Gazetevatan.com » Yazarlar » Kıyıköy Monet tabloları gibi

Kıyıköy Monet tabloları gibi

02 Mayıs 2015 Cumartesi


Baharı buram buram yaşamak mı istiyorsunuz? Her yer beton, nerrde o eski baharlar mı diyorsunuz? Tıpkı masal kitaplarındaki gibi papatyaların üzerine yatıp, ciğeriniz yakacak kadar oksijen dolu temiz havayı içinize çekmek mi istiyorsunuz? Ahhh bütün bu saydıklarım olsa, bir de deniz kenarında olsa mı diyorsunuz? O halde, Monet tablosunu andıran, Beethoven'in 'Pastoral Senfonisi'ni çağrıştıran Kıyıköy sizi bekliyor.

İstanbul ve civarında yaşıyorsanız, Kırklareli'nin Vize ilçesine bağlı bu sahil kasabasına günübirlik bir gezi, sanki bir hafta tatil yapmışçasına dinlendirecek ruhunuzu. Eğer daha uzaktan geliyorsanız ve bir ya da daha fazla gece konaklama imkânınız varsa, Trakya'da keşfetmekle bitirilmeyecek kadar çok güzellik olduğunu unutmayın. Sadece Kırklareli sahili için bile en az iki gün gerekli. Dünyanın üç longozundan birine de ev sahipliği yapan İğneada, Kıyıköy'e 1 saat uzaklıkta nefis bir başka sahil kasabası mesela. İğneada'yı anlatmayı önümüzdeki haftaya bırakıyor ve Kıyıköy'e dönüyorum. İstanbul'un seçim mitingleriyle iyice kaosa dönen havasından günübirlik de olsa kaçmak isteyenler için hemen 2,5 saat uzaklıkta bu cennet kasaba. Çiçeği, yeşili, dereleri, denizi... Kıyıköy, rûya gibi.

 

 

 

Birçok medeniyetin ev sahibi

Pabuçdere ve Kazandere'nin Karadeniz'e döküldüğü sahilde yer alan Kıyıköy, eski bir Rum yerleşkesi. Tarihteki adı ise; Midye. Hani, lise tarih dersinden aşinâ olduğumuz "Midye-Enez hattı" olarak hatırladığımız "Midye". Tarihi ise çok eskiye dayanıyor. Bilinen en eski adı Salmydessos ise "pırıltılı, kutsal, güzel yer" anlamına geliyor. Lidyalılar, Traklar, Persler, İskitler, Medler, Ceneviz kolonileri gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, Kıyıköy. Roma ve Osmanlı imparatorlukları döneminde, sayfiye olarak çok önemli bir yere sahip olmuş. Denilen o ki; Neron da burada dinlenmeye bayılırmış... Kıyıköy'e, yol boyu sizi yalnız bırakmayacak sapsarı kanola bitkileri eşliğinde varın. Jüstinyen döneminden kalan surlardan, dere-deniz-lagün ve yemyeşil kırların oluşturduğu doğal resme bakın. Acıktıysanız, bir yandan falezlerde parçalanan hırçın dalgalarla, derenin sükûnetindeki tezata hayran kalarak, tapteze balığınızı ısmarlayın. Köşk Lokantası'nı ve mevsim itibariyle kalkan balığını tavsiye ederim. Karidesi de "sakın es geçmeyin" derim. Sonra, yokuş aşağı inerek kıyıya gidin ve dere boyu, doğanın yarattığı bu sanat eserinin içinde yürüyün. Karaçam ormanlarında, papatyalarla uyuyun. Falezlerden deniz kokusunu içinize çekin. Yürüme mesafesindeki Selvez, Poliçe, Panayır İskelesi koylarını keşfedin ve hava da sıcaksa denize girin. Tarih severseniz, Aya Nikola Manastırı’nı ziyaret edin. Bol bol yürüyün, bu nâdir bulunacak doğal güzellik içinde eriyip, onun bir parçası olun. Büyük şehrin stresinden kopun ve bu yeryüzü cennetinde yeniden doğun.