Başbakan Yıldırım: Hiç yakıştıramadığımız simaları görmek bizi şaşırttı

AA |  17 Ağustos 2016 Çarşamba - 23:02 | Son Güncelleme : 18 08 2016 - 3:08

Başbakan Binali Yıldırım, TRT'deki "Başbakan ile Özel Yayın"da gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.


Marmara Depremi'nin 17. yılı olduğu belirtilerek değerlendirmesi sorulan Başbakan Yıldırım, 17 yıl önce Marmara havzasını büyük acılara boğan, 20  bin civarında insanın hayatına mal olan büyük bir felaketin yaşandığını hatırlattı.
 
O günden sonra birçok şeyin değiştiğini, deprem bilincinin geliştiğini  ifade eden Başbakan Yıldırım, "Ama 'Bugün tam anlamıyla her türlü depreme karşı  her yerde hazır mıyız' sorusunu sorarsanız,  buna 'Evet' demek çok kolay değil.  Gelişme var, ilerleme var ama bunun daha zaman alacağını söyleyebiliriz." diye  konuştu.
 
 
FETÖ'nün çökertilmesine yönelik alınan önlemler
 
FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişiminin ardından açığa alınanlara,  tutuklananlara, memuriyetten çıkarılanlara yönelik son rakamların sorulması  üzerine Yıldırım, darbe girişimini engellemeye çalışırken 240 kişinin şehit  olduğunu, 2 bin 195 kişinin yaralandığını hatırlattı.
 
Darbe girişimine katılanlardan 36'sının öldürüldüğünü, 49'unun yaralı  ele geçirildiğini kaydeden Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti:
 
 "Gözaltına alınan, bunlar polis, asker, yargı mensubu, mülki idari  amiri, sivil, toplam 40 bin 29. Gözaltı işlemi devam edenler 5 bin 187, tutuklu  sayısı 20 bin 355. Aynı zamanda bu FETÖ darbe teşebbüsü dolayısıyla ilan edilen  olağanüstü hal kapsamında da bir takım önlemler alındı, bu terör örgütünün  çökertilmesine yönelik. Bu bağlamda FETÖ terör örgütünün elinde bulunan sağlık  kuruluşlarına, eğitim kuruluşlarına, derneklere, vakıflara el konuldu. Bunların  dökümü şöyle: Özel sağlık kurum ve kuruluşları, hastane 35, öğretim kuruluşu  sayısı 1061, yurt sayısı 823, kurs, etüt merkezi 223, vakıf sayısı 129, dernek  sayısı bin 125, üniversite 15, sendika 19, basınla ilgili dergi, haber ajansı,  televizyon 16, radyo sayısı 23, gazete sayısı 45, yayın evleri, dağıtım kanalları  29. Böylece toplam 4 bin 262 kurum ve kuruluş kapatıldı, el konuldu,  varlıklarının ilgili kamu kuruluşlarına devri gerçekleştirildi."
 
"Masum olanlar görevlerinde kalmaya devam edecek"
 
FETÖ ile ilgili ilişkisi, bağı olan kamu görevlileriyle de ilgili bir  takım uygulamaların gerçekleştirildiğini anımsatan Yıldırım, "Kamu kurumlarına  ait görevden el çektirilen 79 bin 900, kamu görevinden çıkarılan 5 bin 14 olmak  üzere toplam 84 bin 914." bilgisini aktardı.
 
Görevden el çektirme ve memuriyetten çıkarılmanın birbirinden ayırt  edilmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Yıldırım, "Bu açığa alınanlar da  inceleniyor. Bunlardan da gerçekten terör örgütüyle ilişkisi olan, terör  örgütüyle bir şekilde hareket etmiş olanların memuriyetten çıkarılması süreci de  devam edecek. Masum olanlar da görevlerinde kalmaya devam edecek." ifadesini kullandı.
 
 "Böyle bir olağanüstü hal uygulamasına ihtiyaç var"
 
Alınan tedbirlerin ardından tehlikenin geçip geçmediğinin sorulması  üzerine Yıldırım, "Tehlike derken ikiye ayırmak lazım. Bir kere bir darbe  teşebbüsü var. Bu darbe teşebbüsü milletimizin, hükümetimizin, Cumhurbaşkanımızın  kararlı duruşuyla o gece zaten akamete uğratıldı, başarısızlıkla sonuçlandı. Yani  darbe yapmaya kalkanlar darbe yedi ve böylece darbe bastırılmış oldu." dedi.
 
Yıldırım, ondan sonraki sürecin uzun süreceğini belirterek, şunları kaydetti:
 
"Burada yılların birikimi, 40 yılın birikimi bir yapıdan bahsediyoruz.  Saydam olmayan, kapalı bir örgütten bahsediyoruz. Dolayısıyla burada titiz bir  çalışma yapma ihtiyacı var ki biz de onu yapıyoruz. O yüzden biraz zaman alacak  bu. Bu darbeyi ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmak, yaptığımız çalışma bu.  Gelecekte buna benzer bir kalkışmanın, darbenin olmaması için olağanüstü hal ilan  edildi ve o olağanüstü hal çerçevesinde de tedbirleri alıyoruz. Baştan  söylediğimiz bir şey var vatandaşlarımıza, biz hükümet olarak olağanüstü hali  vatandaşlara ilan etmedik, olağanüstü hali kendimize ilan ettik. Vatandaşın  yaşamında, hayatında bu darbe girişiminden sonra, başarısız darbe girişiminden  sonra herhangi bir şey değişmeyecek, değişmesi gerekmiyor. Değişecek olan terör örgütü tarafından tam anlamıyla kuşatılmış, tüm kılcal damarlarına kadar sirayet  etmiş terör örgütünün bu bünyeden çıkarılması, bu virüslerin bünyeden  çıkarılması. Onu da biz yapacağız. Onun için böyle bir olağanüstü hal  uygulamasına ihtiyaç var."
 
 
 
DARBE TEHLİKESİ GEÇTİ Mİ?
 
Darbe tehlikesinin geçip geçmediğine yönelik bir soru üzerine  Yıldırım, "Uzun vadede yeni bir darbe için, kamuda bir potansiyel oluşmaması  bakımından bir temizlik harekatı var. Bu harekat devam edecek. Yoksa 'Yarın  silahlı bir darbe girişimi olacak' diye bir ihtimalden söz etmiyoruz, böyle bir öngörümüz yok. Bu konuda gerekli tedbirler alındı." dedi.
 
Darbenin baş aktörleri niteliğindeki binlerce asker kıyafetindeki  terör örgütü mensubunun temizlendiğine işaret eden Yıldırım, "Dolayısıyla sıcak  bir darbe girişimi ihtimalinden söz etmiyoruz. Neden söz ediyoruz? Darbeyi  bastırdık ama bu darbeye sebep olan, bunun baş aktörü terör örgütünün  bağlantıları henüz tamamıyla ortaya çıkmış ve bunlar tehlike olmaktan çıkarılmış  değil, bundan bahsediyoruz." değerlendirmesini yaptı.
 
15 Temmuz günü ve sonrasında geçen süre hatırlatılarak, "Siyasi  bağlantılara yönelik yakın tarihte somut bir durum görülebilir mi?" sorusu  üzerine Yıldırım, darbe girişiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın  çağrısı, kendilerinin ve halkın kararlı duruşuyla bastırıldığını söyledi.
 
Çağrıyla beraber vatandaşların meydanlara indiğini, tanklara,  mermilere göğsünü gerdiğini aktaran Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti:
 
"Darbeciler hiç beklemedikleri bir dirençle karşılaştılar ve bütün  oyunları bozuldu. Vatandaş görevini yaptı, bundan sonra görev kimin? Bizim. Biz  de görevimizi yapıyoruz. Ne yaptık? Aynı gece savcıları hemen harekete geçirdik,  savcılar suçüstü olanları gözaltına aldılar, tutuklamalar başladı. Şimdi  ifadeleri alınıyor, ifadeler alındıkça yeni bağlantılar ortaya çıkıyor, onlara  doğru gidiyorlar. Bu böyle çorap söküğü gibi gelecek, nereye kadar gidecekse  gidecek. 'Şurada dursun, buraya dokunmayalım' şeklinde bir telkinimiz olamaz.  Yargı bağımsız bir şekilde görevini yapmaya devam edecek. Biz de onların görevini  yapması için ihtiyacı olan şeyleri yapacağız. Önlerini tıkamak değil, engellemek  değil. 'Ben şu adamı almak istiyorum', polise talep edecek, polis alıp gelecek.  Eğer orada bir aksaklık yaşanıyorsa burada bizim devreye girip zorlukları aşmamız  lazım. Onun dışında bir rolümüz yargıyla ilgili şu anda yok."
 
Yıldırım, girişimin siyasetle ilgili boyutu konusunda henüz ortaya  çıkmış bir şey olmadığını belirterek, "Dedikodular olabilir ama biz buna amel  edemeyiz. Bizim somut belgeye, bilgiye dayalı bir şey söylememiz lazım." diye  konuştu.
 
