Gazetevatan.com » Yazarlar » Winter ise coming

Winter ise coming

25 Nisan 2016 Pazartesi

Bu hafta ne yapalım, nereye gidelim, ne izleyelim, ne görelim… Seçenekler bol, ajandamda herkes için bir öneri var. Kim hangisini seçer bilemem. Ama şunu biliyorum ki, hepimiz bugün Game of Thrones seyredeceğiz.


John Snow öldü mü yoksa bir Akgezen olarak geri mi dönecek? Yönetmen David Nutter John Snow için “ölüden bile daha ölü” derken neyi kastetti? Daenerys Targaryen gücünü ve hareketini geri kazanacak mı? Ejderhaları ona destek olacak mı? Brandon Stark’ın kehanetleri ve mistik güçlerinin anlamı ne? Arya geri dönecek mi ya da Cersei elleriyle yarattığı İnanç’ı ve din adamlarını durdurabilecek mi? Şu an sadece biz değil tüm dünya bu sorularla meşgul. Diziyi ya merak ediyor, ya internetten izliyor, ya da dizi saatini bekliyor veya çoktan izledi ve yorum yapıyor. Öyle ya da böyle nihayet “Game of Thrones” geri döndü ve şunu artık çok iyi biliyoruz ki, “Winter is coming.” Zira “That Oyunları” birçok iktidar oyununu yani aşk, kadın-erkek, aile, akraba, siyaset, sınıfsal mücadele, din ilişkilerine şekil veren iktidar oyunlarını içerse de asıl mücadele ölüler ve canlılar arasında geçmekte. Gerçi biz izleyiciler şu ana kadar diğer iktidar kavgalarına odaklandık, onlara tanık olduk. Ve her bir iktidar oyunu da tahtın etrafında dolandı. Ama ölüler, bize bir şekilde varlıklarını hissettirip yaşanan onca şiddetten ötürü zaten diken diken olmuş tüylerimizi şöyle bir ters-bir yüz tarayıp durdular. Üstelik artık duvarın çok sağlam olmadığını, Akgezenler saldırana kadar hiçbir kralın ya da kraliçenin aklını başına toplamayacağını, birlik olmak yerine birbirini kemirip duracağını anlamış durumdayız. Aslında bu duruma çok şaşırmanın anlamı yok.

 
Gerçek hayatta da durum böyle değil midir? İş, siyaset, aşk gibi birçok alanda mücadele vermekten kaçınmamıza rağmen en büyük tehlikeyi gözardı etmemiz gibi. Sırf ölümle yüzleşmekten kaçındığımız için sağlık sorunlarımızı, tedavilerimizi ya da hayatımızı tehdit eden ezici tehlikelerle mücadeleyi erteleyip durmamız başka nasıl açıklanır? Neyse, işin felsefesini bir kenara bırakalım ve tüm dünyayı fara tutulmuş bir tavşana çeviren dizinin hikayesine gelelim. “Game of Thrones” dizisi bildiğiniz üzere bir edebiyat uyarlaması. Adını George R.R. Martin’in epik serisi “Buz ve Ateşin Şarkısı”nın ilk kitabından alır.
 
Her şeyin sırrı iki görüntü

? George R. R. Martin ise, 1970’lerden beri bilim kurgu, fantezi ve korku eserlerine imza atan bir yazar. “Game of Thrones”a kadar tutkulu ama sınırlı sayıdaki hayran kitlesiyle roman ve öyküler yazarken bir yandan da TV senaristi olarak çalışıyordu. Mesela “Alacakaranlık Kuşağı”, “Beauty and the Beast” ve “The Outer Limits” gibi dizilerin birçok bölümünü o yazmıştır. Eserleri Los Angeles Times tarafından “karmaşık hikâyeler, etkileyici karakterler ve muhteşem diyaloglar”, New York Times tarafından ise “yetişkinler için fantezi” olarak tanımlanıyordu. “Game of Thrones”un ilham kaynağı olan “Buz ve Ateşin Şarkısı”na dönüşecek fikir ise Martin’e hiç beklemediği bir anda, bir yandan Hollywood projeleriyle uğraşıp diğer yandan da “Avalon”?isimli bir bilimkurgu romanı yazarken geldi. İster inanın ister inanmayın ama binlerce karakter ve onlarca haritaya ilham kaynağı olan Westeros ve ötesini, yazarın aklına düşürense sadece iki basit görüntü. Görüntülerden ilkinde bir çocuk, bir adamın kafasının kesilmesine tanık oluyor, bir diğerinde ise karda küçük kurt?yavruları bulunuyordur. O kadar. “Buz ve Ateşin Şarkısı”nın çıkış noktası bu kadar basit olsa da yazılışı öyle birden olmuyor. Yazarının yazmaya başlayıp sonra da bitirdiği bir roman değil bu.

