Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir spor ayakkabı, bir eşofmanla açılan yol

Bir spor ayakkabı, bir eşofmanla açılan yol

20 Nisan 2016 Çarşamba

Sporcu değiller hatta “zihinleriyle” para kazanıyorlar ama aynı zamanda maraton koşucuları. Yazar Murakami, Facebook’un CEO’su Zuckerberg, senarist-oyuncu Can Yılmaz, gazeteci Pınar Çelikel bunlardan birkaçı. Ve diyorlar ki; “siz de koşabilirsiniz. Bunun için ne zengin olmaya ne de ekipmana gerek var. Bir eşofman, bir ayakkabı ve bir yol yeterli.”


 Hayatlarını masabaşı işlerden kazanıyorlar. Ama bir bakmışsınız Barcelona maratonunda koşuyorlar bir bakmışsınız Viyana. Biraz kulak kabarttığımızda anlıyoruz ki, koşmayı sadece bedensel bir aktivite olarak da görmüyorlar. “Bu bir meditasyon ve bir yaşama biçimi” diyorlar. Kulaklıklarını takıp koşmaya başladıklarında tüm sorunların her adımda geride kaldığını, bir süre sonra sadece nefes alıp verişlerini dinlediklerini sonrasında ise adeta uçmaya başladıklarını söylüyorlar. Koşmaya başladıktan sonra yaşam biçimlerinin değiştiğini, hafiflediklerini ama en önemlisi çok daha disiplinli olduklarını da. Mesela planlar yapıp ertelemekten kurtulduklarını, fikirlerini hızla hayata geçirebildiklerini belirtiyorlar. Yani düşünce ve beden koordinasyonunu daha iyi sağladıklarını…

KOŞMASAYDI MURAKAMİ OLAMAZDI

Bu anlamda dünyanın en ünlü koşucusu hiç şüphe yok ki “Yaban Koyununun İzinde”, “Sahilde Kafka”, “1Q84” romanlarının dahi yazarı Murakami. Ünlü yazar için koşmak o kadar önemli ki, “Koşmasaydım Yazamazdım” diye bir de kitap bile yazdı. Koşmak onun için düzenli bir idman, kilo kontrolüne gösterilen özen ve maraton hazırlığı demek. Tıpkı yazmak gibi. Zira profesyonel bir yazar da hemen her gün bunları yapar. Masasının başına oturur, daha sonra silecek olsa da yazar, tıpkı bir sporcu gibi idman yapar. Yazılıp silinen her cümle romanda yer alacak bir cümlenin idmanıdır çünkü. Bu noktada Stephen King’in ünlü sözünü anımsatmak isterim. Şöyle der King; “Amatörler ilham bekler, biz profesyonellerse çalışırız.”

 
Murakami ise “Koşmak benim için etkin bir egzersiz, aynı zamanda etkin bir metafordur” diyor ve devam ediyor: “Ben koşarken ya da bir yarıştan diğerine giderken ulaşmayı hedeflediğim ölçütün çıtasını azar azar yükselttim, bu hedefleri başarmak yoluyla da kendimi yukarılara taşıdım. Dünkü kendimi biraz olsun geçebilmek; önemli olan işte bu. Uzun mesafe koşularında geçmem gereken bir rakip varsa bu geçmişteki kendimden başka kimse olamaz çünkü.”

ZUCKERBERG BU YIL 587 KM KOŞACAK

Koşmaya gönül vermiş beyniyle varlık gösteren bir diğer ünlü ise Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg. 2016’yı facebook sayfasından “koşma yılı” ilan eden dahi CEO, bu yıl 365 mil (587 km) koşmayı amaçladığını söyledi. Geçen yılı “Kitapların Yılı” ilan eden Zuckerberg ayrıca facebook kullanıcılarını da bilgisayarlarının başından kalkıp koşmaya, sokağa çıkmaya, doğaya açılmaya davet etti. Hatta bu amaçla bir de facebook sayfası açtı ve burada koşanların deneyimlerini paylaşmasını istedi. Dünyayı saran bu koşma tutkusu elbette Türkiye için de geçerli.

