Gazetevatan.com » Yazarlar » Çi’nin şifreleri

Çi’nin şifreleri

12 Kasım 2017 Pazar


Fi, boğulan seyirciye nefes aldırmıştı. Dizinin bu hafta başlayan ikinci sezonu “Çi” bakalım bize neler gösterecek?

‘Çi’ başladı. Sevgili Azra Kohen’in “Fi-Çi-Pi” kitap üçlemesinin ilki olan Fi geçen sene internet dizisi yapılmış ve büyük ilgi görmüştü. Bu hafta da serinin devam kitabı “Çi” ile dizinin yeni sezonu, geçen seneki aynı adresinde, internet kanalı olan “Puhu TV” de yayına başladı. Hikaye yaklaşık 2 aylık bir zaman aşımıyla,  yeni karakterlerin katılımıyla sürüyor. Geçtiğimiz Nisan ayında Fi gösterime girer girmez bir yazı kaleme almış ve “isteyenin, istediği diziyi, sansürsüz izleyebileceği bir medya anlayışı yerleşiyor” diye yazmış ve sırf bu nedenle bile Fi’nin kesinlikle izleyicisini bulabileceğine emin olduğumu dile getirmiştim. Bugün görüyorum ki haklıymışım!
 
İzleyici nefes aldı
 
Fi, temiz ve şık bir çalışma elbette ama açık kanalların karşılıklı saat rekabeti içinde, mozaiklenerek kirletilen görüntüler eşliğinde yayına girseydi bu seyirciyi çekemezdi büyük ihtimalle ve belki de ikinci sezonunu göremeden hızla diziler mezarlığını boylardı. Her şeyden önce, arabaların markasının bile bantlandığı, ellerdeki bardakların sürekli bulanıklaştırıldığı, karakterlerin ağzından durduk yere “biip...“ diye düdükler çalındığı, steril dünya saçmalığında o kadar boğuldu ki artık seyirci, Fi ile nefes aldı. İzleyicinin aldığı keyif, dizinin çok iyi olup olmamasından öte çıplak gözle görünür olmasından kaynaklı. Bu arada medya gücünü elinde tutanların dengesini sarstığı için, işine gelmeyenlerin itham ettiği gibi pornografik bir yapısı yoktu Fi’nin. Sadece sürekli bir örtü altından gösterme gayreti yoktu o kadar. 
 
Sonunu söylemeden Fi’den Çi’ye değişiklikler
 
- Serenay Sarıkaya’nın oynadığı Duru karakteri, ikinci sezona daha karanlık tarafta başladı. İlk başta daha naif olarak tanıdığımız Duru artık içinde iyi ve kötünün çarpıştığı bir kadın. Daha güç sever daha sevgisiz, dolayısı ile daha antipatik... İlerleyen bölümlerde bu çatışma büyüyecek kuşkusuz. Antipatikliğin dozu kaçarsa seyirciyi hikayeden itebilir ama kararsız bırakacak tadta kalırsa çok cazip olabilir. 
- Ozan Güven’in oynadığı Can Manay Çi’de yoluna aynı çizgide devam ediyor. 
- Mehmet Günsür’ün saçlar kesilmiş. Dizide, bir kadın ruhuna yakın ve günlük hayatın içinden olan tek erkek karakter olarak duruyor.
- Berrak Tüzünataç ilk bölümde değişiyor ve magazin kuşuna dönüşüyor. En değişime açık ve keyifli rol kesinlikle Özge. 
- Nehir Erdoğan kadroya yeni katılan isim. İtalya’da bir mekan işleten, Mehmet Günsür ile yakınlaşan olgun ve derinlikli bir kadın rolünde. Böylece çok stilize edilmemiş sahici bir kadın karakterle zenginleşmiş oldu dizi yeni sezonunda.
- Medya Patronları: Dizide medyayı yöneten erkek karakterler gittikçe çoğalıyor. Hepsi soğuk, kötü ruhlu ve psikolojik arızalı. Umarım ilerleyen bölümlerde insana yakın gelen erkek karakterler de girer diziye. 
- Bölümün final sahnesinde ilk kez gördüğümüz Can Manay’ın yeni evinin denizle iç içe görüntüleri efsane. 
- Dizinin bütününde başarılı olmakla birlikte özellikle açılıştaki su altı sahnesi ve  dans sahnesindeki ışık kullanımı çok şık ve dublörü şahane kullanacak  ustalıkta; yönetmenin de görüntü ekibinin de eline gözüne sağlık. Bu arada dublörü bir yana, hakkını teslim etmek gerekir ki Serenay Sarıkaya’nın da vücut kullanımı estetik.
 
Göz iyiyi hemen seçer ve bir daha eskisine dönmez...
 
Bu hafta başlayan ikinci sezon Çi de bundan 15 sene evvel açık kanalda gayet rahat yayınlanabilecek bir usluptaydı. Sadece adam öldürmenin serbest olduğu günümüz sansür anlayışıyla dizi sektörünü devam ettirebilmek mümkün değil. Ülkemizdeki dizi izleyicisi yabancı yapımlara hızla yönelirken eski yayıncılık alışkanlıkları ve gittikçe bağnazlaşan sansür kuralları ile televizyon sektörünün yürümesi mümkün değil. Her gün çıtası hızla yükselen yabancı yapımlara gözü alışan seyirciye, silahların başrol oynadığı ama o silahtan çıkan kurşunun girdiği bedenden kan çıkmasına izin verilmeyen akıl dışı görselleri yutturamazsınız. Yüzdeki sıyrıkların kırmızılığı bile sansürlendiğinden, oyuncuların yüzünde kımıl kımıl bilur kaplama ile seyircinin dikkati dağıldığı için haklı olarak artık yönetmenler yüze hiç yara yapmıyor. Bu da zerre kadar inandırıcılık bırakmıyor. Teknoloji çağında orta çağdan kalma fikirlerle medyayı kontrol edemezsiniz. Göz iyiyi hemen seçer ve bir daha eskisine dönmez. Bunca muhteşem yabancı dizi karşımızdayken, çamura bulanmış görselleri artık kimse izleyemez. Dün Fi bugün Çi ve ardından diğerleri... Aşağısı artık bu seyirciyi kurtarmaz. Benden söylemesi...