Bakan Mevlüt Çavuşoğlu, Barış Pınarı Harekatı'yla ilgili TBMM'yi bilgilendirdi

AA |  16 Ekim 2019 Çarşamba - 14:07 | Son Güncelleme : 16 10 2019 - 17:52

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda terör örgütüne yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin TBMM'deki milletvekillerini bilgilendirdi. Çavuşoğlu, terör örgütü YPG'nin Türkiye'ye saldırması için DEAŞ üyelerini serbest bıraktığını ve onlara para verdiğini açıkladı.


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye'de siyasi çözüme yönelik arayışlarının terörle mücadelelerinin alternatifi ya da karşıtı olmadığını belirterek, "Türkiye, ulusal güvenliğine tehdit oluşturan tüm terör örgütleriyle, tehdidin kaynağında ve ön alıcı bir vizyonla mücadelede kararlıdır. Türkiye, komşusu Suriye'deki siyasi çözüm sürecine olan desteğini önümüzdeki dönemde de artırarak sürdürecektir." dedi.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Mithat Sancar başkanlığında toplandı.

Çavuşoğlu, Genel Kurulda, 9 Ekim'de başlayan Barış Pınarı Harekatı hakkında milletvekillerini bilgilendirdi.

Barış Pınarı Harekatı'nda şehit düşen asker ve sivil vatandaşlara Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifa dileyen Çavuşoğlu, "Şehitlerimizin kanları yerde kalmamıştır ve kalmayacaktır." dedi.

Çavuşoğlu, Suriye'de 9 yıldır devam eden ve yüzbinlerce Suriyelinin hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının yerinden edilmesine yol açan ihtilafın menfi etkilerini en ön saflarda göğüsleyen ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.

Suriye halkının meşru beklentileri ve BM Güvenlik Konseyi'nin kararı temelinde muteber bir siyasi çözüme bir an önce ulaşılması için ilk günden beri yoğun çaba harcadıklarını belirten Çavuşoğlu, Suriye ihtilafının askeri yollarla çözümünü külliyen reddettiklerini vurguladı.

Çavuşoğlu, tıkanmış durumdaki siyasi sürecin ilerletilmesinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde izledikleri dirayetli, kararlı girişimlerle mümkün kılınabildiğini kaydetti.

"BİR TEK SİVİLİN BURNU KANAMAMASI ANLAYIŞI"

Bakan Çavuşoğlu, BM ve garantörü oldukları Suriye muhalefetiyle  istişarelerle, Astana Platformu'nun içinde 1,5 yılı aşkın bir süredir sarf  ettikleri yoğun çabaların, geçen Eylül'de nihayet meyvesini verdiğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde 16 Eylül 2019'da Ankara'da  gerçekleştirdikleri Üçlü Zirve’de, Suriye'de serbest ve adil seçimlerin önünü  açacak uygun ortamın yaratılmasında kritik bir eşiğin aşıldığını belirten  Çavuşoğlu, Anayasa Komitesi'nin üyeleri üzerinde mutabakat sağlandığını  anımsattı.

Türkiye'nin, komşusu Suriye'deki siyasi çözüm sürecine olan desteğini  önümüzdeki dönemde de artırarak sürdüreceğini bildiren Çavuşoğlu, Anayasa  Komitesinin, 30 Ekim'de Cenevre'de ilk toplantısını gerçekleştireceğini aktardı.

Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Buna mukabil, Suriye'de siyasi çözüme yönelik arayışlarımız terörle  mücadelemizin alternatifi ya da karşıtı değildir.  Türkiye, ulusal güvenliğine  tehdit oluşturan tüm terör örgütleriyle, tehdidin kaynağında ve ön alıcı bir  vizyonla mücadelede kararlıdır.  Ülkemiz, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı  Harekatlarıyla 4 bin kilometrekareyi aşan bir alanda DEAŞ ve PKK/PYD/YPG  terörüyle mücadele etmiş ve bu bölgeleri terör örgütlerinden arındırmıştır.   Şanlı Türk ordusu, Suriye'de 3 binden fazla, Irak dahil toplamda 4 bin DEAŞ  teröristini göğüs göğüse çarpışarak etkisizleştirmiştir. Tüm dünya DEAŞ'la  mücadeleyi terörist-sivil ayrımı gözetmeden Suriye ve Irak şehirlerine havadan  bomba yağdırmak olarak algılarken, biz tek bir sivilin burnu kanamaması  anlayışıyla arazide adım adım, hatta santim santim ilerleyerek mücadelemizi  sürdürdük.