 
Mesela NikeWomen Victory Tour, kadınlara özel İstanbul’da 5-10 km’lik bir koşu organize ediyor. 5 Haziran’da gerçekleşecek olan ve Bostancı sahilde gerçekleşecek koşuya katılmak isteyenler nike.com/istanbul sayfasını takip edebilirler. Haftasonları sahil kenarlarında, yürüyüş-koşu parkurlarında, ormanlarda tutkuyla koşanların sayısı hiç az değil. Hemen ilk fırsatta kendini spor ayakkabılarını ayağına geçirip koşan beyazyakalılar sanki henüz birbirlerini bulamamış bir kulübün üyeleri gibi.
 
 
CAN YILMAZ’IN MARATONLARI

Bu kişilerden biri yazar, senarist, oyuncu Can Yılmaz. 17-18 yaşlarındayken arkadaşlarıyla Belgrad ormanına giderek başlayan Can Yılmaz koşmayla olan ilişkisini şöyle anlatıyor: * Koşmaya 17-18 yaşlarında arkadaşlarımla birlikte ormana giderek başladık, Belgrad ormanı fidanken oralarda koşardık. Evden anneannemin evine koşar, biraz dinlenir ikramları iştahla yer, sonra geri dönerdik, bu koşu yaklaşık 15 km gibi bir tur oluyordu. Sonrasında geleneksel olarak spor salonlarında vakit geçirip, vücudumuzu kaslandırmaya çalıştığımız bir dönemimiz oldu fakat bunun için biraz sabır gerekiyordu vazgeçtik, sonrasında dönem dönem koşu yaptım ve spor salonunda koştum, nihayet 2012’de yarışlara katılmaya karar verdim, şu ana kadar da bir çok yarı maraton ve 4 maraton bitirdim, 2 maratonu 28 ve 26 km’lerde bırakmak zorunda kaldım.

* Koşmak kolay ama niye koştuğunuza bağlı olarak zor, keyif için bir kaç kilometre koşmak hem sağlıklı hem kolay ama eğer bir yarış içinde belli bir zaman ve km içinde koşacaksanız onun için zor diyebilirim. Yarışın kendisi kolay geçsin istiyorsan çok antrenman yapıyorsun ki bu yarışın kendisinden daha zor olabiliyor.


BEL, OMURGA ÖNEMLİ

* Koşmanın hayatımda bir yer kapladığı muhakkak, ancak bunu bir yarış haline de getirmiyorum, şu yaştan sonra katılabileceğim yarışlar artık sınıra geliyor, 42 km artık biraz zorluyor mesela, 17 yaşından beri maraton koşanları bu kategori dışında elbette, onlar daha ileri yaşlarda 3-3,5 saat gibi maraton koşuyorlar. Koşmak için bacaklarınızın yanında tüm vücudun sağlıklı olması lazım, bel, omurga çok önemli, buradaki kasları sağlam tutmak lazım, bunun için özellikle 21 k yarı maraton ve 42 k maraton yarışlarından evvel yaklaşık 12 haftalık bir yeme-içme ve kendine iyi bakma dönemi oluyor, bu zamanlarda dikkat etmeye çalışıyorum, ama çoğu koşucu gibi yetersiz antrenman yetersiz beslenme en büyük derdimiz.

* Yurt içinde birçok 10 k,15 k, 21 k yarı maraton ve 42 k Avrasya maratonunu koştum, yurt dışında Paris maratonu, Amsterdam maratonu nu bitirdim, Barcelona maratonunu 28 km'de, Helsinki maratonunu 26 km de ve 2014 Avrasya maratonunu 32 km de bırakmak zorunda kaldım. Dubai ve Roma maratonuna kayıt yaptırdım gidemedim. Hayalim Berlin maratonu, her sene kayıt yaptırıyorum, kurada çıkmıyor.

30 BİN KİŞİ İLE KOŞMANIN KEYFİ

* Koşmak en önemlisi şunu değiştirdi, senin gibi yaşayan, hobisi olan, senin gibi beslenen, antrenman yapan binlerce insan olduğunu fark ediyorsun, özellikle yurt dışında 30 bin kişinin koştuğu bir yarışta orada olup, aynı heyecanı yaşamak, yarışı bitirmesen bile başlayıp kilometreleri aynı heyecanla bitirmek müthiş, şunu da belirteyim, koşmak hayatta bir şeyler başarabilmenin en kolay yolu, çünkü koşmak yetiyor.

