Avrupa'nın en büyüleyici kaleleri 27 Temmuz, 10:20'de eklendi

Dünyanın en güzel kale ve şatoları, mimarilerinin yanı sıra, kuruldukları yerler ile de masal kitaplarından çıkmış gibiler. Sizin için İspanya'dan Danimarka'ya Avrupa’nın en destansı kale ve şatolarını listeledik.

1. Bran Kalesi, Romanya
Hakkındaki vampir efsaneleri yetmezmiş gibi, kızıl kiremit çatıları ve etrafındaki korkutucu orman Bran Kalesi’ne daha da esrarengiz bir hava katıyor. Kont Drakula’nın yaşadığı yer olarak bilinen Transilvanya bölgesindeki bu ortaçağ döneminden kalma kale, ünvanı sayesinde turistlerin gözdesi. Hikayedeki karakterin aslında başka bir şatoda yaşadığı söylense de, herkes hala buraya “Drakula’nin Kalesi” demekte ısrar ediyor. Tabi bu da demek oluyor ki ürpermeden, korkmadan bu gizemi tadabilirsiniz!
2. Eilean Donan Kalesi, İskoçya
Nispeten küçük olmasına rağmen, Eilean Donan birçok kartpostalın yıldızı ve İskoçya’yı ziyaret eden turistlerin fotoğrafını çekmeye can attığı bir yapı. Ufak bir adacığın üzerine kurulu olan bu kale karaya taş bir köprü ile bağlı. Bu köprü, Loch Duich’in suları yükseldiğinde göl ile aynı hizaya gelip, ayna gibi bir görüntü sunuyor. En son 20. yüzyılın başlarında MacRae kabilesi tarafından restore edilen Eilean Donan, Cesur Yürek filminde de rol oyamış.
 
3.
Alcazar de Segovia (Segovia Kalesi), İspanya
 
Bazı diğer Avrupa ülkeleri kadar çok kalesi olmasa da, İspanya’dakiler gerçekten efsanevi yerler. Bunlardan bir tanesi, bir tepenin üzerinde heybetle bölgeye yukarıdan bakan Alcazar de Segovia. Ziyaret ettiğinizde neden ortaçağlarda Kastilya krallarının gözdesi olduğunu anlamanız işten değil. Kaledeki taht odasını da mutlaka görmeniz gerekiyor.
 
4. Chillon Şatosu, İsviçre
Leman Gölü’nün nefes kesen kıyılarında kurulu Chillon Kalesi’nin tarihi Tunç Devri’ne kadar dayanıyor. On nesil boyu birçok soylu ve kraliyet ailesinin evi olan bu şato, İngiliz şair Lord Byron’a da görüntüsü ile ilham kaynağı olmuş. Montrö’ye 3 kilometre uzaklıktaki bu şatoya gitmek, adeta zamanda yolculuk yapmak gibi.
5.
Neuschwanstein Şatosu, Almanya
 
Almanca’daki anlamı “Yeni Kuğu Taşı” olan Neuschwanstein Disney’in Uyuyan Güzel filmindeki şatoya ilham vermiş. Kısacası gerçek anlamda bir masal şatosu burası. Oysa ki bu şaheseri yaptıran ve “Deli Kral” olarak bilinen II. Ludwig, daha karanlık bir öyküye sahip. Ortaçağ esintileri taşısa da kale 19. yüzyılda inşa edilmiş ve Neoroman ile Gotik akımlarının sentezi bir mimariye sahip. Etrafındaki dağlara ve göllere uyum sağlamış kuleleri ve beyaz duvarlarıyla Neuschwanstein Şatosu, Münih şehrindeyseniz mutlaka gitmeniz gereken bir yer. Hatta tarih ve mimari tutkunuysanız, nerede olursanız olun uğranması gereken bir yer!
 