Yargılama sürecine ilişkin yorum yapmanın kendilerine yakışmayacağını  vurgulayan Yıldırım, FETÖ'nün saydam değil, kapalı bir yapı olduğuna dikkati  çekti. Bu nedenle her gün yeni bir şeyler çıktığını ifade eden Yıldırım, "O  bakımdan çok iddialı konuşmanın bir faydası yok, 'şuraya gider, buraya gider'  diye. Her yere gidebilir, bütün ihtimaller masada, savcılarımız, hakimlerimiz değerlendiriyor. Delillere, itiraflara eriştikçe yeni yeni boyutlar kazanıyor."  sözlerine yer verdi.
 
"Vatandaş, 'Siz kıvılcımı çaktınız, iş bende' dedi"
 
Başbakan Yıldırım, "Bu süreçte sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?"  sorusunu yanıtlarken de "Bizi şaşırtan şu oldu, en başta Sayın Cumhurbaşkanımızın  ve bizim bu darbeyle ilgili duruşumuz çok netti. 'Bu işin ucunda ölüm de olsa biz  buradan dönmeyeceğiz, bunlara pabuç bırakmayacağız' dedik. Bu kararlılığın hemen  ardından vatandaşın meydanları doldurması, 'İş bizde' demesi beni çok şaşırttı."  açıklamasını yaptı.
 
Bunun Türkiye'deki darbe girişimlerinde hiç rastlanılmayan bir durum  olduğunu vurgulayan Yıldırım, şu değerlendirmede bulundu:
 
"Bir gün önce rahmetli Menderes'i yüzbinler karşılarken, darbe günü  tıs yok. 12 Eylül öyle, diğerleri öyle. Ama bu sefer başka bir şey oldu.  Vatandaş, 'Tamam siz kıvılcımı çaktınız, iş bende' dedi, sahip çıktı. Bu  darbecilerin hiç ama hiç hesap edemediği bir şeydi. Bu bir kere çok  gururlandığımız bir şey. Bizim yeri geldiğinde ideolojilerimizi, siyasi  görüşlerimizi nasıl bir kenara bıraktığımızı, bayrak için, gelecek için, istiklal  için nasıl kenetlendiğimizi gösterdi. Bu konuda toplumda bir umutsuzluk vardı,  'Eskisi gibi bir beraber olamıyoruz, en temel konularda bile birbirimizden  ayrışıyoruz. Bu Türkiye'nin geleneksel duruşuna uygun değil' diye çok eleştiri  vardı. Hele hele gençler için 'Gençler çok apolitik' diye ağır eleştiriler  varken, biz gençleri en önde gördük. Kadınlar... Erkekler kadar kadınlar da  oradaydı. Doğrusu ben buna ilk anda çok şaşırdım ama bir o kadar da gururlandım."
 
Girişim sonrası kendilerini şaşırtan başka olaylara da değinen  Yıldırım, "Bu da mı bunlarlaydı diyecek olaylar da gördük. Hiç ummadığımız,  tahmin etmediğimiz, yakıştıramadığımız simaların da maalesef bu örgüt tarafından  zehirlendiğini, akıllarının teslim alındığını gördük." ifadelerine yer verdi.
 
Halkın verdiği mücadelenin tam bir kahramanlık hikayesi olduğuna vurgu  yapan Yıldırım, her şehidin müthiş bir efsanesi olduğunu dile getirdi.
 
Her gazinin de çok gurur verici öyküsü olduğunu belirten Yıldırım,  ziyaret ettiği gazi ve şehit evlerinde çok etkileyici hikayeler dinlediğini  söyledi.
 
"Siyasetteki uzlaşma devam edecek mi?"
 
Başbakan Yıldırım, darbe girişimi sonrası siyasi partiler arasında  yaşanan birlik ve beraberliğin devam etmesi için ne tür çabalar gösterileceğinin  sorulması üzerine de, görünenin dışında CHP ve MHP liderleriyle zaman zaman  paylaşımlarının olduğunu aktardı.
 
Olayın olduğu gece kendilerinin durum tespiti yapmaya çalıştıkları  sırada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Kemal  Kılıçdaroğlu'nun kendisini aradığını bildiren Yıldırım, "İlk aradıklarında  görüşemedim ama daha sonra ben ilk açıklamayı yapınca bir televizyon kanalına, ondan sonra hemen arayıp ikisiyle de görüştüm ve orada çok net bir şekilde 'Bu  kabul edilebilir bir şey değil, biz demokrasiden yanayız, hükümetin tutumunu  destekliyoruz' diye açık bir şekilde, tereddüte mahal vermeden desteklerini ifade  ettiler." dedi.
 
Yıldırım, kendisinin de durumun parti meselesinin önünde bir durum  olduğunu ve hep birlikte meydanlara inilmesi gerektiğini söylediğini ifade  ederek, şöyle dedi:
 
"Tabii bu oluşan birliktelik daha sonra devam etti. Nasıl devam etti?  Biz onları davet ettik, bu konunun detaylarını anlattık, darbe nasıl gelişti,  neler yapıldı, o karanlık geceyi anlattık. Ondan sonra yapmamız gereken işleri  anlattık, OHAL ile ilgili bilgi verdik, desteklerini istedik. Daha sonra biz de iadeyi ziyaret yaptık, orada da kaygılarını, düşüncelerini bütün detaylarıyla  öğrenme fırsatı bulduk. Malum o ara Cumhurbaşkanımız bizleri davet etti, üç  partinin genel başkanını, orada da bu konuları konuştuk. Sonra artık bu Yenikapı  sürecine taşındı.
 
Yenikapı'da da yine CHP, MHP, AK Parti Genel Başkanı olarak ben  Cumhurbaşkanımızın davetine icabet ettik, orada zaten birlik, beraberlik, tek  Türkiye, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ülküsü doruğa ulaştı, dünya şaşırdı.  İstanbul'da 5 milyon, bütün Türkiye'de 10 milyon aynı saatlerde herkes birbiriyle  kenetlendi. Orada söylediğim bir şey var, 'Bu birlikteliği gözümüz gibi  koruyacağız. Bu uzlaşma kültürünü devam ettireceğiz' dedik. Bu noktada herhangi  bir tereddütümüz yok, devam ettireceğiz. Her yapacağımız önemli işte, alacağımız  önemli kararlarda muhalefet partilerimizin genel başkanlarıyla başlattığımız  diyaloğu sürdüreceğiz, konuşacağız. Her konuda anlaşmamız beklenemez,  anlaşamayacağımız konular olabilir ama uzlaşabileceklerimiz de olabilir. Uzlaşacağımız konuları en azından konuşup, görüşüp, uzlaşamayacağımız konularla  ilgili de detaylı bilgi aktarımı... Bu süreci bu şekilde sürdüreceğiz."
 
 
Van'daki terör saldırısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan  Yıldırım, şunları kaydetti:
 
"Görüyorsunuz, FETÖ bırakıyor, bölücü terör örgütü vardiyayı  devralıyor. Terör örgütleri boş durmuyor yani bu üst aklın bir elinde FETÖ, bir  elinde BTÖ var. Biri oynatıyor öbürünü yedeğe alıyor, öbürünü alıyor bunu  koyuyor. Bunlar işte sözde 'Kürtlerin sorunlarını çözeceğiz' diye yola çıkıyorlar ama Kürtleri öldürüyorlar. En büyük zulmü de Kürtlere veriyorlar. Dolayısıyla  PKK'nın, 'Kürt sorunu' diye bir sorunu yok. Kürtlerin, Kürt vatandaşlarımızın PKK  sorunu var ama bunu da çözeceğiz. Bu terör gruplarını, Kürt vatandaşlarımızla  aramızdan çıkaracağız. Ne yaparlarsa yapsınlar, biraz acı çekeceğiz ama işin  sonunda bunların da defterini düreceğiz. Bundan milletimiz emin olabilir. Nasıl FETÖ'yü çökerttiysek bunları da çökerteceğiz."
 
 
 "Bunların hepsi incelenecek, ortaya çıkacak"
 
"FETÖ ve PKK arasında bir ilişkinin de olabileceğinin işaretlerini  görüyoruz." denilmesi üzerine Yıldırım, "Var, bu sır değil. Konuşmalardan,  istihbarat raporlarından ortaya çıkıyor. Darbeden önce de bir araya gelmişler,  sonra da bir araya gelmişler. Birtakım aralarında işler de kararlaştırmışlar." dedi.
 
Başbakan Yıldırım'a, Kandil ve özellikle örgütün elebaşlarını ele  geçirmeye yönelik operasyonların, bombalamaların önüne FETÖ tarafından  geçildiğiyle ilgili bazı haberler çıktığı hatırlatıldı.
 