• Koşmak isteyenlere tavsiyem erken yaşta başlamaları, koşmanın zararlı olduğu konusunda onlarca fikir havada uçuşuyor ama, bana göre koşmak hem keyifli hem de vücudunu tanımanın en iyi yolu. Evden çıkıp kolayca yapılabilecek bir spor ve sanılanın aksine çok büyük para harcamak gerekmiyor, bazen bir şort ve ayakkabı yeter. Sağlık durumlarını gözden geçirmek şartı ile herkese kısa da olsa yarışlara katılmalarını tavsiye ederim, derece hiç önemli değil mutlaka geride bırakacakları birileri olacaktır ve bu mutluluk harika bir duygu.

KOŞAMAZ SANIYORDU MARATON BİTİRDİ

Vatan Gazetesi Haftasonu Ekleri’nde, InStyle ve All Magazin dergilerinde yöneticilik yapmış olan gazeteci Pınar Çelikel ise yetişkinlik döneminde koşmaya başlayanlardan. Spor salonlarında yapılan spordan sıkıldığı ve bunun anlamsız bulduğu için koşmaya başlayan Çelikel koşmayı meditasyon olarak tanımlıyor:

 
• Spor salonunda yapılan sporlar bana göre değil. Çok sıkılıyorum mekik çekerken, yürüyüş bandında yürürken. Toplu derslerde de ritmi yakalayacağım diye strese giriyorum. Rahatlayacağıma daha çok geriliyorum. Allah’tan Kadıköy’de oturan azınlıktanım. Bizim buralarda bahar gelince Fenerbahçe- Bostancı arası yürüyüşleri başlar. Ya da bisiklete binilir. Ben de her yaz yürüyenlere katılırım. Ama koşamam. Daha doğrusu koşamam sanıyordum. Geçen yaz sonuydu sanırım ufak ufak denemelere başladım. Önce beş dakika sonra on dakika. Ardından kilometer tutmaya başladım. Hiçbir şey düşünmeden sadece nefesini dinliyor olmak çok hoşuma gitti. Bir çeşit meditasyon gibiydi. Baktım ki yapabiliyorum nasıl doğru nefes alırım, nasıl doğru adım atarım diye internetten araştırmaya başladım.



BEŞ DAKİKAYLA BAŞLADIM

• Koşmaya başlayalı uzun zaman olmadı on aydır düzenli koşuyorum. Önceleri sabahları evimin yanındaki parkta koşuyordum. Sadece üç kilometre. Sonra üç ay önce işi bırakıp freelance çalımaya başlayınca koşuyu günlük rutinlerimden biri haline getirdim. Haftanın üç ya da dört günü sabah saatlerinde Fenerbahçe-Bostancı arasında 10 K antreman yapıyorum. Yaklaşık bir saat sürüyor. Katıldığım ilk koşu organizasyonu geçen yıl ekim ayında Kapadokya’daki North Face Ultra Trail’di. Çok acemiydim ve ilk kez doğada koşuyordum. 12 K koşunca ben bile şaşırdım. O akşam her yerim ağrıyınca antremanları daha ciddiye almaya başladım zaten. Ocak ayında Kars’taki Kış Oyunları’nda Her sabah 8.30’da sahildeyim. katılmaya karar verdik. Olur mu olmaz mı derken iş ciddiye bindi. Geçen hafta 21 K yarı maraton koştum hayatımda ilk kez. Çok değişik bir tecrübeydi. Atmosferin insanı nasıl gaza getirdiğine şahit oldum. Çok yorulursam bırakırım diyordum başlarken ama bittiğinde bir o kadar daha koşacak enerjim vardı.

• Free-lance hayata alışmaya çalıştığım bir dönemde koşu öncelikle hayatımı düzenledi. Evdeyim diye tembellik yapamıyorum. Her sabah 8.30’da sahildeyim. Sonrasında güne başlıyorum. Kilo kontrolü bakımından da son derece yardımcı olduğunu düşünüyorum. Yediklerime çok dikkat etmesem de kilom aynı kalıyor. Ben her zaman gözü kara ve biraz da inatçı biriydim. Bana, “yapabilir misin acaba?” dediğin anda acayip gaza gelirim. Arkadaşlarıma göre ise en büyük katkısı sakinleştirmesi. Her yere yetişmeye çalışan ve bunun için kendimi parçalayan biriyken sanki şimdi hiçbir şeye acelem yok. Sabah yeterince koştuğum için hayatta koşmaya çalışmıyorum. Her anın tadını çıkartıyorum.