Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu keyfi değildir bir zorunluluktur!

AA |  14 Temmuz 2019 Pazar - 18:02 | Son Güncelleme : 14 07 2019 - 20:48

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ortaya çıkan tablonun, Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi tedarikinin tamamen kendi toprakları içinde ve bölgesinde barışı koruma amaçlı olduğunu gösterdiğini belirterek, "Biz, S-400'leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz. Savunma sanayimizi geliştirmeye yönelik diğer tüm atılımlarımızın da amacı budur." dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazete ve televizyon kanallarının genel yayın yönetmenleri, bazı yazar ve akademisyenlerle Vahdettin Köşkü'nde bir araya geldi.

S-400 tanıtım filminin gösterilmesinin ardından konuşan Erdoğan, basın mensuplarına, Türkiye'nin milli güvenliği ve egemenlik hakları bakımından önemli bir tartışma olan S-400 tedariki konusunda gösterdikleri onurlu duruş için şükranlarını sundu.

Türkiye'nin uzunca bir zamandır, milli bir meselesi üzerinde, her kesimden insanıyla, kurumuyla, kuruluşuyla böylesine güçlü bir birlikteliği ortaya koyamadığını dile getiren Erdoğan, "Ülkemizin, S-400 alımı ve bu çerçevede süren tartışmalar bize, milletimizin sağduyusu ve irfanı ile bunların sesi olduğuna inandığım medya duyarlılığının tüm gücüyle ayakta olduğunu göstermiştir. İnşallah 82 milyon olarak hepimizin ortak geleceğini ilgilendiren diğer tüm hususlarda da benzer bir kenetlenme ortaya koyacağımıza inanıyorum." dedi.

"TÜRKİYE'NİN MİLLİ GÜVENLİK HASSASİYETLERİ TAMAMEN OLGULARA DAYALI"

Türkiye'nin milli güvenlik hassasiyetlerinin, herhangi bir vehme veya örtülü başka bir amaca değil, tamamen olgulara dayalı olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Coğrafyamız, binlerce yıldır hep bir cazibe merkezi olmuştur. Ecdadımızın bu topraklara girişi de öyle kolay gerçekleşmemiştir. Bir yerde var olmak ile orayı yönetmek farklı şeylerdir. Biz bu coğrafyayı yönetmek üzere geldiğimizden beri kesintisiz bir mücadele içindeyiz. Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti ile devam eden bu toprakları vatan kılma çabamıza yönelik tehditler daima olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Tabii bu tehditlerin niteliği, döneme, şartlara, ittifak ilişkilerine göre farklılık göstermektedir.

Osmanlı asırlarca kimi zaman batıdan, kimi zaman doğudan, kimi zaman güneyden, kimi zaman da kuzeyden gelen tehditlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Yıkılışı da her dört istikametten gelen saldırılar ve bunlara karşı vermek zorunda kaldığı çetin mücadele sonunda olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan gibi küçük bir devlete değil, onu üzerimize gönderen geri plandaki dönemin devasa güçlerine karşı kazandığımız zaferle kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde de sınamalarımız hiç bitmemiştir. Batı ittifakı ile kurduğumuz siyasi ve askeri paktlara rağmen, en büyük tehditleri yine onlardan gördüğümüz bir gerçektir. Bu siyasidir, bu ekonomiktir, bu kültüreldir, her anlamda... Soğuk Savaş döneminde uzunca bir süre Sovyetler Birliği'ne karşı ileri garnizonluk yapmış olmamız dahi, bizi bu tehditlerden korumaya yetmemiştir. Yunanistan ve daha sonra Güney Kıbrıs Rum Kesimi, başımızda Demokles'in Kılıcı gibi hep sallandırılmıştır."

"TÜRKİYE İZLEDİĞİ TUTARLI VE AHLAKİ POLİTİKADAN TAVİZ VERMEMİŞTİR"

Erdoğan, Türkiye'nin son dönemde Arap coğrafyasında yaşanan trajik gelişmelerin bir parçası yapılmaya çalışıldığının da inkar edilemez bir gerçek olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin, Cumhuriyet döneminde binlerce yıllık devlet tecrübesi, kadim medeniyet geleneği, güçlü tarih ve kültür birikimi sayesinde zaman zaman küçük yaralar almış olsa da bu tuzakların hiç birine düşmeden günümüze kadar geldiğini aktaran Erdoğan, "Son yıllarda dünyada ve bölgemizde yeni yapılanmaların sancıları yaşanıyor. Ülkemiz bu yeni ve gerçekten kritik sınamalar karşısında izlediği tutarlı ve ahlaki politikadan taviz vermemiştir. 8. yılına girdiğimiz Suriye meselesinde, Mısır'daki, Libya'daki, Katar'daki pek çok Afrika ülkesindeki gelişmelerde hatta en son Venezuela hadisesinde hep bu tutarlı ve ahlaki çizgide hareket etti." değerlendirmesini yaptı.

Suriye başta olmak üzere bölgedeki çatışmalar ve krizlerden kaçan 4,5 milyona yakın insanın Türkiye'de sükunetle barındırılıyor olmasının dahi başlı başına bir başarı olduğunu dile getiren Erdoğan, "Aslında Türkiye'ye tamamen kendi fedakarlığı ile yürüttüğü bu sığınmacı politikası sebebiyle Nobel Barış Ödülü verilmesi gerekir. Biz bu gayretleri, herhangi bir karşılık beklediğimiz için değil sadece insanlığımız ve kültürümüz gereği ortaya koyduk, aynı şekilde devam edeceğiz. Bu 4,5 milyon, 5 milyonu buluyor. Dünyada bunun bir başka örneği yok. 'Nobel' dediğiniz zaman 'adalet' diyorlar. Türkiye'den başka bunu dünyada yapan bir başka ülke var mı? Yok. Peki niçin bu konu ele alınmıyor veya niçin değerlendirmeye tabi tutulmuyor. Bu gayretleri herhangi bir karşılık beklediğimiz için değil sadece kültürümüzün de gereği bu adımları atıyoruz." ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE TAKDİR EDİLMEK YERİNE CEZALANDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin bölgesini istikrara ve güvenliğe kavuşturma çabaları sebebiyle takdir edilmek yerine cezalandırılmaya çalışıldığını belirterek, şunları kaydetti:

"Mesela, Suriye krizinin çözümü için G20 Antalya Zirvesi'nde tüm liderlere bir teklifim oldu. Dedim ki 'Gelin, Suriye sınırlarımız boyunca, bir güvenli bölge oluşturalım.' Bu bölgeyi teröristlerden tamamen arındırarak ülkemize ve diğer yerlere sığınan Suriyelilerin hayatlarını sürdürebilecekleri bir yer haline getirmeyi G20 liderlerine teklif ettim. Hatta bu amaçla güvenli bölgede Suriye halkının hayat biçimine uygun yeni yerleşim alanlarının inşa edilmesi, ekonomik kalkınmaya yönelik adımlar atılması gibi detayları da gündeme getirdim. Prensipte herkes bu işe olumlu baktığını söyledi ama maalesef istisnasız hiç bir Batılı lider, bu doğrultuda somut herhangi bir adım atmaya yanaşmadı. Bu arada Suriye topraklarından Türkiye'ye yönelik terör tehdidi giderek tırmandı. Sınır şehirlerimize sürekli bombalar, mermiler, roketler düşmeye başladı. Vatandaşlarımızdan ve güvenlik görevlilerimizden hayatlarını kaybedenler, yaralananlar oldu. Büyükşehirlerimizde patlayan bombalar huzurumuzu kaçırdı."

