Gazetevatan.com » Yazarlar » Gerçek hayata dönme vakti

Gerçek hayata dönme vakti

18 Eylül 2016 Pazar


Güllük gülistanlık bir öğrenim yılı beklemek fazla romantik olur. Dilerim yanılıyorumdur, dilerim bu yıl MEB'e bir sihirli değnek değer...

Yaz tatili, bayram tatili derken, sonunda sonbahar yapraklarıyla beraber savrula savrula dönüp geldik yine kürkçü dükkanına. Artık "gerçek yaşama" dönme vakti. Sıcak sever bir insan olduğum halde, itiraf edeyim artık evimin düzenini özledim. Yarın tüm okullar da açıldığına göre, arap saçına dönen uyku ve yemek saatleri bile düzene girecek demektir. Rutin yaşamdan mümkün olduğunca kaçınan ben bile biraz plan ve programlı günlük yaşam hasreti içindeysem, her gün "çocukları nasıl oyalasam" diye helak olan çok çocuklu ve düzenli işi olan ebeveynlerin hali epey vahimdir herhalde. Sakın, tatilden şikayet ettiğim filan sanılmasın ama doğanın "kabuğunuza çekilin" çağrısına bu kadar hevesle koştuğuma göre, herkesin yattığı-kalktığı, eve girip-çıktığı vaktin belli olduğu, yemeklerin aynı saatte yendiği, herkesin işine de  kendine ayırdığı zamanı da bildiği, televizyon başında, battaniye altında pineklendiği, günlerin o sakin geçişi de özleniyormuş demek ki... Tüm çocuklara yeni öğretim yılında hem keyifli hem bilgili günler, biz velilere de kolaylıklar dilerim.

 

Bu yıl bir liseli kız annesi olmanın tadını çıkarıyorum. Çocuğunun, gençliğe ve adına "lise" denen hayatının yeni dönemine yelken açışını izlemek hem çok keyifli hem de yeni endişelere gebe. İlkokul çağının yedi mi- üşüdü mü- üzüldü mü kaygıları, ödeve alıştırmaca düzene sokmaca derken orta okulun sınav kabus bitip de lise gelince üzerinden yük kalkıyor insanın. Ama bu defa da kendi kanatlarıyla uçan yavrunun çarpmasından, düşmesinden, artık yalnız gittiği yerlerden kısaca çevreden zarar görmesinden korkuyor insan. Elini tutmadan ilk yürüdüğündeki kalp çarpıntısı gelip yeniden oturuyor yüreğe yeniden. İşte o ân, bir çocuğu çocuğun kendine emanet etmenin, onu büyütmekten zor olduğunu, yolunu beklerken uykusuz kalmanın bebeklikteki uykusuz gecelerden zor olacağını anlıyor insan. Anne olmak, çocuğunla birlikte yeniden büyümekmiş meğer...

Okulların açılmasıyla birlikte, kısır döngü çarklarını da işletecek tabii. Elbette, sırası gelenler için sınavlar devam edecek. Şunca yıldır tekrar eden problemlere bakınca ne "TEOG" ne de "Üniversite" sınavlarından umutlu olmadığı söyleyebilirim. Bitmeyen hatalı sorular, sürekli doğru soruları iptaller, her yıl yaşanan yerleştirme skandalları... Mâlum, bu yıl kimsenin itiraz etmediği ama son dakikada sürpriz bir şekilde iptal edilen iki TEOG sorusunun da doğru olduğuna dair açıklama yaptı MEB. Ama, yerleştirmelerde vakit kaybı olmasın diye, itiraz etmeme kararı alınmış. Virgülden sonrasıyla sıralanan yüzlerce çocuğun hakkı yenmiş, ne olmuş? "Kader" deyip geçilmiş. Kısaca, güllük gülistanlık bir öğrenim yılı beklemek fazla romantik bir tavır olur. Dilerim yanılıyorumdur, dilerim bu yıl MEB'e bir sihirli değnek değer ve bembeyaz bir sayfa açılır çocukların önünde. Tabii, kapatılan okulların öğrencilerinin mağduriyeti giderilmemişken, pek çok iyi okul boş kontenjanla kalmışken, apar topar alınan sözleşmeli öğretmenlerle yeni öğretim yılına giriliyorken, ancak bir hayal bu... Gene de ne diyelim haydi hayırlı olsun...

Aman Pokemon'a dikkat!

 7 Ağustos'ta dünyayı kasıp kavuran "Pokemon Go" oyununun, dijital silah olma tehlikesi taşıdığını yazmıştım. Şimdi de uzmanlar, çocuk istismarcılarının, çocuklara yakınlaşmak için "Pokemon Go" yu kullanabileceği konusunda aileleri uyarıyor. Çocuk istismarcılarının, oyunu oynayarak, çocukların yerini rahatlıkla bulabileceğini ve çocuğu başka bir yerde Pokemon bulma ya da oyunla ilgili farklı bir vaadle kandırıp götürebileceklerini söylüyorlar. "Pokemon Go", özellikle çocuklarda ciddi bağımlılık yarattığı için, anlık başarı hazzıyla çocukların normalde kanmayacağı bir yalana inanması maalesef çok kolay olabilirmiş. Aman, dikkat!

Not: Tam da okullar açılırken, bir anne olarak naçizane bir uyarıda bulunmak istiyorum. Çok sık duyduğum ve her defasında içimi ürperten iki küçük noktaya dikkat çekmek istiyorum."Olumsuz şartlama" ve "başarıyı sevgiyle kutlama!" "Olumsuz şartlama" ile kasdettiğim, ailenin doğrudan çocuğa ya da çocuğun yanında "Sen yapamazsın", "Beceremez bizimki" gibi sözlerle etiketleme yapması. Çocuğun yapacağı varsa da yapamayacak hale geldiğine o kadar çok rastladım ve "yapamaz" denilen çocukların, doğru motivasyonla kendilerini nasıl geliştirdiklerine o kadar çok şahit oldum ki! Peki ya, "Şunu başarırsan herkes seni çok sever" diyen aileler, istemeden, "yapamazsa" çocuklarını sevmeyeceklerini söylemiş olduklarının farkındalar mı? Çok naif görünen bu sözler, ne büyük travmalara yol açabiliyor, yaşadıkça görüyor insan. "Ukalalık" değil, bir gözlemim olarak paylaşmak istedim.