Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Beştepe'ye giden CHP'li" iddiasıyla ilgili konuştu

AA |  26 Kasım 2019 Salı - 12:13 | Son Güncelleme : 26 11 2019 - 15:11

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Beştepe'ye giden CHP'li" iddiasıyla ilgili konuşarak, "Şimdi biz de bu iddianın neresini düzeltelim bilemiyoruz. Her şeyden önce böyle bir görüşmemiz olmadı. Bu Külliye'ye giren araç da bellidir, çıkan araç da bellidir. Hiçbir CHP’liye Genel Başkan olması gerektiği yönünde telkinde bulunmadık. Çünkü Sayın Kılıçdaroğlu'ndan daha ideal bir genel başkan olmaz. CHP’nin başında kimin olduğundan bize ne?" ifadelerini kullandı.

İstanbul'da yaşanan kuraklık hakkında da konuşan Erdoğan, "İstanbul ile ilgili gelen haberler hiç hayra alamet değil. İstanbul’da 3 ay gibi bir süre sonra havalar böyle giderse İstanbul susuzluğa doğru yürüyor" dedi.


Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada,  Türkiye'nin gelecek yarım asrını, bir asrını belirleyecek önemde harekatlar  yürüttüklerini söyledi. Türkiye'nin, bölgesindeki gelişmeler karşısında kararlı ve onurlu bir  duruş sergilediğini ifade eden Erdoğan, "Dünyadaki mazlumların, mağdurların,  mahzunların sesi olarak itirazlarımızı her platformda en yüksek sesle dile  getiriyoruz. Bütün bunları yaptığımız bir dönemde bu tür bedeller ödememiz  kaçınılmazdır. Şayet, eski Türkiye'de olduğu gibi kendi kabuğumuza çekilip iç  çekişmelerimizle, küçük hesaplarla uğraşıyor, tarihimize ve kültürümüze sırt  çeviriyor olsaydık bunların hiçbirini konuşuyor olmazdık." değerlendirmesinde  bulundu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin de bu fotoğrafı gördüğü için girilen her mücadelede  yanlarında yer aldığını belirterek, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak  kendilerine düşen görevin milletin teveccühüne, güvenine, desteğine layık olacak  işler yapmak olduğunu vurguladı.
 
Bunun için büyük kongre sürecine büyük önem verdiğini dile getiren  Erdoğan, 81 vilayetin tamamında gönül bağı güçlü, hizmet etme kabiliyeti,  kapasitesi ve kararlılığı yüksek, dava bilincine sahip bir teşkilat yapısıyla  yola devam edeceklerini kaydetti. Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Kuruluşundan bu güne AK Parti kademelerinde görev yapmış her bir  arkadaşımızın başımızın üzerinde yeri vardır. Partimizde sadece görev değişikliği  olur. Şahsım başta olmak üzere her AK Parti'li, davamızın ve hedeflerimizin tabii  neferidir. Bundan daha büyük bir unvan yoktur. Gerisi gayret işidir, takdir  işidir, nasip işidir, kader işidir. Görüldüğü gibi bizim işimiz ülkemiz ve  milletimize nasıl hizmet edebileceğimizdir. Partimizi de bu amaca uygun şekilde  donatmaya ve yönetmeye çalışıyoruz."
 
CHP'Lİ ÖZKOÇ'UN ÖZLEM ZENGİN'E YÖNELİK SÖZLERİ
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanında ülkenin menfaatlerini  savunduklarını, ülkeye yeni eserler kazandırmanın arayışı içinde bulunduklarını  ifade ederek, buna karşılık alınan oy oranı ve sahip olduğu sandalye sayısı  bakımından Türkiye'nin ikinci büyük partisinin gündemine bakıldığında bambaşka  bir manzara görüldüğünü dile getirdi. Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Önce bir grup başkanvekili Meclis Genel Kurulunda AK Parti'yi temsil  eden bir grup başkanvekilimize, 'Bu hanıma haddini bildiriniz' diyerek imalı bir  sataşmada bulunuyor. Bir de orada 'ulan' ifadesini kullanıyor. Dün Katar'dan  dönerken basın mensupları şöyle bir soru sordu: 'Şizofrenik vakalarla caddeler  dolu. Bu durum ne olacak Sayın Başkan?' dediler. Ben de kendilerine dedim ki,  'Şizofrenik vakalar sadece caddelerde değil, parlamentonun içinde de var'. Önce  bu şizofrenik vakaları parlamentodan temizlemek lazım. Bu şizofrenik vakalardan  parlamentomuzu temizleyemezsek Türkiye Cumhuriyeti'nin bu parlamentosuna yazık  olur. Bu temizliği yapmamız lazım."
 