NATO'ya en büyük desteği veren ülkelerden olan Türkiye'nin bu tehdit karşısında güvenliği için arayışlara girdiğini belirten Erdoğan, kimi NATO üyesi ülkelerin Türkiye'ye geçici olarak hava savunma sistemleri gönderdiğini hatırlattı.

"İDLİB KONUSUNDA RUSYA İLE ANLAYIŞ BİRLİĞİNİ KORUYORUZ"

Türkiye'nin, savunma sistemlerini satın almak için ABD'ye başvurduğunu belirten Erdoğan, "Dönemin başkanı Sayın Obama başta olmak üzere Amerikalı yetkililerle bu meseleyi defalarca konuştuk. Talebimizi ifade ettik. Hatta epeyce de ısrarcı olduk. Maalesef, kongrenin izin vermediği gerekçesiyle bize o zaman Patriotlar satılmadı. O günden bu güne zaman zaman bu ısrarlarımız devam etti. Ama yine satılmadı." diye konuştu.

Türkiye'ye geçici olarak konuşlandırılan hava sistemlerinin bir kısımının sökülüp geri gönderildiğini dile getiren Erdoğan, "Uzun ve çetrefilli görüşmeler neticesinde Rusya ile S-400 alım satım konusunda mutabık kaldık. Tabii bu mutabakatımızın içerisinde kredi sözleşmesinden tutun ortak üretime varıncaya kadar her türlü müzakerede ele alınması gereken başlıklar, alt başlıklar içerisinde yer aldı." ifadelerini kullandı.

Bu sürede Suriye krizinin giderek derinleştiğini ve Türkiye için yeni tehditler üreten bir bataklık haline dönüştüğünü belirten Erdoğan, "Sınırlarımız boyunca oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun batı kanadını Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarıyla önemli ölçüde kırdık. Aslında Sayın Obama, döneminde bir Zeytinlik Operasyonu konumuz önümüzdeydi. Fakat ne kadar konuştuysak masada kaldı. Bu adımı, o dönemde atamadık. Rejimin daha önce Halep, Hama, Dera gibi yerlerde yaptığı katliamların, İdlib Bölgesinde de tekrarlanmasının önüne geçmek için Rusya ve İran ile üçlü bir mekanizma oluşturduk. Sahada Rusya ile yoğun işbirliği halinde İdlib'deki durumu stabil hale getirdik. Her ne kadar rejim sürekli ateşkesi ihlal ediyor olsa da İdlib'in güvenliğini sağlama konusunda Rusya ile anlayış birliğini koruyoruz." değerlendirmesini yaptı.

"FIRAT'IN DOĞUSUNDA TERÖR KORİDORUNUN UCUNU DA KAPATMIŞ OLACAĞIZ"

Erdoğan, bölgedeki gözlem noktalarına rejim saldırılarının devam etmesi halinde karşılık vermek yerine, birtakım çözümler üretmenin gerektiğini taraflara açıkça ifade ettiklerini vurgulayarak, Kuzey Irak'taki duruma değindi.

Kuzey Irak'ta 1984 yılında Türkiye'ye yönelik terör saldırılarını kaynağından kesmek için başlatılan operasyonların devam ettiğini hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:

"Bunlar da işte biliyorsunuz, Pençe ve Pençe-2 Harekatları şu anda başarıyla devam ediyor. Bu sürecin sonunda artık Kandil diye bir tehdit kaynağı kalmayacağına da inanıyorum. Kandil'e alternatif Sincar'ı inşa etmeye çalıştılar. Orası da şu anda temizlenmiş durumda. Ve bunu da başaramadılar. Temennimiz o dur ki başaramayacaklar. Böylece Fırat'ın doğusunda kökleştirmeye çalıştıkları terör koridorunun doğu ucunu da kapatmış olacağız."

DOĞU AKDENİZ'DEKİ GELİŞMELER...

Son dönemde, Türkiye'nin güvenlik hassasiyetini tetikleyen bir diğer gelişmenin de Doğu Akdeniz'de yaşandığını belirten Erdoğan, "Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin, Doğu Akdeniz'deki haklarını, hukuklarını, çıkarlarını yok sayan anlayışın bölgeye çöreklenme çabalarına karşın somut adımlar atıyoruz. Halen Fatih ve Yavuz sondaj gemilerimiz, bunun yanında da Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemimiz, bölgede faaliyetlerini tüm tehditlere aldırmadan sürdürüyor. Bu gemilerin güvenliğini sağlamak amacıyla tabii yanlarında Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin unsurları da bulunuyor. İsrail, Mısır, Libya, Cezayir ve Tunus başta olmak üzere, bölge ülkelerindeki tüm gelişmeleri dikkatle takip etmek mecburiyetindeyiz." diye konuştu.

Aynı şekilde Güney Asya'da Afganistan, Pakistan, Hindistan merkezli her gelişmenin Türkiye'nin takip alanı içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, "Amerika'nın İran yaptırımları, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Körfez Ülkeleri'ndeki her tasarrufunu da yakından izliyoruz." dedi.

Balkanlar'ı, Doğu Avrupa'yı, Kafkasya'yı, Orta Asya'yı da aynı çerçevenin içinde düşünmek gerektiğini aktaran Erdoğan, "Çünkü buralarda yaşanacak her meselenin ucu, eninde sonunda gelip mutlaka ülkemize dayanacaktır. Bu sebeple en küçük bir boşluğa meydan vermeden, rehavete kapılmadan, altımızın oyulmasına fırsat tanımadan gereken her durumda inisiyatif kullanmakta tarafız." diye konuştu.

"BİZ, S-400'LERİ ALARAK SAVAŞA HAZIRLANMIYORUZ"

Özellikle bu fotoğrafın özetin özeti mahiyetinde olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi tedarikinin tamamen kendi toprakları içinde ve bölgesinde barışı koruma amaçlı olduğunu göstermektedir. Biz, S-400'leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz. Savunma sanayimizi geliştirmeye yönelik diğer tüm atılımlarımızın da amacı budur. Bir şairimizin dediği gibi 'Bu mesel ile bulur cümle düvel fevzü fela, hazır ol cenge eğer ister isen sulhü sela.' Evet bizim tüm hazırlıklarımızın gayesi şu anda barışı korumaktır."

Türkiye içi siyasette ve ekonomide özellikle de savunma sanayinde güçlü olmanın bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu belirten Erdoğan, "Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle, çeyrek asır önce Bosna Hersek ve Kuveyt, daha yakın tarihte Irak, Suriye, Ukrayna, Yemen, Katar meseleleri, İsrail'in bölgedeki yayılmacılığının yol açtığı sorunlar, güçlü olunmadığında nasıl bir sonuçla karşılaşılacağına işaret ediyor. Üstelik iş sadece bu bölgenin değil. Tüm dünyanın göz bebeği bir coğrafyanın tam kalbinde bulunuyoruz. Kıyıdaki, köşedeki ülkelere yapılanlar şayet siyasi, ekonomik, askeri olarak yeteri kadar güçlü olmazsak, unutmayın, bizim başımıza geleceklerin küçük bir örneğidir. Elbette bu sözlerimle hiç kimseyi itham etmiyorum. Sadece tarihi bir hakikati güncel örneklerle dile getirmeye çalışıyorum." diye konuştu.

Genel yayın yönetmenlerine seslenen Erdoğan, "Sizlerden S-400 meselesini de, diğer milli güvenlik önceliklerimizi de bu anlayışla değerlendirmenizi ve özellikle halkımızı bu noktada bilinçlendirmeye sizlerin de aracı olmanızı, gayret etmenizi istiyorum." dedi.

