Cam silerken düşersek ne olacak?

23 Mayıs 2010 Pazar - 10:02 | Son Güncelleme : 23 05 2010 - 10:02


Sağlık güvenceleri, emeklilik hakları, iş tanımları yok ama onlar uzun saatler boyu çalışıyor, her ev işini yapıyor ve çoğu zaman bir de aşağılanıyorlar. Sonunda 'yeter artık' diyen gündelikçi kadınlar, kurdukları Gündelikçi Kadınlar Birliği ile haklarını istiyorlar.

Yüksek apartmanların pencerelerinde cam silmek için cambazlık yapan, yerleri temizleyip çamaşırları yıkayan, yemek yapıp çocuklara bakan, yani bir evin bütün işlerini omuzlayan gündelikçi kadınları evlerin dört duvarı içinde harıl harıl çalışırken görmeye alışkınız. Ancak son dönemde hiç beklemediğimiz bir yerde karşımıza çıkıyorlar: Meydanlarda! Zira geçtiğimiz 1 Mayıs'ın en ilgi çekici katılımcıları gündelikçi kadınlardı. İmece Kadın Dayanışma Derneği / Gündelikçi Kadınlar Birliği çatısı altında birleşen bu kadınlar, şimdi yaptıkları bu ağır işin tam anlamıyla bir iş kolu kabul edilmesini ve sosyal haklarını talep ediyorlar. 13 yıldır evlere temizliğe giden Gündelikçi Kadınlar Birliği'nin kurucusu ve başkanı Yıldız Ay, 'İşçiyiz ama yasada yerimiz yok. Emeğimizin görünmesini, sigorta güvenceli çalışmak ve sosyal haklarımızı istiyoruz' diyor ve soruyor: 'Cam silerken düşsek ne olacak?'

Gündelikçi kadınların örgütlenme çabaları, özellikle son bir yıldır giriştikleri güçlü mücadeleyle ses getirmeye başladı. Biz de bu sese kulak verdik. Başkan Yıldız Ay'a sorunlarını ve taleplerini sorduk.

MENÜSKÜSE, PLASTİK TABAKLARA SON

İmece Gündelikçi Kadınlar Birliği'nin kurucusu ve başkanı Yıldız Ay, İstanbul'da 15 bin civarında gündelikçi kadın çalıştığını, krizle birlikte bu sayının arttığını ama hiçbirinin sosyal güvencesi olmadığını söylüyor. Zira kendisi de onlardan biri.

'88'de Erzurum'dan İstanbul'a geldiğimizde çarşaflıydım' diyen Ay, gündelikçiliğe başlaması ve kendi hakları konusunda bilinçlenmesini şöyle anlatıyor: 'İstanbul'da İmece Kadın Derneği ile tanışmam çok şeyi değiştirdi. Okumaya, işe girip çalışmaya başladım, çarşafı attım. Sonra başörtüsünü de kaldıramaz hale geldim. Mücadeleye girişince sonunda adam 'yok' dedi. 2000'de de kocayı boşadım.'
45 yaşındaki Yıldız Ay gündelikçi olarak çalışmaya 1997'de başlamış. 13 yıldır bu işi yapan biri olarak pek çoğumuzun farkında olmadığı zorlukları şöyle anlatıyor: 'Ev sahibi her şeyini bir günde yapmanızı istiyor. Bir günde insan her şeyi yapabilir mi? Ama 9.00'da gidiyorsun camlar, perdeler, halılar, duvar... 19.30'da çıkana kadar her şeyi temizletiyorlar. Sonra ertesi günü kalkıp yine işe gidiyorsun. Arkadaşlarımın anlattıklarından da biliyorum, çoğu evde doğru düzün yemek vermiyorlar. Dolapta taze ekmek var ama başka yerden bayat ekmeği çıkarıp onu veriyorlar. Masalarına oturtmuyorlar. Bir defasında Levent'te bir öğretmenin evine gitmiştim, kadın plastik tabak, çatal verdi yemeğimi yiyeyim diye; kendi tabaklarında bile yedirmiyor. Aşağılamadır bu.' Öte yandan bu işte çalışan kadınların ciddi sağlık sorunları yaşadığına da dikkat çekiyor: 'Ailelerimiz var, çocuklarımız var ama bize bir şey olsa hiçbir hakkımız yok. Sonuçta pencerelerin dışında cam siliyoruz, dubleks evlerde çalışıyoruz merdivenlerden düşüyoruz. Çoğumuzun dizinde menüsküs, belinde fıtık, kollarında sinir sıkışması var. Belli bir yaştan sonra da zaten iş yapamaz hale geliyoruz. Ondan sonra hiçbir güvencemiz kalmıyor!'