Bir örnek vermek istiyorum; DEAŞ ile Mücadele Uluslararası  Koalisyonu'nun, havadan attığı bombalar sonucunda en az bin 335 sivil ölmüştür,  bu kendi raporlarında var. Müttefiklerimiz terörle mücadeleyi başka terör  örgütlerine ihale ederken, Türkiye olarak kararlı tutumumuzdan taviz  vermedik. Biz, terör örgütleri arasında seçmece yaklaşımları, terör örgütlerini  taşeron olarak kullanmayı asla kabul etmedik. Her türlü zorluğa rağmen Suriye'de  meşru, adil, ahlaki değerler temelinde ve sürdürülebilir bir terörle mücadele  stratejisini bugüne kadar uyguladık."

"OYUNU BOZDUK"

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Fırat'ın batısından sınırlarına yönelik  DEAŞ ve PYD/YPG/ PKK tehdidini kendi imkanlarıyla önemli ölçüde bertaraf  ettiklerini  vurguladı.

Çavuşoğlu, bu bölgelerde altyapı-üstyapı ve insani hizmetlerin  sağlanmasında ilgili kuruluşlarının büyük gayret gösterdiğini, bunun sonucunda  bugüne kadar 360 binden fazla Türkiye'deki Suriyeli kardeşlerinin, bu bölgelere  güvenli şekilde geri döndüğünü, orada da gereken desteği verdiklerini anlattı.

Fırat’ın batısında milli güvenliklerine yönelen terörün beli  kırılırken, Fırat'ın doğusunda PYD/YPG terör örgütünün, müttefiklerinin  desteğiyle giderek güçlendiğini belirten Çavuşoğlu, "Hatta bir terör devleti  oluşturmaktaydı. Bugün bazı ülke ve çevrelerin Barış Pınarı Operasyonu'ndan çok  rahatsız olmasının nedenini gayet iyi biliyoruz. Burada bir terör devleti kurmak  istiyorlardı. En çok tepki gösteren ülkelere bakın, başta Fransa olmak üzere,  amaçları burada bir terör örgütü kurmaktı. Bunun için sahada ve komşu bölgelerde  de çok ciddi çalışmalar yaptı. Bize bu kadar saldırmalarının nedeni de bu oyunu  bozmamızla beraber yaşadıkları hayal kırıklığıdır." dedi.

"YÜZLERCE HASMANE EYLEME MARUZ KALDIK"

Son iki yılda, gerek Fırat'ın doğusunda Türkiye topraklarına gerek  Münbiç üzerinden Fırat'ın batısındaki unsurlarına yönelik devlet ve millet olarak  yüzlerce taciz, saldırı ve hasmane eyleme maruz kaldıklarına işaret eden  Çavuşoğlu, sınır boylarında uzanan PYD/YPG tünelleriyle topraklarına sadece  patlayıcı ve mühimmat değil, teröristlerin de kaçırıldığını belirtti.

Çavuşoğlu, Fırat'ın doğusundaki kamplarda eğitilen teröristlerin,  topraklarında eylem arayışına girdiğini, güvenlik güçlerinin üstün ve takdire  şayan çabaları sayesinde bu terör eylemlerinin çoğunu önleyebildiklerini  belirtti.