"S-400 KONUSUNDA AMERİKA'NIN TEMSİLCİLERİ GİBİ GAYRET EDENLER VAR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Zira siyasette bile şu anda S-400 konusunda maalesef adeta Amerika'nın temsilcileri gibi gayret edenler var. Onları savunanlar var. Bu şekilde parlamentomuzun içerisinde hangi düşünceler nasıl tezahür ediyor, hepsi ortada. Bu keyfi değildir, az önce de söylediğim gibi bir zorunluluktur ve bu zorunluluğun bir gereği olarak devam ediyor. İnşallah yıl sonuna kadar belli bir bölümü ve 2020'nin nisan ayına kadar tamamıyla bu işi bitirmiş olacağız ve çok daha öz güven içerisinde yolumuza da devam edeceğiz. Medya aracılığıyla gelişmeleri takip eden milletimizin ne kadar doğru, sağlıklı, berrak bilgilere ulaşırsa bu tür meselelerdeki kararlarını da o derece sağlıklı vereceğine inanıyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Demokrat  Partili Senatör Bob Menendez'in Türkiye düşmanı biri olduğunu belirterek, "Böyle  bir zatın, senatoya getirmiş olduğu bu tehdit, Türkiye ile ABD ilişkilerini adeta  bozmaya yönelik hesapsız bir tehdittir. Ben inanıyorum ki Sayın Trump bu oyuna  gelmeyecektir." dedi. 

Bir gazetecinin "S-400 ve F-35'in bir ülkede aynı anda savunmaya  katılması muazzam bir şey. O hedef için, biz de o stratejiye yönelik kime ne  görev düşer onu öğrenebilir miyiz?" sorusuna karşılık Erdoğan, şunları kaydetti:

"S-400 bir hava savunma sistemidir. O ayrı bir konu. Ama F-35'e  geldiğimiz zaman o bir taarruz silahıdır. Fakat biz tabii buradaki 9 ortak  ülkeden bir tanesiyiz. Hatta hatta biz burada, ortak olmanın ötesinde üretimine  katılan ülkeyiz. Fakat bütün bunlara rağmen, bu yapılan hem dostluğa, hem böyle  ortaklığa da yakışmıyor. S-400 farklı bir şey F-35 farklı bir şey. Ve biz burada  ödeme planında da, ödemelerini en sağlıklı şekilde yapan bir ülkeyiz. 1 milyar  400 milyon dolar şu ana kadar biz F-35 ile ilgili ödeme yaptık. Bir diğer  taraftan da parçaların üretimine yönelik, bunları da yapıyoruz. Şu anda ben tabii  Başkan Sayın Trump'ın altındakilerle aynı düşüncede olduğuna inanmıyorum ve bunu  da en son Osaka’da beraber yaptığımız toplantıda tüm dünya basınının önünde kendi  arkadaşlarına falan çok açık, net söyledi. Sayın Trump’ın duruşu bu olduğuna  göre, bunun dışında da herhangi bir şeyi biz şu ana kadar ilgili birimlerimizle  tespit etmiş değiliz. Ve temenni ederim ki F-35 konusunda farklı bir istikamette  gelişme olmaz. Şimdi ikide bir bazı yaptırımlardan bahsediliyor. Ben bu konuda  da, yani Sayın Trump'tan aldığım izlenimlerden de hareketle söylüyorum. Böyle bir  durumun, mesela CAATSA,  bunu ikide bir söylüyorlar. Tamam da şimdi CAATSA ile  ilgili, bu konuda imzayı Sayın Trump 2017'de attı. Bizim CAATSA ile ilgili şu  projemiz bizim onun da öncesine gidiyor. CAATSA'nın kapsamı içinde Türkiye yok,  böyle bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla daha da ileri gidecek olursak, bunun  içinde F35 ile ilgili de herhangi bir şey söz konusu değil. Onun için bu oyunlara  gelmeden, biz devletler arası bu ciddiyetten hareketle adımımızı attık, atıyoruz  ve buralarda ben herhangi bir sıkıntı doğacağına inanmıyorum. Yolumuza kararlı  bir şekilde devam ediyoruz."

"Amerikan yönetimiyle son birkaç gün içinde herhangi bir temas oldu  mu? Önümüzde ki günlerde bir heyet gelecek. Fırat'ın doğusu başta olmak üzere o  heyetle görüşülecek mi? Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge ile ilgili tezler bir  kez daha dile getirilecek mi?" sorusunu Erdoğan, "Şimdi konuyla ilgili olarak  savunma bakanımız, Amerikan savunma bakan vekiliyle görüşmeleri oldu. Görüşmenin  sonunda da savunma bakanı Türkiye’ye bir heyet, önümüzdeki hafta içerisinde  gönderecekler ve muhataplarıyla görüşmeleri burada yapacaklar. Bu arada gerek,  Sayın Bolton’la İbrahim Bey, gerekse bu arada gelişmeyle ilgili de Sayın Trump’la  da bir görüşme yapmamız söz konusu olabilir. Bunu da yapılan görüşmelerle tespit  edeceğiz." diye yanıtladı.

"Çok daha ileri süreci düşünmek durumundayız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "S-400 füzeleriyle beraber 24 batarya geldi  bildiğimiz kadarıyla. Bunların füzeleri Rusya'dan mı gelecek? Burada mı  üretilecek? Bunların devamlı bir akışı olacak mı? Bunlar aktive edildiğinde  sadece Türkiye'nin kontrolünde mi yoksa Ruslar da bunu görecek mi?" sorusu  üzerine şunları kaydetti:

"Rusya ile bağlantılı olan konularda bütün hassasiyetlerimizi  kendileriyle konuştuk. Bu hassasiyetler içinde bu anlaşmayı yapmış bulunuyoruz.  Adımları buna göre atmış bulunuyoruz. Bu süreklilik tabii ki devam edecek. Burada  ortak üretim dediğimiz olayın altında ne yatıyor? Bu yatıyor. Sayın Putin ile  yaptığım görüşmede de ortak üretim üzerinde hassasiyetle durduk. Hatta hatta  belki biz bu sürecin arkasından S-500 olayını da yine Rusya ile yapmak durumu söz  konusu. Bunları da görüştük, konuştuk. Bugünü şu anda düşünmüyoruz çok daha ileri  süreci düşünmek durumundayız. Zira etrafımızda bizler için tehdit oluşturan bazı  ülkeler varsa, bunlara karşı bizler de tedbirimizi almak durumundayız. Bunların  hepsi bu tedbirin birer ön ayaklarıdır. Bu adımları da buna göre attık, atmaya da  devam ediyoruz."

Soru üzerine Erdoğan, Yavuz ve Barbaros gemilerinin Doğu Akdeniz'de  bulunduğunu hatırlatarak, "Burada bütün deniz ve hava kuvvetlerimizle bu adımı  atıyoruz. İHA'larımız gerek insansız, gerek silahlı, onlar sürekli bölgede  uçuyor, uçmaya hazır konumda. Onun için de çok fazla burada koparılan kıyametler,  bizi ilgilendirmiyor. Biz şu anda işimize bakıyoruz. Nedir bu? Bir defa Kuzey  Kıbrıs'ta bizim soydaşlarımız var. Güney Kıbrıs'ta Rumlar var. Üç tane garantör  ülke var. Türkiye-Yunanistan-İngiltere. Dolayısıyla burada söz sahibi olan  birileri varsa, bu üç tane ülkedir. Niye? Garantördür. Biz, garantör ülke olarak  Kıbrıs'ta yaşayan Rum ve Türklerin haklarını savunma noktasında söz söyleme  hakkına sahibiz. AB bu sürecin içinde yer almış ama maalesef üzerine düşen  zorunluluğu yerine getirmiş mi? Hayır, getirmemiştir. BM, maalesef o da yerine  getirmemiştir. Bunun da en önemli göstergesi, meşhur Bürgenstock'taki yapılan  görüşmelerdir. Bu görüşmelerde verilen sözlerin hiç biri yerine getirilmemiştir."  değerlendirmesini yaptı.