Bunun üzerine Yıldırım, "Şimdi tabii asker içinde bu yapının çok etkin  olduğunu özellikle o bölgede terörle mücadele, 15 Temmuz öncesinde görevli  olanların FETÖ darbe teşebbüsünde başrolde olduklarını gördük. Hal böyle olunca  geriye doğru değerlendirme yapıp, 'Acaba oradaki operasyonlarda, terörle  mücadelede doğru işler yaptılar mı, yapmadılar mı?' Bu soru gündeme geliyor,  bunların da hepsi incelenecek, ortaya çıkacak." değerlendirmesini yaptı.
 
MİNİ ANAYASA PAKETİ
 
Mini anayasa paketine ilişkin soru üzerine Yıldırım,  üç parti genel başkanı olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a gerçekleştirdikleri ziyarette Anayasa'daki darbeyle ilgili bazı sorunlu maddelerin ve üç partinin anlaştığı diğer konuların değerlendirilmesinin kararlaştırıldığını anımsattı.
 
Bu kapsamda oluşturulan çalışma gruplarının toplantılar yapmaya  başladığını anlatan Yıldırım, üç partinin tamamen hemfikir olduğu veya iki  partinin hemfikir olduğu diğerinin ise ayrı düştüğü konular bulunduğunu söyledi.  Çalışma gruplarının ortak konuları ve tam mutabakat sağlanmayan konuları belirleyeceğini ifade eden Yıldırım, çalışmaya son şeklini  genel başkanların  vereceğini dile getirdi.
 
Yıldırım, "Bu şekilde yapacağımız değişiklikler için referandum  ihtiyacı yok. Meclis'te yeterince sayı olduğu için orada kabul edilince yürürlüğe  girmiş olacak. Ancak bu tam anlamıyla yeni bir anayasa yapmak demek değil. Bu  acil olan, sıkıntılı olan konuları çözecek bir acil mini paket. Bunu yapmakla  bütün partilerin, öteden beri gündemlerinde olan yeni sivil anayasa, darbe  sonrası yapılmış olan değil de tamamen Meclis iradesiyle yapılmış sivil anayasa  hedefi ve düşüncesi ortadan kalkmış olmuyor. O da devam edecek. O biraz daha uzun  bir süreçte gerçekleşecek konu. Önümüzdeki herhalde birkaç toplantı sonrası hangi  maddelerde uzlaşacakları ortaya çıkacak. Maddeleri şu anda söyleme şansımız yok,  çalışma devam ediyor." ifadelerini kulandı.
 
"Ordu zayıflamıyor aksine güçleniyor"
 
TSK'da yapılan yeni düzenlemeye ilişkin biraz daha ayrıntı istenmesi  ve düzenlemelerin orduyu zayıflatıp zayıflatmadığının sorulması üzerine Yıldırım,  "Ordu zayıflamıyor aksine güçleniyor." dedi.
 
Genelkurmay Başkanlığının şu anda asli işinin yanı sıra binaların  bakımı, onarımı, lojistik hizmetleri, tersane, fabrika, hastane gibi bir sürü  tali işlerle de uğraştığına dikkati çeken Yıldırım, yeni yapılanmada bu tip yan  işlerin Milli Savunma Bakanlığına verildiğine işaret etti.
 
Askerin, savunma önlemleri, personelin yetkinliği, silah vesaire gibi  ihtiyaçların güncellenmesi, eğitim, donanım ve savaş zamanı herhangi bir  zaafiyetin yaşanmaması için gerekenlerin yapılması gibi işlerine devam edeceğini  söyleyen Yıldırım, kuvvet komutanlıklarının asli işlerini yine Genelkurmay  Başkanlığıyla yapacağını ancak personel, lojistik ve idari işler gibi  konularda  Milli Savunma Bakanlığının bağlısı olarak görev yapacağını anlattı.
 
"Asker-sivil ilişkilerinde eşitleme oluyor"
 
Yapılan önemli değişikliklerden birinin Milli Savunma Bakanlığının   yeniden yapılandırılması olduğuna dikkati çeken Yıldırım, eskiden Bakanlığın  personelini Genelkurmay Başkanlığının verdiğini ve kendi seçtiği personelinin  bulunmadığını hatırlattı.
 
Yeni yapılanmada müsteşarın sivil, onun dışındakilerin ise görevin  tanımı ve durumuna göre sivil ya da asker olabileceğini söyleyen Yıldırım,  şunları kaydetti:
 
"Ancak asker-sivil ilişkilerinde eşitleme oluyor. Bir daire başkanı  sivil, diğeri askerse, asker olanın sivil üzerinde bir üstünlüğü yok. İkisi de  daire başkanı. Yani sivil ile askerler bir anlamda rütbe eşitliğine sahip oluyor.  Sizin bahsettiğiniz Pentagon veya NATO sisteminde o var. Müsteşar mesela  orgenerali temsil ediyor. Bir daire başkanı Genelkurmayda tuğgeneral ise buradaki  sivil daire başkanına tekabül ediyor, genel müdür, tümgeneral seviyesine tekabül  ediyor. Böyle bir kademelendirme yapılıyor. Orada da hiyerarşide sürtüşme ortadan  kalkmış oluyor. Şimdiki yapıda pozisyon olarak, askerler ve arkasından siviller  geliyor."
 
İstihbaratın yeniden yapılanması
 
İstihbarat kurumlarına ilişkin yeni düzenlemenin sorulması üzerine de  Yıldırım, çalışmaların devam ettiğine işaret etti.
 
Türkiye'de MİT, Emniyet, Jandarma ve diğer bazı kurumların istihbarat  faaliyeti yürüttüğünü, bunlara bir çekidüzen verilmesi gerektiğini söyleyen  Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
 "Bugünün ihtiyacı iç istihbaratı tek elde toplamak. Dış istihbaratı  Milli İstihbarat Teşkilatı esas itibarıyla devam ettirecek ama Milli İstihbaratın  iç istihbarata da uzantısı var, ilişkisi var. Benzer şekilde iç istihbaratın  dışarıyla da ilişkisi var. Bu iki yapı... Belki askere de sadece personel  tahkikatı yapmak şartıyla bir istihbarat birimi kurulacak. Bu ne demek, yani  gerek askere alınacak personel için gerekse askere alındıktan sonra terfi edecek  veya görev yeri değiştirilecekler için personelin incelenmesi, tahkik edilmesi,  herhangi bir yanlış yapılanma var mı, örgütsel bir gelişim var mı....Yani 40 yıl  olmuş, Genelkurmay Başkanının, kuvvet komutanlarının neredeyse alıp verdiği nefes  kadar yakın olan insanlar darbe yaptılar.
 
Böyle bir durum bir daha yaşanmaması için personel tahkikatıyla  sınırlı bir istihbarat birimi de asker için de kurulabilir. Bu da Milli Savunma  kanalıyla olabilir. Bütün bunlar, orada istihbarat burada istihbarat, bunlar  nasıl birbiriyle uyumlu çalışacak? Bunların tepesinde bir Milli İstihbarat Koordinasyon Başkanlığı olacak. Bir çatı örgüt olacak. Bu çatı örgüt, bunların  birbirlerinin alanlarına girip rekabet etmeleri veya zafiyet oluşmaması için  böyle bir düzenleme ihtiyacı var. "
 
Bu konudaki çalışmaların sürdüğünü, kurumlardan da görüşlerin  alındığını aktaran Binali Yıldırım, "Yakın zamanda olgunlaşacak." dedi.
 
"Bu kurumun başına müsteşar seviyesinde bir atama mı olacak?" sorusu  üzerine ise Yıldırım, bu konunun henüz belli olmadığını kaydetti.
 
"BUNUN İZAHINI KİMSE YAPAMIYOR"
 
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişimi hatırlatılarak, "Bu kadarını beklemedikleri için mi görmemişler yoksa 'YAŞ'ta  temizleriz.' diye mi beklemişler, askerin bu konuda savunması nedir?" sorusu  üzerine Yıldırım, "Tabii burada bir şaşkınlık var. Doğrusunu isterseniz bunun izahatını kimse yapamıyor. 'Asker bu konuda yetersiz, gerekli tedbirleri almadı.'  demekle sorunu çözemiyoruz. Benzeri sivilde de var." ifadelerini kullandı.
 
Bu durumun örgütün yapılanma modelinden kaynaklandığına dikkati çeken  Yıldırım, "Kapalı bir yapı ve siz hiçbir şeyi son ana kadar hissedemiyorsunuz.  Size, 'Tutuklandınız komutanım' diyor. 'Ne diyorsun, 1 Nisan şakası mı bu'... Ama  şaka değil bunu maalesef yaşadık. Bu, birden bire gelişen bir şey değil, 40 yılın  ürünü. Benim yorumum, bu, fazla özgüvenden kaynaklanıyor. 'Kardeşim bunlar kim  bize böyle ayar çekecekler.' diye aşırı bir özgüvenden de kaynaklanmış olabilir."  değerlendirmesini yaptı.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın FETÖ tehlikesini her platformda  dile getirdiğinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Cumhurbaşkanımız, 17 Aralık'tan sonra özellikle 'Kardeşim bu bir  darbe girişimidir, bu bir milli güvenlik meselesidir, bu Türkiye'nin beka  meselesidir. Bu işi yolsuzluk gibi bir konuya indirgemek yanlıştır.' diye avazı  çıktığı kadar bağırdı. Ne kadar insan buna kulak verdi, soruyorum. Eğer o günlerde muhalefet partilerimiz de dahil herkes bu işin ciddiyetini aynı derecede  kavrasaydı, aynı duruşu sergileseydi, buna Silahlı Kuvvetlerimiz ve bütün  kurumlarımız dahil bugünlere gelmezdik. Bunu kesin söyleyebiliriz. Ama maalesef  gel gör ki o da günlük siyasetin gürültüsüyle arada kayboldu gitti."
 