Sokaklarda başörtülülere, kendi anlayışlarına göre had bildirmeye  kalkanların gözaltına alınıp tutuklanabildiğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam  etti:
 
"Bunlar ise dokunulmazlık zırhına sarılarak bu ifadeleri kullanıyor.  Hadi bakalım, dokunulmazlık zırhı olmasa acaba bu şizofrenik vakalar bu adımları  atabilir mi? Gidecekleri yer bellidir. O da akıl hastaneleridir. Hukuk devleti  sınırları içinde bunların hepsinin hesabı sorulmuştur. Ama şimdi de kişisel  hakkını, hukukunu korumak suretiyle grup başkanvekilimiz de bunun arayışı içinde  muhakkak olacaktır. Özürmüş mözürmüş filan bunlar geçiştirme. Yüreği varsa,  'Benim dokunulmazlık hakkımı kaldırın, hukukta bu mücadeleyi verelim' desin.  Çünkü bunların eskiden gelme alışkanlıkları var. Ama bu alışkanlıkların artık bu  parlamentoda yerinin olmaması gerekir. 'Kadına şiddet' diyeceksin, karşı  çıkacaksın. 'Kadını doğrayanlar' deyip karşı çıkacaksın, 'Tokat atanlar'  diyeceksin, karşı çıkacaksın ve her tarafta bas bas bağırıp bunun istismarını  yapacaksın. En önemli yeri olması gereken Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna  gelince, 'Benim dokunulmazlığım var.'... 'Ulan' da diyeceksin, 'haddini bildirin'  de diyeceksin. Bunu geçmişte gördük, biliyoruz. Ama artık bunları görmek  istemiyoruz, bunlar geride kaldı, eski Türkiye'de kaldı. CHP yöneticilerinin bu  tavrı bu partinin 28 Şubat zihniyetinden bir milim öteye geçmediğinin  işaretidir."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, demokrasiye, milli iradenin üstünlüğüne sıkı  sıkıya sahip çıkıp 28 Şubat zihniyetini gömdüğünü belirterek, hala bunun  kalıntılarının var olduğunu, Meclis'te yaşanan tartışma dolayısıyla gördüklerini  kaydetti.
 
"Milletimizin ilk fırsatta bu kafaya hak ettiği dersi vereceğine  inanıyoruz." diyen Erdoğan, bunun tartışması bitmemişken Türkiye'nin kendini CHP  merkezli bir  başka kavganın içinde bulduğunu söyledi.
 
"KÜLLİYE ŞAHSİ MALIM DEĞİLDİR" 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir CHP'linin casus filmlerine taş çıkartacak bir senaryoyla  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne gelip gizlice kendileriyle görüştüğünün iddia  edildiğini anımsatarak, şunları söyledi:
 
"Cumhurbaşkanlığı Külliyesi milletin evidir. Herkes gibi CHP'lilerin  de buraya gelme hakkı vardır. Nitekim çeşitli vesilelerle CHP'lilerden de  külliyeye gelenler olmuştur. Mesela 15 Temmuz'un ardından bay Kemal'de gelmiştir.  Sayın Bahçeli gelmişti. Mesela Cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde Muharrem İnce  bizimle görüşmek için Külliye'ye değil ama partimize gelmişti ve genel  merkezimizde Sayın İnce ile de bir görüşme yaptık. Mesela İstanbul Büyükşehir  Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu da geldi. Onu da kabul ettik. Seçim sonrası tüm  büyükşehir belediye başkanlarını yine külliyede kabul ettik. Onlarla da  görüşmeler yaptık. Başka vesilelerle gelenler arasında da mutlaka CHP üyesi  olanlar mevcuttur. Külliye benim şahsi malım değildir. Külliye, bu milletin  varlığıdır."
 
"GİZLİ SAKLI HİÇBİR CHP'Lİ YANIMIZA GELMEDİ"
 
Cumhurbşakanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi projesini hayata geçirirken, geleceğe ufuk olması için  Türkiye'ye, millete ve memlekete yakışır bir projeyi hayata geçirdiklerini ifade  etti.
 