PYD/YPG'nin, Suriye'deki saldırılarını da sürdürdüğüne değinen  Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Afrin'de, Cerablus'ta, Çobanbey'de, Tel Rifat'ta sivilleri katletti.  Bütün sivilleri sürgüne gönderdiler. PYD/YPG, DEAŞ'la doğrudan anlaşmaktan da  hiçbir zaman çekinmedi. Rakka'da, DEAŞ'la vardığı mutabakat çerçevesinde yüzlerce  DEAŞ militanı, elini kolunu sallayarak otobüslerle tahliye edildi ve YPG'liler bu  otobüslerin temin edilmesini de sağladı. Elinde tuttuğu DEAŞ'lıları Türkiye'de  terör eylemi yapmaları karşılığında serbest bırakmakla kalmadı; onların cebine  harçlık da verdi. DEAŞ'lıların bize saldırması için YPG/ PKK terör örgütü, para  verdi. Bu terör örgütü, PYD/YPG palazlandıkça terör ve baskının boyutunu artırdı.  Sadece Arap, Kürt, Hıristiyan ve Türkmen gençleri değil, çocukları da zorla silah  altına aldı. Kendine muhalefet eden Suriyeli Kürt aydın ve siyasetçiler başta,  yerel şahsiyetleri öldürdü, katletti, işkenceden geçirdi, sindirdi, sürgüne  gönderdi. Bugün Türkiye'de 350 binden fazla Suriyeli Kürt kardeşimiz var. Madem  oralarda YPG var, madem YPG Kürtlerin hakkını savunuyor, bu 350 binden fazla  Suriyeli Kürt kardeşimiz buralara neden dönmüyor?

Bugün YPG'ye destek veren ülkelere, 'Hiç bunlarla gidip konuştunuz  mu?' diyoruz, 'Hayır, konuşmadık' diyorlar. Çünkü onların derdi başka. Onlarca  Arap köyü ve şehri, PYD/YPG'nin etnik temizlik operasyonları neticesinde 1000  yıllık tarihsel dokularını ve demografik yapılarını kaybetti.  Üçte ikisinde  Arapların çoğunlukta olduğu bölge, bir avuç teröristin demografik mühendislik  oyunlarına ve inisiyatifine terk edildi.  En az 1 milyon insan yerinden edildi.  Arap kökenli çocukların anadillerinde eğitim almaları engellendi. Yerel halk,  Rakka'da, Deyrezzor'da, Tel Abyad'da, Haseke'de maalesef bu terör örgütünün  zulmüne karşı ayaklandığında bu terör örgütü, otomatik silahlarla o insanları  taradı. PYD/YPG terör örgütü, insanlığa karşı suç tanımında ne varsa hepsini  hayata geçirdi. İşledikleri bu suçlar, Birleşmiş Milletlerin raporlarında var,  Amnesty ve Human Rights Watch gibi uluslararası insan hakları kuruluşları  tarafından da kayda geçirildi."

Türkiye'nin, terör örgütüyle mücadelede ilk tercihini müttefikleriyle  birlikte çalışmaktan yana kullandığını ifade eden Çavuşoğlu, "PYD ve YPG  tehdidine yönelik beklentilerin, ABD başta olmak üzere tüm müttefikler nezdinde  her düzeyde defaatle dikkate getirdik. Ne var ki PYD/YPG'ye karşı ortak hareket  etme çabalarımızın tamamı, ABD askeri güvenlik bürokrasisinin engeline takıldı."  diye konuştu.

