecektir. Geçmişinde bu MHP'liymiş. Artık kimse  onun geçmişine bakmıyor, bugününe bakıyor. Bugününe bakarak değerlendirmesini  yaptığı anda benim MHP'li kardeşlerim de ona kesinlikle oyunu vermeyecektir."

"Terörle ilişkisi olmayan seçim kazanmışsa, o insanlara yönelik  adımımız olmaz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terörle bağlantısı tespit edilen isimler  alındı ve kayyumlar devreye girdi. Bu, bundan sonrası için de geçerli bir  uygulama olacak mı? Yerel seçim ve sonrasında yine böyle bir tespit olursa,  benzer kayyum ataması yapılacak mı?" sorularına şu yanıtı verdi:

"Herhangi bir terör olayına bulaşmayan, terörle ilişkisi olmayan seçim  kazanmışsa, o insanlara yönelik bizim herhangi bir adımımız olmaz. Terörle  ilişkisi seçim öncesi olmuş, tespit edilememişse, daha sonra bu  tespit  edilmişse, terörle ilişkisi olan kimse, biz onları orada tutmayız. Bunu ben  söylemiyorum, yasalar söylüyor. Çünkü bunlar devletten aldıkları parayı, Kandil'e  boca ederler. Yine devletten aldıkları paralarla ne yazık ki bütün terör  eylemlerini bunlar pratiğe geçirdiler. Biz bu milletin parasını kalkıp da böyle  terör eylemlerinde kullansınlar diye bunlara vermiyoruz ki... Yatırım yapsınlar  diye veriyoruz. Aldıkları araç gereçlerle çukurları açanlar bunlar. Bunlara bu  fırsatı vermemiz mümkün değil. Bundan sonraki süreçte de atacağımız adımda bu  hassasiyete dikkat edeceğiz. Yargının vereceği kararlar neticesinde de bunlar  görevlerinden alınarak, bunların yerine bu işi en ideal şekilde yürütecek  kayyumlar atanabilir. Bu, kanunun, hukukun vermiş olduğu bir yetkidir. Oralarda  yaşayan halkımızı biz, zulme mahkum edemeyiz."

Yerelin de kendi içinde bir beka meselesi olduğunu dile getiren  Erdoğan, demokrasinin yerelden başladığını, yerelde demokrasi yoksa, genelde de  olmayacağını anlattı.

Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yerelde beka meselesi hallolmadıkça, genelde o sıkıntı yaşar. Bu iş  öyle hafife alınacak bir şey değil.  Yerelde de biz o beka meselesini çözüme  kavuşturmamız lazım. Cumhur İttifakı bunu kanıtlamıştır, yerelde de genelde de  kanıtlamıştır. Ülkenin bekası için taban ve teşkilatlar uyum içinde çalışmaya  devam ediyor. Zillet ittifakı kendi içinde koltuk kavgasında. Bizim böyle bir  derdimiz yok. Bunun yanında çok daha önemlisi ülkenin geleceğini inşa etmeye  çalışıyoruz. Bunlar ise araçlarla gereçlerle ne var ne yok ellerinde kalıyorlar  hatta binalardan binalara bitişik nizamda tüneller açmak suretiyle neler  yaptıklarını biliyoruz. Bunları gördüğümüze göre hala bunlara 'Arkanızdayız,  tamam, yerinizde durabilirsiniz, devam' mı diyelim? Kayyum atamalarında geç  kaldık bile biz geç... Daha zamanlı bu atamaları yapsaydık, Güneydoğu bugün çok  daha farklı bir yerde, çok daha farklı bir konumda olurdu. Çünkü artık mızrak  çuvala sığmıyor. Bu milleti kimse kandırmaya yeltenmesin. Bu ülkeyi bölmek  isteyenlerle yapılan ittifakı ne tarih ne de millet affetmeyecektir."

"Kandil de verdiği mesajlarıyla bunları etkiliyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Herhangi bir ittifakımız yok." diyenlerin her  yerden aday göstermesi gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Niye aday göstermiyorlar? HDP, Güneydoğu'da aday gösteriyor, onun  aday gösterdiği yerde İYİ Parti, CHP aday göstermiyor. İYİ Parti'nin aday  gösterdiği çoğu yerde, CHP aday göstermiyor, aynı şekilde HDP de aday  göstermiyor. Ankara'da CHP'nin adayı var. Diğerlerinin var mı? Yok. İstanbul'da  aynı şekilde CHP'nin adayı var. İYİ Parti'nin, HDP'nin adayı var mı? Yok. İzmir,  Mersin, Adana'da durumlar gene aynı. Birinin olduğu yerde, bir diğeri yok.  Hesapları yapıyorlar, bazı yerde hesap şaşırması gibi bir şey oluyor. Oralarda  bunlar girmeyebiliyorlar. Böyle durumlar da var. Geneli itibarıyla olay böyle  gelişmiştir, hatta hatta olay çok daha ileriye gidiyor. Daha ilerisi neresi?  Pensilvanya'nın talimatları var. Bir diğeri de Kandil'in talimatları var.  Kandil'in talimatı diyor ki 'Güneydoğu'da, Doğu'da kendi adayımızı  destekleyeceğiz. Batı'da, AK Parti'nin, MHP'nin güçlü olduğu yerlerde onların  kazanmaması için biz aday göstermeyeceğiz.' diye çok açık, net, biz televizyon  ekranlarında da kendi dillerinden bunları zaten dinledik."

