Gazetevatan.com » Yazarlar » Dikkat üniversite tuzağı!

Dikkat üniversite tuzağı!

11 Temmuz 2015 Cumartesi


Çok uzun zamandır, ulaşabildiğim tüm gençleri uyarıyorum: Diploma değil, meslek sahibi olmaya bakın! Ve hep aynı tepkiyi alıyorum: "Olur mu canım, üniversite mezunu olmak lâzım. Elbette, üniversite mezunu olmak güzel ama ille de "gerekli" ve aynı zamanda da "yeterli" değil. Unutmayalım ki; işsizlik en çok üniversite mezunları arasında var ve ülkemizdeki eğitim anlayışı değişmedikçe de bu oran katlanarak artacak besbelli! Hele hele; "Apartman Üniversitesi" diye tâbir ettiğim, ailelerin sırf "üniversite mezunu olsun çocuğum" diyerek, binbir sıkıntıyla belki yemeğinden kesip çocuklarını kaydettirdiği okullar var ki, işte onlar tam anlamıyla işsizliğe davetiye kurumları. Sonuçta ben ne iş veren, ne fabrika sahibi ne de yöneticiyim. Sadece ülkemizdeki eğitim problemine takıntılı bir birey olarak yıllar süren gözlemlerim sonucu edindiğim fikirler bunlar. Her zaman meslek liselerinin ve sanatı geliştirmek için de Halk Eğitim Merkezleri'nin önemine inanırım. Belirli meslek gruplarına değil, işini iyi yapanlara saygı duyarım.

Bu fikirleri yeniden dile getirmemin sebebi ise Azerbaycan devlet petrol şirketi Socar'ın Türkiye CEO’su Kenan Yavuz'un bu hafta attığı bomba twittler! YÖK'ü adeta bombardımana tutan Kenân Yavuz'un sözleri çok yadırgandı. Benim ise yüreğime su serpildi. Her kelimesinde o kadar haklı ki! Evet, söylemi sert ama gençlerin ve ailelerin dikkatini çekmek için böyle bir sarsıntı gerekliydi. Yavuz; 'Gecekondu üniversiteler' dedi hatta "gelen CV’leri çöpe atıyorum kapım üniversitelilere kapalı" diyecek kadar ileri gitti. Çok da iyi etti. Binlerce kişiye iş imkânı sağlayan, önümüzdeki 10 yılda ülkemize yatırım yapılacak 20 milyar dolarlık potföyü yöneten Yavuz'un sözlerinin gençlere, ailelere ve YÖK'ün kulağına küpe olmasını dilerim. İşte, Kenan Yavuz'un o twittleri:

İlle de Üniversite mezunu olmak şart mı:

İşte ülkemizdeki işsizliği körükleyen en büyük 2 yanılgıdan biri... İşinin ehli bir sekreter arayın, bulamazsınız meselâ! İyi bir teknik eleman aramak ise Taksim'de altın aramaktan farksız artık! Lise mezunlarının bilgisi yeterli değil, üniversite mezunları ise örnek vermek gerekirse sekreterlik gibi işleri küçümser! Oysa bir şirket için en cal alıcı görevlerdendir sekreterlik. Meslek okullarının önemi de burda devreye giriyor. Ve en çok iş ve personel açığı da bu alanda var. Ama meslek okulları öyle atıl bırakıldı ki artık elini sallasan elektrik mühendisine çarpıyor da tesisatı döşeyecek iyi bir elektrikçi mumla aranıyor! En çok para kazanma şansı meslek okulu mezunlarının oysa! Ama ülkemizdeki bir diğer yanılgı olan "önemli meslek", "önemsiz meslek" ayrımı da burda devreye giriyor. Doktorluk önemli, terzilik önemsiz, mühendislik önemli tesisatçılık önemsiz sayılıyor! Oysa tek bir gerçek var iş yaşamında: İşini iyi yaparsan önemli, işini kötü yaparsan beş para etmezin tekisin! Biri doktor oldu diye hiç boşuna saygı beklemesin! Şahane yemekler yapan bir aşçıya, kifâyetsiz bir doktordan bin kat fazla saygı duymak gerekir. Birbirinden değerli meslek yoktur. İşini en iyi şekilde yapan değerli meslek sahipleri vardır. Kapısında kuyruk olan bir fizik tedavi uzmanı mı yoksa   sinek avlayan mimar mı daha saygındır!? Boşverin üniversite mezunu olamayı, meslek sahibi olup, işinizin "en iyisi" olmaya bakın!

İlle de üniversite mezunu olmak isteyenlerin bir de bölüm seçimi meselesi var tabii; en çok tercih edilen bölüm ise işletme. Bu bölümlerin, "kola altın bilezik"  türünden bir meslek vaad etmediği ise adı havalı bir diploma uğrana göz ardı ediliyor. Üretim olmadan, "kim- neyi "işletecek, bunun hesabı yapılmıyor. Herkes daha kolay bir bölüm olduğu için "işletme"  okuyup, yönetici olacağını düşünerek ne çok yanıldığını, ancak mezun olup da "ne iş yaparsın" sorusuna cevap bulamayınca anlıyor. Tabii; ilk 1000-2 bin öğrencinin kabul edildiği Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ya da İTÜ İşletme Mühendisliği mezunu iseniz o başka! Ama; "işletme olsun da hepsi aynı" diye düşünüyorsanız, iş hayatı hakkında hiçbir fikriniz yok demektir.

Bir de yüksek puanlı olan "Tıp, mühendislik ya da uluslararsı ilişkiler ve hukuk" gibi bölümleri isteyen ama puanı bu alanlarda iyi olan üniversitelere yetmediği için tutturabildiğine girmeye çalışan öğrenci güruhu var! Hatta bu durum o kadar vahim bir hâle geldi ki, diploma basan üniversitelere giderek önüne gelen doktor çıkıp insan hayatını tehlikeye atmasın diye "baraj puan" uygulaması yapıldı. Şu bir gerçek ki; her bölüm her üniversitede okunmaz! Diploma almak size ekmek sağlamaz. Mühendislik-mimarlık deyince , üniversite adının yanında "teknik" olanlar, uluslarası ilişkiler deyince de politik yaşamın solunduğu Ankara ve İstanbul'dakiler önemli kapıları açar. Öğretim görevlilerine araştırma, öğrencilerine deneyimleme imkânı sunan, önemli bilim adamı ve araştırmacıları öğrencileriye buluşturan, sosyâl ve kültürel gelişim vaaden  kurumlar için ancak "Üniversite" adı kullanılır. "Gelin, kahve içelim" mottosuyla alış-veriş paketli afiş bastırıp, "bize gelin, bir de puanınız ne olursa olsun size biraz da burs verelim" pazarlaması olan çakma üniversitelerin diploması ise  babaların açtığı butiklerin duvarına asılır!