Gazetevatan.com » Yazarlar » “Çiftdüşün Çiftgörü“ye neden gitmeliyiz?

“Çiftdüşün Çiftgörü“ye neden gitmeliyiz?

03 Haziran 2017 Cumartesi


Farklı coğrafyalardan 34 sanatçının yapıtlarını “Çiftdüşün Çiftgörü“ sergisi kapsamında bir araya getiren Pera Müzesi, ziyaretçilere eleştirel bir bakış kazandırıyor.

Pera Müzesi’nde geçen hafta açılan “Çiftdüşün Çiftgörü“, Rus Konseptüalizmi’nin başarılı örneklerini bir araya getiren, tüm dünyadan 34 sanatçının yapıtlarını izleyiciyle buluşturan kuvvetli bir seçki. Yüzyıllardır gücünü kaybetmeden bugüne ulaşan kurumsallaşmış düşünce biçimini hedefe alan sanatçıların, bu sistemi kökünden değiştirme motivasyonuyla çeşitli bürokratik yapıların çalışma yöntemlerini hicivli bir dille eleştirmesi gerçekten ilgi uyandırıcı.

İmgelerin altındaki politik iğnelemeler

İsmini George Orwell’ın yayınlandığında oldukça ses getiren ve halen kült edebiyat eserlerinden biri sayılan distopik romanı 1984’te kullandığı “Çiftdüşün” kavramından alan sergi, imgelerin altına gizlenmiş politik iğnelemelere de sahne oluyor.  Rus sanatçı Pavel Pepperstein’in açıklık getirdiği gibi; aslında olumsuz gibi görünen “çiftdüşün” kavramı, 1970-80’lerde devlet nezdinde sanatçı kimlikleriyle özgürce üretim yapmaktan imtina eden Moskovalı kavramsalcıların geliştirdikleri farklı iletişim biçimine işaret ediyor. Alistair Hicks’in küratörlüğünü üstlendiği seçkide, Anselm Kiefer, William Kentridge, Bruce Nauman, Raymond Pettibon, Marcel Dzama,  Keith Tyson   ve Thomas Ruff gibi yıldız isimlerin işleri de kuşkusuz seyir zevkini artıran unsurlardan biri. Türkiyeli sanatçılar da gerek sergi konsepti gerekse de görsel ve kavramsal altyapı bakımından bu ustalarla müthiş bir uyum ve diyalog içinde.

Sovyet sistemine dair sorular

Özel ilgiyi hak eden üst düzey eserler arasından “Sınıraşımı“ yerleştirmesi öne çıkıyor: Galim Madanov ve Zauresh Terekbay  bu kolektif çalışmayla 2011 yılındaki Venedik Bienali’nde de Kazakistan’ı temsil etmişti. Raflara yerleştirilmiş 400 adet küçük tuval resmiyle, gündelik hayatımıza işlemiş prototipleri merceğe alan ikili, Sovyet sistemine dair sorularını Kazak kültürüne ait imgelerle soruyor. Nikita Alexeev’in “İkonostasis Kravatı“ ise sembolik diliyle, bu soruların cevabını bulmanıza ön ayak oluyor.

Kader Attia’nın “Hiçbir Şey Değişmedi” isimli işi serginin temasıyla direkt olarak örtüşmesi bakımından dikkate değer. Dikenli tellerle sarılmış 3 adet kitaptan oluşan yerleştirme, bir işkence yöntemi olarak bilgiden mahrum etme, fikirlere ket vurma gibi tutumları hatırlatıyor. Attia’nın çalışması, zıtlıklara dikkat çekerken; dikenli tellerin kıvrımları, düşünce sisteminin yapısını temsil ediyor.

Dokunaklı bir nostalji: Türkçe Kütüphanem

Sanatçıların son derece kişisel deneyimlerle ortaya koyduğu, izleyicinin empatiyle yaklaşmasını gerektiren işler de seçkiyi zenginleştiriyor. Marilá Dardot’nun kitap kapaklarından oluşan duvar enstalasyonu “Türkçe Kütüphanem” ile hem göze hem ruha hitap eden bir eserin derinlerine inerek dokunaklı bir nostalji yaşamak mümkün.

Hera Büyüktaşçıyan’ın “Kayıp Cennetten Mektupları“nı okumaya çalışmak, Aslı Çavuşoğlu’nun devrime yüklediği yeni anlamı keşfetmek, Ali Kazma’nın sıradan olana kazandırdığı masalsılığa tanık olmak ve Erdem Taşdelen’in 48 kartvizitlik yerleştirmesiyle “Bir insan kendini kaç farklı şekilde sunabilir?” sorusunun cevabını ve altında yatanları aramak size de keyifli gelecektir.

Oto-sansürün tuzağına düşmeden, tersten okuma ya da çoğulcu fikir üretmenin nasıl zihin açan bir eylem olduğunu keşfedeceğiniz sergi, 6 Ağustos tarihine dek devam ediyor. 

Fotoğraf tarihinin ilk örnekleri Sadberk Hanım Müzesi’nde

Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, İstanbul Modern ve Satıp Sabancı Müzesi, fotoğraftan soyut sanata kadar farklı alanlarda çarpıcı sergileri ağırlıyor.

 

Fotoğrafın 1839 yılındaki icadının ardından, dönemin en ünlü seyyahları Osmanlı İmparator luğu’nu ziyaret etmiş, pek çok fotoğraf karesini miras bırakmıştı. Bu noktada Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde geçtiğimiz hafta sanatseverlerle buluşan “Gümüşten Suretler, Ömer M. Koç Koleksiyonu’ndan Erken Dönem Fotoğraflar 1843-1860” sergisi bir döneme ışık tutuyor. Osmanlı coğrafyası ile dönemin Doğu Akdeniz metropollerinde çekilmiş 46 nadide fotoğraf, 10 Ekim’e dek ziyaret edilebilir.

İstanbul Modern Fahrelnissa Zeid’i ağırlıyor

Türkiye modern sanatının öncülerinden ve soyut sanatın ilk temsilcilerinden Fahrelnissa Zeid’in kapsamlı bir koleksiyonuna sahip olan İstanbul Modern, sanatçının yapıtlarından oluşan bir seçkiyi gün yüzüne çıkardı.

Sergide, kullandığı renklerle adeta gözlerinizi kamaştıran Zeid’in, Türkiye’deki sanat ortamında başladığı 1940’lı yıllardan, Amman, Ürdün’e taşındığı 1970’lere kadar, en etkin olduğu dönemden yapıtları yer alıyor.

Etkinlik, 13 Haziran’da Tate Modern’de gerçekleşecek retrospektif Zeid sergisine de paralel bir ilgi yaratmayı amaçlıyor. Eserler 30 Temmuz’a dek görülebilir.

Sakıp Sabancı Müzesi 15’inci yılını kutluyor

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), 15’inci yılında ressam, heykeltıraş Selim Turan (1915-1994), “Tez-Antitez-Sentez” başlıklı sergisiyle sanatseverlerle buluştu. 1947’den ölümüne kadar hayatını Paris ile İstanbul arasında sürdüren Selim Turan’ın sergide bulunan 100’ü aşkın eseri, onun her iki kentin kültür ortamından aldığı esinin izlerini taşıyor.

Sergi 13 Ağustos’a kadar görülebilir.