"Pensilvanya'dan talimat"a ilişkin soru üzerine Erdoğan, "Bu tür  şeylerde Kandil de Pensilvanya da bunların hepsinin birbiriyle iletişim ağı  kesilmiş değil, devam ediyor. Yeri geliyor Pensilvanya, hem söylemi hem siyaset  anlayışıyla bunlarla koordine vaziyette ve bu koordine vaziyette olarak da  bunların siyaset pratiğini, siyaset etme anlayışını etkiliyor. Aynı şekilde  Kandil de bu şekilde verdiği mesajlarıyla, isimlerle bunları etkiliyor. İsimler  de buna göre belirleniyor. Nerede aday çıkaracağız, nerede çıkarmayacağız, bunu  da buna göre belirleme noktasında kalıyorlar." değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan, 17-25 Aralık'ın bir yargı darbe girişimi olduğuna işaret  ederek, "Buradan edinilen bazı tecrübeler var. Orada nerede durduysalar, şu anda  da aynı yerde duruyorlar." dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "kontrollü darbe girişimi"  ifadesine değinen Erdoğan, "Bu kontrollü darbe girişimiyse, Bay Kemal senin 7  Ağustos'ta Yenikapı'da ne işin var? Niye oraya geldin? Cuma akşamına kadar zaten  gelmeyeceğini bildirdin ama seni o kadar sıkıştırdılar ki sen dayanamadın ve  Yenikapı'ya geldin." diye konuştu.

Erdoğan, 15 Temmuz'da Kemal Kılıçdaroğlu'nun Atatürk Havalimanı'na  23.15'te indiğini, tankların arasından geçip Bakırköy Belediyesine gittiğini,  kendisinin de 15 Temmuz'da 01.15'te buraya indiğini, halkla bütünleştiğini  anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bay Kemal'in şu anda kullandığı bu sözü, FETÖ  elebaşısı da aynı sözü kullandı. Ne zaman? 16 Temmuz'da 'kontrollü darbe' dedi,  orada her şeyiyle kendisi açığa çıktı. Bay Kemal bununla kendini güya güvence  altına almak istedi ama alamazdı, nitekim havalimanından kaçışı görüntülendi. Bay  Kemal FETÖ'yle niçin aynı ifadeleri kullanıyor? Bunun cevabını önce vermesi  lazım. Burada çok ciddi açıkları var." ifadelerini kullandı.

Canlı yayında ekonomideki spekülasyonlara ilişkin bir soru üzerine  Erdoğan, S&P'nin Türkiye'ye karşı kasıtlı bir davranışının söz konusu olduğunu  dile getirerek, bu değerlendirmelerin ekonomik gerçekliklerden çok uzak olduğunu  ve tamamen siyasi olduğunu anlattı.

Erdoğan, S&P ile Türkiye'nin bir ilişkisi kalmadığını "bunun da onları  çıldırttığını" ifade ederek, şunları kaydetti:

"2002'de 212,7 milyar lira olan bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü  2018 sonu itibariyle 3,9 trilyon liraya ulaştı. Mevduat büyüklüğü 16 yılda 138  milyar liradan 2,1 trilyon liraya yükseldi, toplam öz kaynaklarda 25,7 milyar  liradan 421,2 trilyon liraya ulaştı. Çöken ekonomi bu mu? Bankacılıkta şube  sayısı 6 bin 170'ten 10 bin 493'e çıktı. İhtiyaç olduğu için bu şubeler açılıyor.  Sorunlu kredilerin oranı ise yüzde 17'den yüzde 3,8'e gerilemiş vaziyette.   Özellikle bankacılık sistemimiz sağlam şekilde yoluna devam etmekte bunu rakamlar  da açıkça ortaya koymaktadır. Şu an da bankacılık sistemi çok ciddi bir itibara  sahiptir. BDDK bu yıl için sorunlu kredilerin oranının yüzde 6 civarında  olacağını tahmin ediyor. Bazı sektörlerde sorunlu kredilerin oranları çift haneye  yaklaşsa da sektörlerin genelinde bu oran en kötü senaryoda bile çift haneye  ulaşmayacak."

"Tanzim satış noktaları"

Erdoğan, tanzim satış noktalarına değinerek, zincir marketlerin bu  uygulamadan rahatsız olduğunu ifade etti.

"Biz nereden bu işe girdik, patlıcan, patates, soğan, biberden bu işe  girdik. Niye girdik? Çünkü baktık ki patatesler, soğanlar depolanıyor." diyen  Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Üreticiden 2-3 liraya alınan tüketici olarak benim vatandaşıma  geldiğinde 8-9-10 lira oluyor. Adım atınca bir anda fiyatlar yüzde 50 düştü.  Fiyatlar düştükten sonra 'bu ürünleri çoğaltamaz mıyız?' sorusu geldi. Zincir  marketlere ne oluyor, niye rahatsız oluyorsunuz? Siz 250-300 çeşit ürün  satıyorsunuz, niye bundan rahatsız oluyorsunuz? Biz vatandaşımızın günlük temin  etmek zorunda kaldığını orada satıyoruz. Et, kıyma bunlara girmedik ama siz bunda  da aynı oyunu oynadınız. Bir ara kıyma 35 liraya kadar çıktı. Sonra biz ithale  girince hemen fiyatlar 28 liraya düştü. Biz vatandaşımıza yapılan bu zulme ortak  mı olacağız? Biz devlet isek bu zulmü ortadan kaldırmamız gerek. Böyle giderse bu  iş o zaman biz Türkiye'de 81 vilayette icabında tanzim satışları oluştur ve bu  tanzim satışlarda bu şekilde vatandaşa ucuz ürün teminine çalışırız. Nerede?  Gıdada. Ürün çeşitlerini arttırarak... Yoksa bizim devlet olarak piyasada ne  işimiz var? Bizim bir görevimiz var. O da nedir? Denetimdir. Bunu yapmamız ve  fırsatçılara dersini vermemiz lazım."