Buranın idari merkezi, camisi, çok amaçlı büyük bir salonunun yanında  Türkiye'nin en büyük kütüphanesinin bitirildiğini ve ocak ayı içerisinde  açılışının yapılacağını aktaran Erdoğan, Türkiye'nin tüm meselelerini,  Türkiye'nin ikinci büyük partisinin yöneticileriyle konuşmaktan ve  değerlendirmekten asla kaçınmayacaklarını dile getirdi.
 
"Fakat son günlerdeki tartışma bambaşka bir mecrada cereyan ediyor."  diyen Erdoğan, ne kadar saçma olursa olsun, CHP'nin halini göstermesi bakımından  ibret verici olan böyle bir olayı takip etmeyenler için kısaca özetlemek  istediğini söyledi ve şöyle devam etti:
 
"Londra'da tedavi gördüğü anlaşılan ve mesleki kariyeri çok da yeni  nesillere örnek gösterilemeyecek olan bir gazeteci var. Bu kişi, CHP Genel  Başkanı'nın, basınımızın yeni amiral gemisi olarak sıfatlandırdığı gazetede  'müthiş bir haber' başlığıyla bir iddia ortaya attı. Buna göre, 9 Kasım'da bir  CHP'li, plakası değiştirilmiş bir araçla Külliye'ye gelip bizimle görüşmüş ve  farklı plakalı bir araçla çıkıp gitmiş. Yine iddiaya göre bu görüşmede biz gelen  kişiye 'Senin CHP Genel Başkanı olman gerekir' demişiz.
 
Hani meşhur bir hikaye vardır: Adamın biri etrafındakilere kurban  meselesini şöyle anlatıyormuş: Hz. Musa, Allah'a 'Ya Rabbi bana bir kız evlat  bahşedersen onu sana kurban edeyim' diye dua etmiş. Bir zaman sonra Hz. Musa'nın  bir kızı olmuş. Adını Ayşe koymuş. Çoçuğun kurban edileceği zaman gelince Hz.  Musa bıçağı yavrucağın boynuna dayamış. Tam kesecekken, Azrail gökten elinde bir  keçiyle gelmiş. Hikayenin tam bu noktasında dinleyenlerden biri dayanamamış ve  şöyle demiş: Ben bunun neresini düzelteyim? Hz. Musa değil, Hz. İbrahim; kız  değil erkek; Ayşe değil İsmail; Azrail değil Cebrail; keçi değil koç. Şimdi biz  de bu iddianın neresini düzeltelim bilemiyoruz? Her şeyden önce böyle bir  görüşmemiz olmadı. İddia edildiği gibi gizli saklı hiçbir CHP'li yanımıza  gelmedi. Bu Külliye'ye giren araç da bellidir çıkan araç da bellidir. Hepsinin  künyesi giriş çıkışlarda bellidir. Herhalde bunlar kendi merkezleri gibi  zannediyorlar burayı."
 
"CHP'NİN BAŞINDA KİMİN OLDUĞUNDAN BİZE NE?"
 
"Hiçbir CHP'liye Genel Başkan olması gerektiği yönünde telkinde  bulunmadım çünkü sayın Kılıçdaroğlu'ndan daha ideal bir genel başkan olmaz."  ifadesini kullanan Erdoğan, "CHP'nin başında kimin olduğundan bize ne? Konu CHP  Genel Merkezini, CHP delegelerini, CHP'ye oy verenleri alakadar eder." dedi.
 
Olmayan görüşmeyi ve olmayan bir konuşmayı ortaya atan gazeteciyi,  siciline binaen bir parça mazur görmenin mümkün olduğunu belirten Erdoğan,  "Nitekim bugünkü yazısında galiba özür diliyor, bizden de dilemiş, teşekkür  ederiz. Peki, bu iddianın üzerine 'doğrudur' diyerek adeta tüy diken genel  başkanı ne yapacağız? İddia öyle saçmaydı ki ilk duyduğumda cevap vermeyi kendime  zul addettim. Konuyla ilgili açıklamayı da arkadaşlarımıza yaptırdım. Buna rağmen  CHP Genel Başkanı televizyonda milletin gözünün içine baka baka 'herkes  konuşuyor, Erdoğan niye konuşmuyor?' diyecek kadar seviyeyi düşürdü." dedi.
 