Kıbrıs'ta yapılan referandumda, kuzey Bürgenstock'taki görüşmeye yüzde  65 "evet" derken, güneyin yüzde 75 ile "hayır" dediğini hatırlatan Erdoğan,  sözlerine şöyle devam etti:

"Hayır dediği halde o AB'ye alınmıştır. Kuzey bu işin dışında  bırakılmıştır. Mali noktada verilmesi gereken destekler vardır. Bu verilmesi  gereken destekleri ne yazık ki AB şu ana kadar yerine getirmemiştir. Bütün bu  gelişmeler karşısında bizim hala burada konuşan, ses çıkaranlara olumlu bakmak  diye bir şeyimiz yok. Şimdi çıkmış AB ne diyor? Yaptırım uygulayacakmış. Ne ise  senin yaptırımın yap. Kusura bakma. Siz bir defa Kuzey Kıbrıs'taki Türklerin  haklarını savunmadınız. Verdiğini sözleri de yerine getirmediniz. Münhasır  Ekonomik Bölge noktasında da AB, hala tek taraflı hareket etmeye devam  etmektedir. Siz, tek taraflı hareket ederken size 'eyvallah' mı diyeceğiz? ki bu  konuşmaların, atılan adımların hiç birisinin uluslararası bağlayıcılığı da  yoktur. Biz, şimdi burada KKTC'deki soydaşlarımızla ilgili onların hukukunu  nereden hareket ederek koruyoruz? Garantör ülke olma vasfıyla bu adımı atıyoruz.  Buradaki duruşumuz da diktir, bu duruşumuzu sonuna kadar da koruyacağız."

"Kontrolü tamamen bize aittir"

Rusya ile ilgili muhtemel bir sorunda, S-400'ün savunma sisteminin  Rusya'ya karşı da kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin sorusunu Erdoğan, "Bunun  kontrolü tamamen bize aittir. Burada silahlı kuvvetlerimiz kontrolü tamamen  elinde tutacaktır. Yazılım konusu, ortak üretimle ilgili süreçtir. Ortak üretimle  ilgili süreçte bu adımlar atılacaktır." şeklinde yanıtladı.

Rusya'ya gönderdikleri 100 kişinin bu konudaki eğitimlerini aldığını  anlatan Erdoğan, "Onlar eğitimlerini alırken, adeta bir öğretmen edasıyla bu  eğitimi aldılar. Çünkü onlar da döndükten sonra burada yetiştirecekler. Bu  sayılar yeterli sayılar değil. Bu 100, belki çarpanı 10 olacaktır.  Yetiştirecekleri arkadaşlarımızla birlikte geleceğimize daha emin adımlarla  yürümüş olacağız." dedi.

"İhanet şebekeleri, bugün olduğu gibi yarın da olacak"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "S-400 hakkında olumsuz yorumlar yapılması,  böyle bir güvenlik meselesinin iç siyaset konusu haline getirilmeye çalışılması  hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna karşılık, milli ve yerli kavramlarının  kendisi için özel olduğunu ifade etti.

Türkiye'de milli duruş ve yerli duruş sergileyenlerin olduğu gibi bu  millilikten ve yerlilikten uzak olanların bulunduğunu anlatan Erdoğan, "Bunlar  adeta ülke içinde, Gazi'nin geçmişte söylediği gibi ihanet şebekeleri. Bu ihanet  şebekeleri, bugün olduğu gibi yarın da olacak. Bunların ismi Ahmet, Mehmet,  Hasan, Hüseyin'dir ama haindir. Şu anda bu terör örgütünün içinde kod isimlerini  açtığınız zaman bakıyorsunuz Muhammed de var. İşte en son öldürülen... Hatta  arkadaşlarıma dedim ki bu ismi kullanmayın. Bu Peygamberimize hakaret olur. Böyle  bir şeyin olmadığı yerde ecdadımız kullanmamış bu ismi. Mehmet'e biz nereden  gelmişiz? Muhammed'ten gelmişiz. Hatta bunu ecdat Mehemmed diye yumuşatmış daha  sonra da Mehmet'e gelmiştir. Durum böyle olduğuna göre bizim buradaki duruşumuz  çok çok önemlidir." diye konuştu.

"Tarihimizin şu anda en önemli anlaşması, S-400 anlaşmasıdır. Çünkü bu  bir pazar olma mantığı değildir. Bu aynı zamanda bir ortak olma, üretime beraber  geçme sürecidir." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Zaten biz şu 18 yıllık süreç içinde yüzde 20 yerli savunma sanayine  sahipken, bugün yüzde 70'e dayandık. Bunu da ne yeterli bulmadık. Şu an 300  kilometre menzilli füzelerimiz var ama istiyoruz ki savunma hattımızı çok daha  güçlü hale getirelim. Bu adım bizim savunmadaki en güçlü adımımız olacak. Bununla  da kalmayacağız, bu bizim gerek yazılım noktasındaki gücümüzü arttıracağı gibi  atacağımız adımlarda da bizim bundan sonraki süreçte, neyi, ne zaman, nasıl  atacağız bunun çalışmalarını da gerek savunma sanayi, gerek şu anda savunma  teknoloji bakanlığımız müşterek yaptıkları çalışmalarla bu adımları bir an önce  atmanın gayreti içindeler. Yoğun çalışmalarımız devam ediyor."

Rusya'nın yanı sıra Fransa ve İtalya ile de bir çok anlaşmaların  olduğuna değinen Erdoğan, "Fransa ve İtalya bu görüşmeleri ne zaman yaptık? Hala  işi ağırdan alıyorlar. Bunun yanında İngilizler ile savaş uçağı noktasında  attığımız adımlar var. Onlar da işi ağırdan alıyorlar. En son May ile G20'de  bunları konuştuk. Temenni ederiz ki yeni yönetimle bu işi hızlandırırız.  İngiltere'ye diyoruz ki 'bize Rolls Royce ver.' Hem diyor hem satamıyor. Sat işte  kardeşim. Ben Atak helikopterlerinde Rolls Royce'u kullanmak istiyorum. Şu ana  kadar ürettiklerimiz içinde Rolls Royce'u kullandık ama bir yerlerden izin  alıyorlar. Hep bir yere bakarak verdikleri için de netice alamıyoruz. Bizden Atak  helikopterlerini isteyen çok müşterimiz var. Çok güçlü bir helikopter oldu. Biz  aynı şekilde kendimize yeter hale geleceğiz. İstiyoruz ki dostsak, dostlar  bizimle bu noktada fikri mülkiyet hakkı olarak, onun devrini dahi yapabilsinler.  Biz yaparız. Niye? Dostuz." ifadelerini kullandı.

"Dik duralım, dikleşmeyelim"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, değerli kalemlerin, bu noktada değerli sözü  olanların, gazetedeki köşelerinde veya televizyonlar kanalıyla halkı  bilinçlendirme noktasında vereceği desteğin, halkın devletine olan güvenini daha  da arttıracağına dikkati çekti.

Bu değerli kalemlerin, son olarak Pençe-1, Pençe-2 harekatlarının  Türkiye'nin bölgede güvenli bir tablo çizmesine önemli katkı sağladığını anlatan  Erdoğan, "Zaman zaman şehitlerimiz de oluyor ama böyle bir cenge çıktığınız zaman  şehit vermemek mümkün değil. Tarih boyunca bu böyle oldu. Bundan sonra da böyle  olacak. Temennim o ki dik duralım, dikleşmeyelim. Bizim kimseyle dikleşmeye  merakımız yok ama ülkemizin itibarına da gölge düşürmeye niyetimiz yok." dedi.

