Gazetevatan.com » Yazarlar » Futbolun nirvanası ve iyi futbol ahlakı

Futbolun nirvanası ve iyi futbol ahlakı

13 Haziran 2015 Cumartesi


 
Geçen hafta sonu Şampiyonlar Ligi finalini izlemek için Berlin’deydim. Üstelik bir gün sonra seçimler olduğu için hemen dönmek zorundaydım. Kaç aklı şaşmış kadın benim yaptığımı yapar da onca işin arasında 1,5 günlüğüne, kalkıp bir maç izlemek için Berlin’e gider acaba! Evet, kâbul ediyorum, normal değilim. Ama hiç pişman değilim, gene olsun gene giderim! Bir deneyimdi benim için. Ve açıkçası, cebimde futbol taraftarlığına dair çokça notla döndüm. “Ya bizimki taraftarlık değil ya da  bu adamlar maç izlemeyi bilmiyor” diye düşünmeden edemedim! İşte bir futbolsever olarak, Barcelona - Juventus maçı sonrası, taraftar izlenimlerim.
 
Açıkçası Şampiyonlar Ligi finalini izleyebilecek kadar şanslı olduğum için çoğu futbolseverin şu anda bana imrenerek baktığını biliyorum. Eh, pek de haksız sayılmazlar. Futbolun Nirvana’sındaydım! Üstelik; UEFA’nın sponsor firmalarından HTC’nin daveti ile maça gittiğim için, trübündeki yerim de çok güzeldi ve FIFA’nın VIP çadırlarındaki yemekli davetler sayesinde, stattaki damak tadıma hiç uymayan abur cubura talim yapmak yerine hemşerilerimin mis gibi dönerini yemiş oldum. Hem de “usta be, kızarmışından koysana” diyebilmenin keyfiyle. Eeeee, Almanya’nın ülkemizden en fazla göç almış şehri olan Berlin’de, Türkiye’den gelmiş olmanın avantajları olacaktı elbette.
 
Bu erkek egemen dünyada, HTC’den gelen davete icâbet etmemin sebebi ise Türkiye Genel Müdürü‘nün bir kadın olması. Canan Hanım’da benim gibi heyecanlı bir futbol izleyicisi olduğu için, kendimi rahatlıkla koyverip, hop oturup hop kalkıp, bağırıp çağırıp, doya doya Messi’den ıniesta’ya, Buffon’dan Pique’ye kadar efsane isimleri heyecanla seyretmenin keyfini yaşadım. Zaten 2015 Şampiyonlar Ligi’nin en iyi 18 futbolcusundan 10’u bu maçtaydı ve Barca’nın Hırvat yıldızı Rakitic’in Juventus’a attığı “Yılın En İyi İkinci Golü“nü de dünya gözüyle izlemiş oldum. Birinci hangisi diye merak ederseniz; Ronaldo’nun Liverpool’a attığı gol, “En İyi” seçilmiş. Gönül isterdi ki, kendi takımlarımızı finalde görelim; ama hiç değilse Cüneyt Çakır’ı sahada görmenin gururunu yaşadım. Eh, 4’üncü hakem dışında tüm hakemlerin Türkiye’den olmasının biraz da havasını attım. Bu yüzden de maç boyu, yanımda oturan Barcelona taraftarının “hani nerde kart” diye dönüp dönüp bana sormasına mâruz kaldım. 
 
Bu arada hem Barcelona hem de Juventus taraftarının maç izleme biçimlerine, tezahüratlarına ve tepkilerine şaşırdım, kaldım. Bu kadar mı bize benzemez olur, inanamadım! Geçmişlerinde nasıldı, ne gibi taşkınlıklar yaşandı onu bilmem! Avrupa Ligi’nde de oldukça hırçın taraftar kavgaları olduğunu duyuyoruz elbette ama ben gözümün gördüğünü ve tespitlerimi anlatıyorum şimdi size. 
 
 
Peki maçta ne oldu?
 
ÂStada girişte polis çok dikkatli ama bir o kadar kibardı. Güvenlik önlemleri had safhadaydı ama seyirciye yansıtmamak için de ayrıca tüm ekipler dikkatliydi. Zaten, kimse itişip kakışmadı, sırayı ihlal etmeye çalışmadı. Girişte bir grup Barcelona taraftarı önceden “bellenmiş“ oldukları için polis tarafından çembere alınarak bekletildi. Ne polis ne de engellenen taraftar bu süreçte birbirine tek kelime etmeden bekledi.Özetle; onca kalabalığa rağmen stada giriş son derece sâkindi. Maç boyunca stadın tepesinde dönen helikopter gibi güvenlik mekânizması ise her ân her yerde varlığını hissettirdi.
 
ÂHem Barcelona hem de Juventus taraftarının, tezahürat biçimi beni şaşkına çevirdi! Yahu, siz hiç taraftarların birbirini beklediği bir maç gördünüz mü! Şöyle; diyelim önce Barcelona marşlara, şarkılara, sloganlara başlıyor, sesleriyle stadı inletiyor sonra onlar bir saniye sustuğu ân Juventus başlıyor. Aynı anda iki taraf da bağırıp çağırmadığı için de kimsenin kafası şişmiyor. 
 
ÂBizim için artık uzak bir hatıra ama rakip taraftarlar stadın çoğu yerinde bir arada oturuyor. Güzel pozisyon varsa, her iki takımın taraftarı da alkışlıyor.
 
ÂBarcelona mutlak gol şansını değerlendiremediğinde biz fırlayıp “ah bunu nasıl kaçırırsın” tadında bağırıp sinirlenirken, hâlis muhlis Barca’lılar oyuncularını alkışladı. 
 
ÂMaç bittiğinde iki taraf da birbirini alkışladı. Hele kupa töreni sırasında çok duygusal anlar yaşandı. En büyük alkışı, Barcelona’ya veda eden Xavi ve Juventus’tan Pirlo aldı. Tüm stad, taraftar ayırt etmeksizin bu iki futbolcuyu alkışladı. Yani benim bile bünyemin alışık olmadığı bir “dostluk- kardeşlik- barış“ havası tüm Berlin sokaklarında hâkimdi. Şöyle, kendimi ve verdiğim tepkileri de gözümün önünde bulundurarak bize baktım da... Ne diyeyim, çok yolumuz var daha çooook...