Gazetevatan.com » Yazarlar » Onlar prens ve prensesimizdi

Onlar prens ve prensesimizdi

21 Aralık 2014 Pazar


Sesinde bir titreme...  “Neredesin tatlım? Seni görmem lazım...” Gerildim. Hiç böyle bir ses tonuyla konuştuğunu duymamıştım. Nişantaşı’nda bir kafede soluğu aldım. Boş gözlerle bakıyordu. Sarıldık sıkı sıkı. Öyle sıkı sarıldı ki... Kulağıma fısıldadı; “Çok kırgınım, çok...” Bana ihtiyacı olduğu belliydi. “Bu ne hal?” dememi zaten bekliyordu. Birden çözüldü; “Aşk bu. Kızarsın, sinirlenirsin. Kalbimin sahibi olan adamla ilgili onca şey yaşamama rağmen kimseye bir kelime şikayet etmedim. Sevdiğin olduğundan içinde yaşarsın. Düşün, tanıştığımız yıl evlenseydik boyumca çocuğum olacaktı.” Malum yüzyıl yalnızlık ve aldatma üstüne kurulu bir serüven haline dönüşmüştü. Ama bizler onları hep örnek çift bilmiştik. İlişkilerindeki sorunlardan hiç haberdar olmadığımızdan, “Allah bize de böyle aşk nasip etsin” diye cümleler kurardık. Helal olsun, kimse fark etmemişti. Onlar bizim masallardaki prens ve prensesimizdi.
 
“Haberin yok. Son seyahatimizde onu tanımadığıma karar verdim. ‘Sen, sen değilsin artık. Yaşın geçtikçe başka bir adama dönüştün. Zevklerin bile değişti’ dedim. İşi batınca benim birikimim onu kurtardı. Onun da altında ezildi. Evde çalışmadan oturmaya başladı. Zor çıkardım hayata, zor kazandırdım. Tam işler yoluna girdi... Bu sefer de bana sanki onca yıldır hayatındaki sevgilisi değilmiş de, yeni tanıştığı biriymişim gibi davranmaya başladı. Ortadan kayboluyor, eve gelmiyordu. Para aldığı kadının altında ezilmişti. İlişkiyi bitirmeye karar verdim. Hırçınlaştı. Bunun nedenlerini bir gece baş başa akşam yemeğinde açıkladım. O erkek gururu bu kararımı kabullenemedi. Aylarca, etrafımıza çaktırmadan hayatımıza devam ettik. Barışmak istediğini, onu affetmemi söyledi. Özlemiştim ve barıştık. Ama, evli evine, köylü köyüne...
 
Fethiş heykelinin sırrı
 
Hasta olduğunu duyunca hemen evine koştum. Evde sehpa üstünde duran fethiş bir kadın heykeli gözüme ilişti. Zincirlere sarılmış, o çıplak figüre takıldı gözüm. Bu objeyi sevmediğimi söyledim. Gözlerini kaçırarak, ‘Atarız canım sevmediysen’ dedi, geçiştirdi.
 
Birkaç gün sonra, yakın bir arkadaşım, yeni açtığı hediyelik eşya dükkânına uğramadığım için ağır sitemler ediyordu. Gittim. Dolaşırken, aynı o kadın figürlü obje ile karşılaştım. Onca güzel şey içinde onu görünce irkildim. Dükkan sahibi arkadaşım, ‘Yahu, Funda bunu getiriyim diye uzun zamandır baskı yaptı. Birini o aldı. Diğeri elimde kaldı’ dediği zaman, şok geçirdim. Funda yan komşumdu. Evimin yedek anahtarı. Hayatı paylaştığım en yakın kız arkadaşımdı. Yeni boşanmıştı. Kafamdan kaynar sular döküldü. Doğruca sevgilimin evine gittim. ‘Funda ve bu hediye ne?  Açıklama istiyorum’ dedim. ‘Bir hata yaptım, affet‘ dedi. Ayrı kaldığımız aylarda hedefi Funda olmuştu.
 
İntikam için benim en yakın arkadaşımı seçmişti. Nasıl bunu yaparsın bile demedim. Kızamadım. İhanetin faturası böyle kesilmemeliydi. En yakın arkadaşımla. Hazmedemediğim bu aslında. Evi değiştirmek zorundayım galiba...”
 
Yorumsuz bir aşk hikâyesi. Bakalım ilerleyen günlerde bu güçlü ama kalbi kırık kadını neler bekliyor? Prensesimi...