Ben de ‘başkaları ne der?’ lafına takılmışım

Neslihan Akdaş / nesli.akdas@gmail.com |  18 Aralık 2016 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 18 12 2016 - 2:30

Dört başı mamur bir Yeşim Ustaoğlu filmi. Hatta altını çizmek gerekir ki ‘bir kadın filmi’ Tereddüt... Bu hafta vizyona giren filmin oyuncularından Funda Eryiğit’le konuştuk. Sohbetimize filmin bir diğer yıldızı Ecem Uzun da dahil oldu.


İstanbul’da yakın ama bir o kadar da uzak bir sahil kasabasında görev yapan psikoloğu canlandırıyorsunuz. Çocuk yaşta zorla evlendirilen ve ardından büyük bir travma geçiren Karadenizli Elmas, hastası olarak hayatına girdi. Ve iki kadının da hayatı sonrasında çok değişti. Şehnaz’ı canlandırdıktan sonra sizde değişimler oldu mu?

Değişti tabii. Birincisi kendi hayatımda kabullendiğim pek çok şeyin aslında bana rahatsızlık veren, istemediğim şeyler olduğunu gördüm. Film seyirciye de bunu hissettirse ne güzel olur. Bi taraftan o kadar önceden çekmiştik ki, araya iki yıl girdi. Neler yaşadık, ne çektik, süreç hafızamdan silindi. Tekrar izlediğimde benim oynadığımdan daha öte bir şey olduğunu gördüm. Ve bir kez daha izlediğimde bütününü görebildim. Filmi çekilirken hissettiğim, düşündüğüm şeylerin daha ötesinde bir film çıkmış ortaya. Oynarken fark edemediğim şeyleri izlerken fark ettim. Şenaz’la Elmas arasındaki derin bağı izlerken daha güçlü hissettim.

Elmas ve Şehnaz bambaşka hayatlar yaşayan kadınlar. Neydi aralarındaki bağ?

Kendilerini hayatta ifade etme yeteriliği. Şehnaz, şehirli, mesleğinde iyi, dışarıdan imrenilesi bir evliliği var. Mimar eşinin maddi durumu yerinde, çok güzel bir evleri, eğlenceli bir sosyal hayatları var. Ama Şehnaz’ın arzuladığı, düşündüğü şeylerin karşılığı hayatında yok. O bunu kanıksamış, sorgulayana kadar böyle geçmiş. Elmas ise mağdur, istemediği bir hayatın içinde. Ama onunki bir tercih değil. Talepleri, arzuları, ihtiyaçları, neşesi bastırıldığı bir ortamda yaşıyor. İnsan olarak, kadın olarak biz bir şekilde kendimizi baskılar hale geliyoruz. Şehirde, taşrada, köyde öyle yetiştiriliyoruz ki kadın olarak özgürleşmemiz daha zor.

Yeşim Ustaoğlu komik bir kadın

Yönetmen Yeşim Ustaoğlu olmasa bu hikaye kadar iyi yansıtılır mıydı?

Senaryo da Yeşim’in. Yeşim çalışması kolay bir yönetmen değil. Ama bazen de öyle su gibi akıp gitti ki hiç anlamadım. Yeşim’in dikte eden tarzı yok. Biz öncesinde çok pravo yaptık ve sahnelere çok iyi çalıştık. Yeşim genelde oyuncunun kendi kuvvetinden çıkana, onun akmasını sağlamaya yönlendiriyor. Hiçbir zaman ‘hayır bu böyledir’ diye direktifte bulunmadı. Ama öncesinde karakterin eylem ve eylemsizliği üzerine çok konuştuk. Sette, pravoda yaptığımızın çok dışında aktığımız anlar da oldu. Bu arada hiç çaktırmıyor ama Yeşim oldukça komik bir kadın.

Şehnaz’ı canlandırdıktan sonra sizin ilişkilere bakış açınızda değişiklik oldu mu?

Bakış açım biraz farklılaştı diyebilirim. ‘Başkaları ne der?’ lafına ben de çok takılmışım meğer. İyi olmak, iyi görünmek adına işimi iyi yapmak gibi konulara çok sıkıştığımı fark ettim.

Terapi gruplarına katıldım

Role hazırlanırken psikologlardan eğitim aldınız değil mi?

Evet, Yeşim’in arkadaşlarından. Şehnaz'ın davranışları, eşiyle ilişkisi üzerine çok düşündüm ama bir de çalışmam gereken doktorluk hali vardı.  Çapa Tıp Fakültesi'nde Arşaluys Kayır'la vakit geçirdim. Onun yönetminde vajinismuslu kadınlar için terapi grubu vardı. Onlara katıldım.

Ecem’le oynadığınız manodrama sahnesi çok etkileyiciydi...

Konsantrasyonu yoğun bir sahneydi. Birbirimizin güvenini aldık; birbirimize alan yarattık. Arada birbirimize ‘Korkuyorum Funda, korkuyorum Ecem’ diyorduk. Hiçbir zaman ‘Çok iyiyiz, en iyi biziz’ demedik.

Bir de sinema eleştirmenleri ‘Türk sinemasında çekilen en iyi sevişme sahneleri’ yorumunu yaptı rolünüzle ilgili olarak. Nasıl bu kadar doğal çekildi?

Karakterin filmde başına gelenleri gösteren eylemlerdi sadece o sahneler. Türkiye’de ‘cesur’ olarak adlandırılıyor. Ben bu sözler üzerine ‘cesur bir şey yaptım’ galiba diye düşünmeye başladım. Çekerken bana hiç öyle gelmemişti. Sete çıkmadan önce sahnelerin hissini konuştuk. O sahnelerde daha küçük bir ekip vardı. Daha sakin ve sessiz bir set kuruldu.

Kodlarım yer değiştirdi

Ecem, Antalya’dan iki Altın Portakal’la döndü. Törende Ulusal Yarışma’da En İyi Kadın ödülünü Funda alacak diye bekledi salon. Ödülü sen de bekledin mi?

Funda Eryiğit: Bana belli olmaz gibi de geliyordu açıkçası. ‘İkimize verilir’ diye konuşmuştuk. İlk başta ‘Aaa’ oluyorsun. Ama Ecem zaten çok hak etti. Oyunculukta edindiğim dert ödülle bağlantılı değil.

Ecem Uzun: Ödülün Funda’ya gitmesini bekliyordum. Çok şaşırdım. Bana  değil filme geldi ödüller.

Ecem, ödüllerden sonra senin hayatın nasıl değişti?

Hiç beklemediğim ve önceden göremediğim bir yoğunluğun içine düştüm. Çekimler, röportajlar çoğaldı. Evet, teklifler sık gelmeye başladı.

Sen en çok hangi sahnede etkilendin?

Elmas’ın annesine seslendiği, ‘Neden gitmeme izin verdin?’ dediği anlar. Ve kız kardeşiyle ilgili söyledikleri. Orada dağıldım. Hem Yeşim’le hem Funda’yla çalışmak benim için çok kıymetliydi. Kişisel ve oyuncu olarak beslendiğim bir süreçti. Anlatması zor ama kodlarımın yer değiştirmesi  gibi bir şeydi.