"Kendi içimizde bile bu durumu tam anlamıyla kavrayamadık." diyen  Yıldırım, "Çok abartıyoruz." diyenlerin bile olduğunu belirtti. Yıldırım, gelinen  noktada durumun söylenenlerden daha vahim olduğunu vurguladı.
 
"İstihbaralar birleştiriliyor"
 
İstihbarattaki yeniden yapılanmaya işaret edilerek, "İç istihbarat  yeni bir yapılanma mı olacak?" sorusuna Yıldırım, "Bir tarafta MİT, bir tarafta  iç istihbarat. Tabii emniyet, jandarma vesaire hepsinin dahil olduğu  birleştirilmiş bir istihbarat servisi haline dönüştürülüyor. Bu, muhtemelen  İçişleri Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösterecek. Bu yapı, hepsi birlikte  Cumhurbaşkanlığına bağlanabilir, Başbakanlıkta kalabilir. En uygun model neyse  onu belirlemiş olacağız ama tercihen Cumhurbaşkanlığında olması daha doğru, devletin başı olarak." karşılığını verdi.
 
"Dinlemeleri yapanları kim dinleyecek?"
 
İstihbarat kuruluşlarıyla ilgili en önemli konunun, bütün birimleri  bir yerde toplamamak olduğunu kaydeden Yıldırım, içerideki ve dışarıdaki  istihbaratın aynı elde toplanmasının istihbarat zaafiyeti de oluşturabileceğini belirtti.
 
Bu yüzden böyle bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğinin altını çizen  Yıldırım, ikinci önemli konunun ise istihbaratta denetleme mekanizması olduğunu ifade etti.
 
Dinleme konusunun gelişmiş ülkelerde de tartışılan konular arasında  yer aldığını vurgulayan Yıldırım, "Tamam, dinleme lazım. Suçu önlemek, ülkenin  güvenliği için istihbarat toplamak lazım ama istihbarat yapanları, dinlemeleri  yapanları kim dinleyecek? Bunlar doğru iş yapıyor mu yoksa bunu kötüye mi  kullanıyor? İşte bu sorunun cevabı da bir koordinasyon ve kontrol mekanizmasından  geçiyor." değerlendirmesini yaptı.
 
"Bütün mahkumları kapsamıyor"
 
Yıldırım, kanun hükmünde kararname kapsamında getirilen düzenlemeye  işaret edilerek "Şartlı salıverilmenin temel gerekçesi nedir?" sorusu üzerine,  şunları söyledi:
 
"Malum bu yapıyla beraber hapishanelerimizdeki kapasite kullanımı  yüzde 100'ün üzerine çıktı. Yani 100 bin civarında hapishane kapasitesi var. Şu  anda gözaltı, tutuklu sayısı 200 bini geçti. İki katından fazla. Bu bir. İkincisi  de bu bir af değil. Bunu net bir şekilde söyleyelim. 'Hapishanelerde yeterli  yatak yok, kapasite yok, boşaltalım da yenilere yer açalım.' diye bir af değil.  Buradaki mekanizma çok basit, diyelim ki bugünkü infaz usulüne göre suçlarının  üçte ikisini çekenler, eğer tahliyelerine 1 yıl kalmışsa şartlı  bırakılabiliyorlar. Bu düzenlemeyle birlikte üçte ikisi değil de suçunun yarısını  çekti, kalan süresi de iki yıl ve altı, bunu bırakabiliyoruz, şartlı şekilde  salıveriyoruz. Olay bu. Ama bu bütün mahkumları kapsamıyor."
 
Düzenlemeden yararlanma kriterlerini de değinen Yıldırım, kasten adam  öldürme, alt soya, üst soya, eşe, kardeşe veya beden ya da ruh bakımından  kendisini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı işlenen kasten yaralama  sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama suçu, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara yani  cinsel suçlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına yönelik suçlar, uyuşturucu ve  uyarıcı madde imalatı, ticareti yapanlar, devletin güvenliğine karşı suçlar,  anayasal düzene karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına  karşı işlenmiş suçlar, Terörle Mücadele Kanunu'na göre işlenmiş suçlardan hüküm  giyenlerin düzenlemeden yararlanamadığını anımsattı.
 
"Belki vatandaşın kafasını karıştıran bir şey de var. Kimler  yararlanacak? 1 Temmuz öncesi. 15 Temmuz sonrası yok. 1 Temmuz öncesi itibarıyla  hükümlü olanlar bu uygulamaya tabi olacak. 1 Temmuz'dan sonra bu geçerli değil."  diyen Başbakan Yıldırım, uygulamanın geçici  olduğunu, bu şekilde 38 bin  civarında mahkumun şartlı olarak erken tahliyesinin yapılacağını ifade etti.
 
"Pilot ihtiyacı var"
 
Yayınlanan kanun hükmünde kararnameyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden  ilişiği kesilen personelin görevine tekrar dönebileceği ifade edilerek ve buna  ilişkin sayılar ve koşulların belli olup olmadığını sorulması üzerine Yıldırım,  şunları kaydetti:
 
"Malum pilotlar içinde bu yapı çok faal. Bu şekilde zannediyorum 265  civarında asker pilot çıkarıldı, askerlikten ihraç edildi. Tabii burada bir pilot  ihtiyacı var. Bu pilot ihtiyacı da bugünden yarına halledilecek bir iş değil.  Bunların birçok ağır kursları var. O kurslardan geçmeleri lazım. Zaman alıyor.  Bir yandan tabii yeni pilotlar alınmaya başlanacak, yenileri gelecek ama  gelinceye kadar daha önce Silahlı Kuvvetlerden ayrılmış olanların dönmesinin  yolunu açtık. İsterlerse sivil hayata geçmiş olan pilotlar tekrar birliklerine  dönebilecekler. Tabii dönerken de FETÖ'cüler dönmeyecek, tabiatıyla onların  zulmünden dolayı bırakmış olanlar bundan yararlanacak.
 
İkincisi de askerlikte 16 yılı tamamlayanlar, hiçbir şarta bağlı  olmadan ayrılabiliyorlar. Bu, zannediyorum 18 yıla uzatıldı. Yani erken  gidemeyecekler, 'Benim işim bitti, hadi eyvallah.' diyemeyecek, yenileri  gelinceye kadar iki yıl daha kalacaklar. Ancak bunların ücret durumlarında da iyileştirmeler yapılıyor. Son 14 yılda havacılıkta Türkiye adeta destanlar yazdı.  Dolayısıyla askerden sivil hayata çok geçiş oldu. Şimdi orada belirleyici olan da  ücret. Ücret burada da iyileşince hem gidenler gitmekten vazgeçecek hem de  dışarıda olanlar da gelip tekrar çalışmaya başlayacak."
 
"BİZE ÖMER HALİSDEMİRLER LAZIM"
 
Özel harekat için alınacak polis adaylarında ne gibi şartlar aranacağı  sorusu üzerine Yıldırım, "10 bin yeni özel harekatçı alınması için karar alındı.  Bunların şartları belli ama burada asıl belirleyici şu; zor şartlara karşı  dayanıklı olacak, vatan sevgisi olacak. Bize Ömer Halisdemirler lazım. Ömer Halisdemir gibi yürekli, aslan gibi delikanlılara ihtiyacımız var. Hem bölücü  terör örgütüne karşı hem de buna benzer teşebbüslere karşı gözünü kırpmadan  gerekirse öldürecek, gerekirse şehit olacak, ülkesini, vatanını, milletini,  bayrağını seven gençler lazım." ifadelerini kullandı.
 
Yıldırım, alımlar KPSS ile yapılmayacağı için "Taraftarlarınızı  buralara dolduracaksınız." diye tenkitlerle karşılaştıklarını ancak bunun sıradan  bir iş olmadığını, işin içinde ölüm olduğunu belirtti. Geçmişte bu konuda KPSS  ile alım yapılacağının söylendiğini, 5 bin kişi alınacağının duyurulduğunu ancak  3 bin kişinin zor bulunduğunu ifade eden Yıldırım, bu adayların yarısının da spor  ve mülakatta elendiğini anımsattı.
 