Meselenin dallanıp budaklanması üzerine "Cumhurbaşkanlığımı ortaya  koyuyorum" diyerek, iddiayı yalanladığını anımsatan Erdoğan, "Buna rağmen kendisi  çıkıp delikanlıca 'hata ettim, özür dilerim' diyemedi. Zaten bu zatın klasik  tarzıdır. Akıl ve izan dışı her türlü iddiayı ortaya atar sonra da 'hadi cevap  ver' diyerek kenara çekilir. Çünkü yalan, en önemli mesleğidir bu zatın. Cevap  verilir, iddialar belgeleriyle çürütülür ama bu zat yine yine aynı şeyleri  söylemeye devam eder. Eline tutuşturulan kağıtların, kulağına üflenen  hezeyanların her defasında çürük çıkması, bu zatı yolundan döndürmeye yetmez."  diye konuştu.
 
Kılıçdaroğlu'nun, Sakarya'daki Tank Palet Fabrikası konusundan Man  Adası iddialarına kadar hep aynı şekilde davrandığını belirten Erdoğan, "Yargıda  çıkan kararlar da bu adamı yola getirmiyor. 'Man Adası' dedi davayı bizim  arkadaşlarımız, kardeşlerim, hepsi kazandılar ama yine aynı yola devam ediyor.  Kendisi CHP'nin başına bir kaset kumpasıyla geldiği için orada kalmanın  çarelerini de hep benzer yöntemlerle arıyor. Çünkü 'Bay Kemal' olmak böyle bir  şeydir. Öyle ya yalanları yüzüne vurulduğunda sürekli 'yarabbi şükür' deyip işine  bakacaksın ki devamı gelsin." değerlendirmesinde bulundu.
 
"BU DURUMU ÇOCUKLARI EĞLENDİRMEK İÇİN SÖYLENEN BİR TEKERLEMEYLE İZAH EDEYİM"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu arada 'Külliye'ye gelen CHP'li' iddiası da ortada kaldı. Yazıyı  yazan diyor ki 'benim haber kaynağım filanca kişidir.' O kişi diyor ki 'benim  haber kaynağım CHP içinden biridir.' CHP'liler diyor ki 'bizden böyle bir iş  sadır olmaz.' İthama maruz CHP'li diyor ki 'bu kumpas CHP Genel Merkezinde  kuruldu.' İddiayı doğrulayan Kılıçdaroğlu diyor ki 'öyle demek istemedim.' Bunca  rezillik ortaya dökülmesine rağmen CHP'li yetkililerin hala bizi suçluyor  olmaları da işin bir başka trajikomik tarafıdır. Ve şimdi yeni bir senaryo daha  çıktı: Yatta bir aradaydılar. Yatta bir araya gelenler birbirini suçluyor, 'ben  yatta yoktum' öbürü diyor, 'ben de yoktum' öbürü diyor, 'ben de yoktum.' Fakat bu  iddiayı ortaya atan sayın İnce de diyor ki 'onlar kendini gayet iyi bilir.'
 
CHP Genel Başkanı'na, bu konuları ortalama bir insan idrakiyle  anlatamayacağımızı sayısız tecrübeyle öğrendik. Kendisine bu meselede düştükleri  durumu, çocukları eğlendirmek için söylenen bir tekerlemeyle izah etmeye  çalışalım: Komşu komşu, hu hu, oğlun geldi mi? Geldi. Ne getirdi? İncik boncuk.  Kime kime? Sana bana. Başka kime? Kara kediye. Kara kedi nerde? Ağaca çıktı. Ağaç  nerde? Balta kesti. Balta nerde? Suya düştü. Su nerde? İnek içti. İnek nerde?  Dağa kaçtı. Dağ nerde? Yandı bitti kül oldu."
 
"BİR OYUN SEYREDİYORUZ"
 
Erdoğan, ""Külliye'ye gelen CHP'li" iddiasına ilişkin, "İddianın sahibi, iddiaya konu kişi,  iddiayı doğrulayan belli değil. En sonunda işi 'yandı bitti kül oldu'ya  getirdiler. Maalesef günlerdir televizyon film ve dizilerindeki taht oyunlarını,  güç savaşlarını, iktidar kavgalarını, komplo teorilerini gölgede bırakan bir oyun  seyrediyoruz." ifadelerini kullandı.
 
