Allahtan maçlar bitti. Futbol sezonu kapandı.. Kafayı biraz dinleme fısatı bulacağız..
"Haftanın iki günü hah sahaya koşturan sensin, bari sen konuşma.." dediğinizi duyar gibiyim.. O başka, bu başka.. Benim halı sahada iddiam var..
Hakan Şükür bu sene on iki golde kaldı.. Ben paçayı biraz sıkarsam temmuz sonunda onu geçerim.. Benim yılgınlığım haftanın üç günü televizyonun futbol işgali altında olması..
Cuma, cumartesi ve pazar gecesi için program yapamıyorsun.. Televizyon başına oturduğuna da değmiyor.. Hakem oyunu, taraf tutmalar, teşvikler derken bakıyorsun ki en iddialı bildiğin maçlar bile önceden bağlanmış..
İsim, cisim vererek elin şikecisini iştahlandırıp "tazminat davası.." ile kendi başıma belâ etmem.. Ama komedi gözümüzün önünde oynandı..
Bizim memleketin huyudur.. Gerçeği görürüz, görmemiş gibi yaparız.. Ondan sonra da en çok biz konuşuruz..
Futbolla ilgili halletmem gereken tek şey var.. Bizim Halis'e üç yıldızlı yeni bir Fener forması bulmak..
Kafayı ona takmış.. Her gün "Abi.. Fenerin yeni forması çıktı mı?" diye soruyor.. Bunun kibarca karşılığı "Bana yeni Fener formasından ne zaman alacaksın?" şeklinde..
Eski bir taktik
Ne yapacaksın üç yıldızlı Fenerbahçe formasını? Düğününde mi giyeceksin yoksa Kadıköy'e gidip Fener'in idmanına mı çıkacaksın? Tabii bu cevabı içimden veriyorum..
Yüzüne ise benim eski taktiği kullanıp "Daha çıkmamış.. Çıkınca getirecekler.." diye konuşuyorum..
Bu taktik her zaman işe yarar.. Elini cebine atacaklara zaman kazandırır.. Vaktiyle karne zamanı geldiğinde uygulardım.. Pedere karne almadık, der mahallenin bütün çocuklarını da aynı ifadeyi kullanmalan için tehdit ederdim..
Sokak zorbalığım işe yarardı..
Peder muayenehanenin önünde rastladığı arkadaşlarıma "Karne ne zaman veriliyor, daha almadınız mı?" diye sorar, onlar da "Yok amca.. Daha vermediler.." yalanını sallardı..
Oysa temmuz bitmiş ağustos gelmiş.. Ortada karne mi kalır.. Tabii peder işin aslını bilirdi, bizimle gönül eğlendirirdi.. Benim çektiğim yürek çarpıntısı da yanıma kâr kalırdı..
Görülen o ki bu yaz Halis'i atiatamayacağız.. O da bütün Fener taraftarları gibi aktif..
Aktif olduğundan pazar günü Kadıköy'e gitmiş, Bağdat Caddesi'nde yedi sekiz saat kitlenmiş.. Fenerbahçeli futbolcuları stadyuma götüren otobüs oradan geçecekmiş.. Halis Bey de futbolculara el sallayacakmış..
Plana bak plana!
Her halde Hooijdonk'un on binlerce kişinin arasından kendisini teşhis edip el sallayacağını, böylece kurulan bu ilişkiyi ömür boyu hatırlayacağını hayal etti..
Beni tanıdın mı?
Kimbilir, bir gün karşılaşırız, diye düşündü zahir.. O gün geldiğinde Halis önüne dikilip kendi lisanından "Abi beni tanıdın mı? Şampiyonluk kutlamasında sen otobüsteydin.. Sana el sallamıştım.." diyecek..
Hooijdonk yüzüne boş baktığında ayrıntı verecek..
"Ben tam Migros'un önündeki ağacın üzerindeydim.." diye ısrar edecek.. Bütün zahmet, böyle bir hayalin milyonda bir de olsa gerçekleşme ihtimaline karşı çekilmiş..
Halis, ortalama Fener taraftarını temsil eder..
Hani yukarıda "aktiftir.." sözcüğünü kullandım ya! Gerçekten de Fener taraftarı aktiftir.. Galatasaray'ı tutan kelle sayısı açısından fazla bile olsa bu değişmez..
Gazete promosyonlarından biliyorum..
"Şampiyon Galatasaray Posteri.." dağıtın.. Yüz Galatasaraylıdan ancak yirmisi peşinden koşar.. Beşiktaş cephesinde ilgi daha da az olur.. Yüzdeye vurursanız onu, on biri ancak geçer..
En dandiğinden bir "Şampiyon Fenerbahçe Posteri" dağıtın.. Yüz taraftarından 90'ı üzerinize hamle eder..
Bugüne kadar bu hep böyle oldu.. Bundan sonra da böyle olacak..
Bereketlidir..
Bizim gibi ekmeğini medyadan yiyenler için Fenerbahçe bereket demektir.. En sıradan takımı yenseler bile gazeteler tiraj alır.. Hele şampiyonluk gibi sonuçlar taraftarı günlerce oyalar..
Geçen yıl Beşiktaş şampiyon olmuştu.. Gürültüsü üç beş gün sürdü, bir hafta sonra izi kalmadı..
Galatasaray'ın Avrupa Şampiyonluğu bile on beş gün hava yaptı.. Medya bunu bildiğinden Fener'e ayrı özen gösterir.. Zıddına gitmemeye çalışır..
Çünkü alınganlıkları da fazladır.. Takımları yenilsin, üç dört gün gazetelere küserler.. "Kötü bir şey yazmışlardır.." diye evlerine, iş yerlerine gazete sokmazlar..
Sırada şimdi "Fener'in şampiyonluğunu sağmak.." var..
Bunlar transfere 15 milyon dolar mı ayırdı.. Bakın göreceksiniz, medya 50 milyon dolar ayırmıştır..
Fener yönetimi üç futbolcu ile ilgilenmişse medyanın transfer simsarları en az otuz futbolcunun kapısını kendiliklerinden çalarlar..
Her gün ayrı bir bomba patlar.. Gazetelerin spor servisleri bazen birbirlerini iyi takip edemeyip, bombaları ayrı ayrı patlatırlar.. Ortalık Çanakkale Savaşı'ndaki Seddülbahir cephesine döner..
Parasını ceplerinden verip Brezilya'dan, İtalya'dan futbolcu getiren fedakâr spor muhabirleri bile çıkar..
Futbol olayındaki son durumumuz bu..
Sadece bizim gazetede ağır bir yas havası var.. Yazı işlerinin kısm-ı umumisi Beşiktaşlı olduğundan suratlar bir karış.. Binanın asansöründe bile eski 10 Kasım günlerinde TRT'den dinlediğimiz "ağırlaştırılmış yas müziği" çalınıyor..
Öyle bir hicran ki yürek dayanmaz..
Kadınlara geçmiş olsun!
Özellikle evlerindeki "televizyon teröründen" yılanlara.. Haftanın üç günü kocaları maç yüzünden iptal olanlara.. Sevinilecek günler başladı.. Tatil mi yapacaklar, baş başa günler mi planlayacaklar? Ellerini çabuk tutsunlar.. Futbolun tatili de kısadır.. Bir aya kalmaz yeni sezonun tantanası başlar..
Haberin Devamı