Erdoğan, otomotiv sektörünün Türk sanayi ve ihracatının lokomotif  sektörü olduğunun altını çizerek, "Son dönemde iç pazarda konjonktürden kaynaklı  bir daralma söz konusu ama otomotiv ihracatı 2018'de yüzde 11 artışla 32 milyar  dolara ulaşarak rekor kırdı. Rekor yine otomotivde. Sektör ayrıca Türkiye'nin 168  milyar 88 milyon dolarlık toplam ihracatından yüzde 18,8  ile yine en yüksek paya  sahip oldu. İç pazarı tekrar hareketlendirmek için BDDK'nın kredi kartları ile  ilgili bir açıklaması oldu. Taksit sınırı ve bireysel tüketici kredilerinde  vadenin uzatılması yönünde çalışmalar yaptılar. Bu ciddi manada tüketiciyi  rahatlatacaktır. Bu kapsamda fiyatı 120 bin liraya kadar olan taşıt alımı  amacıyla kullandırılacak kredilerde vade 48 aydan 60 aya kadar yükselecek. Bu  ciddi manada araç alımında alıcıyı rahatlatacaktır." ifadelerini kullandı.

"Trump ABD'ye davet etti"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile olumlu bir görüşme  yaptığını belirterek, şöyle devam etti:

"Bugüne kadar Sayın Trump ile ikili görüşmelerimiz itibariyle olumlu  geçmektedir. Suriye konusuna gelince olumlu bir görüşme yaptık diyebilirim. Şu  anda biliyorsunuz Savunma Bakanımız Washington'da idi. O da orada görüşmelerini  yaptı. Bu görüşmelerle birlikte iş daha da farklı bir konuma gelecek. Daha net  bilgileri Sayın Bakanımızdan alacağım. Görüşmemizde Suriye özellikle öne  çıkarken, bunun yanında ikili ilişkilerimizde, 75 milyar dolar hedefi çok  önemliydi. Dedik ki, 'Patriotlar meselesi sizin döneminizin getirdiği bir netice  değil, bu ne yazık ki Sayın Obama döneminin getirdiği bir neticedir.' Sayın  Obama, bu işi kongreden halledilebilseydi bugünkü duruma gelmeyecektik. Maalesef  bu olumlu olmadı. Kendisi de bana çok hak verdi. 'Bu konuda çok haklısınız. Sizi  buraya hangi sebeplerin getirdiğini biliyorum' dedi. Günümüz uluslararası  ilişkilerinde liderlerin kendi arasındaki diplomasi son derece önemli. Biz de  Sayın Trump ile olumlu bir ilişkiye sahibiz. Bu da bir çok sorunu daha kolay  çözmemizi sağlıyor. Kendisinin bir daveti oldu. Ben de kendisine 'Önce ben sizi  bekliyorum' dedim. Bu denli ilişkilerde bir sıcaklık söz konusu.

Rusya Federasyonu ile olan ilişkilerimizdeki yoğunluk gayet olumlu bir  şekilde devam ediyor. Artık dünya liderlerinin uluslararası ilişkilerdeki  samimiyeti ile ayrı bir zenginlik kazanıyor. Bu  ayrıca aranızda kullanılan dili  bile yumuşatabiliyor. Biz Sayın Putin ve Trump ile aynı zamanda bizim dışımızda  belirlediğimiz isimleri de aktive ediyoruz. Onlar da birbirleriyle hemen anında  görüşme yapabiliyorlar. Bu anında yaptıkları görüşmelerle netice almamız  kolaylaşıyor. Şimdi Sayın Trump ile bu görüşmelerimizde bu neticeyi alabiliyoruz  ama geçmişte bunlar yoktu. İktidarımızda bunu başardık. Uzun zamandır ABD'nin  Ankara'da büyükelçisi yoktu. Şu anda çok önem verdikleri bir ismi Türkiye'ye  büyükelçi atıyorlar. Belki bir iki hafta içinde bu büyükelçi görevine başlayacak.  Maslahatgüzar ile bir büyükelçinin çalışması aynı değil. Kendisiyle de  konuştuğumda, 'Önemli bir büyükelçimi gönderiyorum' dedi. 31 Mart'tan sonra belki  bir Washington ziyareti yapma durumum olabilir, belki kendisi Türkiye'ye bir  ziyarette bulunabilir. Bu konular önem arz ediyor ikili ilişkilerde."

Erdoğan, "Güvenli bölge bizim stratejik anlayışımızın dışında bir yere  taşınırsa bunu kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü bizim sınırımızda bir güvenli  bölge olacaksa o bizim kontrolümüzde olur. Çünkü benim sınırım. Orada herhangi  başka ülkenin sınırı yok. Havan topu, füze ilk defa nereye geliyor? Benim ülkeme  geliyor. Dolayısıyla ben tedbirimi karşı ülkede alacağım. Yoksa benim ülkeme füze  düştükten sonra bunun tedbiri alınmaz. O zaman yerinde bu işi imha etmek  zorundayız." ifadelerini kullanırken bunun da başarıya ulaşacağını belirtti.

Afrin'de, Celabrus'ta ve El Bab'da inşa edilen huzur ve istikrarın,  sınır bölgesinde de kurulması gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, "Bunu da ancak biz  kurarız. Mesela, göçmenlerden korkan Avrupa'nın Suriye'yle varlık göstermesini  biz beklemiyoruz. Bir taraftan, 'Aman ha kapıları açmayın.' diyeceksin, ama öbür  taraftan benim kapımın açık tutulmasını isteyeceksin. Gelsinler, Türkiye'yi  vursunlar, böyle bir şeye müsaade edilebilir mi? Asla buna müsaade  edemeyeceğimizi, etmeyeceğimizi, bütün liderlere gerek Soçi Zirvesi'nde olsun,  gerek Astana'da olsun, gerek diğer ikili görüşmelerde olsun hepsini söyledik. Ve  ABD'nin Suriye'den çekilme kararının ülkelerimizin menfaatleri ile Suriye'nin  toprak bütünlüğü, bu çok önemli, ve siyasi birliği aleyhinde gelişmelere yol  açmaması da bizim için önem arz ediyor." diye konuştu.

Erdoğan, "Suriye'nin toprak bütünlüğü noktasında da hemfikir olmamız  lazım. Çekilmeden sonra oluşacak boşluğun terör örgütleri için güvenli bölge  haline gelmesine müsaade etmeyeceğimizi de söyledik." dedi.