"Alternatif getirmesi gerekenler onlar"

"G20'de ılımlı mesajlar veren Donald Trump ile ABD yönetimi arasında  bir yaklaşım farkı olduğu görülüyor. Yaşanan S-400 sürecinin ardından yine orta  yol bulunabilir mi? Bundan sonrası için ABD ile savunma anlaşmalarının kapısını  kapatmadan acaba nasıl alternatifler üretilebilir?" sorusuna karşılık  Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Burada aslında bu orta yolun en önemlisi F-35. 9 ülke var, bir tanesi  biziz. 1 milyar 400 milyon dolar şu ana kadar ödeme yaptık. Taksitlerimizde hiç  aksama yok. Diyoruz ki 'siz illaki bizim S-400 almamamızı istiyorsanız, biz  alternatif çalışmak istiyoruz. Verin bize patriotları, sizden de patriot alalım.  O da olsun, o da olsun elimizde.' Çünkü elimizde alternatiflerimizin olması lazım  ki bu noktada geleceğe emin adımlarla yürüyelim. Bunun karşısında bize daha  farklı alternatif getirmiyorlar. Alternatif getirmesi gerekenler onlar. Türkiye  malum ABD ve İngiltere'den sonra 100 16 uçakla tedarikte 3. sırada yer alıyor.  Şimdi böyle olduğuna göre bizim özellikle F-35'te ortaya koyduğumuz bu plana  sadık kaldığımıza göre bizim gösterdiğimiz sadakate karşımızdakilerin de  göstermesi gerekir diye düşünüyorum. Özellikle bu CAATSA'yı önümüze sürüyorlar.  Başkan Trump'ın CAATSA yaptırımlarından feragat etme ya da erteleme yetkisi var.  Tablo böyle olduğuna göre zaten orta yolu bulması gereken sayın Trump'ın  kendisidir. Biz beraber dostça oturduğumuz zaman o sözlerinde açık ve net, ben de  açık ve netim. Açık açık kendisiyle konuştuk. Biz kapsamlı bir savunma  işbirliğini de yapabiliriz. Buna da Trump bugüne kadar hep olumlu baktı, hatta  hatta 75 milyar dolarlı ticaret hacminin, son görüşmede hatta 100 ifadesini de  kullandı. Biz 75 milyar dolar, 100 milyar dolarlık ticaret hacmini konuştuğumuz  dönemde bu tür dedikodularla mı uğraşacağız? Bunlarla niye uğraşalım? Üstelik  biz, stratejik ortağız. Stratejik ortaklığımızın da gereğini yapalım."

"Türkiye ile ABD ilişkilerini adeta bozmaya yönelik hesapsız bir  tehdittir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin S-400 almasına yönelik ABD'nin  tepkilerinden biri olarak da okunabilecek bir adım da Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne  uygulanan silah ambargosunu kaldırmayı öngören yasanın, temsilciler meclisinde  onaylanması oldu. Senatoda da onaylandı. Bu öneriyi getiren de Türkiye'ye yönelik  F-35'lerle ilgili kısıtlama getirilmesi gerektiğini söyleyen senatördü. Bu  gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünyada giderek artmaya meyilli  cepheleşmede Doğu Akdeniz ve S-400 meselesi ile ilgili neler söylemek  istersiniz?" sorusu üzerine, şunları kaydetti:

"Bu zat, Türkiye düşmanı olan bir zattır. Böyle bir zatın, senatoya  getirmiş olduğu bu tehdit Türkiye ile ABD ilişkilerini adeta bozmaya yönelik  hesapsız bir tehdittir. Ben inanıyorum ki Sayın Trump bu oyuna gelmeyecektir. Bu  oyunu da bozması gereken Sayın Trump'ın buradaki taktikleri olacaktır. Bozması  gerekir diye düşünüyorum. Bir senatörün bu noktadaki yaklaşımları Türkiye-ABD  ilişkilerini asla bozmamalı. Güney Kıbrıs ile ilgili konuda ise maalesef yine bir  Cumhuriyetçi olması hasebiyle gündeme getiriyorum Sayın Bush döneminde, o zaman  Bush'un, Colin Powell'a bir talimatı vardır. Bizim tam Kıbrıs'taki olayları  gündemde tuttuğumuz bir zamandı. O zaman da bu problem çözülemedi. Çünkü AB'de  bize yine büyük oyun oynandı. Kıbrıs'ta yine büyük oyunlar oynandı. Şu anda  benzer taktikler, benzer oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Neresinden gidersek  gidelim burada bütün mesele bizim duruşumuzdur. Bu duruşumuz sayesinde Allah'ın  izni ile bunları aşarız."

Bölgede yeni gelişmelerin yaşandığına ve bu yeni gelişmenin  Yunanistan'daki seçimler olduğuna değinen Erdoğan, "Miçotakis yönetiminin nasıl  bir durum ortaya koyacağı, nasıl bir gelişme Yunanistan'da olacağı... Yaptığımız  görüşmeye baktığımızda birbirimize karşı güzel ifadeler kullandık. Temennim odur  ki kendileri de bu ifadelerine sadık, sahip olmak suretiyle adımlar atarsa,  Yunanistan-Türkiye arasındaki ilişkileri süratle daha iyi bir konuma taşırız. Bu  konuda görevlendirmeler yaptık. Bu görevlendirmelerle birlikte karşılıklı olarak  görüşmeler yapılacak. Yeni dönemde Yunanistan bizden ne istiyor? Biz  Yunanistan'dan ne istiyoruz? Bunları heyetlerimiz, arkadaşlarımız görüşecekler.  Buna göre adımlarımızı atacağız." diye konuştu.

"NATO'nun bundan mutlu olması lazım"

"S-400'ü almamız NATO'nun geleceğini nasıl etkileyecek? AB'nin  yaptırımları gündeme gelirse, AB üyesi ülkelerle savunma işbirliklerimiz  etkilenir mi?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"NATO'yu nasıl etkiler noktasında, NATO'yu güçlü etkiler. NATO'nun  bundan mutlu olması lazım. NATO'nun en güçlü ayağı 3-5 ülke varsa, bunun bir  tanesi Türkiye'dir. Hele hele bu bölgede Türkiye NATO'nun en güçlü ayağıdır.  Ödeme planlarına baktığımız zaman ABD'den sonra 2. ve ya 3. sırada ödemelerini en  sağlıklı şekilde yapan ülke de Türkiye'dir. Avrupa'nın meşhur zenginleri var ya  onların hiç birisi bizim gibi ödeme yapmıyor. Bu tür vecibelerini yerine getiren  Türkiye'ye karşı aldığımız bu S-400'ler malzeme noktasında da güvenlik noktasında  da savunma sistemleri noktasında da güçlü olmamız kime güç katacaktır? Aynı  zamanda NATO'ya güç katacaktır. Şu anda bizim en sıkıntılı anımızda savunma  sistemlerini istediğimizde 4 ülke bize patriotlar noktasında destek verdi. Bunlar  da ne denli sağlıklı olacak o da ayrı düşündürücü bir konumda. Süreler yakın her  an çekilebilir durumdalar."

AB üyesi ülkelerin ellerindeki en büyük silahlarının ekonomik  yaptırımlar olduğunu ifade eden Erdoğan, "Yeter ki benim milletim notumuzu  düşürmesin. Onların not düşürmesi bizi o kadar ilgilendirmiyor. Şu anda bizim  enflasyonumuz 15,7'ye düşmüş vaziyette. Bu yıl sonuna kadar hedefimiz tek haneli  rakama enflasyonumuzu düşürmek. Tek haneli rakama enflasyonumuzu yıl sonuna kadar  düşürdüğümüz anda, faiz oranlarında yıl sonuna kadar belli bir hedefimiz var.  Bunu da başaracağız. Ciddi manada bunu düşüreceğiz. Bu düştüğü anda enflasyonun  ciddi manada düştüğünü göreceksiniz. Şu andaki hedeflerimizi belirledik.  Adımlarımızı buna göre atacağız." diye konuştu.

