Gazetevatan.com » Yazarlar » 'Can'ımız sağolsun

'Can'ımız sağolsun

06 Haziran 2015 Cumartesi


 
Bir bakıyorum herkes şaşkın! "Artık bu kadar olmaz" sesleri yükseliyor çevreden.
 
"Cumhurbaşkanı sıfatıyla doğrudan şikâyet etmiş yahu" diyorlar. 
 
Her zamanki fevri hâlimle atılıyorum ben de "oh sonunda..." diyorum "İki kez müebbet istemiş, 42 yıla kadar hapis, el insaf..." diye sürdürüyor birileri.
 
Altta kalır mıyım, fırsatını bulmuşum; "az bile az bile..." diye dalıyorum hemen.
 
Arada bir keskin bakışlar atıyorlar bana ve infiale devam ediyorlar ama ben de pabuç bırakacak değilim sonuna kadar destek vermeye kararlıyım bu davaya, "Kardeşim, koskoca Cumhurbaşkanı, parmağını sallaya sallaya tehdit savurur mu televizyonda, yakışık alır mı?" Kimse beni durduramaz artık "Allaaaah Allah, Cumhurbaşkanı böyle infial etmezse nasıl duracak bunlar..." diye veryansın ediyorum.
 
"Tehdit eder mi âlenen Cumhurbaşkanı ya... 'Öyle bırakmam onu' dedi, 'bedelini ödeyecek' dedi, inanılır gibi değil!"
 
Artık zamanı gelmişti
 
Onlar şiddetlendikçe ben daha hiddetleniyorum. Kanımın son damlasına kadar savunuyorum: "Ödeyecekler tabii..." diye girişiyorum. "Ödeyecekler! Gerçi ne 42 yılla ne iki kere müebbetle ödenmez bu bedel!" Kendi sesimi duydukça coşuyorum, "İyi etmiş Cumhurbaşkanı, sürüm sürüm süründüreceksin bunları, böyle nereye gidiyoruz, birinin yumruğunu indirmesi lâzımdı..." Dedemin arkadaşı Mustafa Amca gibi "sallandıracaksın iki tanesini Taksim Meydanı'nda bakalım bir daha yapabiliyorlar mı" kıvamına geldiğimi hissedip, zor duruyorum. O denli öfkeliyim, o denli hınçlıyım. Adalet istiyorum. Tıpkı Cumhurbaşkanı gibi, ben de memleketin çivisini çıkaran, tehdit oluşturan bu adamlar aramızda dolaşmasın istiyorum. Sonuna kadar destekliyorum Cumhurbaşkanı'nın bu sert çıkışını. "Artık zamanı gelmişti" diyorum.
 
"Eeee ama saçmalama, demokrasi diye bir şey var özgürlük var, basın özgürlüğü var..."
 
Hoooop sıra bende: "Sen saçmalama asıl, 'tâhrik unsuru var' ne demek!.. Bu kaçıncı artık. O kadınlar toprağa karışırken, sen nasıl bu katiller için özgürlükten bahsedersin, tabii özgür olmayacaklar, iki değil 200 kere müebbet almazlarsa bu cinayetler  durmayacak. Cumhurbaşkanı haklı, bırakmayacaksın bunların yanına..." derken "Hoooop hooop hop" sesleri yükseliyor. Kalıyorum...
 
"Sen neyin kafasını yaşıyorsun kızım" diyor biri. "Cumhurbaşkanı, Can Dündar'ı mahkemeye verdi ya onu konuşuyoruz, sen ne cinayetinden bahsediyorsun?"
 
Bir afallıyorum, yutkunuyorum ve de en fenası yıkılıyorum! Topluluk içinde salak durumuna düşmüş olmam filan umrumda değil. Karısını öldüren kocalara üst üste gelen "tahrik indirimi" haberlerine bir yenisi eklendi ya az önce... Ve ben o kadar eminim ki, bunun bardağı taşıran son damla olduğuna. Sadece geçen yıl nerdeyse 300 kadın kurban gitti erkek şiddetine. Özgecan'ın hunharca ketledilişinin üzerine daha kimler öldürüldü birkaç ay içinde. Kocasının elinde, çocuklarının gözü önünde, kadınlar can vermeye devam ediyor bu ülkede... Ve peş peşe gelen, işlenen cinayetlerden daha çok, insanın kanını donduran mahkeme kararlarını gördükçe... 
 
"Ne bileyim" diyorum, kırık dökük... "Yanına bırakmam" deyince... "İki kere müebbet deyince...", "Hani gene tahrik indirimi verdiler ya bir kocaya..." Sandım ki Cumhurbaşkanı da sonunda..." Sözün bittiği yerde olduğum için, lâfın sonunu getiremiyorum daha fazla.
 
Anlamsız kelimeler
 
Kimsenin benim düştüğüm aptal durumla dalga geçecek hâli bile yok. Parça parça duyuyorum... "Bu ülkeye belgeseli sevdiren adam" diyor biri, "kültürlü, çok da zarif" diyor öteki. "Hayranım" diye ekliyor bir diğeri. Bir bulmaca gibi parça parça kelimeler, bir arada anlamlı bir bütün oluşturmuyor zihnimde: "Can Dündar, müebbet, zarif, bilgili, gazeteci, belgeselci, hapis, sinemacı, yanına kalmaz, özgürlük, 42 yıl, demokrasi..." Bir cümle içinde bulunmayı reddeden onlarca kelime savruluyor beyin fırtınasında. 
 
"Keşke" diyorum. Ama hemen "nerdeee" diyorum peşi sıra. Ne koca cinayetine kurban giden kadınlar ne de iş cinayetinde can veren garibanlar için kalkmıyor bu yumruklar. Katillere özgürlük, sözlere müebbet... Ne diyelim; "Can"ımız sağ olsun, hiç değilse...