"Esed'e hakketmediği bir meşruiyeti biz veremeyiz"

Adana Mutabakatı'nın Suriye'deki terör örgütüne yönelik operasyonlara  imkan tanıdığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

"Adana Mutabakatı bize yaptığımız operasyonlar için imkan tanıyor şu  anda. Esed'e hakketmediği bir meşruiyeti biz veremeyiz. Dikkat edilirse Adana  Mutabakatı'nın içerisinde biz, teröristleri sonuna kadar kovalama hakkına da  sahibiz. O bakımdan bize önemli imkan sağlıyor. Ve o günden bugüne de Adana  Mutabakatı noktasında gerek bizim Esed'le münasebetlerimizin iyi olduğu dönemler  dahil, hiçbir zaman, 'Artık bunu biz tek taraflı iptal ediyoruz' diye önümüze  gelmemiştir. Tabii bunun bir şekilde önümüze gelmemiş olması nedir? Bunun devamı  anlamındadır. Biz de buradan hareketle Adana Mutabakatını önemsiyoruz."

Türkiye'nin güvenliği için her türlü adımı atacaklarını aktaran  Erdoğan, şöyle devam etti:

"Suriye'den Türkiye'yi hedef alan PKK tehdidinin bertaraf edilmesi  amacıyla 1998'de (Adana Mutabakatı) imzalanmış. Peki, bu şu anda ortadan tam  manasıyla kalkmış diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Reyhanlı nasıl oldu? Ortada.  Bunları biz 'yok' farz edemeyiz. Onun için de Adana Mutabakatı'nın altında imzası  bulunan diğer tarafın itiraz etme hakkı yok. Bu da bize, 'Rejim sizi  çağırmadılar' diyorlar ya bazen, Adana Mutabakatı çok açık net bunu ortaya  koyuyor. Sayın Putin'in de bunu bana ifade etmiş olması çok önemliydi. Bu aynı  zamanda Birleşmiş Milletler şartına da uygundur. Biz her türlü adımı da bu  noktada ülkemizin güvenliği için atarız."

"Suriye'de bu silahlar (ABD'nin taşıdığı) satılmaya başlandı"

Erdoğan, ABD'nin Suriye'nin kuzeyine 23 bin civarında tır ve kamyonla  mühimmat, araç-gereç ve birçok silah getirmesine değinerek, "Bunu bize nasıl izah  edecekler? Nereye geliyor bunlar? Burada zikredilen örgütlere geliyor. PKK'nın  yan kuruluşları olan YPG/PYD, bunlara geliyor. Tabii orada bir de üstler var. Bu  üstlere geliyor. Sürekli bu takviye devam ediyor. Biz kendilerine bunu sorduğumuz  zaman, 'Seri numaraları bizde var, biz bunları iş bitince alacağız'. Sayın Bush  zamanında Irak'ta da yaşadık. Aynı şeyler söylendi bize. Bunlar alınmadığı gibi  daha sonra mücadelelerde bunlar bizim de elimize geçti. Birçoğu da tabi bunların  satıldı. Satıldıktan sonra da Irak halkının elindeydi. Şimdi aynı şey Suriye'de  oluyor. Suriye'de bu silahlar zaman içinde hep satılacak, satılmaya da başlandı.  Bundan sonraki süreçte bu iş nereye varır o ayrı bir konu. Mesela, DEAŞ birçok  silahı buralardan alıyor, ama DEAŞ artık bu bölgede bitiyor. Böyle bir noktaya  geldi. Temennim o ki silah desteği kadar önemli bir şey varsa o da siyasi  destektir." ifadelerini kullandı.

"Kaç 90 gün geçti, nereden nereye geldik"

Türkiye ile ABD'nin stratejik müttefik olduğunu, dayanışmayı sürdürmek  istediklerini belirten Erdoğan, "Askerinizi madem çekiyorsunuz, askerinizi  çektikten sonra doğacak boşluğa YPG/PYD teröristleri girmesin. Burayı biz  halledelim. Örneğin Münbiç. Münbiç'in yüzde 90 halkı Arap'tır. Burayı şimdi o  teröristler doldurmuş vaziyette. Bana Sayın Obama da aynı şekilde söz vermişti,  'Asla bunlara böyle bir şey bırakmayız' ama ne yazık ki Sayın Trump döneminde,  'Böyle bir şey olmayacak' denildi, Pompeo, Sayın Çavuşoğlu'na, '90 günde burası  boşalacak' dedi. Kaç 90 gün geçti, nereden nereye geldik." değerlendirmesinde  bulundu.

Erdoğan, Münbiç'te iki hususun hassasiyet arz ettiğinin altını  çizerek, şunları kaydetti:

"Birincisi, yol haritasının hayata geçirilmesi sürecinin süratle  tamamlanmasıdır. Daha fazla gecikilmeden Münbiç'in PYD/YPG'den temizlenmesi  Türkiye için artık bir güvenlik halini almıştır. İki, rejimin Münbiç'e yönelik  tahrik girişimlerine, PYD/YPG'nin rejimi Münbiç'e sokma çabalarına müsamaha  gösterilmemesidir. Konu geniş bir çekilme planı çerçevesinde tabii ki ele  alınıyor, bizim kararlılığımız devam ediyor. Belli bir süre bekleriz, oldu,  olmadı bir gece ansızın gelebiliriz."