BİNLERCE KADIN, İŞÇİ SAYILMAK İSTİYOR

İşte tüm bu sebepler yüzünden de gündelikçi kadınlar haklı olarak iş güvencesi ve sosyal haklar talep ediyor. Yıldız Ay, Gündelikçi Kadınlar Birliği ile yapmak istediklerini şöyle anlatıyor: '10 yıldır İmece Kadın Dayanışma Derneği ile gündelikçilerle birlikte çalışmalar yapıyorduk ama sesimizi duyuramıyorduk. 2006'da Emel Çelebi'nin çektiği 'Gündelikçi' belgeselinden sonra gündeme geldik. Gündelikçi Kadınlar Birliği'ni oluşturduk. Ama örgütlenmek zor çünkü insanlar dağınık çalışıyor, aynı yerde çalışan fabrika işçileri gibi bir arada değiliz.' Yine de görünen o ki çalışmaları sonuç vermeye başlıyor: 'Son 1 yıldır sesimizi daha çok duyurmaya başladık. İstanbul'un ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konferanslar veriyoruz, her gittiğimiz yerde gündelikçilere sesleniyoruz. 30 Mayıs'ta da Antalya'da olacağız. Bu çalışmalarımız sonucu gündelikçi olarak çalışan arkadaşlar derneğe ulaşabiliyorlar. Ancak eşlerinden, çevrelerinden tepki alacaklar diye korktuklarından çoğu ortaya çıkmaya çekiniyor. 'Televizyona, gazeteye çıkmayız; sen sesimizi duyur' diyorlar. Görünürde üyemiz az ama bire bir görüştüğümüz binlerce arkadaş var.'
Peki, gündelikçi kadınlar ne istiyor?
'Ben bu işi yaparken yıllarca bana aşağılayarak bakıyorlardı 'başkasının evini nasıl temizliyorsun' diye. Çünkü bu hem işi yapan kadınlar hem de çevre tarafından bir iş olarak görülmüyor. Ama biz İş Kanunu kapsamına alınmak, işçi statüsünde çalışmak istiyoruz, sigorta hakkımız olsun, hastanelerde muayene olabilelim, sendika hakkımız, emeklilik hakkımız olsun, geleceğimizi güvenceye alabilelim istiyoruz. Çalışan kadın da işveren de bunun farkına varsın istiyoruz. Bakanlığa da gideceğiz. Hak verilmez, alınır!'

İşveren iyiyse şanslısın yoksa yandın!

'Gündelikçi' belgeselinin yönetmeni Emel Çelebi
'Belgesel, 2006'da Altın Portakal'da En İyi Belgesel ödülünü aldı. Biz çekimlere başlarken İmece'ye ve Yıldız Ay'a ulaştık. Hem örgütlü hem de örgütlü olmayan birçok gündelikçi kadınla görüştük. Tek yapabilecekleri iş temizlik işi, ev işi olduğu için, sistem de bunu dayattığı için bu işi yapıyorlar; çoğu ilkokul mezunu. Örgütlü olanlar kendilerini temizlik işçisi olarak tanımlıyor ve işçi olmak istiyorlar. Örgütsüz olanlar ise yaptıkları işi sevgi ilişkisi, akrabalık ilişkisi haline getirmiş. 'Ev sahibi beni kızı gibi görüyor, ben onu sevdiğim için gidiyorum, evimde oturacağıma gidip yardım ediyorum ve para kazanıyorum' diyorlar. Haklarının farkında değiller. Oysa yaptıkları ağır bir iş ve sonunda bakıma muhtaç hale geliyorlar. İki kişinin karşılıklı iyi niyetine kalıyor her şey. İşveren iyiyse şanslısın yoksa gündelikçiyi koruyan kanun, devlet, sendika yok. Ev kadınları yani işverenler bazen bilerek bazen de hiç farkında olmadan duygusal açıdan bu kadınları yıpratıyor. Kapıdan girer girmez banyoya girip yıkanmasını isteyen bile var! Bu onların onuruna dokunuyor. Bir festivalde belgeselin gösterimi sırasında arkamdaki kadının şöyle dedi: 'Aaa böyle olduğunu bilmiyordum, bir daha aynı sofrada yemek yiyelim.' Seyredenlerde dönüşüme yol açıyorsa çorbada tuzumuz oluyor demektir.'