 Aksine Martin kitabı bir yazıyor, bir bırakıyor, sonra yeniden yazıyor ve 1994 yılında yazdığının 1400 sayfaya varan bir roman olduğunu görüyor. Üstelik bu romanın kendini bitirmeye hiç ama hiç niyeti de yoktur. Roman devam etmek, akıp gitmek istemektedir. Bunun üzerine Martin, romanı bir seriye dönüştürmeye karar verir ve 1996 yılında serinin ilk kitabı “Taht Oyunları”nı yayımlatır. Tutkulu bir okur kitlesine sahip olan Martin’in yeni kitabı çok sevilir. Öyle ki, ikinci kitabın (Kralların Çarpışması, 1999) çıkması merakla beklenir ve bunu sonrasında diğer bölümler izler: “Kılıçların Fırtınası/ 2000”, “Kargaların Ziyafeti/ 2005.” Ancak Martin’in yazma hızı yavaşlayıp “Ejderhaların Dansı” 2011’e kalınca dizinin yapımcısı HBO ve hayranları oldukça endişelenir. Zira Martin son iki bölüm için sadece iki bilgi verir. O da sadece bölümlerin ismidir: “Kış Rüzgarları” ve “Bahar Rüyası.” Galiba bu kez kış gerçekten geliyor…

Ajandam 

• Modern caz ve hip-hop’ı harmanlayan Amerikalı vokalist Jose James, 27 Nisan’da Salon İKSV’de. Jose James’in özelliği modern caz melodileri ile hafif bir soul ve hip-hop tınılarını birleştiren bir formül yaratması. Bu da ona uluslararası müzik alanında hatırı sayılır bir yer sağladı. Caz klasiklerini güncel olarak yorumlayan James’in konseri saat 21.30’da.

• New Yorklu sanatçı Meredith Monk, 28 Nisan’da Zorlu PSM’de. Besteci, ses sanatçısı, yönetmen, yapımcı, koreograf gibi birçok sanat alanında ürün veren çok kimlikli bir sanatçı Monk, şu ana kadar 15 albüm yaptı. 4 filmi yazıp yönetti. 2 senfoni ve bir opera besteledi. 2015’te de bizzat ABD Başkanı Obama tarafından verilen National Medal of Arts’ı aldı. Sanatçıyı 21.00’de izleyebilirsiniz.

• Emel Kurhan’ın ‘Yeni Bir Dünya’ adlı sergisi, 22 Mayıs’a kadar UNIQ Istanbul’daki UNIQ Gallery’de görülebilir. Yeni Bir Dünya; insanların türlü istismar, bencillik ve çıkarcılıklarının neticesinde, dünyaya layık olmadıklarını ele alan bir sergi. (Maslak / Ayazağa Caddesi No:4, Her 20 dakikada bir İTÜ Ayazağa Metro çıkışı, Windowist karşısından ring servisi bulunmakta.)

• İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile TEGV’in kurumsal ortaklığı ile Palet Kültür ve Sanat Eğitim Derneği’nin düzenlediği Uluslararası İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin bu yıl ki, konsepti “Uyandırma Servisi: Günaydın.” Bu yıl dördüncüsü gerçekleşen Bienal, farklı coğrafyaların ve kültürlerin çocuk gözü ve estetiği ile ifade edilmesini sağlıyor. Avusturya, ABD, Almanya, Danimarka, Fransa, İtalya, İsveç Hollanda, KKTC ve Suriye gibi ülkelerden de katılımın olduğu bienalde, çocuk ve gençlerin performansları ve sanatsal üretimleri; Antrepo 1, Mustafa Kemal Kültür Merkezi (MKM) Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi, Ortaköy Meydanı, Galatasaray Meydanı, Sarıyer Limanı ve Şehir Hatları Vapurları’nda izleyiciyle 23 Mayıs’a kadar buluşacak.