"İstihbarat teşkilatımızın gayretleri var"

İdlib'in de hayati önem taşıdığını dile getiren Erdoğan, konuşmasını  şöyle sürdürdü:

"Çünkü İdlib'de 300-400 bin kişi orayı boşalttığı zaman gidecekleri  tek yer var; Türkiye. Biz bunu kaldıramayız. Gelirse ne olacak? O ayrı bir konu.  Tabii orada HTŞ, Rusya'yı ciddi manada rahatsız ediyor. Bizim de bu rahatsızlığı  ortadan kaldırmak için özellikle istihbarat teşkilatımızın gayretleri var,  çalışması var. Bu çalışmalar devam ediyor. Burada madem ki biz bir dayanışma  halindeyiz, zirveler birbirini takip ediyor; o zaman Rusya, Türkiye, İran  birlikte burada bir sükunet, suhuletin sağlanması lazım. Bununla ilgili olarak da  o bölgede bir İdlib'in çevresinde hat var, bu hattın iç kısmını bizim gözlem  kuleleri oluşturuyor, dış kısmını ise Rusya oluşturuyor. Dolayısıyla buradaki bu  kuşak, istiyoruz ki sükuneti, suhuleti burada sağlamaya devam etsin."

Erdoğan, "Bir kere terörün her türlüsüne karşı olduğumuzu her zaman  söylüyoruz. Burada da bu duruşumuz devam ediyor. Asla Rusya'yı rahatsız edecek  bir konuma bu işi vardırmamak gerekiyor. Aynı şekilde biz de tabii bundan  rahatsız olmamamız gerekiyor. Bu dayanışma şu ana kadar ufak tefek bazı  sıkıntıların dışında geldi, şu anda da aynı şekilde devam ediyor. Temennim odur  ki herhangi bir yanlışla aramızdaki mutabakatı kurban etmeyelim." ifadesini  kullandı.

"Oranın gerçek sahipleri bu işi başarırlar diye düşünüyorum"

Suriye'nin anayasasına ilişkin çalışmalara değinen Erdoğan, şunları  kaydetti:

"Bunu biz Suriye'nin geleceği için, Suriye'nin gerçek sahiplerinin bir  anayasayı yazmayı becerebileceklerine inanıyorum. Burada sipariş birilerini  aramaya gerek yok. Oranın gerçek sahipleri bu işi başarırlar diye düşünüyorum.  Herhangi bir sıkıntının olduğu yerde de biz onlara bu konularda deneyimli,  tecrübeleri anayasacılarımızla bu tür hazırlıkları yapmış olanlarla kendilerine  yardımcı oluruz. Bütün mesele Suriye'deki ihtilafın, BM parametreleri temelinde  siyasi yollardan çözümünü gerçekleştirelim ve bunu çok daha fazla uzatmayalım.  Çünkü orada da çok cana bu iş mal oldu.'

Elebaşı Gülen'in iadesine ilişkin ABD Başkanı Donald  Trump'la görüşmesinin sorulması üzerine Erdoğan, "Şu an itibariyle bize net  ulaşan bir şey tabii yok ama biz tabii elimize geçen her türlü belgeyi, bilgiyi  Amerika'ya ulaştırıyoruz ve takipçisiyiz. Amerika'nın dışındaki diğer ülkelerde  de biliyorsunuz takibini yapıyoruz ve oralardaki öncü, lider konumunda olan  FETÖ'cüleri de tek tek toparlıyoruz. Onların sorgulanması, yargılanması devam  ediyor ve ondan sonra da kendileri cezaevine konuluyor. Oralarda artık tutukluluk  süreci, mahkumiyete girenler, mahkumiyet süreci yaşamaya devam ediyorlar."  yanıtını verdi.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına  ilişkin soru üzerine Erdoğan, "Avrupa Parlamentosu'nun almış olduğu kararın  herhangi bir kıymeti harbiyesi yok." dedi.

Avrupa Birliği'nin büyük bir kriz içerisinde olduğunu vurgulayan  Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İşte bunun ilk adımı Brexit'ti ama bunu başka ülkeler de takip  edeceğe benziyor. Bu Fransa'da yaşanan olaylar sıradan değil. Bunları bir kenara  koyamazsınız. Demek ki bir yerde boşluk var. Boşluk sebebiyle de bunlar  yaşanıyor. Aynı şekilde diğer ülkelerde ciddi sıkıntılar... Avrupa Birliği  kurumları da Avrupa Birliği'nin içinde bulunan bu krizden tabii olumsuz  etkileniyor. Avrupa Birliği'nin maalesef şu anda Avrupa'ya bile faydası yok. Bunu  ben neye benzetiyorum? Hani bizim şu anda bir tezimiz var ya 'Dünya beşten  büyüktür' diyoruz. Şimdi Avrupa Birliği bir defa bunu yakalayamadı. Bir defa  Avrupa da özellikle Avrupa Birliği'nden büyüktür. Bunu bir defa bilmemiz lazım.  Sadece bunu bu ülkeler oluşturmuyor ki... 'Türkiye'yi niye almıyorsunuz arkadaş'  dediğiniz zaman hep söyledikleri nedir biliyor musunuz? 'Sizin 82 milyon  nüfusunuz var.' Nüfusumuz çok. Ya siz dilinizin altındaki asıl baklayı çıkarın  ya, şunu bir çıkarın. Çıkarmıyorlar ama bunu bir zamanlar Fransız Dışişleri  Bakanı'ndan bizzat dinledim. Ne dedi biliyor musunuz? 'Siz Müslümansınız, sizi  Avrupa Birliği'ne almazlar' dedi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bizim de bir B planımızın, C planımızın olması  lazım. Yani vizede, Gümrük Birliğinde aynı şeyleri yaptılar. Hala aynı şeyleri  yapıyorlar. İşte şu anda 14 fasıl, 15 fasıl buralarda işi sürüncemede tutuyorlar.  Olur veya olmaz şunu bir defa bilmemiz lazım ki, Türkiye, Avrupa Birliği'ne her  şeyiyle bağlı bir ülke konumunda değil. Onun için 'Kopenhag Kriterleri olmazsa,  Ankara Kriterleri'ni tesis ederiz. Onunla yolumuza devam ederiz' demiştim. Bugün  de aynı kafadayım. Bunun nihai kararını kim verecek? Milletim verecek. Yapılması  gereken nedir? Milletime giderim, milletim ne diyor? Devam mı diyor? Devam. Tamam  mı diyor? Tamam. Bu kadar bizi oyalamaya hakkınız yok ya. Burası bir kabile  devleti değil, burası Türkiye. Bizim dünyada 22 milyon kilometrekareye hükmetmiş  bir devlet anlayışımız var. Biz oralardan küçüle, küçüle gelmişiz 780 bin  kilometrekare olmuşuz. O şu anda 'Ben Avrupa Birliği üyesiyim' diyenlerin bir  çoğunda bizim izlerimiz var. Hala atlarımızın orada mahmuzlarının izleri var.  Önce bunu görmeleri lazım. Bunu göremeyenlere değerlendirmemizi milletimizle  yaparız. Ondan sonra da kararımızı verir yolumuza devam ederiz. Olay bu kadar  basit." değerlendirmesini yaptı.

