Gazetevatan.com » Yazarlar » Sezen Aksu ay tutulması gibi

Sezen Aksu ay tutulması gibi

26 Temmuz 2014 Cumartesi


Bir Sezen Aksu hayranlığım var. Manyaklık derecesinde denebilir. Çok uzun yıllardır verdiği konserlere gidememiş olmanın üzüntüsü hep içimde vardı. Her konserini hafta sonuna doğru verir, ama Pazar geceleri hiçbir konseri olmadığından seyredemezdim. Hatta bunu sıkça dile getirmişliğim, dost meclisinde çok yakınmışlığım vardır. Neden Pazarları çalışmıyor?

Geçtiğimiz günlerde, "Selamlar olsun" konserlerinin ilk gecesinde kendisini dinlemek kısmet oldu. Heyecan ve mutluluğumu dile getiremem. Ölmeden yapılması gereken 100 şey arasında yer alan Harbiye Açıkhava konseri böylesine önemli birçokları için... Özlemiştim. Sanki uzun zamandır göremediğim bir dostuma kavuşmanın heyecanı da diyebilirim. Konserin başlayıp bitimine kadar adete Sezen manyaklığımın neden bu noktaya geldiğini kendi kendime bir kez daha anlayabildim. O bir uzaylı. Olsa olsa ay tutulmasının olduğu atmosferde yaşayan bir uzaylı. Sanki aklımdan böyle bir şey geçti. Abarttığımı düşünmeyin. Bana göre öyle.

 

Konserde neler mi oldu?

 

Orkestranın tüm kadrosunun her biri zaten kendi ayaklarının üstünde durabilen birer star. İyi müzisyenler. Fahir Atakoğlu, Mustafa Ceceli, Erdem Yörük, Yankı kardeşler. Ya vokeller!  Nurcan Eren, Ercüment Vural, Cihan Okan, Sibel Gürsoy, Derya... Kadroda bir tane boş eleman yok. Orhan Topçu vurmalı çalgılarda ilerleyen saatlerde yaptığı şovda da gösterdi ki, Aksu'nun da tabiri ile ‘Köyün delisi’ gibi.

Repartuarda onlarca beklediğimiz şarkılar olmadı değil. Ama bu istekleri bis yaptığı sırada çığlıklar atıp isteyen ön sıralarda ki kadın izliyicilere de Aksu'nun da söylediği gibi, "İmkanı var mı yüzlerce şarkımı burda okumaya? Size ders veriyorum eve gidip sebep sonuç ilişkisini çalışın..." Sahnenin kenarında, sol siyah perdelerin aralarında duran kulis ahalisini ve çalışanlarının seyirci tarafından görülmediklerini zannedip, orkestra elemanlarına işaretler çakıp, zaman zaman göbek attığını gördük. Güldük. Unuttukları bir şey var: Sezen Aksu da ordan girip çıkıyor. Bizim gibi hastalıklı gözler oralara da bakıyor.

Ya o dev ekranlara anında görüntü veren kameramanlar? Aksu fotoğraf bile vermiyor artık. O kadar yakına girip sanatçıyı görüntülemek niye? Zaten solo yapan müzisyeni siz yakalayana kadar solo bitiyor... Gecenin en keyiflisi kısmı ise, her konserinde süprizlerine alıştığımız konukları yerine beş delikanlının dansları idi. Hele Nurcan Eren'in sesiyle dinlediğimiz şarkıdaki dansları sıkmadan uzatmadan yerinde yapılmış bir hamle idi. Bir de o profesyonel dans ayakkabıları yerine, kostümlerine uyan kösele ayakkabıları giyselerdi...

Yeni yürütmeliğe göre, sigara içmek yasak. Kabul, efkarlanıp her şarkısında anılarımızla yüzleştiğimiz Aksu için o sigaraları tüttüremiyoruz. Yasaklara alıştık. Haklılar da.

Peki o çekirdek satışı neyin nesi? Ki benim gibi sabit ses takıntısı olan biri için kabus gibiydi. Bırakın Sezen’ime doyayım dostlar! Gidin evinizde "çıtlayın." 

Telefonunuzla konseri çekin, çekin, hepsini çekin! Kime ne? Ama açı ayarlayacağım diye yukarıya kaldırdığınızda o kolunuzu, telefon ile benim görme alanımda kirlilik yaratmayın. Aaa, tabii bir de yarışınız var. Aman anında çektiğiniz fotorafları konseri seyretmeyi bırakıp hemen sosyal medyaya ilk siz yükleyin, sonra da gelen yorumlara gene o karanlık noktada sonuna kadar açtığınız ışıklı ekranlar da yorum yazın. Pes! 

Konserde o kadar çok mesaj verdi ki Minik Serçe. Tabii anlayana. Bir tepki alamayınca da, lafını esirgemedi. Finele doğru dedi ki "Ben sizlerlen çok konuşmak istiyorum. Anlatmak istiyorum uzun uzun -ki biz Sezen Aksu'nun bu yönüne de bayılıyoruz-  Ama Mustafa Oğuz az konuş diye günlerdir başımın etini yiyor. Az konuşup çok şarkı söyleyecekmişim."

Olmaz Most Production Sayın Oğuz. Sevgili Aksu'nun özelliği o ve biz öyle alıştık, öyle büyüdük. Bırak da genç kuşak onun şarkıları dışında, ne tatlı ve zekice yaptığı espirileri ile de tanısın. Zaten artık sahenede o eski müzikaller kalmadı. Bırak da Sezen iki kelamı ile bizi mutlu etsin... 

Arkadaşlarımla tüm bunları dertleşirken, konserin altından girip üstünden çıkarken, birinden bir ses yükseldi: “Onna Tunç ve Aysel Gürel bağımlılığı hâlâ devam ediyor. Fark ettiniz mi? Her konserinde onları anmadan edemiyor." Grup arasında konuşulan efsanelere göre, Sezen Aksu sevdiklerini paylaşmayı sevmezmiş. Onno Tunç’un evine geceleri kıskançlık baskınları düzenler, Aysel Gürel’i de kendi evine kilitlermiş. “Otur, bir yere gitme! Söz yazalım” diye. Çayla çörekle günlerce kandırırmış.

Zaten Sezen Aksu’nun ev hikayeleri hep konuşulup duruyor. Sıcağı da hiç sevmez, eksi derecelerde otururmuş. Konserlerde kadın seyircilerine, “Bu vantilatörler bana az geliyor. Ne geldiyse başıma bu sıcak günlerde geldi. Başka sıcaklar da hayatıma girdi. Gülmeyin! Hepinizin başına bir gün gelecek. Aranızda doktor var mı?” dedi.