Gazetevatan.com » Yazarlar » İstanbul: Tutku, Neşe ve Öfke

İstanbul: Tutku, Neşe ve Öfke

07 Mayıs 2016 Cumartesi


Roma MAXXI Müzesi’ndeki, Türkiye’den 50’ye yakın sanatçının işlerini bir araya getiren “İstanbul: Tutku, Neşe, Öfke” sergisi, doğu ve batı dünyaları arasında bir köprü olarak günümüz Türkiye’sinin dinamiklerini ele alıyor. Küratör Ceren Erdem’le sergi üzerine konuştuk...
 
Kavramsal temaları ve sergi başlığını seçerken spesifik olarak nelerden etkilendiniz?
 
“İstanbul. Tutku, Neşe, Öfke” derken özetle yaratıcılık için hissedilen tutkuya, hedefe ulaşmaktan duyulan neşeye ve kentin öfkesine referans veriyoruz. Aslında pek çoğumuzun yaşadığı yerle ilişkisi oraya dair tutku, neşe ve öfke barındırıyor. Sunduğumuz neşeli, turistik bir İstanbul resmi değil. Aksine sergiyi gezen pek çok kişinin sosyal medya yorumlarında da yazdıkları gibi distopik, biraz karamsar, tam da bugünlerde olduğu gibi.
 
Serginin küratör ekibi arasında tanıdık bir isim göze çarpıyor; Hou Hanru. Türkiye’deki sanat ortamına aşina olan bu önemli isimle çalışmak nasıl bir deneyimdi?
 
Hou Hanru’nun 2007 İstanbul Bienali’nin küratörü olarak davet edildiği sırada ben de bienal ekibindeydim. Bu sayede yaklaşık iki sene boyunca çok yakın çalıştım. Hou Hanru hem dinleyip, gözlemleyip öğrenmeye hem de tecrübelerini paylaşmaya çok açık bir küratör. Sürekli fikir alışverişi içinde olduğumuz bir sergi hazırlama süreciydi.
 
 
Böylesine görkemli ve mimari açıdan zorlayıcı bir mekanda, ciddi sayıda sanatçı ve eserine yer verdiğiniz bu tür bir serginin küratörlüğünü yaparken zorlandığınız noktalar oldu mu?
 
Serginin araştırma sürecinin başlaması ile açılış günü arasında dokuz ay var. Bu süre zarfında aynı zamanda hem sergideki her yapıt hakkında bilgi sunan hem de 16 yazarın yeni metinlerine yer veren çok kapsamlı bir kataloğu da hazırladık. Irak asıllı İngiliz vatandaşı olan, dünyanın en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilen Zaha Hadid’in marifetlerini konuşturduğu, eğimi değişen duvarları ve zeminleriyle iddialı, zorlu mimari tasarımı içinde sergi hazırlamaya alışık olan teknik ekibin sergi tasarımı konusunda çok önemli katkıları oldu.
 
Sanatçı ve mimarların eserlerine birlikte yer vermeyi seçmenizde etken nedir? Bu iki disiplinin birbiriyle diyaloğunun sergiye katacağı artı değer hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
İstanbul’un özellikle son yıllarda maruz kaldığı yoğun inşaat yapımı, bundan kaynaklanan kentin fiziksel, ekolojik, sosyal ve kültürel yapılarının değişimi bu serginin odağında. Bu değişimlere bakarken mimarların, kent araştırmacılarının ve sanatçıların çalışmalarının bir diyalog içinde olduğunu ve birbirlerini tamamladığını düşünüyorum.
 
YERELDEN KÜRESELE DOĞRU
 
Sergi, Gezi Parkı protestolarıyla başlayan bir sürece ışık tutuyor. Bu noktada yabancı basın ve sanatseverlerin ilgisi nasıldı?
 
Aslında biz İstanbul’un son 5-6 yılını, hatta kimi durumlarda daha öncesinden başlayan değişim sürecini mercek altına almaya çalıştık. Ancak sergi açılmadan önce gelen sorular ağırlıklı olarak Gezi Parkı’yla ilgili olsa da, açılışından itibaren serginin daha geniş bir perspektif sunduğu ve dünyanın pek çok kentinde karşımıza çıkan küresel problemlere İstanbul örneğinden değindiği anlaşıldı. Örneğin, hem kentsel dönüşüm, hem de jeopolitik değişim ve göç hakkındaki sanatçı konuşmaları çok ilgi gördü, ancak iki etkinliğe farklı izleyiciler, gazete ve dergiler ilgi gösterdi.