CHP'nin siyaset üretme gücünün, kendi iç kavgalarında sergiledikleri  şenlikten ibaret olduğunu tüm Türkiye'nin bir kez daha gördüğünü belirten  Erdoğan, "Onurlu bir siyasetçinin yapacağı iş, gelinen noktada, önce bizden sonra  itham ettikleri kişilerden özür dilemek olmalıdır. En başta da yalanla,  iftirayla, karalamayla, altı boş iddialarla, içi boş ithamlarla, alavera dalavera  siyasetiyle ülkemizi meşgul ettikleri için milletimizden özür dilemeleridir. CHP  kendi kendine bir orta oyunu oynadı ve artık bitti." değerlendirmesinde bulundu.
 
"PARAYI YÖNETME SANATINI ORTAYA KOYMAN GEREKİR"
 
"Yeniden hep birlikte ülkemizin gerçek gündemine dönmenin zamanı  geldi." diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: CHP'liler kendi iç hesaplaşmalarını varsınlar kapalı kapılar ardında  gerçekleştirsinler. Bunların parti sözcüleri de bizzat kendileri de hepsinin tek  mesleği var, nerede bu sanatı kavramışlarsa; yalan. Yalan üzerine bu süreci inşa  etmeye çalışıyorlar. Ama ne olur artık milletin yakasından düşsünler. Bir gün tek  parti faşizmine, bir gün emperyalizmin sözcülüğüne, bir gün koltuk kavgasına, bir  gün terörist seviciliğine savrulan bir partiden ne köy olur ne kasaba. Nitekim,  milletimiz de bu gerçeği gördüğü için CHP'yi belli bir oy oranının üzerine  çıkarmıyor. 
 
Mahalli seçimlerde kazandıkları birkaç belediye bunların dengesini  iyice bozdu. İşte görüldüğü gibi aradan 7 ay geçmeden kendilerini yerden yere  atmaya başladılar. Şimdi, 'Biz bu şartlarda Ankara'yı yönetemeyiz' diyorlar. Çok  enteresan. Niye yönetemiyorsun?  Kazandın ya hadi bakalım yönet. 'Ben, Ankara'nın  suyundaki kiri gideremem' diyor. Devletten alman gereken parayı alıyor musun?  Alıyorsun. Öyleyse şu andan itibaren parayı yönetme sanatını ortaya koyman  gerekir. Eğer parayı yönetme kabiliyetin varsa, o zaman bu adımı atarsın. Kredi  bulmak, o senin işin. Krediyi de bulacaksan bul. Aynı şey İstanbul için de  geçerli."
 
"İSTANBUL SUSUZLUĞA DOĞRU YÜRÜYOR"
 
Kendisinin de belediye başkanlığı yaptığını hatırlatan Erdoğan, "Şu  anda gerek Ankara'da gerek İstanbul'da görevlendirdiğimiz bu konuda yetkili  başarılı olan belediye başkanı arkadaşlarım var." ifadelerini kullandı.
 
CHP yönetiminden 2,5 milyar dolar borçla İstanbul Büyükşehir Belediye  Başkanlığı yönetimini devraldığını hatırlatan Erdoğan, İstanbul'u suya  kavuşturduklarını, çöp dağlarını ortadan kaldırdıklarını, atık su noktasında  temizliği yaptıklarını, Sakarya'dan İstanbul'a, boğazın altından Anadolu  Yakasından Avrupa'ya suyu taşıdıklarını anlattı.
 
Erdoğan, "Bunları yapmamış olsaydık, şu anda herhangi bir sıkıntıda  İstanbul yine susuzluğu yaşardı. Ama şu anda yok. Fakat gelen haberler çok hayra  alamet değil. İstanbul'da 3 ay gibi bir süre sonra, havalar böyle giderse,  İstanbul susuzluğa doğru yürüyor. Benzer şey Ankara için de geçerli. Ankara'da şu  an söylenen, özellikle atık su noktasındaki sıkıntılar... Yapacaksın arkadaş,  çözeceksin bu sorunu. Bu konuyla ilgili olarak, 'Bana borçlanma noktasında Meclis  müsaade etmiyor.' Borç yiğidin kamçısıdır. Borçlanma noktasında da meclis, belli  sorumlulukları üzerine alamaz. 'Biz, bu işi çözeriz.' Bunu görürse, Meclis de bu  noktada size gerekli desteği verir. Bunu görmüyorsa, bu desteği de veremez." diye  konuştu.
 
