Gazetevatan.com » Yazarlar » Zürih’te minimalist buluşma

Zürih’te minimalist buluşma

24 Haziran 2017 Cumartesi


Zürih’teki Galeri Gmurzynska, sanat tarihinine damga vurmuş iki ismi, Kazimir Malevich ve Donald Judd’ı tek bir çatı altında buluşturdu.

Geçtiğimiz günlerde Art Basel vesilesiyle bulunduğum İsviçre’de, taptaze bir trendin başlangıcına denk geldim. Özellikle köklü müze ve galerilerin yıllık programlarını hazırlarken izleyicinin ilgisini uyanık tutacak, yenilikçi temalara yönelmesi çoğu sanatseverin dikkatini çekmiştir.

Sergi içeriklerinde, temsil ettikleri sanatçıların solo ve karmaları dışında sanat tarihi referanslı seçkiler düzenlemeye başladılar. Zürih’teki Galeri  Gmurzynska da özgün bir konsept yaratarak iki büyük ustayı tek bir çatı altında buluşturuyor.

Fikir olarak çok heyecan verici bulduğum bu konsepte ait ilk sergiyi hayranlıkla izledim.

 
İki ustanın büyüleyen akrabalığı

Süprematizmin öncüsü Rus sanatçı Kazimir Malevich ile Amerikalı minimalist sanatçı Donald Judd’ın birleşiminden doğan “Judd / Malevich” sergisi, ikilinin 1994 yılından bugüne dek ilk kez bir araya getirilen eserlerini görücüye çıkarıyor. Bundan yıllar önce filizlenen bir proje kapsamında, galeri henüz Köln’deyken yapıtları bir araya getirilmiş iki sanatçının ortaklığını, 23 sene sonra Zürih’teki yeni mekânlarında tekrar canlandırma fikrini müthiş yaratıcı buldum. Modernist soyut resmi tüm ekspresyonist ve öznel etkilerden arındırıp; yalnızca saf formların hakim olduğu geometrik soyut sanatı yaratan Malevich ile heykellerini, renk blokları ve mutlak boşluklardan ibaret minimal birer objeye dönüştüren Judd, muazzam bir diyalog içine girmiş diyebilirim. Aralarındaki biçimsel ve felsefi akrabalık öylesine bariz ki; dakikalarca keyifle seyrettiğim yapıtların, ortak bir kavramsal altyapıyla sergiye özel olarak üretilmiş çalışmalar olduğunu zannetmek bile mümkün.

Bu iki ustanın sanat tarihsel ilişkisini, klişelerden uzak bir tavırla yansıtan sergide, Malevich’in fazla bilinmeyen suluboya figür desenlerini de görmek eşsiz bir deneyim oldu benim için. Donald Judd’ın oğlu Flavin Judd tarafından kürasyonu yapılan seçki, Rus süprematistlerinin Amerikan minimalistleri üzerindeki yoğun etkisini fazlasıyla gözler önüne seriyor. 

 
Muadilleri ülkemizde de olmalı

Sanat tarihinde çığır açmış öncü isimlere, bu tür karşılaştırmalı yaklaşımlarla saygı duruşunda bulunmak gerektiğini düşünüyorum. Müzelerde görmeye alıştığımız retrospektiflerin ötesine geçerek onların üretimlerini daha derinden anlamayı mümkün kılan bu tür girişimlerin popülerleşeceğinin ipucunu verebilirim. İsviçre’nin köklü sanat kurumlarından Beyeler Foundation’ın, gelecek yılki Basel fuarına denk düşen tarihlerde sürrealist/ekspresyonist heykeltıraş Giacometti ile ekspresyonist ressam Francis Bacon’ı buluşturacağı kulağıma gelenler arasında. Bacon ile çevresine “beni herkesten çok etkileyen adam olarak tanımladığı Giacometti, özellikle savaş sonrası dışavurumculuğun tükenmeyen kaynakları diyebiliriz. İç dünyalarından taşanları benzer imge ve ifadelerle canlandıran bu iki sanatçının eserlerinin, birlikte söyleyecek çok şeyleri olduğundan eminim.

Beni şimdiden sabırsızlandıran bu serginin muadillerini ülkemizde de görmeyi çok isterim doğrusu.

Türkiye’deki sanat üretiminin geçmişteki ve bugünkü ustaları arasında anlamlı bir köprü kurulması kendi sanat tarihimizi doğru okumak adına yerinde olurdu. Böylece biz sanatseverler için de güncel pratikleri farklı gözlerle yorumlama fırsatı doğar.