Gazetecilerin gündeme dair sorularını cevaplayan Erdoğan, FETÖ'ye  karşı mücadelenin kesintiye uğramadan devam ettiğini söyledi.

"Tabii, 15 Temmuz konusunda hala bizi anlamak istemeyenler var." diyen  Erdoğan, "Çok yakın bazı dostlar bile bakıyorsunuz, 'İşte bunların üzerine bu  şekilde gitmek doğru mudur, değil midir?' diyenler oluyor. Benim 251 şehidim ve 2  bin 193 gazim var. Onlara hesabı nasıl veririz? Bir diğer, Parlamento binamızdan  tutunuz da Özel Kuvvetlere kadar bütün buraları vuranlar, Külliyeyi vuranlar...  Bütün bunlara karşı bizim kalkıp da 'İyi yaptınız, hayırlı olsun.' diyecek  halimiz yok. Buranın da tek muhatabı yargıdır. Yargı, bu değerlendirmelerini  yapıp, bunun neticesinde de şu anda biliyorsunuz, ilk derecesinde de zaten  kararlar verilmeye başlandı, veriliyor. Ama FETÖ ile mücadelede biz bu işin  bittiği kanaatinde değiliz. Zaten olmadık. Çünkü adeta metastaz yapmış bir kanser  mikrobu gibi. Dolayısıyla da bunun tamamen temizlenmesi lazım. Bunun kesinlikle  kesilip alınması lazım." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bununla ilgili de gün geçmiyor ki, televizyonlarda 'Şu kadar FETÖ'cü  gözaltına alındı. Şu kadarı tutuklandı' haberleri dönüyor. Devam ediyor, devam  edecek. Eğer bu noktada samimiyse bu takım ve belli kesimleri, o zaman demek ki  bu çalışmalar devam ediyor. Demek ki, himmet toplantıları devam ediyor ki, bunlar  yakalanıyor. Bu toplantılar olmasa, bunlar yakalanmaz. Yakalandıklarına göre,  rahat durmuyorlar. Hala çalışıyorlar. Dolayısıyla bizim de devlet olarak bunlar  üzerindeki çalışmalarımızı, Emniyet Teşkilatı, Silahlı Kuvvetlerimiz, bütün  bakanlıklar, hepsi kararlılıkla bunu devam ettireceğiz. Tabii, bunların arkasında  hangi güçlerin olduğunu da sizler de tahmin ediyorsunuz. Çünkü, biz her ülkeden  bunları istiyoruz. Başta Amerika olmak üzere 'Bunları verin.' diyoruz. Tabii,  bizi anlamak istemiyorlar. Dosyalarla vesaire.. Daha yeni Adalet Bakanımız,  Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakan Vekili ile görüşmeler yaptı. Henüz onlar  bu işin ya idrakinde değiller veyahut da bu onlar için önemli bir maşa. Bunu  böyle kullanıyorlar. Olay budur. Kullansalar da kullanmazlarsa da biz, hep  söylediğim gibi bu can bu tende oldukça bu mücadeleyi sürdürürüz.

Yatıyorlar, kalkıyorlar, isim vermeme gerek yok. Meslektaşınız olan  bir ahlaksız var. Orada yaptığı konuşmaları var. Geçenlerde yine Kamışlı'da  yaptıkları toplantıda, kimler kimlerle bir arada oldu biliyorsunuz. DHKP/C'si,  PKK'sı, YPG'si FETÖ'cüsü hepsi orada bir araya gelmek suretiyle Türkiye'nin  aleyhinde yapılması gereken neyse bunların hepsini Kamışlı'da konuştular. Bunları  yaptılar. Bütün bunlara karşı da gerekeni hep birlikte yapmamız gerektiğini  düşünüyorum. Adımları da ona göre atmamız gerekiyor. Zaman kaybına tahammülümüz  yoktur."

"Rus muhataplarımıza söylüyoruz"

Erdoğan, İdlib'deki son duruma ilişkin şunları söyledi:

"İdlib ile alakalı görüşmelerimiz, buluşmalarımız devam ediyor.  Oradaki askeri mevcudiyetimiz devam ediyor. Milli İstihbarat Teşkilatımızın  elemanlarıyla beraber, Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcudiyetiyle beraber daha  önce 27 Eylül'de yapılan mutabakat çerçevesinde faaliyetlerin yürütülmesine  gayret gösteriyoruz. Bu konuda, Rus muhataplarımızın, Bakan dahil Genelkurmay  Başkanı ve diğer askeri adresler dahil bunlarla devamlı görüşmek suretiyle  mutabakat muhtırasına uymalarını kendilerine söylüyoruz. Burada silahtan  arındırılmış 15-20 kilometrelik bölgede, bütün radikallerin, ağır silahların  çıkartılması gibi görevlerimiz var. Görevimizi bütün samimiyetimizle  gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Ancak zaman zaman bazı sızmalardan dolayı istenmeyen bazı olaylar  olabildiğinden, kendilerine açıklıkla söylüyoruz. Onların bize uydu fotoğrafları  dahil gönderdikleri bazı fotoğraflar var. Bunların bir çoğunun yanlış olduğunu  kendilerine ispatlı bir şekilde gösteriyoruz. Bu konuda muhataplarımıza tekrar  tekrar dile getiriyoruz. Oradaki köylerde yaşayan ve saldırıya uğrayanlar  radikaller değil, evlerini almak isteyen ve hayatlarını sürdürmek isteyen  insanlardır. Dolayısıyla Rusya'nın yapması gereken şeyin etkinliğini kullanıp  rejimi, 27 Eylül'de yapılan mutabakat muhtırası çerçevesindeki sınıra çekmesi  gerektiğini söylüyoruz. Biz orada gerekçen çok açık ve net olarak hem askeri hem  insani anlamda ve hukuki anlamda görevimize sadakatle devam ediyoruz. Bunu da  tekrar tekrar Rus muhataplarımıza söylüyoruz. Herhangi bir eylemin  gerçekleşmemesi için de gerekli önlemleri almış bulunuyoruz."

"Dörtlü Zirve'yi Türkiye'de yapacağız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan 1-2 Ağustos'ta Astana'da teknik bir toplantının  gerçekleştirileceğini ve burada Suriye meselesinin ele alınacağını dile  getirerek, şöyle devam etti:

"Ağustos sonunda, Üçlü Zirve'yi İnşallah Türkiye'de yapacağız.  Ardından da bir Dörtlü Zirve olayımız var. Dörtlü Zirve'yi de yine Türkiye'de  yapacağız. Ama yer noktasında şurası, burası demiyorum. Belirleyeceğiz ve sonra  açıklayacağız. Tabii, bu ağustos başı ve sonu çalışmasında hedef, özelikle  Anayasa Komisyonunu artık kurma noktasına geldiğimizi söyleyebiliriz. Böyle bir  durumdayız ve Anayasa Komisyonunun kurulmasıyla çok ciddi bir mesafe alınmış  olur. Dörtlü Zirve, burada büyük bir önem arz ediyor. Bu Dörtlü Zirve ile de işi  daha da hızlandırmış olacağız. Bu konuda çalışmalar, iyi bir durumda izleniyor.  Gerek G-20'de yaptığımız görüşmede bu konuda atılacak adımların samimiyetini  gördüm. Şu anda da bakanlarımızın yine kendi aralarında yaptığı görüşmelerde,  olumlu adımlar var. 1-2 Ağustos gibi yapılacak ön çalışmalar ve arkasından da  ağustos sonunda da yapacağımız Üçlü Zirve ile bunu artık belki de noktalama  konumuna taşıyabiliriz. Bu bir güven adımı olabilir diye düşünüyorum. Biraz  rejimin rahatsızlıkları var ama bunları da aşarız diye düşünüyorum."