"EKONOMİDEKİ TOPARLANMA SÜRECİ DEVAM EDİYOR"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunca yıl başbakanlık yaptım, cumhurbaşkanlığı  yaptım en çok hayıflandığım konulardan biri, şöyle dişime göre bir ana muhalefet  bulamayışımdır. Kendilerince en güçlü oldukları zamanda düştükleri durum ortada.  Bakalım yarın hangi senaryoyla karşımıza çıkacaklar? Bir kez daha Rabbim,  ülkemizi ve milletimizi CHP afetinden muhafaza eylesin diyorum." yorumunu yaptı.
  
Ekonomideki toparlanma sürecinin tüm hızıyla sürdüğünü bildiren  Erdoğan, "Ama yalan bunlarda bol. Toparlanırken, bunlar hala 'battık, bittik'  gibi ifadeler kullanıyorlar. Açıklanan her veri bu gerçeği doğruluyor." dedi.
 
 Erdoğan, konuşmasında şu örnekleri verdi: Perakende satış hacmi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,7  arttı. Borsa 106 bin puanın üzerine çıkarak 18 ayın zirvesini gördü. Ben bununla  tatmin olmuyorum. Göreve geldiğimizde borsa 11 bin filandı. Başbakanlığım  dönemimde biz, 135 bine çıktık. Şimdi düşmüştük, tekrar toparlanmaya başladı.  Allah'ın izniyle bunu yine yakalayacağız. OECD, Türkiye'nin bu yıl için büyüme  tahmini eksi yüzde 0,3'ten artı yüzde 0,3'e, 2020 beklentisini de yüzde 1,6'dan  yüzde 3'e, yukarı yönde revize etmiş durumdadır. Tüketici güven endeksi, kasımda  bir önceki aya göre yüzde 5,2 oranında arttı. Ekim ayında kurulan şirket sayısı,  hani 'şirketler kapanıyor' filan diyorlar ya bunlarda yalan bol, bir önceki aya  göre yüzde 8,5, önceki yılın ekim ayına göre ise yüzde 18 oranında artış  kaydetmiştir. Kapanan şirket sayısını düştükten sonra elde edilen net açılan  şirket sayısındaki yıllık artış ise yüzde 21'i buldu. Reel kesim güven endeksi,  kasımda bir önceki aya göre 1,1 puan artarak 102'ye yükseldi. İmalat sanayindeki  kapasite kullanım oranı Kasımda bir önceki aya göre,  0,8 puan artarak, son 15  ayın zirvesi olan yüzde 77,2'ye yükseldi. Kasım ayında finansal hizmetler güven  endeksi, bir önceki aya göre 24,5 puan artarak, 167 seviyesinde gerçekleşti.  Hizmet sektörü güven endeksi de yüzde 0,7 arttı. Ülkemizin risk primi 300'e kadar  geriledi. Çünkü bir ara 500'e filan çıkmıştı.
 
"YERLİLİĞİMİZİ BURADA GÖSTERELİM"
 
"Ülkemize güvenen, yatırım yapan herkes kazandı, kazanmaya devam  edecek." ifadelerini kullanan Erdoğan, "Tüm milletime sesleniyorum; Bırakın  doları moları; paramıza, Türk lirasına dönelim. Türk lirası artık kaybettirmiyor.  Milliliğimizi, yerliliğimizi burada da gösterelim." çağrısında bulundu.
 
Son dönemde bölgedeki kimi ülkelerde Türkiye menşeili ürünlere yönelik  sinsi bir kampanya yürütüldüğüne dikkati çeken Erdoğan, "İnşallah bir yeni adım  daha atacağız. O da şu; Tarım Kredi Kooperatifimiz, yoğun bir şekilde inşallah  Türkiye genelinde ilk etapta 500 noktada Tarım Kredi Kooperatifi olarak gayet  güzel, muhteşem diyebileceğimiz, kendi satış mağazalarını ilk etapta açacak. Bu  sayıyı daha sonra artırmaya devam edecek. Gerek fiyatlardaki ucuzluk, istikrar,  tarım kredi kooperatiflerinin bu mağazalarında inanıyorum ki halkım için çok  önemli bir çıkış, çok önemli bir adım olacak." değerlendirmesinde bulundu.
 