Çavuşoğlu, Münbiç'teki PYD-YPG sorununu çözmek için ABD ile bir yol  haritasını kabul ettiklerini, ABD'nin 90 günde Münbiç'i PYD ve YPG'den  arındırmayı vadettiğini ancak aradan 16 ay geçmesine rağmen PYD ve YPG'nin halen  Münbiç'te olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump’a 2018  Aralık ayındaki telefon görüşmelerinde vaatlerin yerine gelmediğini aktardığını  vurgulayan Çavuşoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Trump ABD askerlerini Suriye'den tamamen çekeceğini taahhüt etti.  Aradan 10 ay geçti. ABD askerleri halen Suriye'de. Şimdi yavaş yavaş kuzeyden  çekiliyorlar ama Suriye'den çekilmiyorlar. Trump, 14 Ocak 2019'da bu defa güvenli  bölge tesis edilmesi konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın talebine olumlu karşılık  veren sosyal medya mesajları yayınladı. Hatta, 20 mil, yani 32 kilometre  derinliği bizzat kendisi zikretti. Aradan 9 ay geçti, ABD güvenlik bürokrasisi  başkanlarının emirlerini yine yerine getirmedi ve getirmemek için de  direndiklerini görüyoruz. 2018'in Aralık ayında Trump'ın ilan ettiği çekilme  kararını takiben, ABD'yle birlikte bir 'güvenli bölge' kurulması için  gayretlerimizi sabırla sürdürdük. Teklifimiz üzerine teşkil edilen Güvenli Bölge  Görev Gücü üç defa toplandı. Beklentilerimizi ısrarla ABD'lilere aktardık."

"ABD İLE ÖN MUTABAKAT SAĞLANDI"

Çavuşoğlu, 5-7 Ağustos'ta Ankara'ya gelen ABD askeri heyetiyle Türk  askeri makamları arasında bir ön mutabakat sağlandığını belirterek, şu bilgileri  verdi:

"ABD askeri makamları, PYD/YPG'nin ağır silahlarının toplanacağını,  teröristlerin bölgeden çekileceğini, tahkimatlarının yıkılacağını, Suriye  topraklarında birlikte devriye üsleri tesis edebileceğimizi bizzat taahhüt etti.  Ama bu vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Sonuçta, güvenli bir bölgenin  oluşturulması konusunda ABD'yle görüşmelerimiz maalesef akim kaldı. Tüm  temaslarımızda, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımızı  gerektiğinde kullanmakta tereddüt etmeyeceğimizi vurguladık. Sınırlarımızın yanı  başındaki teröristlerin varlığına müsamaha göstermeyeceğimizi her tarafa  yineledik. Ayrılıkçı gündemlere sahip terörist grupların varlığının Suriye'nin  toprak bütünlüğünü tehdit ettiği mesajını kuvvetle verdik. Ama zaten Suriye'nin  toprak bütünlüğü o terör örgütlerinin umurunda bile olmadı."

HAREKATIN BAŞLAMA SÜRECİ

Ülkenin ve milletin güvenliğinin sağlanması, bölgede barış ve  istikrarın tesisi için harekete geçtiklerini anlatan Cavuşoğlu, Cumhurbaşkanı  Erdoğan'ın başkomutan sıfatıyla  9 Ekim tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerine Barış  Pınarı Harekatı'nın başlatılması emrini bizzat verdiğini anımsattı.

Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu emri vermeden önceki tüm  çabalarının akamete uğradığını ve bir netice almadığı için harekatın  başlayacağını bizzat ABD başkanı Trump'a telefonla ilettiğini kaydetti.

Harekattan hemen önce ve harekat başlarken hazırlıkların yapıldığını  kaydeden Çavuşoğlu, "Önce Astana garantörlerine bilgi verdik. Aynı anda BM Genel  Sekreterini bilgilendirdik. BM Güvenlik Konseyi dönem başkanına mektup gönderdik  ki Güvenlik Konseyini bilgilendirsin. Ayrıca daimi üyeleri bilgilendirdik. Yine  NATO Genel Sekreteri ve NATO Konseyini bilgilendirdik. Zeytin Dalı Harekatı'nda  olduğu gibi Suriye rejimini de İstanbul Başkonsolosluğuna verilen nota üzerinden  bilgilendirdik." bilgisini paylaştı.

Verilen nota ve gönderilen mektuplarda bugüne kadar yaşanan  gelişmelerin anlatıldığını, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklara  ilişkin bilgilere yer verildiğini vurgulayan Çavuşoğlu, Suriye'nin toprak  bütünlüğüne bağlı kalacaklarını belirttiklerini de yineledi.