AB'nin mülteciler konusunda ilk etapta 3 artı 3 milyar avro  vereceklerini, ondan sonra tekrarının olacağını söylediklerini anımsatan Erdoğan,  "Şu ana kadar verdikleri 1 milyar 750 milyon dolar. Bize diyorlar ki 'proje  proje...' Ne projesi ya. Biz yatırdık, yatırdık. Şu anda 37,5 milyar dolar  yatırdık. Eser ortada. Senin plan proje dediğin şey geleceğe yönelik. Biz  yapmışız bunu. 'Gelin bunlara bakın, gezin buraları, görün' diyorum.  Yaptıklarımızdan bize siz bedel ödeyin ve zaten bunları bizim bütçemize  vermiyorsunuz. Uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla AFAD'a, Kızılay'a, buralara  veriyorsunuz. Tablo bu." diye konuştu.

Cemal Kaşıkçı cinayeti

Cemal Kaşıkçı cinayetinin uluslararası platformlara taşınmasına  ilişkin soru üzerine Erdoğan, şu karşılığı verdi:

"Bizim partimizin adı adalet. İkincisi kalkınma ve bir devlet veya  liderler adalet üzere ayakta dururlar. Eğer adalet yoksa çökmeye mahkumdurlar.  Türkiye her zaman olduğu gibi adaleti savunmaya devam edecek, buradan taviz  veremeyiz. Çünkü adalet mülkün esasıdır. Burada zikredilen mülk, 'mal mülk'  anlamında mülk değil. Devletin ikamesi için ifade edilen bir anlamdır. Gelinen  noktada Cemal Kaşıkçı cinayetini örtbas etmek, yok saymak mümkün değildir.  Elimizdeki belgeler bize bunu gösteriyor. Biz bunu başta Suudi Arabistan'ın  yetkilileri olmak üzere hepsine dinlettik. Kendileri bunu dinledikleri zaman,  feveran ettiler. 'Bu ancak morfinlenmiş bir insanın yapacağı bir iş' dediler.  Bunu biz özellikle Kral Selman'la da görüştük. Aynı zamanda veliaht prensle de  bunları telefonda görüştük ama bir netice alamadık. Hep söylüyorlar, 'Biz bunlara  verilmesi gereken ceza neyse vereceğiz.' Şimdi ortada bir defa şöyle bir durum  var. Bunu kaç kere anlattım televizyonlarda. İki tane uçakla buraya gelen 15  kişi, bu işi icra edenler ve bu 15 kişinin içinde bunun katilleri ama zaten  burada ortak bir eylem var. Bu ortak eylemin talimatını veren kim? Bunun ortaya  çıkması lazım. Bu da belli, niye? Bu 15'e talimatı kimin verdiğini bu 15 biliyor  zaten. Hatta Dışişleri Bakanları şu anda Dışişleri Bakanlığı görevinden alındı,  başka bir göreve getirildi. O çok daha ileri gitti, dedi ki 'Yerli işbirlikçiyle  beraber bunu yaptık.' Veliaht prens ise arka kapıdan Cemal Kaşıkçı'nın çıktığını  söyledi. Bizzat kendisi. Ya bu nasıl bir iş ki, dışarıda nişanlısı bekliyor,  Cemal Kaşıkçı arka kapıdan çıkıyor, nişanlısını almadan gidiyor. Böyle bir  mantık, böyle bir anlayış olabilir mi? Bunlar dünyayı enayi zannediyorlar. İşin  tabii ileri boyutlarını da kendileri çok daha iyi biliyor. 'Ben kesmeyi çok iyi  bilirim' diyen bir ahlaksız, adi var orada. Meğerse bu adli tıp mensubuymuş.  Bakın gelişte kimi nereye gönderecekleri belli. Başlarındaki lider konumunda olan  isimler belli. Bu isimler ortada olduğuna göre, bunu şimdi veliaht prens  bilmeyecek de kim bilecek. Bunun toplamda 22 kişiye falan çıkarıldığını  söylediler. Talimatı veren belli. Bunu Amerika'dan gelen heyet, onlar bile kararı  adeta kendi aralarında vermiş durumdalar ama konuşmuyorlar, konuşamıyorlar. Sadece 'biz böyle zannettik' diyorlar."

"Sağa sola dolar, petrol dağıtmak suretiyle bu iş çözülmez"

Erdoğan, BM'den ve CIA'dan gelenlere kayıtların dinletildiğini  aktararak, "Biz ortadayız, her şeyimizle bunları söylüyoruz. Suudi Arabistan,  Türkiye ile olan ilişkilerine yönelik farklı tavırlar içerisine girmek suretiyle  bu işi farklı bir mecraya doğru akıtıyor. Biz sizin bir defa lekelenmemeniz, bu  noktada adil davranmanızı bekliyoruz sizden. Bunun adımını atın. Her zaman bizim  bir sözümüz var. Nedir o? 'Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi  olmaz' Eğer senin bu noktada kendinden şüphen yoksa, ne korkuyorsun açıkça çık  ortaya konuşman ne varsa bunları konuş. Ama böyle sağa sola dolar, petrol  dağıtmak suretiyle bu iş çözülmez. Çünkü ortada bir can var. Bu bir kalemşor ve  senin vatandaşın. Biz bunu dünyaya anlattık, anlatacağız. Çünkü bu benim ülkemde  oldu." değerlendirmesini yaptı.