Savunma Sanayi ile ilgili önemli bazı gelişmeleri paylaşan Erdoğan,  "Biliyorsunuz son 5-6 yıldır, batılı ülkeler giderek artan bir şekilde ülkemize  karşı artık inkarı mümkün olmayan boyuta ulaşan bir savunma sanayi ambargosu  uyguluyor. Öyle ki işi, bırakın yeni anlaşmaları, önceden alınmış lisansların  iptaline kadar vardırdılar. Türkiye, örneğine ancak savaş durumunda  rastlanabilecek sertlikte bir ambargoyla karşı karşıyadır." şeklinde konuştu.
 
Özellikle Suriye'deki son harekatlar ve Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin  ardından bu uygulamaların daha da sertleştiğinin altını çizen Erdoğan, "  Hamdolsun savunma sanayimiz, tüm bu kuşatmaları etkisiz hale getirebilecek  kabiliyete ulaşmıştır." dedi.
 
Son 17 yılda sabırla ve kararlılıkla ekilen tohumların meyvelerini  aldıklarını ifade eden Erdoğan, son gelişmeler ışığında ortaya çıkan  eksikliklerin hızla tamamlandığını bildirdi.
 
Erdoğan, "Bize silahlı ve silahsız insansız hava aracı vermemişlerdi, ürettik. Yeni nesil tank vermediler, prototipini hazırladık. Motorunu da  tamamlayınca hemen seri üretime geçeceğiz. Helikopter vermediler, onu da ürettik.  İhracat aşamasındaki helikopterlerin motorlarıyla ilgili sıkıntılar çıkardılar.  İnşallah yakında bu sorunu da aşıyoruz." diye konuştu.
 
KILIÇDAROĞLU'NU ELEŞTİRDİ
 
Erdoğan, CHP  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Tank Palet Fabrikası'ndaki işletme hakkının  devrine ilişkin iddialarına yanıt verdi. Kılıçdaroğlu'nun, "Arifiye'deki Tank Palet Fabrikası'yla ilgili yalan  üstüne yalan" söylediğini belirten Erdoğan, "Konuyu bilmiyor. Ne diyor? '20  milyar dolar.' Bu adam rakam bilmiyor, dolar nedir bilmiyor. İnanın para nedir  bilmiyor. Bunlardan haberi yok. Burayı satmadığımızı defaatle söylemiş olmamıza  rağmen devamlı buranın satıldığını söylüyor." diye konuştu.
 
Erdoğan, "Arifiye'deki Tank Palet Fabrikası satılmamıştır, 25  yıllığına Katar ve Türk sermayesinin ortaklığıyla şu anda çalıştırılan BMC  firmasına tahsis edilmiştir. Burada satış kesinlikle yok. Burası mevcut  tanklarımızın, paletlerin tamir ve bakımı burada yapılacak hatta burada gerekirse  burada sıfır üretim de yapılacak. Bay Kemal, bunları öğren." dedi.
 
Bunların yanı sıra sözleşmede bir şart olduğunu dile getiren Erdoğan,  şöyle devam etti: Buraya kiralamayı yapan, tahsisi alan  50 milyon dolar   yatırım  yapacak. Çünkü içerideki bütün makineler vesaire bunların hepsi yenilenmeye  muhtaç. Bu yenilenme sebebiyle bu adımı BMC birlikte atacaklar. Bu yenilenmeyi de  böylece yaparak Arifiye'deki Tank Palet Fabrikası'nı çok daha farklı bir duruma  getirecekler. Durmadan yalan. Fakat biz işimize bakacağız, yapacak çok şeyimiz  var. İstediği kadar yalan söylesin, yalancının mumu yatsıya kadar yanar ve şu  anda da burada bu firma çalışmalarını sürdürüyor.
 