6. Trakai Kalesi, Litvanya
Nedense suyun üzerine kurulu kaleler insanı hayallere daldırıp götürüyor. Trakai Kalesi de bunların en güzel örneklerinden biri. Bu kale bir ormanın içerisindeki bir gölün üzerine kurulu. 15. yüzyılda kırmızı renkte yeniden inşa edilmiş olan bu kale, asırlardır savaşların ve zor zamanların etkisiyle bakımsız kalsa da, geçtiğimiz yüzyılda sonunda orijinal haline restore edilip, eski ihtişamına kavuşmuş. Ne güzel bir mutlu son, değil mi?
7. Egeskov Şatosu, Danimarka
Egeskov, Avrupa’nın Rönesans döneminden bu yana en titizlikle korunmuş, en özüne sadık kalmış şatosu ve kıtanın incilerinden bir tanesi. İçi de dışı da rüya gibi olan bu şato, bir gölün kıyısına kurulu. Efsaneye göre, temelini atmak için bir koca orman çınar ağacı kesilmesi gerekmiş. Belki de bu yüzden adı Danca’da “Bin Çınar“ anlamına geliyor. Bu güzeller güzeli şato, her daim bir fotoğrafçının kamerasına poz veriyormuş gibi bir izlenim yaratıyor.
8. Castillo de Belmonte, İspanya
İspanya Belmonte kentinin hudutlarında, San Kristobal tepesinin üzerinde duran bu güçlü kale, bölge üzerinde adeta hükümdarlığını kurmuş. Castillo de Belmonte’nin en belirgin özelliği, 15. yüzyıldan bu yana neredeyse hiç değişmemiş, çok az hasar almış olması. Sağlam ve kudretli bir kale görmek istiyorsanız, burayı listenize eklemelisiniz.
9. Bodiam Kalesi, İngiltere
Hani hikayelerde şato ve kalelerden bahsedilirken hep etraflarındaki derin, timsah kaynayan hendeklerden söz edilir ya? Bodiam Kalesi’nin fotoğraflarına baktığınızda öyle bir yer hayal edeceksiniz. Yapı olarak sade, dört köşeli bir mimarisi olsa da güçlü ve düşmanlara geçit vermeyecek özellikte bir kale. Birçok kalenin kaderinde olduğu gibi, burası da uzun bir süre terk edilmiş, ta ki Lord Curzon tarafından restore edilip 1926’da devlet korumasına alınıncaya kadar.
 
10. Lichtenstein Şatosu, Almanya
Stuttgart şehrinin yakınlarındaki Lichtenstein Şatosu, Svabya Alpleri’nde göz kamaştırıcı bir mevkide bulunıyor. Geçmişi 13. yüzyıla dayanıyor, fakat şu andaki neogotik romantik stilindeki şato 19. yüzyılda inşa edildi. Peri masalı izlenimi veren Lichtenstein Şatosu, ismini William Hauff’un Lichtenstein adlı romanından alıyor. Ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, burası özellikle bahar aylarında bir başka güzelliğe bürünüyor.
 
11. Chenonceau Şatosu, Fransa
Loire Vadisi dünyanın şato açısından en zengin yerlerinden bir tanesi. Bu kadar güzel, ihtişamlı ve tabi ki şatafatlı bina birbiriyle yarış halindeyken seçim yapmak zor. Biz tercihimizi Chenonceau Şatosu’ndan yana yaptık. 16. yüzyılda dönemin mimari stilinde bir saray olarak yeniden tasarlanan Chenonceau Şatosu’nun orijinal yapısından geriye sadece Marques Kulesi kalmış. “Kadınlar Kalesi” olarak anılan şato, bu unvanı orada yaşamış Diane Poitiers, Bouillon düşesi Louise ve Caterina de Medici gibi birçok soyludan alıyor.
12. Ashford Kalesi, İrlanda
Doğal güzelliği ile Zümrüt Ada lakabını almış İrlanda, mimari şaheserleriyle de insanı kendine hayran bırakıyor. Bunlardan bir tanesi de kesinlikle Mayo ve Galway sınırındaki Ashford Kalesi. Orta çağlarda bir kale olarak inşa edilen kale, zaman içerisinde git gide bir saraya dönüşmüş. 1852’den başlayarak yaklaşık bir yüzyıl bira zengini Guinness ailesinin mülkü olan Ashford Kalesi, günümüzde 5 yıldızlı bir otele dönüştürülmüş. Hiç bir şatoda yaşamayı hayal ettiniz mi? İşte size mükemmel bir şans!
13. Hohenwerfen Kalesi, Avusturya
Tepeyi tırmanıp Hohenwerfen Kalesi’ne ulaşıp Salzburg’u yukarıdan gören manzarasıyla karşılaştığınızda, kendinizi bir imparator gibi hissetmeniz kaçınılmaz. Salzach Nehri’nin yakınlarındaki bu devasa kale ilk olarak 11. yüyzyılda bir savunma mevkii olarak tasarlanmış. Etrafını çeviren Alp Dağları geçit vermeyen bir duvar oluşturuyor. Bu denli güvenli bir yer olduğundan, bir hapishane olarak da kullanılmış. İşkence odaları ziyarete açık ve o dönem hakkında bilgi veriyor.