"Yeni askerlik sistemi ne zaman hayata geçecek?" sorusuna Erdoğan,  "Yakın, yakın. Şu anda tarih vermeyeyim de... Bir defa seçim sonrasına kalır  çünkü şu anda Savunma Bakanımız yurt dışında. O da gelecek." yanıtını verdi.

Erdoğan, Meclis Başkanlığı seçimiyle ilgiliyse "Yarın saat herhalde  17.00 gibi biter diye düşünüyoruz. Sayın Bahçeli zaten bu noktada açıklamasını  sağ olsun yaptılar. Biz de arkadaşlarımızla gerekli çalışmalarımızı yaptık. Nasıl  ki MHP milletvekillerinin parlamentoda olması çağrısını Sayın Bahçeli ifade  ettiyse, biz de tabii aynı şekilde bütün milletvekillerimizin eksiksiz Meclis'te  olmasını özellikle istiyoruz. Bir an önce seçimi bitirip, seçimden sonra yeni  meclis başkanımız inşallah görevine başlamış olur." ifadelerini kullandı.

Gençleri sigaradan korumak istediklerini ifade eden Erdoğan, "Büyük  kızım Yeşilay'ın yönetiminde, ciddi gayreti var. Kurumsallaşma noktasında gerek  ulusal gerek uluslararası bazda çalışmaları devletle koordineli olarak yürüyor.  Yeni düzenlemeler de gelecektir, bunun çalışmalarını ayrıca yapıyoruz, yapmamız  lazım. Ben bireysel olarak yapıyorum. Siz de yapın, arkadaşlarınızın cebinden  paketleri alın, tarihini yazın, telefonunu yazın. Gerekirse onları bize verin,  biz zaman zaman sergileme noktasına gidiyoruz. Bu konuda çok farklı bir şekilde  gelip bizden mali noktada, ekonomik olarak, finans noktasında destek isteyenlere  de pek iyi bakmıyoruz." diye konuştu.

Mısır'da yaşanan son gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, "Bizim Mısır  ile münasebetlerimiz acaba niye kesildi? Veya üst düzeyde liderler olarak biz  niçin görüşmüyoruz? Buraya bir bakmak lazım." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, net konuşmayı sevdiğini belirterek, dünyada darbecilere karşı  olduğunu söyleyenlerin Mursi'yi darbe ile indiren Sisi'ye karşı bir tavır  koymadığını tam aksine Sisi'yi kırmızı halılarla karşıladıklarını kaydetti.

Bu ülkelerin aynı şekilde 15 Temmuz darbe girişiminin de arkasında  olduğunu dile getiren Erdoğan, "15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaydı bu  ülkeler. Mursi yüzde 52 oyla, halkının oyuyla gelmişti, indirdiler, ondan sonra  faturayı farklı bir şekilde kestiler. Şu anda Mursi, arkadaşlarıyla hala  cezaevinde. Yıllardır Sisi'nin darbeci olduğunu ben hep söyledim, gizlemedim.  Batılı ülkeler maalesef darbecileri desteklemekte hala kararlılıkla yollarına  devam ediyor. O mütereddit gözükmeleri falan uydurmaca." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açık, net ortada olan bir şey olduğunu dile  getirerek, şunları kaydetti:

"Bu bir defa insanlık suçudur. Sayısal olarak baktığımızda, Sisi  göreve geldiğinden bu yana benim de aklımda kalan, yani 42 kişiyi idam ettiler ve  en son bu 9 genci idam ettiler. Şimdi bu bir defa yenilir, yutulur bir lokma  değil. Bakın Uluslararası Af Örgütü müracaat etti bunun durdurulması için. Netice  aldı mı? Alamadı. Bizde, cezaevinde olduğu zaman kıyamet koparıyorlar. Halbuki  bizde idam yok. Niye bu kıyameti koparıyorsunuz? Ama 9 tane genç ya. İşte geçen  sabah idam edildi. Nerede Batı? Batı'nın sesini duyuyor musunuz? Herhangi bir bu  noktada ne yaptı, ne etti diye bir şey var mı? Yok. Hele hele bir gencin ifadesi  ki bu çok çok dokunaklıydı. Ne diyor? Bunu hakime söylüyor. 'Eğer bana verilen  elektrik sana verilseydi Enver Sedatları sen çoktan idam ederdin.' diyor. Ne  kadar elektrik verildiğini söylüyor, bakın bu çok enteresan. 'Mısır'ı 20 yıl  aydınlatırdı bana verilen elektrik.' diyor. Şimdi şu gencin halini düşünün ve bu  genç bu şekilde idam ediliyor. Bu ne biçim işkencedir? Ondan sonra 'yok sen  söyledin, böyle konuştun.' Tabii konuşur ya. Böyle bir işkence yapılan bir insan  ondan ne istersen her şeyi konuşur. '20 yıl Mısır'ı aydınlatır.' diyor. Sana bu  verilmiş olsa sen de diyor nice Enver Sedatları aynı şekilde götürürdün diyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sisi'yi eleştirerek, "Türkiye'nin Cumhurbaşkanı  olarak şu anda Sisi'nin yapmış olduğu eylemi, o şimdi diyecek 'yargı verdi  kararı.' Tamam da orada yargı, seçim falan bunların hepsi hikaye. Orada tamamen  otoriter, totaliter bir yapı var. Kimi istersen onu oraya getiriyorsun, istediğin  anda da onları alıyorsun. 'Tayyip Erdoğan niçin Sisi ile görüşmüyor?' diyenlere  cevap veriyorum. Aracı olanlar oluyor, geliyor zaman zaman. Ben böyle bir kişiyle  asla görüşmem. Her şeyden önce onun bir defa genel afla içerideki bütün insanları  serbest bırakması lazım. Serbest bırakmadığı sürece de biz kalkıp Sisi ile  görüşemeyiz. Görüşenlerin de şunu bilmesi lazım ki onlar da tarihte farklı bir  şekilde değerlendirilecektir. Mısır halkı bizim canımız, ciğerimizdir ama kendisi  asla." ifadelerini kullandı.