"F-35 KONUSUNDA HAKSIZLIK YAPILDI"  
 
 
F-35 konusunda Türkiye'ye haksızlık yapıldığını vurgulayan Erdoğan,  "Allah'ın izniyle 5-6 yıl içinde kendi Milli Muharip Savaş Uçağımızı hazır hale  getirmeyi planlıyoruz. Bize tüfek, tabanca gibi araçları vermeyince sandılar ki  elimiz boş kalacak, daha iyisini ürettik ve güvenlik güçlerimizin kullanımına  sunduk. Harekatlarımızda kullandığımız silah ve mühimmatlar konusunda, özellikle  Batı ülkelerine bağımlılığımız neredeyse kalmadı. Şimdi yeni ve daha ileri  hamleler içindeyiz." ifadelerini kullandı.
 
"BOZDOĞAN FÜZESİ ENVANTERE GİRECEK"
 
Milyonlarca dolar maliyetle dışarıdan alınan havadan havaya füzelerin,  yerli ve milli muadillerinin seri üretimi için gün saydıklarını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Savaş uçaklarımıza entegre edilecek havadan havaya füzemiz Bozdoğan,  fırlatma rampasından yapılan güdümlü atışlarda tam isabet sağladı. Ses hızının  çok üstünde uçan ve yüksek manevra yeteneğine sahip bu füzemizin uçaktan atışlı  testleri de önümüzdeki yıl yapılacak. 2013 yılından beri üzerinde çalışılan  Göktuğ Projesi'nin bir ürünü olan Bozdoğan füzesi, uçaktan test atışlarının da  tamamlanmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine girecek. Dünyada  yalnızca 9 ülkenin ürettiği havadan havaya füzemiz, Milli Muharip Uçağımıza ve  F-16 savaş uçaklarımıza monte edilecek. Böylece savaş uçaklarımızda kullandığımız  hava-yer silahlarına ek olarak havadan-havaya silahlarımız da yerli ve milli  olacak. Milli gemimizden ilk defa milli füze atışı gerçekleştirdik. Roketsan  tarafından geliştirilip üretilen ilk milli deniz seyir füzemiz ATMACA, TCG  Kınalıada gemisinden başarıyla fırlatıldı. Bu füzemiz de inşallah önümüzdeki yıl  envantere giriyor.
 
Bu sırada Ordu'dan gelen partililer, "Güçlü Ordu, güçlü Türkiye"  sloganı attı.
 
  
"KERKES PROJESİNİ BAŞLATTIK"
 
Yalnızca mevcut ihtiyaçları karşılamadıklarını, Türkiye'yi ve  savunmayı yeni gelişmelere de hazırladıklarına dikkati çeken Erdoğan, "Yapay zeka  destekli İHA'lardan sonra bunların GPS olmayan ortamda da görev yapabilmesini  sağlayacak KERKES Projesi'ni başlattık. Dünyada sayılı ülkenin üzerinde çalıştığı  bu teknolojiyle, haberleşmenin olmadığı durumda da hedefler vurulabilecek." dedi.
 
ATAK helikopterinin, lazer ikaz alıcı ve diğer elektronik harp  sistemleriyle donatılmış FAZ-2 versiyonunun, ilk uçuşunu başarıyla  gerçekleştirdiğini bildiren Erdoğan, şunları kaydetti: Yerlilik oranı daha da artan ATAK FAZ-2 helikopterlerini de  önümüzdeki yıldan itibaren kullanıma almayı hedefliyoruz. Karasu'da ihtiyacımız  olan her türlü motoru üretebilecek bir fabrikanın inşası sürüyor. Aynı şekilde  F-16 ve SİHA'larımızda, üretilen bombaların kapsülleri yanında patlayıcı  dolumlarını da tamamen ülkemizde yapacak bir özel sektör yatırımı da yakında  başlıyor. Bu yatırımın tamamlanmasıyla, yurt dışında dolum yaptırma işinden  tümüyle kurtulmuş olacağız. Görüldüğü gibi önümüze çıkartılan engeller bizi  durdurmuyor hatta yavaşlatmıyor, tam tersine azmimizi biliyor, çok daha hızlı  çalışmamızı sağlıyor. İşte bu gündemlerle yolumuza devam etmekte kararlıyız.  Kendi entrikaları içinde boğulanlara da 'yolunuz açık olsun' diyoruz.
 
Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısındaki konuşması  öncesinde, yanına gelen, terör örgütü YPG/PKK'nın Nusaybin'de gerçekleştirdiği  saldırı sonucu babasını kaybeden TRT Kürdi muhabiri Gülay Demir ile sohbet etti.