Mevlüt Çavuşoğlu, Dışışleri Bakanlığı olarak gerek Ankara'da ve  gerekse dünyanın dört bir yanındaki Türk diplomatlarla birlikte faal bir şekilde  harekatın önemi ve amacını anlattıklarını ve Türkiye'ye yönelik propagandalara  karşı da en güzel cevabı verdiklerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok sayıda lider ile görüştüğünü ifade eden  Davutoğlu, kendisinin de birçok ülkenin dışişleri bakanı ve uluslararası  örgütlerin temsilcileriyle görüştüğünü belirtti.

Türk hariciyesinin "beka meselesi" addettikleri bu davada uluslararası  toplum nezdindeki girişimlerini sebatla, dirayetle ve milletten aldıkları güçle  sürdürdüğünü belirten Çavuşoğlu, "Tüm çalışma arkadaşlarıma bu gayretlerinden  ötürü teşekkür ediyorum. Dün de Bakü'de Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında  Türk Konseyi’nden harekatımızı destekleyen bir karar çıkarttık." diye konuştu.

Mevlüt Çavuşoğlu, "Barış Pınarı Harekatı'nın amacının, bölgedeki  teröristleri etkisiz hale getirmek, sınır güvenliğini sağlamak, Türkiye halkını  teröristlerin zulmünden kurtarmak, Suriye'nin toprak bütünlüğü ile siyasi  birliğini muhafaza etmek, terörden arındıracakları topraklara daha önceki  bölgelerde olduğu gibi güvenli ve gönüllü geri dönüşlerin önünü açmak ve  dönenlere yardım etmek" olduğunu anlattı.

"SADECE TERÖR UNSURLARI HEDEF ALINIYOR"

Harekatın, BM Şartı'nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa  hakkı ile terörle mücadele konusunda BM Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar  uyarınca, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı temelinde  yürütüldüğünü vurgulayan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Buna ilaveten, 20 Ekim 1998'de imzaladığımız Adana Mutabakatı da  Suriye topraklarından kaynaklanan terörün her türlüsüyle bu ülkede vakitlice ve  etkin şekilde mücadele edebilmemiz için ülkemize gerekli hukuki temeli  sağlamaktadır. Daha önceki harekatlarda olduğu gibi bu harekatın planlama ve  icrasında da sadece terör unsurları hedef alınmakta olup sivil halkın zarar  görmemesi için gereken her türlü tedbir alınmaktadır. Biz bu hassasiyeti  gösterirken, terör örgütü sivillere saldırmaktadır. Ülkemizde 20'den fazla  sivilimiz terör örgütünün 700'den fazla havan ve roket saldırılarıyla şehit oldu.  Çok sayıda da yaralımız var. Ne acı ki terörle mücadelemize demediğini  bırakmayanlar, terör örgütünün vatandaşlarımızı katletmesine sessiz kalmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın da belirttiği üzere, Münbiç'ten Irak sınırına  kadar oluşturacağımız batıdan doğuya 444 kilometre ve kuzeyden güneye 32  kilometrelik güvenli bölgede en az 2 milyon Suriyeli'nin evine dönmesini  sağlayacağız. Türkiye'nin harekat alanının demografisini değiştirmek gibi bir  amacı yoktur. Bu konuda bir kara propaganda var. Tersine, harekatımız PYD/YPG  tarafından yerlerinden edilen Arap, Kürt, Türkmen ve Hıristiyan Suriyelinin geri  dönüşlerinin önünü açacaktır. Demografik yapıyı da bu şekilde sağlamış olacağız.  DEAŞ terörüne karşı bir başka terör örgütüyle mücadele etme hatasını ısrarla  sürdüren, PYD/YPG'nin DEAŞ'lı tutukluları çıkarları doğrultusunda serbest  bırakmasına göz yuman ve kendi vatandaşı olan yabancı terörist savaşçıları dahi  ülkelerine geri almaktan kaçınan ülkelerin, DEAŞ'a karşı mücadele konusunda  ülkemize ders verme hakkı yoktur."