Belli bir yaştan sonra kocanın insafına kalıyorlar

İmece Kadın Dayanışma Derneği'nden Serpil Kemalbay
Uzun süredir gündelikçi kadınlarla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Onlar artık kendi birliklerini de kurdular, büyümeye çalışıyorlar. Acil olarak çözülmesi gereken sorun kayıtsızlık. Gündelikçi kadınlar çeşitli gerekçelerle İş Kanunu'na konmuyor, en ilkel olan Borçlar Kanunu'na havale ediliyor. Hiçbiri sigortalı değil. Belli bir yaştan sonra ne olacakları belli değil. Kocanın insafına kalıyor. Halbuki evi geçindiren genellikle gündelikçi kadınlar oluyor. O yüzden büyük bir haksızlık var. Türkiye genelinde düzenlediğimiz konferanslarla iş standartları, ulaşım, çalışma şartları ve saatleri, sigortalılık ve emeklilikle gibi talepleri için birlikte çözüm yolları arıyoruz. Yıldız Ay, Erzurum'un bir köyünden gelip kendini çok değiştirebilen, güçlü ve çalışan bir kadın olarak bu kadınlara çok şey öğretebilir.

Kanun baskı, aşağılama ve tacizi de engeller

Av. Filiz Kerestecioğlu Hukuken gündeliğe giden kadınlarla ilgili yeterli düzenleme söz konusu değil. Bu çok ciddi bir iş alanı, çalışanların haklarının güvence altına alınması devlete düşer. İşverenin iyiliğine, inisiyatifine bırakılmaması lazım. Görev tanımı, çalışma saati gibi konularda, kanser yapıcı temizlik malzemeleri kullanımı gibi iş güvenliğini konularında düzenleme getirilmeli. Bu kadınlar işçi sayılmadıkları için tipik bir işçi-işveren ilişkisi de yok. Kötü davranışlara çokça maruz kalıyorlar. Oysa işçi sayıldıklarında her türlü ayırımcılık, psikolojik baskı, cinsel taciz, aşağılama da hizaya çekilir. Bütün bu yıpratıcı davranışlar için kadınlar mobbing davaları açabilir. Bu kadınların durumu kişisel iyi niyete bağlı kalmamalı. Bu düzenlemeyi yapmak zor bir şey değil. Prim ödemeleri de pekala farklı bir şekilde hayata geçirilebilir.

Aralarında emekli öğretmenler bile var

Nebile Irmak Çetin (Genel-İş Sendikası İstanbul Konut İşçileri Şube Başkanı)
Ev hizmetlerinde çalışan kadın sayısı gittikçe artıyor. Bunda taşradan İstanbul'a göçün etkisi var. Metropolde yaşayıp özelleştirme veya kriz sonucunda işini kaybeden kadınlar da bu işlere yönelmeye başladı. Zira kriz en çok kadınları vurdu; önce onlar işten çıkarıldı. Kocaları işten çıkarılanlar da evi geçindirme sorumluluğunu üstleniyor. Buna ek olarak bir de göçmen kadınlar var... Eve temizliğe gidenlerin arasında emekli öğretmenler, emekli bankacılar, üniversite mezunları da var. Ama tüm bu kadınlar istihdam dışı tutuluyor. İş tanımı olmadığı için her şeyi yapıyorlar, çocuğa baksın diye işe alınıyor ama çamaşır, temizlik, yemek de yaptırılıyor. Hükümet bu konuya el atmadığı sürece bu kadınlar için bir çözüm yok. Şubat ayında CHP Milletvekili Mehmet Sevigen ile görüştük ve kendileri Meclis'e İş Kanunu kapsamına, sigortaya dahil edilmesi için bir önerge verdi. Henüz bir ses yok.

ETİKETLER

0