Gazetevatan.com » Yazarlar » 1930’lu yıllar geri döndü...

1930’lu yıllar geri döndü...

13 Ekim 2013 Pazar

İstanbul'a beklenen hareket geldi.


Bu defa şanslıyım evime yakın. Alana konumlanan İstanbul Fashion Week'te trafiksiz seyre dalıyorum. Dünyanın en güzel moda haftasını biz yaşamış olabiliriz; tabii ki Avrupa'da dururken Asya'yı seyre dalmaktan bahsediyorum. Yoğun emekler, onca ekip saç ve makyaj, styling derken her şey sadece mükemmel bir 15 dakika için. Tuvana Büyükçınar Demir'in fitting yani defile öncesi provasına koşarak yetişiyorum. Geçen Fashion Week'in de star isimlerinden olan Tuvana'nın son dönem koleksiyonları muhteşem. Oğlu Aslan da ona kocaman güç ve ilham veriyor ki aslanlar gibi çıkıyor yaptığı işin içinden. Styling Hakan Öztürk tüm zevkini konuşturmuş podyumda. Didem Soydan ve Çağla Şikel uçuşuyor. Flörtçü ve yaramaz bir o kadar da mesafeli duran görüntüler Hakan'ın ve Tuvana'nın marifeti! Tuvana'yı en yoğun ve koşturmalı gününde o kadar sakin görüyorum ki! Zaten gerisi su gibi geliyor. Uğurkan Erez'in kareografisinde dolu dolu bir şovda naif, kırılgan ipekler, inciler derken bir de İbrahim Zengin'in yaptığı saçlar eklenince ortaya daha fazla izlemek istediğin görsel bir şölen çıkıyor. Tekrar tebrikler Tuvanam...

Geçen İstanbul Fashion Week'in star tasarımcısı olarak geçen sezondan bu sezona koleksiyonda neler değişti?

Ben trendlerden etkilenmektense yaşadığım hayatı biriktirmeyi çok seviyorum koleksiyonlarımda. Bugüne kadar zaten kendine has bir çizgisi olan, kendi ayaklarının üzerinde duran, kuvvetli ve maskülen, minimal ama yine de kapıdan girdiği anda fark yaratan bir kadını işliyorduk. Belki benim de duruşum bu yöndeydi. Ancak oğlum Aslan’ın büyümesi, hayatımda yeni duygusallıkların yaşanması beni daha hayalperest olmaya itti diyebilirim. Zaten her zaman hayalperestliğe yer veren bir tasarımcıydım. Sonuçta ben defilelerimle ilgili her zaman ekibime danışarak ilerlemeyi tercih ettiğim için, başta kreatif direktörüm, bugüne kadar da her dönem bizden biri olan Merve Kırşan’la kurguladığımız hayal, bu sene sevgili Hakan Öztürk’le yeşerdi. Yüzlerce trendin arasından sıyrılarak, modaya damgasını vuran ve eskimeyen 20’li, 30’lu, 40’lı yıllarda ilerlemeye karar verdik. Her sene, fütüristik olsun, minimal olsun, maskülen olsun, yenilenen bambaşka çizgilere rağmen 20’li, 30’lu, 40’lı yılların hükümdarlığının hiçbir zaman eksilmediği, aksine filmlere, edebiyata, şarkılara, video kliplere damgasını vurduğunu gözlemleyebildiğimiz konusunda da fikir birliğine vardık.

Daha hayalperest oldum

20'ler 30'lar biraz 40lar! Bu dönemlerden alıp veremediğin nedir?

Üç sezondur bu yılları işliyorum çünkü gerek yaşam tarzım, gerek yaşadığım hayatta geldiğim yolculuğun bu durağında gördüğüm şey siyahla beyazın etkisinin, art deco çizgisinin, art deconun asaleti ama aynı zamanda içinde barındırdığı yalın zenginliğin evimdeki ve ofisimdeki dekorasyon da dahil olmak üzere hayatımın her yanına yansıdığını fark ettim.

Bu yılki tasarımların farkı ne?

İki sezondur işlediğim kuvvetli ve maskülen çizginin, bu defa hayalperest, daha da spesifik olursam o yılların hayalini kuran bir kadına dönüşmesini istedik. Bu defilenin podyumda alıştığımız sert bakışlı, güzel yürüyen kadınlar yerine anını yaşayan, hayattan keyif alan, giydiklerinin içinde kendini çok mutlu hisseden, lüks hisseden, lüksü giyen kadınlar sergilemek istedik. Dolayısıyla bugüne kadar kumaş yelpazesinde kullandığımız deriler, krepler ve işleme teknikleri, bu sefer Great Gatsby filminin de bu seneye damga vurmasıyla, bizi iyice o dönemle ilgili hayal kurmaya itti. Böylelikle bu materyallerin yerini swarovskiler, ipek satenler, ipek şifonlar ve ipek krepler aldı. Derinin kuvvetinin, krepin sert duruşunun yanı sıra, uçuşan, krema duygusu hissettiren, adeta sabun köpüğü tadında, podyumda dans ederek, zevk alarak yürüyen, mutlu ve gülen kadınlarla perdemizi açtık.

Bugün üzerimde tam 10 kiloluk bir ceket vardı. Swarowski kristal taşlarla örülmüş bu ceketin hikayesi?

Defilemizde misinayla el örgüsü tekniği kullanılarak işlenen ve işlemeleri birer ay süren iki parça vardı. Bir tanesi Çağla’nın giydiği bal rengi 12 kiloluk swarovski elbise, diğeri de Maja’nın giydiği 10 kiloluk bu swarovski ceketti. Bu parçalar koleksiyonun ilk çıkış noktaları oldukları için benim için başından beri çok özellerdi. Çok şeffaf ama aynı zamanda çok güçlü olması, ve de aynı zamanda romantizm sergilemesi gerekiyordu başlangıcın. Dolayısıyla en doğru iki parçayla başlamış olduk ve kalanı daha sonradan şekil aldı.

Çıkış noktası mı oldu?

Evet. Yeri gelmişken söylemek isterim ki, tüm defilede swarovski kristal kullandık ancak, benim defilenin final pozunda giymiş olduğum etek kombini de Swarovski’nin sponsorluğundaki final kıyafetimiz olarak bizzat bu markayı temsil etti.

Tuvanam 2014 yaz kadını nasıl olacak?

Tamamıyla son defilemizdeki romantik siluetin devamı şeklinde olacak. Ancak unutulmaması gereken bir şey var ki, Tuvanam markasının yanı sıra bir de Tutti kadını var. Tutti kadını da tamamıyla benim gençliğim. Ben profesyonel hayatla 16 yalında tanıştım, o yaşlarda bir kadının hayatının en kuvvetli, en cesur, en çılgın dönemlerini yaşadığı ve aslında alacağı kararlarla ilgili ne kadar sorumluluk sahibi olması gerektiğini öğrendiğim yaşlardı. Dolayısıyla sokak modası konusunda 16-20 yaş arası gençlik benim en büyük ilham kaynağım oluyor.