"DEAŞ'LI TUTUKLULAR ÖNEM ARZEDİYOR"

DEAŞ tutuklularının durumunun büyük önem arz ettiğine dikkati çeken  Çavuşoğlu, çok sayıda Türk vatandaşını öldüren DEAŞ terörünün hortlamasına asla  izin vermeyeceklerinin altını çizdi.

"Tüm yabancı terörist savaşçıların vatandaşı bulundukları ülkelere  geri gönderilmesi en köklü çözümdür." diyen Çavuşoğlu, "Ama almazlarsa biz kendi  tedbirlerimizi alacağız. Burada bizim sorumluluğumuz harekat alanındaki  DEAŞ'lılarla sınırlıdır. Suriye'nin güneyindeki veya başka yerlerindeki  DEAŞ'lılar veya YPG'nin serbest bıraktığı DEAŞ'lılardan sorumlu olamayız. Bu işin  insani boyutu da var. Özellikle DEAŞ'lıların bıraktığı kadın ve çocuklar ne  olacak? Onların ülkelerine gitmesi ve rehabilite edilmesi konusunda da  uluslararası örgütler ve ülkelerle de çalışma sürdürüyoruz." değerlendirmesinde  bulundu.

Türkiye'nin sahadaki mücadelesini kararlılıkla sürdürürken ABD ile  ilişkilerde de kritik bir aşamaya gelindiğine işaret eden Çavuşoğlu, şöyle  konuştu:

"Sayın Cumhurbaşkanımız ile ABD Başkanı Donald Trump arasında Suriye  bağlamında varılan ortak anlayışa rağmen aralarında kongre üyelerinin de  bulunduğu ABD'li bazı yetkililerin zamanın sınavından geçmiş ittifak ilişkimizi  adeta yok sayarak geçici ve taktiksel dedikleri gayrimeşru bir ortaklıktan bir  türlü kopamadıklarını üzüntüyle müşahede ediyoruz. ABD Başkanı Trump'ın  harekatımızla ilgili yoğun dezenformasyon kampanyasının etkisinde kaldığını ve  artan iç siyasi baskı karşısında ülkemize karşı bazı adımlar attığını görüyoruz.  ABD yönetimi ve kongresinin bu talihsiz tutumundan bir an evvel dönmelerini  bekliyor, bu yöndeki çabalarımızı sürdürüyoruz. Türk-ABD ilişkilerinin korunması  ve ilişkilerimize daha fazla zarar verebilecek adımlardan kaçınılması gerektiğini  ABD yönetimine ve kongreye izah etmeye devam ediyoruz."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Trump'la kendisinin  de ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’yla sürekli telefonda görüştüğünü anlatan  Çavuşoğlu, "ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien bugün ülkemize geliyor.  Yarın da ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo gelecek.  Görüşmelerde milletin kararlığını ileteceğiz." dedi.

ABD'nin tek taraflı yaptırım politikaları ve kararlarıyla ilgili  duruşlarının net olduğunun altını çizen Çavuşoğlu, "Varoluşsal milli güvenlik  menfaatlerimizin korunması söz konusu iken diğer bütün mülahazalar teferruattır.  Böyle bir zamanda nereden gelirse gelsin hiçbir yaptırım veya tehdit kabul  edilemez, kararlılığımızı etkilemez. Söz konusu yaptırımlara karşılılık  çerçevesinde gerekli cevabı vererek adımlarımızı atacağız." ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu, teröre karşı bir harekat başlattıklarını tekrarlayarak bu  harekata destek veren bütün siyasi partilere teşekkür etti.

Bakan Çavuşoğlu, neyle mücadele ettiklerini bildiklerini, yüce  Meclisin de bu amaç için mücadele ettiğini bildiklerini belirterek, TBMM Genel  Kurulunu bilgilendirmeye her zaman hazır olduklarını söyledi.

Çavuşoğlu, konuyla ilgili çaba sarfeden TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD ve  sendikalar gibi sivil toplum örgütlerine de her türlü desteği verdiklerin  kaydetti. Çavuşoğlu, sahadaki kazanımların kaybedilmemesi için Meclisle birlikte  çalışmayı sürdüreceklerini ifade etti.