Meclis Başkanlığı seçimi

Meclis Başkanlık seçiminde Mustafa Şentop'un isminin önerilmesine  ilişkin değerlendirmesi sorulan Erdoğan, "Tabii herhangi bir işi yarışa  sokmamızın gereği yok dedik. Milletvekili arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğuyla  bir görüşme grup başkanımız yaptılar. Bu şeyden sonra ortaya böyle bir durum  çıktı. Biz yani adeta tek isimle seçime girelim dedik. Sayın Şentop'un aday  olmasını kendisinden rica ettik. O da adaylığa müraacatını yaptı. Bazı gazeteler  yüzde şu kadar, yüzde bu kadar falan böyle bir şey söz konusu değil. Burada zaten  şu anda Başkanvekili olarak Meclis'te görev yapan, aynı zamanda Anayasa hukukçusu  durumunda olan Mustafa Şentop arkadaşımızı bu işe en uygun, layık olan  arkadaşımızdır dedik. İnşallah yarın adayımız olarak çıkacak." dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de bu konuda desteklerini  açıkladığını vurgulayan Erdoğan, "Sayın Şentop diğer partileri de ziyaret  edeceğini bana söyledi. 'İsabetli olur' dedim. Onları da ziyaret etmek suretiyle  şöyle samimi bir havada Meclis süratle kararını verirse yarın saat 17.00'de falan  zannediyorum oylama da bitmiş olur diye düşünüyorum. Bu arada tabii biz de kendi  içimizde oluşacak yeni yapıda hem başkanvekilimizi bu arada onu planladık. Tabii  başkanvekili ile ilgili adımı da attıktan sonra iş iyice... Biliyorsunuz boşluk  devlet yönetiminde kabul edilmez. Anında bütün adımları atmak lazım." ifadelerini  kullandı.

Birinci Yaşlılık Şurası

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yaşlılık Şurası'nda çektirmiş oldukları bir  fotoğrafın gösterilmesi üzerine, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra  Zümrüt Selçuk'un Birinci Yaşlılık Şurasını iyi organize ettiğini ve hazırladığını  söyledi.

Şuranın, 2 bin 300 kişilik kongre merkezinde gerçekleştirildiğini  hatırlatan Erdoğan, şunları anlattı:

"Duygusal anlar yaşadık. Şu anda ekranda gördüğünüz yaklaşık 104  yaşında bir annemiz, teyzemiz. Maşallah hafızası falan yerinde. Yine 100 yaşı  aşkın bir Kıymet hocamız var. Çanakkale şehitlerine şiirinden belli pasajları  okudu. Ben hakikaten hayret ettim. Baktım ki dinamik bir ruh var. Çanakkale  şehitlerinin o dinamizmini kendinde yakalamış ve o ruh içerisinde şiiri okuyor  el, kol hareketleri ile. Büyük ihtimalle Edebiyat hocasıydı öğretmenlik  yıllarında. Ben de çok çok duygulandım o gün. Şanlıurfa'dan gelen bir annemiz  vardı. Bunların hepsi 100 yaşı aşkın. 'Bak Şanlıurfa'ya geldiğinde Karaköprü'ye  geleceksin. Ben sana bir içli köfte yapacağım' diyor. Hala dinamik maşallah.  Böyle bir tabloyu yaşadık. Çanakkale şehitlerini de o hocamız okudu. 'Seninle bir  düet yapardık' dedim ben. Gayet güzel bir birinci Yaşlılık Şurası'nı  gerçekleştirdik."

Sıfır Atık Projesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan'ın öncülük ettiği Sıfır Atık  Projesi ile ilgili sorulan soruya da "Eşim de tabii gerçekten unutulmuş, ihmal  edilmiş bir konuyu gündeme getirmek suretiyle Türkiye'de bir hassasiyeti ortaya  koydu. Sıfır Atık Projesi şimdi devletin kurumlarından, özel sektör kurumlarına  doğru da yaygınlaşmaya başladı." diye konuştu.

Yerel yönetimlerin şu anda bu projeyi yapmaya başladıklarını kaydeden  Erdoğan, Sıfır Atık Projesi ile gerek organik, gerek inorganik bütün atıkların  toplanıp değerlendirilmesinin, ülke ekonomisine de büyük kazanım olduğunu  söyledi.

Erdoğan, bu yapıldığı zaman birçok ormanda ağaçların kurtarıldığını,  organikte kompost gübrenin değerlendirilmesi konusunda ise özellikle park ve  bahçelerde doğal gübre kullanılmasına imkan sağlandığını anlattı.

Bu proje ile birçok yerde elektrik enerjisinin de sağlanabildiğini  ifade eden Erdoğan, "Kemerburgaz'da ilk adımını atmıştık zamanında. Şimdi Ankara  Büyükşehir Belediyesi'nin de böyle bir yeri var. Tabii özel sektöre  yap-işlet-devretle vermişti. Yani yaygınlaşıyor. Onun için ben de eşimin  başlattığı bu süreci, vesile olduğu için kendisine teşekkür ediyorum. Çünkü  önemli bir adımdı. Takipçisi de. Bu konularda baya hassasiyeti var. İnşallah  bundan sonra da bunu kovalayacağız." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sözlerini, "31 Mart, inşallah  milletimiz, ülkemiz için hoşgörü içerisinde, dayanışma içerisinde memleketimizin,  milletimizin faydasına olacak şekilde sonuçlansın diyoruz." şeklinde tamamladı.