Gazetevatan.com » Yazarlar » Filmlerle kaybolmak...

Filmlerle kaybolmak...

17 Şubat 2018 Cumartesi


Şükür kavuşturana... İki haftalık zorunlu ayrılıktan sonra yine satırlarımın başında olmak çok güzel. İki hafta boyunca boynumdaki travma kabusundan sebep ev hapsindeydim. Şimdi de durumum pek parlak değil. Bir süre daha da çok şahane olacağını sanmıyorum. Şu ara çoğu kişinin benzer dertlerden muzdarip olduğuna, en azından bir süredir uykuya yatırmış olduğu sıkıntılarının yeniden nüksettiğine eminim. Çünkü anladım ki günün sonunda her şey içinde yaşadığımız enerji bulutu ile ilgili. İstediğiniz kadar kendinizi soyutlayın, sonuçta çevrenizde yoğuşan havadan kurtulamıyorsunuz.
 
Evet durumunuzu daha iyi hale getirmek, yaşamı demlemekle mümkün, yaptım ordan biliyorum; benim gibi işinizi yarı zamanlıya indirip kendi keyiflerinize zaman ayırabilir, stresten öcü gibi kaçabilir, yaşamı koşturmaktan ibaret sanma algısından kurtulup yavaşlatıp dünyayı keşfe çıkabilir, her şeyi daha iyi hale getirebilirsiniz. Gelin görün ki tosladığınız duvar, 600 sene evvelden bugüne ulaşan sesi yankılar zihninizde, “coğrafya kaderdir”... İşte İbn-i Haldun’un asırları, sınırları, tüm uzaklıkları anlattığı iki kelimesinde düğümlenir kişisel gelişim mottolarınız. Bunu hiç unutamazsınız çünkü kaderiniz olan coğrafya kendi atmosferinde hapsetmiştir bir kere sizi, gitseniz de kurtulamazsınız. Bu coğrafyanın bitip tükenmez savaşları eninde sonunda yaralar vicdanınızı. En iyi ihtimal her gün kurtardığınız canınıza şükreder sonra da kesif acının sarmalında sağlığınızla bedel ödersiniz. Bu toprakların derdine derman bulunmadıkça, bu boğucu kara enerji yakamızı bırakmadıkça, tedavilerin hepsi boşuna...Ortak paydadan payınıza düşen en küçük sancılardır bunlar, İyileşemezsiniz...
 
Oscar yolundaki filmler
 
Sinema yine küçük teselli bize... İki saat nefes almak, kimi zaman kendi yerine başkasına ağlamak, belki de çok uzak ama fazla yanındakini anlamak... Filmlerde, filmlerle bir an olsun kaybolmak... Oscar yolundaki filmlerden izlediklerimi paylaşmak istedim sizinle... 
 
The Post: Muhakkak izlenmeli. Bir filmden öte, bir yaşam,bir varoluş gösterisi. Kadın olmak, insan olmak üzerine bir demokrasi destanı. Sonunda iki göz iki çeşme ağladım. Hayır, filmde kimse ölmüyor. Eminim izlerken yanımda bir İsveçli filan oturuyor olsaydı bana deli gözüyle bakardı. Ama siz bu ülkede yaşıyorsunuz ve ne hissettiğimi çok iyi anlayacaksınız. Özellikle lise çağından başlayarak tüm gençler izlemeli. Meryl Streep 21’nci kez Oscar adayı. Mutlaka... hemen şimdi...
 
Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (Tree Billboards Outside Ebbing, Missouri): Epey uzun ve pek de çekici olmayan ismini kenara bırakırsak, karakter analizi en ilginç film diyebilirim. Yedi dalda aday. Konusu itibari ile çok değişik değil, tecavüze uğrayarak öldürülen kızının katilinin izini süren ve adaletle birlikte intikam isteyen anne hikayesini çok kez izledik. Bu filmin farklılığı çarpıcı karakter analizleri ve ilişkilerin işleniş biçimi... Tuhaf olduğu kadar gerçek... Anne bağımlısı kaçık polis rolündeki Sam Rockwell yardımcı erkek kategorisindeki heykelciğe epey yakın gibi geliyor bana. Belki bir sürpriz ile filmin polis şefi Woody Harrelson ile ödülü paylaşabilirler.
 
Dunkirk: Sekiz dalda aday. Tam bir savaş filmi. Meraklısına duyurulur.
 
Darkest Hour (En Karanlık Saat): Bu sene İkinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren “Dunkirk” ile ilgili ne çok film yapıldı ve ikisi Oscar yarışında... Bu sefer savaş meydanından değil, Churchill’in Hitler’in oyununu bozduğu “Dunkirk” hamlesine politik arenadan bakıyoruz. Churchill rolünde Gray Oldman bence “En İyi Erkek Oyuncu” kategorisinde rakipsiz. Özellikle politika ve tarih sevenler için cazip bir film.