Gazetevatan.com » Yazarlar » Gurme festivali tadında bayram sofraları

Gurme festivali tadında bayram sofraları

26 Ağustos 2017 Cumartesi


Hayattan aldığımız tad, boğazımızdan geçer bizim. En önemli bayramlarımızdan Kurban Bayramı’nı bir gurme festivaline çevirmek; sofralarda şölen havasında yemek yemek, mutluluktur hepimiz için...

Bizim kültürümüz yemek yeme üzerine kuruludur. Hafta sonu arkadaşlarla buluşmak istiyorsak “yav görüşemedik epeydir, bir akşam yemek yiyelim” der, hemen bir yemekli program yaparız, seyahat duraklarımızı yemek yiyeceğimiz noktalara göre ayarlar Ayvalık - Susurluk’ta tost, Akhisar’da köfte, Söke - Ortaklar’da çöp şiş molası vermeden yapamayız. Hatta sevdiğimiz ve özlediğimiz yemeklere göre tatil planlarız. Sırf kebap yemek için bir günlüğüne Gaziantep’e gidenler parmak kaldırsın? Geçenlerde arkadaşıma “Van’a kahvaltıya gitsek ya” derken kendimi yakaladım ve kendime hiç şaşırmadım, zira pazar günleri İstanbul’dan kalkıp “ıslama köfte” için Adapazarı’na, “İskender” için Bursa’ya gitmişliğim çoktur. Komşu Yunanistan’ı, Türkler olarak istila etmemizin baş sebebi de yemektir mesela. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde hem deniz mahsüllerini iyi yapan pek yer olmadığından hem de çok pahalı olduğundan... Biz de ne yapıyoruz, ya feribotla çeşme - Bodrum - Marmaris gibi beldelerden 12 adalara geçiyoruz ya da kara yoluyla Dedeağaç, Kavala gibi hala kendimizden saydığımız komşu kapısına gidiyoruz. Porsiyonları bol tabakalardaki koca peynirli salatalara, midyelere, karideslere, kıymak kıymak kesilmiş kabak kızartmalara dalıp, tadı çocukluğumuzda kalan zeytinyağına doyuyoruz.

Ev gezmeleri

Sadece gezerken değil tabii, yemek yeme hali genetik kodlarımıza öyle yerleşmiş ki, “ev gezmeleri” de “yemek” üzerine. Ev aldın, evlendin, çocuk evlendirdin, “hayırlamaya” gelenleri, kayınvalideleri, dünürleri “yemeğe almak” farz olmuştur bizim geleneğimizde. O kadar derine inmeye gerek yok, komşu “çaya geliyoruz” dese, çay içmeyi  yanında yenecek tatlı - tuzlu lezzetlerden ayrı düşünemeyiz. “Boş boş da çay gitmiyor” lafına başka kültürde rastlayamazsınız mesela, çay varsa yanında kek, pasta, poğaça, kurabiye olacaktır mutlaka. Pikniğe gitmek deyince, hamak kurup top oynamaktan önce zeytin yağlı sarma, börek ve mangal vardır aklımızda. Uçağa bindirirken bile yanına “yolluk” koyan başka ülke annesi var mıdır mesela? En son ben yaptım vallaha, 3.5 saatlik uçak yolculuğuna sekiz tane sandviç hazırladım Ada’ya, e yanındaki, arkadaki filan da var, başkalarını da düşünmek gerek di mi ama? Annesi böyle olanın çocuğu da dibine düşüyor bu arada, üç hafta yaz okulunda kalan Ada, dönmeden bir hafta önce kuru patlıcan dolmasından taze fasüyeye, mantıdan köfteye istek listesi yolladı bana. Yapacak bir şey yok, kromozomlarımız yemek lafı duyduğunda bile halaya duruyor bizim. Gezerken, kutlarken, özlerken, hasret giderirken, karşılarken, uğurlarken bir ritüel olarak yemek hep eşlik eder bize. “Boş” çay içemediğimiz gibi, “boş” yaşayamayız hiçbir duygumuzu. Yaşama katık ederiz soframızı.

Can boğazdan geçer

Bırakın sürekli bir sebepten ötürü sofra hazırlama merakımızı, yemekte oturmadığımız diğer zamanlarda da sohbetimiz gene yemek! Hatta yemek yerken bile yemek konuşan yegane millet olarak nam saldık dünyaya. Ya keşfettiğimiz kıyıda köşede kalmış bir lezzet durağını anlatır yerini tarif ederiz ya da özellikle kadınlar arasında en sık rastladığımız haliye yemek tarifi veririz. Her yıl Bodrum’da aynı komşularla yazımı geçiririm, 20 koca yazı bitirdik de her Allah’ın günü iskelede buluştuğumuz halde yemek tariflerini bitiremedik. Şunca yıldır birbirimizle paylaştığımız tarifleri kitap haline getirsek, destan olurdu, o kadar söyliyeyim. Bu arada hemen belirteyim, hiçbir şeyi “boş” sevmeyen biz, deniz kenarına inerken de elimiz boş inmedik. Keki, kurabiyeyi plaj sepetinden hiç eksik etmedik. Bu sene bir bağırsak terapisiyle gaps diyetine göre beslenmemden şikayet eden komşum Günsel Abla, “senden de bu sene hiç tad alamadım, ağız tadıyla bir patlıcanlı börek açamadım” dedi az önce mesela. Hayattan aldığımız tad, boğazımızdan geçer bizim anca.

Sofrayı yiyen kaldırsın...

Hal böyleyken, en önemli bayramlarımızdan Kurban Bayramı’nı da bir gurme festivale çevirmek; olabildiğince bolluk içinde, hünerlerin ortaya döküldüğü, masaların uç uca eklenip, hane hane birleşip farklı farklı sandalyelerin bir araya getirildiği, örtülerin peş peşe dizildiği, akraba, komşu, eş - dost kalabalıkların aynı sofrayı çevrelediği bir şölen havasında yemek yemek mutluluktur hepimiz için. Olmayanlarla paylaşmak, bulamayanlara yedirmek önemlidir. Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” der, hepimize ağız tadı yaşam tadıyla zengin bir bayram dilerim. Yazımı bitirmeden küçük bir yanlışı düzeltmeyi, tüm kadınlar adına bir borç bilirim; “sofrayı kuran kaldırsın” lafı tamamen erkek uydurmasıdır, sözün özü “Sofrayı, yiyen kaldırsın” olmalıdır. Herkese kolay gelsin, bolluk, mutluluk, kalabalık, huzur dolu bayram sofralarınıza da Halil İbrahim Bereketi gelsin. Amin...