Gazetevatan.com » Yazarlar » Kuralsız sevin

Kuralsız sevin

21 Şubat 2015 Cumartesi


 
Bir sabah mailime düşen bir mesaj ile uyandım. Bir arkadaşım aslında içini dökmüştü. İçinden çıkılmaz bir aşkın pençesinden zor kurtarmıştı kendini. Sık sık dertleşiyorduk. Sıfır noktasında ciddiye almadığı aşk, onu sıkıntılı bir sürece sokmuştu. Yaşadıklarını anlattığı cümlelerin içinde kayboldum. Yazdıklarını toparlayıp biraz da kendi düşüncelerimle harmanlayıp sizlerle paylaşmak istedim.
 
Birini sevmek mi, birinin seni sevmesini sevmek mi? Çoğu zaman bu soruyla baş başa kalıyorum, yaşadığım her ilişkinin karşısında… Bugünlerde de bu soru kafamın içini kurcalıyor. Kime söylesem yanlış anlaşılabileceğinden, özellikle de ilişki yaşadıklarıma haksızlık edebileceğimden çekiniyorum aslında...
 
Ancak dürüst olmam gerekirse ben çoğu zaman beni sevmelerini sevdim hayatımdakilerin… Ve sadece bunu içtenlikle hissettirenlerin peşinden gittim. Sonrasında sevebildim aşıklarımı. Türlü oyunlar ve fırtınalı söylemlerden sonra. Hangimiz sevdiğimiz kişi tarafından içtenlikle beğenilmeyi, övülmeyi, şımartılmayı istemez ki… Sadece ben daha da ileri gidip, şunu da söylüyorum: “Karşımdakini ben ne kadar çok seversem seveyim, o da bana isterse defalarca beni sevdiğini söylerse söylesin, eğer bunu hissettirmiyorsa nafile…” Aşk, meşk sözleri değil beklediğim… Sevdiğini hissettirmesi sadece… Dokunurken, öperken, ellerimi tutarken. Hayatındaki yerimi hissettirmesi…
 
Benim en ‘doyumsuz’ ama en gerçek tarafım bu sanırım…
 
Okuduğum bir romanda baş kahraman sevdiğini anlatırken şöyle diyordu; “Onu bir dilenci, bir kurt, bir ısırgan otu gibi seviyorum. Camda bir kesik gibi seviyorum.” Kahramanımız sevdiğinin hayatındaki yerini işte böyle ifade ediyordu… Tam da anlatmaya çalıştığım gibi yani…
 
Evrende küçücük bir noktayız aslında… Oysa her birimiz bu noktayı belirginleştirmek için debelenip dururuz. Sanırız ki, hayatta bir nokta olmaktan öteye gidebiliriz. Oysa en ‘büyük’ hissettiğimiz anda bile ‘küçücüğüzdür’ aslında ve bunu iliklerimize kadar hissederiz… O yüzden isteriz ki, hiç değilse bizi seven kişi için tek bir nokta değil koca bir evren olalım. Böylece bu dünyadaki varlığımız bir anlam kazansın… Dünyada anlamlı bir ‘yer’imiz olsun! Belki sevginin çok daha derinde anlatıldığı inanılmaz Hollywood yapımlarına rastlamak mümkün, ancak sevginin en basit ve yalın haliyle anlatıldığı bir sahne var aklımda... Tam da burada paylaşmaya çalıştığım sevginin hissettirilmesiyle ilgili bir sahne. Good Will Hunting filminden bahsediyorum. Sean, üstün bir zekaya sahip olmasına rağmen hayattaki varoluş biçimine karar veremeyen Will’e hayat arkadaşından bahsettiği o sahne... Aşk bir aşık tarafından bu kadar güzel tarif edilebilir. Çünkü eminim ondan bu şekilde bahsedebiliyorsa, kim bilir ona bu duyguyu nasıl yaşatmış ve onu nasıl evrenin ta kendisiymiş gibi hissettirmiştir. Aşk hafife alınacak bir duygu değildir. Aşk bazen bir bulmaca, bazen bir puzzle, bazen bir deprem, ya da  bir yanardağ patlamasıdır. Aşkın dengesi kurulmayınca içinden çıkılmaz bir labirente de dönüşebilir. Yeter ki kalpten hissedin. Hissettirin. Kuralsız sevin.