Haberin Devamı
Bizim hükümet adamları için "kanun yapmak" gözleri görmeyenler için "fosforlu prezervatif üretmek.." gibidir..
Verirsin fosforlu prezervatifi görme özürlünün eline.. Faydasını o bilmez ama "en derin karanlıklarda" bile ışıldadığını bilen kanun yapıcıların içi rahat eder..
Yeni Ceza Kanunu 1 Nisan'da yürürlüğe girecek..
Bizim medya leşkerleri yeni ayıldı.. Medya plazaların her köşesinden "Bayramdan sonra nağra atan bir Bayram Ağa" etkinliği yaşanıyor..
Kanun taslağı taaaa 2003'ten beri ellerde.. O komisyon senin bu komisyon benim gezinip duruyor.. Bizim medya leşkerleri zahmet edip üzerinde kafa yormamışlar..
Bir tek kadın kuruluşları ilgilenmiş bu işlerle..
Onların derdi de "Zina" ile "Boşandıktan sonra koca malının nasıl paylaşılacağı.." meseleleri olmuş.. O kadar.. Ne sivil toplum kuruluşları, ne askeri toplum kuruluşları, ne belediyeye kafayı takan kuruluşlar..
Biri dönüp bakmamış geriye..
Şimdi her gün "Türk Ceza Kanunu'nun.." yeni bir maddesi keşfediliyor.. O keşif üzerine ağıt yakılıyor..
Sonuncu bomba..
Bir de yeni Türk Ceza Kanunu'na ahaliyi daha bir uyumlu hale getirecek olan yasa tasarıları var.. Temsil, Çocukları Koruma Yasa Tasarısı..
Amaç "suça itilen çocukları" korumak..
Kapkaç neyim yapmasınlar, tiner koklamasınlar, yetişkin ablaları teyzeleri kaçırıp ırzlarına tasallut etmesinler, haraç istemesinler, tetikçi olarak kullanılmasınlar..
Şimdi içinizden "Bre nabekâr! Bu saydıkların ne biçim çocuk suçu?" diye söyleniyorsunuzdur..
Boşuna söylenmeyin, bunlar bizim memleketin çocuk suçlarıdır..
Bakmayın siz çocuk suçlular için kurulan karakolların o ayıcıklı, kelebekti tabelalarına..
Bir tane de bizim buralarda var.. Şişli Emniyet Amirliği'nin hemen yanında..
O tabelayı oraya hangi zekâ düşünmüşse, onu ayrıca kutluyorum.. Karakol değil Fatoş Abla Çocuk Yuvası tabelası..
Renkli bir pano.. Üzerinde çiçek, böcek resimleri.. "Çocuk Karakolu" yazısının her bir harfi ayrı renkte..
O tabelayı her gören insana "Keşke çocuk olsam da suç işleyip şu karakola düşsem.." diye imrendirecek bir neş'e çağrısı..
"Çocuğu suça neler teşvik ediyor?" diye tartışma açılsa, o karakollardan birinin tabelasını sök, delil olarak panelcilerin önüne koy..
Bunlar mı çocuk?
"Avcı ne kadar yol bilirse ayı da o kadar yol bilir.." lafını boşuna etmemişler.. Hükümet adamları, zaptiye paşaları çocuk karakollarını özendirici birer eğlence merkezi görünümünde tutarken ahali de tedbirini almış..
Oğlan ihtisasını yankesicilikte yapmış.. Kız yanlamacı.. Gelin dızdızcı.. Damat boş vakitlerinde tiner koklayıp araba camı kırıyor..
Bu ailelerin, gayri safi milli hasılaya kendi çaplarında katkıda bulunan bu fertlerini tutup da normal karakollara teslim edecek halleri yok ya! Hepsinin nüfus kâğıdında gerekli ayarlamalar yapılmış..
Bıyıkları çeneye kadar sarkmış kapkaççı iş üstünde yakalanıyor.. Karakola götürülüyor.. Kimlik sorgusunda bakıyorlar ki o daha on bir yaşında masum bir bebe..
Suçluyu getiren polis "El kadar bebeyi niye yakaladınız?" azarını işitiyor.. "On bir yaşındaki çocuk suçluyu.." iri yarı üç dört polis nezaretinde götürüp "Çocuk Karakolu'na" teslim ediyorlar.. İki saat sonra da salıyorlar..
Çocuğun çalışma saatlerinde, üretimde bir kaybı yok..
Geçenlerde bizim Günay Kayarlar ağabeyimizin arabası soyuldu.. Dikkat buyurun.. Bu yaşında kendisinden "ağabey" diye söz ediyorum.. Soyanlar yakalandı..
Fiziki olarak neredeyse Günay Ağabey'in yaşındaki soygunculardan biri on iki diğeri on üç yaşında çıktı.. Günay Ağabey'in içi burkuldu tabii.. Evi müsait olsa çocukları evlat edinecekti..
Neden mi böyle?
İşin enteresan tarafı şu.. Polis de yılmış.. Kimi yakalasak çocuk çıkıyor, diyorlar.. Hâl böyleyken bir Allah kulu da çıkıp "Bu kazık kadar adamlar bu nüfus cüzdanlarını nasıl tedarik etmiş.." araştırmıyor..
Gayret, çocuk karakollarını daha çekici gösterme üzerine.. Amaç Avrupa Birliği'ni kazıklamak..
O bebe kadrosundakileri Avrupa'ya göndersen, adamlar fikirlerini bozup idam cezasını geri getirirler.. Çocukları Koruma Yasası da böyle çıkacak.. Bundan adım gibi eminim..
Bizim yasalar neden böyle aykırı çıkıyor, sorusunun cevabına gelince.. Sosyal şartlarımızı uzun uzun tartışacak değilim.. Onun yerine bir örnek vereyim, siz de cevabı kendi başınıza bulun..
Antalya'nın Alanya ilçesinde, geçtiğimiz günlerde "İşitme Engelliler Plaj Voleybolu Şampiyonası.." yapıldı..
Yapılmasıyla birlikte işitme engelinden daha büyük arıza çıktı..
Türkiye Şampiyonluğu için işitme engelli tam elli altı sporcu ter dökmüş ama boşuna.. Çünkü organizasyonu düzenleyenler, maçları yönetmek için sahaya diktikleri hakemlerin eline düdük vermişler..
Engelliler oynuyor, hakemler de fırt fırt düdük çalıyor.. Kendileri çalıyor, kendileri duyuyor.. Oyuncuların haberi olmuyor.. Haliyle maçlar çığırından çıkmış..
Dünyanın başka yerlerindeki işitme engelli sporcuların maçlarında bayrak, flama gibi göze hitap eden şeyler kullanılıyor.. Bizim organizasyon ise "Allah'tan umut kesilmez.." deyip düdük üflüyor..
İşte durumumuz tam böyle..
Bu toplumun üyeleri olarak bizler "işitme engelliyiz.." Düdük ise "kanun yapıcılarının.." elinde..
Hukuk düzenimiz ayna.. Çal çal oyna..