"Belirleyici şartlardan biri de hiçbir partiye üye olmamak"
 
Sıradan bir iş için alım yapılmayacağını vurgulayan Yıldırım, şöyle konuştu:
 
"Hani, bilgisiyle, çok okumuş, çok test çözmüş adam değil, fiziğiyle,  sağlığıyla her şeyiyle özel seçilmesi gereken insanlar bunlar. Kimse merak  etmesin. En belirleyici şartlardan biri de hiçbir partiye üye olmamak. 'Siyaset  burada işleyecek mi?' falan diye sorular akla gelebilir. Keşke olabilse de 10 bin  kişi yerine 25 bin kişi gelse de onlar arasından seçsek. Ben 10 bin kişiyi de ilk  çağrıda toplayabileceklerini düşünmüyorum. Burada birkaç sefer tekrarlanması  gerekecek. Bu, 'Vatan ve millet için, ben bu terörle mücadele ederim, bunun için  gözümü kırpmadan şehit olmaya varım.' diyen gençlerimiz için önemli bir imkandır.  Gençlerimizin bir kez daha bu darbe girişiminde ne kadar vatanını, milletini  sevdiğini gördük. Gençlere haksızlık ediliyordu. Orada, burada, internette sosyal  medyada 'Memleket meseleleriyle uğraşmıyorlar.' diyenler, maalesef yanıldıklarını  15 Temmuz gecesi gördüler."
 
"Millet bu sefer parti rozetini çıkardı"
 
"AK Parti gençliğine yönelik 'Meydanlarda daha etkin olabilirlerdi'  şeklinde eleştiriler vardı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine  Yıldırım, meydanlara inip "Sen şu partidensin, sen bu partidensin." diye bir  tespitin hem mümkün hem de etik olmadığına dikkati çekti.
 
Bu tür bir tespitin bütün güzel söylemleri ortadan kaldıracağını  anlatan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Şunu herkes bilmelidir; 15 Temmuz'da çağrıyı Cumhurbaşkanımız ve biz  yaptığımızda en önce meydanlara koşanlar bizim teşkilatlarımız. Hemen arkasında  diğer partilerin teşkilatları da koştu. Millet bu sefer parti rozetini çıkardı,  oraya akın akın gitti. 'AK Parti teşkilatının gençleri azdı, ilgisizdi' türündeki  değerlendirmeleri asla kabul edemeyiz. Böyle bir şey haksızlık olur. Onun için bu  doğru bir durum değildir. Buna bizzat ben şahidim, bütün gençlik teşkilatımız  yarım saat içinde ayaktaydı ve bizden 'nereye gideceğiz' diye talimat beklediler.  O bakımdan hiç ama hiç böyle düşünmeye ihtiyaç yok."
 
Başbakan Yıldırım, FETÖ ile mücadelede kamuda da personel noktasında  bir açık oluştuğunun hatırlatılması üzerine, bu konuda ciddi bir sayının olduğunu  dile getirdi.
 
"Taşeron yasasıyla ilgili durum 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle  biraz daha gecikir mi?" sorusunu yanıtlayan Yıldırım, bu konudaki çalışmanın  kendi seyrinde gittiğini, kapsamlı bir çalışma gerektirdiğini, konunun ilgili  bakanlar tarafından takip edildiğini bildirdi.
 
"Çok adamla çok iş yapılmıyor"
 
Memuriyetten çıkarılanlardan elzem olan branşlar olduğunu aktaran  Yıldırım, şunları kaydetti:
 
"Öğretmen... Almanız gerekiyor ve nitekim alacağız. 15 bin öğretmen  alınıyor ilk etapta. Polis özel harekat alınıyor. Yeni düzenlemeden sonra yargıda  yine 5 bin civarında kadro tahsisi yapıldı. Onlar da peyderpey alacaklar. Bunun  dışındaki memuriyetlerde çok acil davranmamız gerekmiyor. Biz mevcutlarla da işi  aksatmadan yapabiliriz. Çok adam çok iş değil. Benim felsefem, çalışma anlayışım;  çok adamla çok iş yapılmıyor. Az adam daha çok iş yapıyor. Koordinasyon daha  kolay oluyor. İhtiyaç olanın en asgarisinde tutmak lazım verimi artırmak için.  Sayı arttığı zaman kontrol zorlaşıyor, verim düşüyor, yetki alanlarında  kargaşalar oluyor. Bunu yaşıyoruz. Verimliliği artıracak şekilde yeniden kamunun  yapılanmasını elden geçirmemiz gerekir."
 
Yıldırım, alımlarda ehliyet ve liyakata dikkat edilmediği takdirde hem  kalite hem de verimin düşeceğini, aynı zamanda benzeri yapıların oluşmasına zemin  hazırlanacağını söyledi.
 
"TİTİZ DAVRANACAĞIZ"
 
Görevden alınan kamu görevlileriyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Yıldırım, Danıştay tarafından 2010 sınavlarının iptal edildiğine ancak aradan geçen 6 yılda yaklaşık 86 bin kişinin sınavları kazanıp memur olduğuna işaret  etti.
 
Herkesi kapının önüne koymak yerine hakkıyla kazananları  ayıklayabilmek için çalıştıklarını belirten Yıldırım, şunları kaydetti:
 
"Biz bu konuda titiz davranacağız. İntikam duygusuyla hareket  etmeyeceğiz, yaşın yanında kurunun yanmasına izin vermeyeceğiz, sapla  samanı  birbirine karıştırmayacağız. Adalet mülkün temelidir, Türkiye bir hukuk  devletidir, dolayısıyla adaletten ayrılmayacağız. Bize yakışan, ülkemize yakışan  da budur. O yüzden zaman biraz uzuyor.
 
Bu arada herkes birbirini gammazlıyor, 'O FETÖ'cü, bu bilmem neci,  öbürü...' Birbiriyle başka karın ağrısı var, 'Hazır fırsat da elime geçmiş, bunun  defterini düreyim' diyor. Adam acımasızca başka birini şikayet ediyor. Bunları  bizim araştırmamız lazım, derinlemesine bakmamız lazım. Gerçekliği var mı, yok  mu? Bunun için de alanı sınırladık. Sınırlama ne, 17 Aralık sonrası. Niye 17  Aralık, açık ve ciddi şekilde örgüt devleti tehdit etti, bir operasyona girişti.  Onun için 17 Aralık, örgütün ilk defa dişlerini gösterdiği tarih. Ondan sonra  örgüte bağlantısı olan, örgütle iş birliği içerisinde olan, bu işe dibine kadar  batmış, bulaşmış olanların üzerine gidilecek."
 
"Haksızlık olur"
 
Başbakan Yıldırım, tarih olarak 17 Aralık öncesinin alınmasının yanlış  olacağını, 17 Aralık öncesi vatandaşların, memurların, çalışanların bir şekilde  Gülen cemaati ile ilişkisi olduğunu, kurban bağışladığını, etkinliklerine  katıldığını, hayır işinde bulunduğunu, dershane ve okullarına gittiğini, derneklerine üye olduğunu belirtti.
 
"Bütün bunları aldığınız zaman iş çığrından çıkar, büyük bir haksızlık  olur." diyen Yıldırım, bu konuda kendilerine "Niye 17 Aralık'tan önceye  bakmıyorsunuz" şeklinde eleştiriler geldiğini aktararak, "Nereye bakacağız,  1970'li yıllardan mı başlayacağız?" diye sordu. Böyle bir durumda herkesin  şüpheli durumuna düşeceğine, 17 Aralık gibi bir miladın ortaya konulması  gerektiğine dikkati çeken Yıldırım, şunları söyledi:
 
"Bank Asya'ya o dönemde, çağrılardan sonra para yatıranlar vesaire  veya yine o yapıyla içli dışlı olanlar, derneklerdeki faaliyetlerini sürdürenler,  özel şifreli yazılımlar var, burada gruplar halinde yazışıp ne iş yapacakları,  hangi adımı atacakları, darbe hazırlıkları vesaire bütün bunların içinde olanlar  bu işten sıyrılamayacak, kurtulamayacaklar.
 
17 Aralık'tan sonra 'Kardeşim bu gidişat gidişat değil, ben bu işin  içerisinde olamam. Bunlar vatanın, milletin hayrı için iş yapmıyorlar. Bunların  bir terör yapılanması içerisinde ülkenin geleceğini karartma yönünde zararlı  çalışmaları var' diye pişman olan, vazgeçen vatandaşlarımızın herhangi bir  endişeye kapılmasına gerek yok. İş adamıysa işine devam etsin, memursa  memuriyetine devam etsin, askerse askerliğine devam etsin, hakimse hakimliğine  devam etsin, öğretmense öğretmenliğine devam etsin."
 
Yıldırım, toptan işten atmanın olmadığını ifade etti.
 
İtinayla tek tek üzerinde çalışılarak gidilecek şeyler, istihbarat  kuruluşlarının raporlarının olduğunu dile getiren Yıldırım, "Çeşitli mecralardan  gelen raporlar var. Elimizde 13 tane kriter var. Bu kriterlerin tek tek hepsi  gözden geçiriliyor, kurumlarda oluşturulmuş kurullar var, o kurullarda  değerlendiriliyor, ondan sonra bizatihi bakan arkadaşlarımız konunun takipçisi,  en sonunda Başbakanlığa geliyor, Başbakanlıkta Müsteşarımızın başkanlığında  oluşturulan bir değerlendirme ekibinde son süzgeçten geçiyor ve nihayet deniliyor  ki 'Şunlar, şunlar memuriyetten çıkarılmıştır' diye listeler yayınlanıyor  KHK'larla." diye konuştu.
 
