Gazetevatan.com » Yazarlar » Sınırı geçerken

Sınırı geçerken

24 Eylül 2016 Cumartesi


İstanbul’da yaşayanlar için yurt dışına gitmek yurt içinde bir yere gitmekten daha kolay ve daha  ucuz.

Bayram tatilinde, komşuya gittik. Her sene kapı komşuya gidiyorduk bu sefer sınır komşuya... Çekirdek ailemiz ve elbette ailemizin tüylü üyesi Tonton'la düştük yola. Ben en son 15 yaşımda babam ve annemle geçmiştim sınırdan. Çok garip gelmişti o zamanlar, bir ülkeden bir ülkeye ip gibi bir çizgide geçmek. 30 yıl sonra, bu sefer kızım, benim o zamanki yaşımda tekrar geçtim ve gene garip geldi. İnsan düşünmeden edemiyor, insan neden sınırlarla ayırır kendini yanındakinden? Nehrin bu tarafındaki papatya, diğer tarafındakine farklı geliyor mudur acaba? Ay çiçekleri, başka güne mi bakıyor sınırın ayırdığı iki tarlada? Belki bende gariplik bilmiyorum ama uçakla giderken yaşanmayan başka  bir şey var bu sınır geçişlerinde. Toprak aynı toprak, güneş aynı güneş, koku aynı koku; üniformalar başka, diller başka, yazı başka... İnsanlar arafta...

Size tavsiyem, sonbahar bitmeden muhakkak arabayla komşu ülkelerden birine geçmeniz. Aileyle yol yapmak, müthiş sıcak bir ortam yaratıyor. Öyle ya, bir kutunun içinde saatlerce kesintisiz paylaşım. Eh yurt dışına çıkınca internet de kapanıyor, ne televizyon ne telefon ne bilgisayar, tek iletişim insandan insana olan... O yüzden yurt dışına yol yapmak farklı bir duygu yaratıyor belki de. Ayrıca, İstanbul ve çevresinde yaşayanlar için mesela Kavala'ya gitmek, yurt içinde bir yere gitmekten daha yakın ve kolay. Bizim sınırdan geçtikten sonra zaten yollar o kadar kaymak gibi ve dümdüz ki, benim gibi normalde karayolundan pek hoşlanmayalar için bile yolculuk çok keyifli hale geliyor. Zaten sınırdan çıkınca 10 dakika sonra bizim eski Dedeağaç yani Aleksandrapoli, 1,5 saat sonra ise Kavala karşınızda.

Aleksandrapoli bile şık caddesi, yan yana kafe ve balıkçıları ile şahane bir kıyı yerleşkesi. Yemekler gerçekten çok ucuz. Her bütçeye göre aynı kalitede her şey var. Ha birinde örtü janjanlıdır, diğerinde şezlong belki hasırdır ama yediğin karides de girdiğin denizde aynıdır. Hatta ne kadar halk işiyse mekanlar o kadar güzel oluyor bana göre.

Sonbaharda muhakkak arabayla komşu ülkelere gidin.

 

Bodrum’da bu kadar Türk yok

Köpeğimiz Tonton'u yanımıza almaya karar verdiğimizde önce arkadaşlar itiraz etti. Rahat edemeyiz diye düşündüler. Açıkçası orda Tonton bizden çok itibar gördü. Masada baş köşede oturdu, kumsalda koşturdu, denize girip çıktı ve kimse rahatsız olmadı. Hatta tam tersine bizim Tonton ilgiden biraz bunaldı. Biz tabii ülkemizden kalma alışkanlık dükkanlara  girerken hemen kucağa aldık köpeğimizi. "Lütfen yere bırakın biz hayvan dostuyuz" dediler hemen. Buna karşın çocukların tezgahları ellememesi konusunda her yerde uyarı yazısı vardı. Çünkü maaşallah bizim çocuklar dükkanlara girdi mi altını üstüne getiriyorlardı .

Hazır söz çocuklara gelmişken... Bizim çocuklar her yerde hemen kendini belli eder malum. Bayramda yaptığımız Kavala ve Taşöz (Thassos) Adası gezimizde sadece biz Türkiye'den gelen turistler vardı. O kadar ki nerdeyse yolda yabancı görsek fotoğraf çektirecektik. Eminim, Bodrum'da o kadar Türk yoktur bayramda. Mönüler bile Türkçe'ydi. Haliyle çocuk çığlıkları da bizimleydi. Zaten eğer ailesiyle oturmuş muhabbet ederek, koşturmadan yemek yiyen  küçük çocuk görürseniz bilin ki o başka bir memleketin evladıdır. Kendimize bir öz eleştiri yapmamızın zamanı geldi galiba, çocukların bakımıyla çok ilgileniyoruz ama sanırım  duygusal olarak fazla eğilmiyoruz. Kendimiz rahat muhabbet edelim diye baştan savma dinleyip, toplu halde eğlensinler diye ortalığa salıveriyoruz. Bu yüzden belki çocukları yaşıt  birkaç aile bir arada organize ediliyor bizdeki tatiller.

Çocuklar bir arada takılsın, aileler de rahat etsin mantığıyla hareket ediliyor. Ama olmuyor işte...  "Bizim çocuklar niye böyle kuduruk" diye hayıflanmak yerine, çuvaldızı acaba  büyüklere mi göstermek gerek, ne dersiniz? Kavala ve Taşöz adasına gelince... Fotoğraflarla birlikte keşfetmek isteyenleri, haftaya sayfama beklerim.