Gazetevatan.com » Yazarlar » La Bella Figura

La Bella Figura

18 Nisan 2016 Pazartesi

Hayatın zorluklarına karşı kendinizi güzelliklerle donatın. Okuyun, izleyin, gezin. Sıradanlıktan çıkın. Mesela Özen Yula’nın oyununa gidin ya da sizin için hazırladığım ajandaya bir göz atın.


İtalyanlar’ın çok sevdiğim bir deyimi var; “La bella figura” yani “güzel figür.” Güzel insan, güzel yemek, güzel müzik, güzel ev, güzel kitap, güzel resim... Deyimin felsefesi bu şekilde örneklenebilir, anlamı da kaliteli yaşam olarak özetlenebilir. Ama bu kalitenin “marka takıntısıyla” bir ilgisi olmadığının altını kalın bir çizgiyle çizmek isterim. Aksine “La bella figura”, marka takıntısı gibi görgüsüzlüğü, sadece pahalı olanın güzel olduğu sanısını nezaketle ayıplar. 

Yaşam sanatını 

Ne midir “La bella figura?” 

Mesela İstanbul vapurlarının klasik çay-simit keyfi bir “La bella figura”dır. Şık giyinmek, akşam eve çiçekle dönmektir. Yoksulluğun simgesi olan “soğan-ekmeğin” de bir nimet, bir besin olduğunu unutmayıp üzerine biraz kırmızı biber ekerek onu sıradanlıktan çıkarıp bir keyfe dönüştürmektir. Özetle; “La bella figura” hiç de kolay olmayan hayatı güzelleştirme kaygısıdır. Ve tam da bu yüzden sanattan, sanatın hayatımıza kattıklarından beslenir. Bu nedenle gazetevatan.com’da haftada dört gün olarak başladığım bu yazılarıma “yaşam sanatı” adını verdim. Zira yazar, tiyatro yönetmeni Özen Yula ile geçen gün sohbet ederken “La bella figura”yı Türkçeye bu şekilde uyarlayabileceğimizi düşündük. Uyarlamamızda iddialı değiliz, daha doğruları muhakkak vardır ama biz bu adı çok sevdik. Zira Uzakdoğu’nun “Savunma sanatı” kavramını da çağrıştırıyor bu uyarlama. Savunma sanatları nasıl bireyin fiziksel şiddete karşı kendini korumasını sağlıyorsa, “yaşam sanatı”nın içerdiği “güzellikler” de bizi hayatın her türlü zorluğuna karşı koruyor diye düşündük. Tiyatronun, sinemanın, edebiyatın, müziğin, güzel mekanların ya da tasarımın bizi kötülüğün, haksızlığın, çirkinliğin kol gezdiği bu hayata inat bizleri güzel kıldığını, güzele yönlendirdiğini… Özetle bu köşede “La bella figura” yapmaya çalışacağım. Umarım başarırım. Pazartesi günleri konumuz; İlk yazımı da köşemin adının bulunmasına büyük katkısı olan Özen Yula’nın “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” oyununa ayırmak istedim.

KADINA ŞİDDET

“Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” kadına şiddetin nedenlerini kara komedi türüyle ele alan bir oyun. İstanbul Kızıltoprak’ta bir aparman dairesi ve bu dairede bir araya gelen üç kadın ve bir erkek. Evin sahibi muhasebeci Mine, kardeşi Ayhan. Komşularının kızı Fide ve annesi Nesrin ve duvarları kaplayan gelincik resimleri. Gelincik toprağında durduğu sürece dayanıklı bir çiçektir. Rüzgara direnir, tek yaprağını vermez. Ama belinden tutup kırdığınızda anında tüm yaprakları dağılır. İşte oyundaki üç kadın da öyle. Kederlerini neşeyle, kahkahayla kamufle etmeye çalışsalar da gizleyemeyen. Dalından koparılmış, belinden kırılmış ya da kırılmak üzereler. Ve ne kadar güzel makyaj yapıp en albenili kıyafetleri giyip şen kahkalar atsalar da daha bakar bakmaz yüzlerindeki bu kederi görüyorsunuz. Hani insan gülmekten kırılır ve sonra gözlerinden yaş gelmeye başlar ya, işte bu oyunda da öyle oluyor. Öyle gülüyor öyle gülüyorsunuz ki, ne zaman ağlamaya başlamışsınız fark edemiyorsunuz.

 

Zeyno Eracar, Nurhayat Atasoy, Hüseyin Durak, İlkin Tüfekçi ve M. Sercan Yener’in göz dolduran oyunculuklarında yükseler oyunun kostüm tasarımını da tebrik etmek lazım. Uzun süre leopar ve fıstık yeşili kombnezonu unutabileceğimi sanmıyorum. Şahaneydi. Şayet, “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim”i izlemek isterseniz İstanbul için biraz beklemeniz gerek. Çünkü oyun 13 Mayıs’ta Trabzon’da oynadıktan sonra İstanbul’da Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda 8 Haziran’da sahnelenecek. Bence şimdiden not alın, kaçırılmayacak bir oyun. 
 
 
AJANDAM 

• Bu hafta Nick Payne’in yazdığı ve Tamer Can Erkan’ın yönettiği “Parçacıklar” oyununu görmeyi planlıyorum. Tiyatrocu arkadaşlarım başta olmak üzere bu oyunla ilgili büyük övgüler duyuyorum. Damla Dönmez ve Deniz Karaoğlu’nun rol aldığı “Parçacıklar” Kuantum fizikçisi, bir partide tanışan bir kadın ve erkeğin ilişkilerini ve bu ilişki üzerinden kuantum fiziği, sicim kuramı, çoklu evrenler teorisini ele alan carpıcı bir konuya sahip. (19.04.2016, 20:30/ 20.04. 2016, 20:30/ 26. 04. 2016, 20:30 Tiyatro D22)

* Dubstep'in yenilikçi ismi Joshua Steele, bilinen adıyla Flux Pavilion, Hayat Bu Kapağın Altında sponsorluğunda 22 Nisan Cuma hareketli bir gece için ilk defa Babylon'da sahne alıyor.

* Yarın saat: 20.00’da Salon İKSV’de yazar Yavuz Ekinci ve oyuncu- yazar Ercan Kesal’ın "Felaket Günlerinde Edebiyat" başlıklı bu söyleşisi var. Edebiyat severlerin kaçırmamasını öneririm.