Başbakan Yıldırım, yeni listelerin de geleceğini bildirdi.
 
Yardımlar
 
Programda 15 Temmuz Dayanışma Kampanyası ile ilgili bir soruyu da  yanıtlayan Yıldırım, 200 milyon lira civarında yardım toplandığını aktardı.
 
Darbe girişiminden hemen sonra hayatını kaybedenlere şehit,  yaralananlara da gazi statüsü verildiğini anımsatan Yıldırım, devletin her türlü  desteği yaptığını, vatandaşlardan da yardıma katılma talebi geldiğini belirtti.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile bir proje başlatıldığını  hatırlatan Yıldırım, "Kampanyaya herkes katıldı. Şu anda yaklaşık 200 milyon  civarında para toplanmış gözüküyor. Cep telefonlarından bugüne kadar zannediyorum  2,5 milyon kısa mesaj gönderilmiş vaziyette. Telefon abone sayısı 73 milyon,  nüfus kadar telefon var. Sayı çok mütevazı gözüküyor şu anda." değerlendirmesinde  bulundu.
 
Vatandaşların üç GSM operatörü üzerinden 1507'ye SMS göndererek  kampanyaya katılabildiğini anlatan Yıldırım, vatandaşın yaptığı her 5 liralık  yardıma karşılık ilgili GSM firmasının da 5 lira yardımda bulunduğunu dile getirdi.
 
"Ekonominin en az zarar görmesi için çalışılacak"
 
Ekonominin sarsılmaması için suçun şahsiliğinin gözetilmesi  gerektiğini söyleyen Yıldırım, "Şirketlerin yaşaması lazım çünkü orada binlerce,  yüzlerce çalışan var, onların mağdur olmaması lazım. Şirketin kapanması,  ekonominin zarar görmesi demektir, işsiz sayısının artması demektir. Onun yerine  şirket içinde yönetici, etkin konumda kim varsa onların cezalandırılması ve  oradan uzaklaştırılması... Yapacağımız budur." ifadelerini kullandı.
 
FETÖ üyesi olduğu belirlenen şirketlerin kayyuma devredildiğine ve  kapatıldığına da değinen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Ekonominin en az zarar görmesi için gayret edilecek. Şimdi insanlar  istihbarat yapmaya başlamış. 'Ben halı satacağım, filanca şirket benden halı  istiyor, vereyim mi? Acaba FETÖ ile alakası var mı, yok mu?' diye eşini dostunu  arayıp bilgi alıyor. Şimdi biz böyle bir sürece girersek işin içinden çıkamayız.  Türkiye'de bir milyona yakın şirket var. Bu işe bulaşmış, FETÖ ile ilişkili  şirket sayısı bin bile değil. İş alemimiz, orta direk KOBİ'lerimiz, büyük  sanayicilerimiz eğer yanlış bir işe bulaşmamışsa hiç endişe etmemesi gerek.  Bulaşmış olsalar bile bizim onların markasını, işini yok etme gibi bir niyetimiz  yok, o işe bulaşmış olanları cezalandıracağız."
 
FETÖ elebaşı Gülen'in iadesi
 
ABD'nin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i iade etmesi sürecine ilişkin de  bilgi veren Yıldırım, bu konunun 17 Aralık'tan itibaren gündemlerinde olduğuna,  ABD'ye 84 klasör gönderildiğine dikkati çekti.
 
Dosyaların gönderilmesinin ardından terör örgütünün açıktan darbe  yapmaya çalıştığını, gönderilen dosyaların arasında 15 Temmuz'a ilişkin dosya  olmadığını kaydeden Yıldırım, "O dosyaları incelerken bir desteğe ihtiyaçları  var. Onlar, 'Adalet Bakanlığı bize uzman göndersin yapalım' dediler, biz de 'Önce  siz adamlarınızı gönderin, bu 15 Temmuz'u da görsünler, oradaki şeyler de ortaya  çıktı, açık deliller vesaire, ondan sonra gerekirse biz de göndeririz."  açıklamasında bulundu.
 
Başbakan Yıldırım, 22-23 Ağustos'ta ABD'den teknik bir heyetin, 24  Ağustos'ta da ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın Türkiye'ye geleceğini  hatırlattı.
 
ABD'nin birçok konuda Türkiye'nin müttefiki ve stratejik ortağı  olduğunu belirten Yıldırım, şunları anlattı:
 
"NATO'da beraberiz, Suriye, Irak konusunda birlikte çalışıyoruz.  Bölgesel ve küresel konularda hem askeri hem de ticari anlamda ilişkilerimiz var.  Bütün bunlar güzel. Ülkemizin yaşadığı ciddi bir sorun var. Bir terör örgütü var,  bu terör örgütünün başındaki de Amerika'da ve bizim vatandaşımız, bizim  vatandaşlığımızdan çıkmamış, Amerika'da oturma izni verilmiş ama hala bizim  vatandaşımız. Biz 'Kardeşim bu adamı verin. Verinceye kadar da kaçmaması için  geçici tutuklama tedbiri alın' diyoruz. Bizim istediğimiz bu. Amerika bunu  reddetmiyor. 'Biz delillere bakacağız, dosyalara bakacağız, ondan sonra da  gereğini yapacağız' diyor."
 
ABD'nin Fethullah Gülen'in ülkeden kaçmasını engelleyecek tedbirler  konusundaki açıklamasının anımsatılması üzerine Yıldırım, "Herhalde bu, bizim  geçici tutuklama talebimize istinaden yapılmış bir açıklamadır." dedi.
 
Yıldırım, "Amerika neticede suç işlemiş olduğunu bildiği, ispat  edilmiş bir örgüt başını, terörist başını savunma hali yok. Amerika da bizim gibi  hukuk devleti. Bu akla bir ziyan iş, böyle bir şey düşünmek bile yanlış."  değerlendirmesinde bulundu.
 
Türkiye-Rusya ilişkileri
 
"ABD'nin olumluya doğru seyreden eğilimde, Türkiye-Rusya ilişkilerinde  yeni bir sayfa açılması ve yoluna girmeye başlaması ile İran'la olan ilişkiler  konusu etkili olmuş mudur?" sorusuna Yıldırım, "Bunları birbiriyle  ilişkilendirmenin çok doğru olmadığını düşünüyorum. Rusya ile 24 Kasım'dan beri, 8 aydır yaşanan gerginliği bir tarafa bırakırsak, zaten son 10-15 yılda  ilişkilerimizi çok iyi geliştirdik." yanıtını verdi.
 
Yıldırım, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin komşuluk, turizm,  yatırım, ticaret ve diğer alanlarda çok geliştiğini söyledi.
 
İran'la ilişkilerin de gelişerek devam ettiğini bildiren Yıldırım, son  yıllarda İran'a uygulanan ambargolara karşı çıkan ülkelerin başında Türkiye'nin  geldiğini, dünyaya meydan okuduğunu anlattı.
 
Başbakan Yıldırım, "Bizim Rusya ve İran ilişkileri geliştirmemiz  Amerika ile ilişkileri azaltmamızı gerektirmiyor, böyle bir ihtiyaç da yok.  Onlarla başka bir boyutta bir ilişki var, bu tarafta da komşularımız. 'Komşu  komşunun külüne muhtaçtır' derler. Komşularımızla iyi geçinmeyeceğiz, dost olmayacağız, ne yapacağız? Birlikte yaşıyoruz." diye konuştu.
 
"SURİYE'DE ARTIK BU İŞ SÜRDÜRÜLEMEZ"
 
Suriye'de ABD, Rusya ve İran'ın da dahil olduğu bir çözümden  bahsettiğinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, Suriye'de artık bu işin sürdürülemez bir hale geldiğini, onlarca insanın hayatını kaybettiğini, milyonlarca insanın ise yurdundan edildiğini söyledi.
 
Bölge ülkeleri başta olmak üzere İran, Türkiye hatta Rusya ve ABD'nin de daha etkin bir şekilde bu meselenin üzerine gitmesi ve akan kanın  durdurulması, daha fazla acının yaşanmaması için gereken adımların atılması  gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bunun artık bölgesel ve küresel bir soruna  dönüştüğünü belirterek, burada "başka hesaplar içinde olmanın çok büyük yanlış  olacağını" ifade ettiklerini aktardı.
 
Bu sorunun çözümünde İran'ın baştan beri gayret gösterdiğine dikkati  çeken Yıldırım, "Onların da Türkiye ile beraber en ön saflarda bu meselenin  içinde olması gayet doğal. Rusya ve Amerika'nın da bu konuda bizlere destek  olması lazım. Eminim ki bir çözüm bulunacaktır. Uzun vadede Esed ile gitmek  mümkün değil. Milyonların ülkeyi terk etmesine sebep olmuş birinin hiçbir şey  yokmuş gibi 'Hadi devam edelim' demesini hiç kimse beklemesin. Bir geçiş süreci  ihtiyacı var, o geçiş sürecinde de şartlar bellidir." değerlendirmesinde bulundu.
 