"Sahiplerine teslim etmek için terörden temizlemek..."

Güvenli bölge oluşturulması konusunda Türkiye'nin dışarıda tutulması  gibi bir durumun söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, "Biz  onlara rağmen bir adım atmıyoruz. Niye biz onlara rağmen atalım, burayı onlar ne  diye ilan etmişlerdi? Terör koridoru ilan etmişlerdi. Biz bu terör koridorunu,  gerek Afrin'de gerek Cerablus'ta gerekse El Bab'ta, yani bizim daha önce Obama  döneminde Zeytin Dalı Harekatı düşündüğümüz o bölgeyi, biz farklı operasyonlarla  DEAŞ'ı oradan def etmek suretiyle aştık ve bitirdik. Ve tabii ki, PKK'nın yan  kuruluşları olan malum YPG, PYD bunlar, orada bizimle ciddi mücadeleye girdiler.  Onlar da gerekli dersi aldılar. Şimdi, tabii malum burada Amerika'nın verdiği  sözler var. Bu sözler tutulmadı. Neydi? Münbiç'i boşaltacaktı. 90 gün demişlerdi.  Ama ne yazık ki, Münbiç boşaltılmadı. Münbiç'in sahibi bir defa, terör örgütleri  değil. Oranın sahibi Araplar. Tabii, şu anda Arap aşiretleri, ciddi manada  'Burayı da bunlardan temizleyelim' diyorlar. Biz de her görüşmemizde bunları  Amerika'ya söylüyoruz. Şu andaki hedef, orayı bir an önce sahiplerine teslim  etmek için terörden temizlemek." değerlendirmesinde bulundu.

Telabyad'da, Tel-Rıfat'ta bazı çalışmaların olacağını dile getiren  Erdoğan, "Aslında terör koridoru denilen bu bölgeyi, bir güvenli bölge haline  getirmek istiyoruz. Hedefimiz bu. Bunun için bu hazırlıklar. Son görüşmemizde  Sayın Trump'a da Sayın Putin'e de aynı zamanda Merkel'e de söyledim. 'Gelin, bize  destek verin. Burada sadece lojistik destekle ve hava güvenliğiyle verilecek  destekle birlikte biz bu güvenli bölgeye yerel mimarıyla konutlar inşa edelim.  Bizdeki çadır kentlerde, konteyner kentlerde olsun, kalan insanları kendi  topraklarına yerleştirelim. Türkiye'de de malum bu mültecilerle ilgili  sıkıntılarımız, sorunlarımız var. Bunları da bu vesileyle büyük oranda aşmış  oluruz. Bir de bu insanları arasında meslek sahibi insanlar var. Onların da  mesleklerine dönmesini sağlayalım. Yeniden bir meslek edindirme imkanları  sağlayalım.' dediğimizde, 'Hakikaten isabetli olur.' diyorlar. Ama adım atmaya  gelince 'Para yok.' diyorlar. Bu konudaki kararlılığımızı devam ettireceğiz. Bunu  koruyacağız. 'Bu güvenli bölgenin en az 30-40 kilometre derinliğindeki bölgeyi  korumamız gerekir ki bir anlam ifade etsin. Yoksa, güvenli bölge hiçbir işe  yaramaz.' dedik. Ama bunlara rağmen, güvenli bölgeyi koruma adına adımlarımızı  atıyoruz. Milli Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz kararlı bir şekilde  yoluna devam ediyor. Tedbirlerimizi alalım, sonra telaşa kapılmaya gerek  olmasın." diye konuştu.

"En son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar"

Kandil'de yürütülen operasyonların nasıl gittiğine ilişkin bir soruya  ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Terörle mücadele konusundaki faaliyetlerimiz, en son terörist etkisiz  hale getirilinceye kadar devam edecek. Asil milletimizi bu terör belasından  kurtaracağız. Türk Silahlı Kuvvetleri, bütün gücüyle bu hedefini gerçekleştirmek  için çalışmalarını yürütüyor. Bu bir taraftan sözde lider kadrosuna karşı  istihbarat destekli harekata paralel Kuzey Irak'taki bütün inlere girerek o  hedefleri temizleyeceğiz. Bunların tamamen temizlenmesi, bir plan dahilinde  yürütülmektedir. Burayı aşama aşama temizleyeceğiz. Bir sistematik içerisinde  götürüyoruz. Geçen hafta, Dışişleri Bakanlığımızın koordinatörlüğünde, Iraklı  muhataplarımızla bir çalışma yapıldı. Burada 'Biz Irak'ın toprak bütünlüğüne  saygılıyız. Siyasi kişiliğine, kimliğine saygılıyız. Diğer tarafta ülkemizin,  milletimizin canını yakan bu teröristlere tahammül edemeyeceğimizi, etmediğimizi,  bu konuda ne gerekirse yapacağımızı... Beraber yapalım, siz yapın biz destek  verelim. Fakat neticede bu teröristleri buradan çıkaralım. Bizim buraya girmemiz,  operasyon yapmamız sizi rahatsız ediyorsa, yıllardan beri sizin iradeniz dışında  bu teröristlerin buralarda yuvalanması sizi niye rahatsız etmiyor?' şeklinde  düşüncelerimizi ifade ettik. Dolayısıyla Sincar dahil Mahmur Kampı'nın hemen  yakınındaki yuvalanmış teröristler dahil bunların hepsi hedeftir. Kandil dahil  hedeftir. Bunlar bir şekilde temizlenecektir."

Kuzey Suriye'de uçuşa yasak bir bölge oluşturulmasının ileride tıpkı  Kuzey Irak'takine benzer bir yapıya yol açıp açmayacağının sorulması üzerine  Erdoğan, "Amerika Birleşik Devletleri, çekilme kararı aldıktan sonra belli bir  miktarda asker bırakma konusunda bir eğilim gösterdi. Almanya, İngiltere ve  Fransa gibi ülkelerden ilave asker talebinde bulundu. Fakat bu ülkeler, olumsuz  cevap verdiler. Daha sonra Danimarka, Estonya, Litvanya, Polonya ilave asker  talebinde bulundular. Bu ülkelerin Amerika ile ilişkileri iyi. Ama oraya asker  gönderme konusunda hukuki ve diğer konularda bazı sıkıntıları var. ABD'nin bu  bölgede bir operasyon veya başka bir konuda adım atma emaresini göremedik. Şu  anda onlar da gelecek hafta gelecek heyette, onların teklifi üzerine yine ABD'nin  çekilmesini koordine eden ortak görev gücü toplantısını gerçekleştireceğiz.  Burada bu güvenli bölge konusunda da yine neler yaparız, derinliği ne olacak,  kontrolü kimde olacak, konularını görüşeceğiz. Burada bir Çekiç Güç oluşturmanın  emaresini toplantılarda görmedik." ifadelerini kullandı.

"S-400 alımı isabetli"

"Gelinen noktada dünya liderlerinin FETÖ'ye bakışlarında bir  değişiklik olduğunu gözlemliyor musunuz?" sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"O farklılığı gösterenler var, göstermeyenler de var. Bazı ülkeler bu  konuda çok kararlı. Hatta, orada FETÖ başlarını yakalayıp bize gönderenler de  var. Balkanlar'da olumlu bir değişim var. Onlar çok ciddi güç ve itibar  kaybındalar. Bunları G-20'de etraflıca görüştük, konuştuk. Bunun neticesini  aldığımız ülkelerde var. Şimdi Yunanistan'da da olumlu sinyalleri alıyoruz.  Yunanistan'da bu iş ciddi manada patlak verirse, zaten çözülme çok daha hızlı  olumlu bir şekilde başlayacaktır."

