Gazetevatan.com » Yazarlar » Paris’ten parfüm kokan bir hikaye

Paris’ten parfüm kokan bir hikaye

26 Kasım 2016 Cumartesi


Seine Nehri boyunca yürüyüp tadını çıkardığım Paris’te, tarihten kopup gelen, bir parfüm hediyesiyle değişen aşk hikayesinin peşine düştüm.
 
Geçtiğimiz hafta Ada ile Paris’te küçük bir anne-kız kaçamağı yaptık. “Paris’e kasım ayında gelinir” derlerdi de oralı olmazdım. Haklılarmış. Parkları,  bahçeleri, ağacı, yeşili, altın varaklı kubbeleri bol bu şehir, sonbaharda yolları kaplayan hazan yapraklarıyla bir başka oluyormuş meğer. 
 
Biz de Seine Nehri boyunca saatlerce yürüye yürüye sonbahara doyduk Paris’te. Ve bu kayboluşta muhteşem bir hikaye bulduk . Anladık ki, romantizm bu şehrin dökülen yapraklarında, akan nehrinde, doğan güneşinde var. Paris’te soluk aldığınız havada bile buram buram romantizm var.
 
Anlatacağım gerçek yaşam öyküsünün kahramanı Rose Desgranges... Rose, 1940 yılında Paris’e geldiğinde 16 yaşındadır. Aslında piyanist olmak ister Rose.
 
Varlıklı bir ailedendir ama savaşla rüzgar ters döner ve ailesi için çalışması gerekir.
 
Parfümle yapılan evlilik teklifi...
 
Her daim en sosyetik muhit olan St.Honore’de, saç tasarım, aksesuar ve peruklarıyla ünlü The Figaro Club ‘da işe girer. Salonun sahibi Mösyö Albert Meyer, yaptığı saç modellerine getirdiği yeniliklerle Parisli sosyetik hanımların gözdesidir. Meyer, yanında çalışan Rose’a aşık olmuştur. Elbette Parisli bir romantikten bekleneceği gibi, evlilik teklifini tek taş ile değil, sevdiği kadına özel hazırlattığı parfüm ile yapmaya karar verir. Parfümü, kimyageri ile birlikte formüle eder. Rose’un isim anlamı olan gül, elbette parfümün başrolündedir. Ve bu gülün tamamen Türk gülü olmasını istemiştir Mösyö Meyer. Rose, kendisine duyulan aşkı anlatan parfüm eşliğinde yapılan bu evlenme teklifine kayıtsız kalmaz.
 
Rose, gittiği tüm davetlerde güzelliğiyle olduğu kadar kokusu ile de ilgi çeker, baş döndüren kokusu arzu nesnesi olmaya başlar. Rose, parfümü üretmek ister ama kocası Albert, bu parfümün sadece Rose’a ait olduğunu söyleyerek öneriyi kabul etmez. Sonunda Rose’un ısrarı kazanır. Parfüm üretilir ve o güne kadar görülmedik bir tanıtım yoluyla, ileride Fransa’nın dünyada lider olan reklam anlayışının temelleri atılır. St.Honore ve çevresine parfüm çeşmeleri konur ve kadınlar mendillerine bu parfümü damlatırlar. Bugün kağıda sıkılarak parfüm koklatmanın atasıdır bu tanıtım. Sene 1961’i gösterirken bütün çevre Rose’un adına çıkan “Rose Desgranges” parfümü kokar ve yıllar boyu Fransa’nın en sofistike parfümü doğmuş olur ve yıllarca tahtta kalır.
 
1950’lerden bugüne ışınlanan dükkan
 
Ve bugüne gelelim. Ada ve ben St.Honore’den geçerken, camda asılı resmi duran bir eski zaman kadınının güzelliği dikkatimizi çekiyor. Avluda küçücük bir dükkan. Eski ve şimdiden, birbirine çok benzer iki kadın fotoğrafı, bir “puzzle”ın parçaları gibi zihnimizde birbirini bulmaya çalışıyor. İçeri giriyoruz. Tek bir parfüm var. Pudra pembe kurdele ile bağlı klasik şişenin üzerinde “Rose Desgranges” yazıyor. Büyük bir merakla sanki 50’lerden bugüne ışınlanmış gibi duran küçük dükkana adım attım. Rose’un kızı Patricia Meyer ile böylece tanıştım. Bu romantik hikayeyi de parfümün yeniden gün yüzüne çıkmasını sağlayan Rose’un kızından dinledim. Çok etkilendim, gerçekten çok büyüleyici bu kokudan, belki kullanmaya kıyamayacak olsam da bir tane kendime aldım. Paris’in dökülen yaprakları altında aklımda Rose ve aşkı, burnumda memleketimin gül kokusuna karışmış yasemin, menekşe, iris, vanilya, bergamut ve mandalinin eşsiz rayihası eşliğinde buram buram romantizme kestim...