Yıldırım, Suriye'nin toprak bütünlüğünün önemine işaret ederek, etnik  temele dayalı bir yönetimin olamayacağını dile getirdi. Bütün Suriye halkının  temsil edileceği bir yönetim modelinin olması gerektiğini kaydeden Yıldırım,  "İçeride ve dışarıdaki bütün halkın ortak katılımıyla bir barış süreci  işletilmelidir. Bu konuda İran, Rusya ve diğer ortaklarımızla yakın çalışma  içerisindeyiz. Ben kötümser değilim." diye konuştu.
 
"Bu bizim için çok hayati öneme sahip bir iştir"
 
"Sınırımızın altında Türkiye için tehdit olduğu düşünülen, PKK'nın  uzantısı olarak kabul edilen terör örgütüyle ilgili durumumuz nedir?" sorusuna  Yıldırım, "Bizim bu konudaki durumumuz çok net. Suriye'de, PKK'nın uzantısı olan  PYD ve YPG unsurları, 'IŞİD ile mücadele ediyoruz' diyerekten alan genişletmeye  devam ediyorlar. Biz de bunun olmaması için bir gayret içerisindeyiz. Bu konuyu  koalisyon ortaklarıyla, diğer paydaşlarımızla değerlendiriyoruz. Bu konuda  'oldu-bitti, yapacak bir şey yok' diyecek halimiz yok. Bu bizim için çok hayati  öneme sahip bir iştir." yanıtını verdi.
 
Başbakan Yıldırım, Menbiç için "Suriye-Arap Koalisyonu" diye bir  oluşumun gerçekleştiğine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Burada Kürtler de Araplar da var. Bunlarla Menbiç'ten DEAŞ'ı  çıkardılar. YPG'liler, PYD'lilerin orada yerleşme niyetleri vardı. Biz, Amerika  ile baştan konuştuk, 'Böyle böyle şeyler olmasın, işin sonunda' dedik. Söz  verildi ve şimdi o sözde durduklarını da bize beyan ettiler. 'Burada herhangi bir  Kürt yerleşimine, oluşumuna izin verilmeyecek' diye taahhütleri de var, bunu da  tekrarladılar, Menbiç'in yeniden ele geçirilmesiyle beraber. Yakından takip  ediyoruz. Bize herhangi bir konu olursa gereken müdahaleyi yapıyoruz."
 
 "Bundan sonra gerekli dikkati göstereceğiz"
 
Yıldırım bir başka soru üzerine, Batı ülkelerinin birçoğunun 15  Temmuz'daki darbe girişiminde iyi bir sınav vermediğini söyledi. İngiltere'nin  istisna olduğunu belirten Yıldırım, İngiltere Başbakanı Theresa May'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradığını, kendisiyle de görüştüğünü anımsattı.
 
İngiltere Başbakanı May'ın, hemen bir bakanını gönderdiğini anlatan  Yıldırım, şöyle devam etti:
 
"İngiltere'nin bu yaptığını diğerleri maalesef aynı şekilde, aynı  netlikte yapamadı. Yani bir anlamda Mısır'da, Mısır darbesinde yaşananları  gördük. Orada darbe oldu, başarıyla ulaştı ve darbeye 'darbe' diyemediler. Burada  darbe başarıya ulaşmadığı halde yine bu darbe teşebbüsüyle onları lanetlemek,  demokrasiye sahip çıkmak yerine 'efendim darbeciler de fena adamlar değil,  bunları fazla hırpalamayın' gibi nasihate başladılar. Burada kabul edilebilir bir  şey yok. Gerçek dostumuz olmayanı bu darbe girişiminde çok iyi anladık. Kimin  samimi, kimin samimi olmadığını çok iyi anladık. Bundan sonra tabii ona göre de  gerekli dikkati göstereceğiz."
 
Bazı ülkelerin ileri giderek, "Darbeciler nerede hata yaptılar da  başarısız oldular, şunu, şunu yapsalardı başarısız olamazlardı." dediklerine  işaret eden Yıldırım, "Yeni darbe yapacaksanız şunlara da dikkat edin." tarzında  reçeteler de verilmeye başlandığına, bunların da çok üzücü ve incitici olduğuna  dikkati çekti.
 
Yenikapı'daki birliğin, beraberliğin, kardeşliğin görülmesinin  ardından havanın değiştiğini vurgulayan Yıldırım, şimdi demokrasi şarkılarının ön  plana çıkmaya başladığını belirtti.
 
"Bölücü terör örgütü Almanya'nın kılcal damarlarına kadar sızmış"
 
"FETÖ'yle ilgili ilişkilerin mercek altına alınması talebi pek  karşılık bulmamış gibi görünüyor Alman cephesinde. Diğer taraftan Alman İçişleri  Bakanlığının Ortadoğu'daki İslamcı grupların merkezinin Türkiye olduğuna ilişkin  bir belgesi ortaya çıktı. Almanya'nın bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?"  sorusu üzerine Yıldırım, Almanya'nın hem Avrupa Birliğinin lokomotifi hem de  Türkiye'nin büyük ticaret ortağı olduğunu ifade etti.
 
Almanya'da çok sayıda Türk'ün yaşadığını ve iki ülke ilişkilerinin çok  eskiye dayandığını vurgulayan Yıldırım, ne Almanya'nın Türkiye'yi ne de  Türkiye'nin Almanya'yı gözden çıkarabileceğini söyledi.
 
Yıldırım, zaman zaman iç siyasetten kaynaklanan birtakım  gerginliklerin yaşandığını ama iki ülkenin bunu körüklememesi gerektiğini kaydetti.
 
Almanya İçişleri Bakanlığının bir densizlik yaptığını, Türkiye'nin de çok sert tepkiyle karşılık verdiğini anlatan Yıldırım, şöyle konuştu:
 
"Yanlışlık oldu, kusura bakmayın' dediler. İçişleri Bakanlığının işi değil ki bu, sana ne. Dış politikayı Dışişleri Bakanlığı takip eder. Dolayısıyla böyle zaman zaman yol, iletişim kazası oluyor. Ermeni tasarısında da bunu yaşadık. Almanya'daki en büyük problem; oradaki bölücü terör örgütü Almanya'nın kılcal damarlarına kadar sızmış. Özellikle basın ve medya tarafında çok zemin kazanmışlar ve Alman kamuoyunu da bir mağduriyet edebiyatıyla maalesef  kullanıyorlar. Bundan da Alman hükümeti zaman zaman etkileniyor. Bizim onlara  söylediğimiz, 'Biz dostuz, müttefikiz, ahde vefa lazımdır. Siz ahde vefa gösterdikçe biz de karşılığını vereceğiz.' Dolayısıyla bölücü terör örgütünün, Türkiye aleyhinde çalışanlardan ziyade Türkiye'nin ne söylediğine itibar etmelisiniz."
 
Başbakan Yıldırım, bölücü terör örgütünün Avrupa genelinde, dünyada  algı ve mağduriyet oluşturmada gayretinin çok fazla olduğuna işaret etti.
 
Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Onlara inanmak biraz işlerine de geliyor. Türkiye biraz daha meşgul  olsun, Türkiye'nin 2023 hedefleri, geleceğe yönelik projeleri geciksin,  aksasın... Bunlar da işlerine geliyor olabilir bazı yetkililerin, içerideki bazı  grupların ama biz Almanya'yla ilişkilerimizin gelişmesinden yanayız, geriye  gitmesinden yana değiliz. Bu konuda Alman hükümetine şunu söylüyoruz; 'Elinizde 4  bin, 5 bin tane bölücü terör örgütünün dosyası var. Bunlara bakın, bunlar suç  işlediler, bunlar Türkiye'ye zarar veriyor. Bunlar size de zarar veriyor ve zarar  vermeye de devam edecekler.' Onun için bizim dostluğumuzun arasındaki bu  sorunları ortadan kaldırmamız lazım. Ben geleceğe yönelik karamsar değilim."
 
"Sapık bir düşünce"
 
FETÖ'ye ait okulların bulunduğu ülkelerin tutumuna ilişkin soru  üzerine de Yıldırım, bazı ülkelerin hemen kararlar alıp kapattığını hatırlattı.  Rusya'da da benzer adımlar atıldığını dile getiren Yıldırım, diğer ülkelerin de  zamanla tehlikenin farkına varıp gerekli adımları atacaklarını belirtti.
 
Söz konusu okulların yerine ikame olacak başka okulların açılıp  açılmayacağı sorusunu da yanıtlayan Yıldırım, Türkiye Maarif Vakfının  kurulduğunu, bu vakfın ana gayelerinden birinin yurt dışında zehirleyici örgütün  okullarını o ülkelerle anlaşarak devralmak olduğunu aktardı.
 