S-400'lerin ödemesinin dolar mı yoksa ruble üzerinden mi yapıldığına  ilişkin soru üzerine ise Erdoğan, "Bu alımla ilgili olarak maalesef rubleye tam  manasıyla geçemedik. Bu konuyla ilgili Merkez Bankalarımızın ortaya koyduğu  tavır, bu işin gecikmesine neden oldu. Liderler olarak biz yerli paramıza geçiş  yapalım istiyoruz. Ama bu bürokratik oligarşi diyoruz ya işte bu noktada onlar  devreye giriyor. Bunu aşacağız. Buna inanıyorum. Çok farklı bir dönemin  içerisindeyiz. İsabetli bir adım oldu. Bundan sonraki yol haritası önemli."

"Bölge artık savaştan çok yoruldu"

Amerika'nın İran'a yaklaşımını doğru bulmadıklarını dile getiren  Erdoğan, "Bunu bizzat Amerikalılara da söylediğimiz için söylüyorum. Bölge artık  savaştan çok yoruldu. Biz bu uygulamaları, bu yaptırımları doğru bulmuyoruz.  Çünkü, bölgenin artık yeniden ayağa kalması lazım. Bölge halkının artık gece  rahat yatıp, sabah huzurla kalkmaya ihtiyacı var. Biz de şu anda bunun  yanındayız. Dünyayı barışa taşıyacaksak, böyle taşıyacağız' diyoruz ve noktayı  koyuyoruz." dedi.

Erdoğan, "S-400'lerle birlikte Türkiye düşmana korku verecektir. Bir  de yerli savunma sanayimize ortak üretimle birlikte atacağımız adımla, o ayrı bir  güç katacaktır. Biz şimdi 100 gencimize Rusya'ya gönderdik. Onlar orada  eğitimlerini aldılar, geldiler. Gençlerimiz açısında da yeni bir süreç başlıyor.  Bu bir ufuktur. Türkiye şu anda Savunma Sanayisinde sadece Baykar'da 350 gencimiz  çalışıyor. Bu gençler, şu kadar, bu kadar saat söz konusu değil. Ben birkaç defa  gittim. Saat 20.00 hala çalışıyorlar. Genç bir ekip var. Bunlar orada çalışırken  de bambaşka bir aşk ve heyecanla çalışıyorlar. Bu tabii büyük bir önem arz  ediyor. Aynı durumu, biz diğer Savunma Sanayisi birimlerimizde de yapar hale  geldik. Bu bizi Hindistan'ı yakalamaya doğru götürür."

S-400'lerdeki teknik terimlere açıklık getiren Erdoğan, "Birincisi  bütün bizim aldığımız bu Nisan 2020'de kurulumu ve işletilmesi dediğimiz gelecek  olan sisteminin tamamının adına filo diyoruz. Bu filonun içerisinde iki batarya  var. Her bir bataryada 8 launcher var. Dolayısıyla bizim şu anda yapmakta  olduğumuz alımın, tedarikin, önce teslim alacağız, sonra kurulumunu sağlayacağız  ve bunun sonunda elimize bizim bir filo olacak. O filonun iki bataryası olacak ve  o bataryada 8'er launcher olacak. Ayrıca bunun füzelerini ayrıca tedarik  edilecek." dedi.

İkinci filo ile ilgili çalışmaların devam ettiğini belirten Erdoğan,  "İkinci filoyu bekliyoruz. Üçüncü filo, Türkiye'de üretim dahil, teknoloji  transferi ve paylaşımı dahil şekilde çalışma sürdürülüyor. Önümüzdeki günlerde bu  gelişmeleri takip edeceğiz. Diğer taraftan da hem kamu hem özel sektör olarak,  üniversitelerimiz dahil bu konuda yoğun çalışmalarla bu teknolojiyi hem bünyemize  adapte edebilecek bir noktaya gelmek için yoğun bir gayret içerisindeyiz. Savunma  Sanayi Başkanlığımızın koordinatörlüğü çerçevesinde." ifadesini kullandı.

Erdoğan, filoya ilişkin şunları anlattı:

"Her birinin komuta yeri var, komuta aracı, komuta radarı var. Onun  dışında, her bir bataryanın da kendi içinde tespit ve takip radarları var. Kendi  içinde, bir bütünlük içinde devam edecek. Çalışma bu şekilde yürüyecek. Launcher  bizim atış rampası. Bir bataryada 8 atış var, 8 tüp launcher var. Ne kadar  füzemiz varsa o kadar füze kullanacağız. Füzelerle ilgili de basında çeşitli  rivayetler var, 'S-400’ler bunu vurur, şunu vuramaz.' gibi. S-400’ün vuramadığı  yoktur. Uçak, bina..."

Mühimmatın sınırlı olup olmamasıyla ilgili sorulan soruya yanıt veren  Erdoğan, "Ne kadar mermin varsa o kadar kullanırsın. Sınırsız diye bir şey var  mı? Bütün topçu silahlarının bütün sistemlerinde, F16'ların mühimmatları da bir  sınırlı. Bitince ikmal ediliyor ve üreteceğiz." diye konuştu.

"Akıllı bomba üretir hale geldik"

Yerli üretime de değinen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Mesela, akıllı bomba. Obama'dan istedim. O zaman biz daha  üretmiyoruz. İbrahim Bey tercüme ediyor, konuştuk, Antalya G20'de. 'Çözeceğiz bu  işi' dedi, Obama gitti. Ne oldu? Yanlış komşu bizi ev sahibi yaptı, biz akıllı  bomba üretir hale geldik. Aynı şekilde mesela güdüm kiti dediğimiz kanatlı onda  da biz aynı şeyi yapıyoruz. Şimdi o kanatlı güdüm kitini üretir hale geldik.  Mesela bizim meşhur Boralarımız var, şimdi biz Bora'mızı kendimiz üretiyoruz.  Bunları biz üretiyoruz onun için rahatız. Bunları ne kadar çeşitlendirirsek, ne  kadar artırırsak o kadar düşmana karşı güçlü hale geleceğiz."

S-400'lerin tehdit değil tamamen savunma sistemi olduğunu belirten  Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Çeşitli ülkelerde, siyasi, bürokrat, askerler bir tehdit olarak bunu  algılıyor. Tehdit şeklinde dile getiriyorlar. 'Bize karşı bir tehdit' gibi  ifadeler kullanıyorlar. Bu tamamen yanlış bir şey. Bu tamamen bir savunma  sistemi. Eğer karşı taraf o kişiler, o ülkeler, bize karşı uçak kullanma, füze  kullanma niyetinde değillerse onlar için tehdit olması söz konusu değil. Artık  dünya nereye gidiyor? Uçaklar ve savaş uçaklarında artık insansıza gidiyor. Artık  belli bir süre sonra uçaklar, tamamen, birinci derecede savaş uçakları tabii  artık insansız olacak. SİHA'lar, İHA'lar hatta şimdi denizaltılarda bile mesela  Sayın Putin ile yaptığımız sohbette de söyledim, tamamen insansız denizaltılara  da gidiyorlar, bunun çalışmasını yapıyorlar. Her şeyde insan unsurunu da  düşünmenin içerisindeyiz. Hamdolsun insansız hava araçlarında SİHA'da buna  girdik. Onda da yeni bir kademeye doğru gidiyoruz."

Toplantıya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı  Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da katıldı.

ETİKETLER