comScore
Gazetevatan.com » Yazarlar » Şiddet mi, cinnet mi?

Şiddet mi, cinnet mi?

22 Şubat 2015 Pazar


Yaralıyız.

Toplum olarak ağır yaralı.

Şiddet ve cinayet haberleri gazetlerin üçüncü sayfalarından manşetlere terfi etti. Bu tür olayların yaşanmadığı tek günümüzüm yok.

Özgecan'ın acımasızca katledilmesi, biraz olsun silkelenmemiz için vesile olabilir mi derken... Ardı ardına gelen yeni gelişmeler kanımızı dondurmaya yetti. İnsanlıktan nasibini almamış bir sözde erkek 23 yaşındaki Hüsne Aslan'ı evine çağırıyor, kabul etmeyince acımasızca dövüyor, yetmiyor arabadan atıyor. Hıncını alamamış olmalı ki, arabayla üzerinden geçiyor.

Özgecan Aslan ve Hüsne Aslan... Soyadlarının Aslan olmasından öte ortak noktaları yok. Ama kadın olmanın ve vahşice öldürülmenin ortak paydasında buluşuyorlar.

Çengelköy'de karısını 30 parçaya ayırıp çöp konteynerine atıyor bir diğeri. "Cezai ehliyetim yok, sıyırırım nasıl olsa" diyor. E tabii, "Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin" komutuyla hareket eden erkeklere alıştı bu millet. Ama işin çehresi değişti artık. "Gözünün üstünde kaşın var" gerekçesiyle akılalmaz cinayetler işlenir oldu ülkemizde.

‘Bu bir rüya olsun!’

"6 yaşındaki bir kızla evlenilebilir" diyen kanaat önderlerinin, "Mini etek giyerek erkekleri tahrik edenlerin bağırıp çağırmaya hakkı yok" diye âhkam kesenlerin yüreği hiç mi sızlamıyor demeye kalmayın. Ne yürek var onlarda, ne de vicdan. "Ağrı'daki tecavüz edilerek katledilen 6 yaşındaki çocuğun üzerinde mini etek mi vardı" diye soranların sesi ise öylesine zayıf ki.

2014 yılında 300 kadınımız erkek cinayetine kurban gitmiş. Soma'daki maden faciasında ölenler için günlerce gözyaşı döktük, ağıtlar yaktık. Ama kurban verdiğimiz yüzlerce kadını görmezden geldik. Kanıksadık çünkü kadın cinayetlerini.

Ama şiddet yalnız bunlara yönelik değil. Erkekler de kucağına düştüğümüz cinnetten payını fazlasıyla alıyor. Bir gazeteci, güzel bir insan... İdealist düşüncelere sahip "Esnaftan alışveriş yapmalı" diyor. Alışveriş merkezlerinden uzak duruyor. O günde sokaktaki kedilere mama alıyor bir dükkandan. Ve arkadaşlarıyla kartopu oynarken, alışveriş yaptığı o dükkan sahibi tarafından bıçaklanıyor. "Öldürürüm, iki gün yatar çıkarım" diyor adam.

O güzel adamın, kar topu oynamak gibi insanlara has bir eylemden başka günahı olmayan o gazetecinin, Nuh Köklü'nün son sözü kulaklara küpe olmalı:

"Bu bir rüya olsun!"

Hayır, bu bir rüya değil, kelimenin tam anlamıyla kapkara bir kabus, insanlık dışı bir vahşet!

Milletin vekilleri cinnetin bir parçası

Kabul etmeliyiz ki toplumsal hastalığımız şiddet olmaktan çıktı, cinnete dönüştü. Peki buna kim dur diyecek?

Meclis'e dönüyor gözler. Ama o da nesi? Milletin vekilleri de cinnetin bir parçası olup çıkmış. İç Güvenlik Paketi görüşülürken dört milletvekili ciddi anlamda yaralanıyor. Pişmanlık, utanç, özür... Zerresi yok hiçbirinde. Olayın hemen ertesinde bir milletvekili de Meclis merdivenlerinden yuvarlanıyor. Dünya basınına bu tür olaylarla melzeme olmaktan utanç duyuyoruz.

Gerginiz. En ufacık bir olumsuzluk hiddete, şiddete, cinnete dönüşüyor. Sevgi, hoşgörü, anlayış kavramları sözlüklere basılı kaldı.

Toplumca titremenin, silkinmenin, aklımızı başımıza toplamanın zamanıdır artık. Aksi halde, her yeni güne yeni bir vahşet olayıyla uyanmamız kaçınılmazdır.