Ülkelere bu konuda destek verebileceklerini söyleyen Yıldırım, "Biz  şunu söylüyoruz, 'Bu okullar sadece bize zarar vermiyor, bunlar size de zarar  verecek.' Çünkü bunlar, sakat düşüncelerle yetişiyor, buradaki çocukların  akılları formatlanıyor. Buradaki terörist başı, sadece Türkiye meselesi değil, o  dünyanın üstünde bir varlık olduğunu düşünüyor. 'Peygamberler bile benden bir  derece aşağıda' diye düşünüyor. Böyle bir sapık düşünce var. Kainatın imamı. Sen  kimsin de kainatın imamısın? Kainatın imamı, 'Gidin insanları öldürün' diyor mu,  'Gidin insanlara şantaj yapın' diyor mu? Bizim anlayışımızda böyle bir şey var  mı? Tamamen sapık bir düşünce." ifadelerini kullandı.
 
"MECLİS HİÇ ARA VERMEDEN GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİ"
 
"100 kamu kuruluşunun özelleştirme kapsamına alınması"nın ne anlama geldiğine yönelik soru üzerine Yıldırım, darbe girişiminin hemen ardından Meclis'in hiç ara vermeden yatırım ve teşviklerle ilgili kanunları görüşmeye devam ettiğini söyledi.
 
Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Teşvik paketi, varlık barışı çıkıyor. Varlık Fonu kurulması Meclis gündeminde. Özelleştirme, özel bütçeli kuruluşlar da Özelleştirme İdaresi  Başkanlığınca özelleştirme kapsamına alınıyor. Bu özelleştirmenin yaptığı iş de  bir kısmını dahil etme işidir. Yarın burada ne kadar şirket varsa  özelleştirilecek. Özelleştirme İdaresi yıllardır çalışıyor. Yaptıkları ile  yapamadıklarını karşılaştır, yapamadıkları daha çoktur. Bu biraz maksadını aşan  bir tartışmaya dönüştü. Şu anda da Meclis'te görüşülüyor. Meclis'te diğer  partilerle de konuşulacak. Eğer burada endişeler varsa bu da giderilecek. Yoksa  böyle bir yetki almak, bunları 'haraç mezat satmak' anlamına gelmez. Bunların usulleri, esasları, öncelikleri var."
  
Türkiye Varlık Fonunun kurulmasının önemine işaret eden Yıldırım,  "Türkiye bütçe açığı olan, dış kaynakla ekonomisini büyüten bir ülke. Dolayısıyla  bütçe açığını, cari açığı daha fazla açmadan kaynak oluşturarak, büyük projeleri  gerçekleştirmek ve Türkiye'nin ekonomik göstergelerini dengede tutmak için  Türkiye Varlık Fonu kuruluyor." diye konuştu.
 
Bireysel emeklilikte otomatik katılımın da getirildiğini hatırlatan  Yıldırım, tasarrufları artırmaya yönelik bu uygulamayla vatandaşın 10 yılda 90  milyar liranın üzerinde zorunlu tasarruf yapacağını belirtti.
 
Vatandaşın yaptığı her tasarrufa devletin de katkı sağlayacağını  söyleyen Yıldırım, "Bunlar ülkenin kendi kaynağını oluşturması anlamına geliyor.  Yabancılardan alınacak borçlara bağımlı olmaktan çıkıp tasarruf oranımızı  artırmamız gerekiyor. Ne kadar tasarruf oranımızı artırırsak o kadar çok geleceğe  yatırım yapma şansımız artar, borçlanırken de daha az borçlanırız, daha makul  şartlarda borçlanırız. Dolayısıyla yükümüz azalır.." ifadelerini kullandı.
 
"Satarken azimli, alırken nazlı olacağız"
 
İhracat seferberliği yapılacağını aktaran Yıldırım,  "İhracatımızı  çeşitlendireceğiz. Satarken azimli, alırken nazlı olacağız. Satmaya  odaklanacağız. Ürettiğimizi dünyanın her köşesine nasıl ulaştırırız, nasıl  satarız, bunun gayreti içerisinde olacağız. Önce satma aklımızda olacak, ihraç  etme. Ne ihraç edeceğiz? Ne üretiyorsak onu ihraç edeceğiz." değerlendirmesinde  bulundu.
 
Yıldırım, satın alma işinde ise daha nazlı olunması gerektiğini,  rekabetçi şartlarda üretim yapılabiliyorsa aynı ürünün dışarıdan alınmasına gerek  olmadığını dile getirdi. Bunun tersi olduğunda cepten para gittiğini ve açık  verildiğini ifade eden Yıldırım, vatandaşların "Türkiye'de şu yapılıyor, bunu  buradan alayım, niye dışarıdan alayım." diye düşünmesi ve bunun milli bir şuur haline gelmesi gerektiğini söyledi.
 
Başbakan Yıldırım, "Ben 'Yerli malı kullanalım, hiçbir şeyi dışarıdan  almayalım' demiyorum ama içeride olabilecek her şeyi içeriden almaya gayret  edelim. Eskiden biz ilkokulda okurken 'Yerli malı almalı herkes onu kullanmalı'  diye bize ilk öğrettikleri şeylerden biriydi. Niye olmasın?" diye konuştu.
 
"Asker işini profesyonel bir orduyla yapacak"
 
Yıldırım, profesyonel orduya geçişle ilgili soru üzerine, Silahlı  Kuvvetlerin yeniden yapılandırılmasına yönelik çıkarılan Kanun Hükmünde  Kararname'nin aslında orduda uzmanlaşma sürecini de hızlandırdığına işaret etti.
 
Bundan sonraki çalışmanın profesyonel ordu bakımından da uzmanlaşma  bakımından da artarak devam edeceğini vurgulayan Yıldırım, askeri kurumlar ile  Milli Savunma Bakanlığının yeniden yapılandırıldığını ve tamamen yeni bir yapıya  geçildiğini anımsattı.
 
Yeni yapıyla ihtiyaçların da değiştiğine değinen Yıldırım, "Öncelikler  de değişti, insan kaynak ve kapasitesi, insan ihtiyacı da değişti. Yani orta ve  uzun vadede artık Silahlı Kuvvetler ihtiyacını askerlik görevini yapmak üzere  silah altına aldığı insanlarla yapmayacak. Silah altına alınanlar, askerlik  iklimini, ortamını tanımak ve ileride Allah göstermesin büyük bir seferberlik  durumunda aşinalık kazanmak için askerliği yapacak. Asker işini profesyonel,  rütbeli, kendini bu işe adamış bir orduyla yapacak. Son hedef bu." açıklamasında  bulundu.
 
Başbakan Yıldırım, bedelli askerliğin gündemde olup olmadığına yönelik  soruya, "Hayır, şu anda öyle bir konu yok. Askerlikle ilgili ne bedelli ne de  süreyle ilgili herhangi bir kısa vadede gündemde bir şey yok. Sadece Silahlı  Kuvvetlerin geleceğe yönelik uzman ordu, profesyonel ordu ve ordunun öncelikleri,  ihtiyaçları, tehdit türleri konusundaki çalışmalara hız verilecek. O çalışmalar  yapıldıktan sonra zaten bu konular da der demez gündeme gelecek." yanıtını verdi.
 
"Dört temel alanda devleti sürdüreceğiz"
 
Engelli öğretmen atamalarıyla ilgili izleyicilerden gelen sorular  üzerine Yıldırım, "Şu anda 15 bin öğretmen alınacak. Onlar içerisinde engellilere  de bir pay var ama ne kadardır, rakamı bilmiyorum şu anda." dedi.
 
Yıldırım, engelli istihdamıyla ilgili kamu kurumlarının kadrolarını  doldurmadığına yönelik değerlendirmeye ilişkin, engelliler için istihdam  zorunluluğu getirildiğine ve bunların çok olumlu gelişmeler olduğuna dikkati  çekti.
 
Devletin şu anda ihtiyacından fazla memuru olduğunu ifade eden Yıldırım, şunları kaydetti:
 
"28 milyon çalışan var. Hepsini devlete alacak halimiz yok. Aslında  devletin küçülmeye devam etmesi lazım. Elindeki yetkileri yavaş yavaş millete  devretmesi lazım. Dört temel alanda biz devleti sürdüreceğiz. Aslında dört bile  kalmadı; güvenlik, sağlık. Sağlıkta şimdi devlet millet dayanışması, birlikteliği  devam ediyor. Adalet, adaleti özelleştiremeyiz. Diğeri ne, eğitim. Eğitim ile  sağlıkta yavaş yavaş devletle millet birlikte çalışmaya başladı. Demek ki  nihayetinde iki tane alan kalacak; adalet ve güvenlik. Devletin asıl yoğunlaşması  gereken iki alan var. Eğitim ve sağlıkta da düzenleyici olacak. Hizmetin  aksamaması, hizmete erişimde dengenin kurulması buralarda devletin rolü olmaya devam edecek."

ETİKETLER