Aşkın 6 zamanı

FÜSUN SAKA / fsaka@gazetevatan.com |  26 Şubat 2017 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 26 02 2017 - 2:30

Aşkı hepimiz hayata bakışımızla doğru orantılı yaşıyoruz. Ama yaşımız pek çok şeyi değiştiriyor. 20 ile 70 yaş kadınları aşkı anlattı...


Aşktan bahsederken akan sular duruyor. Çünkü kim ne derse desin insanın diğer yarısının tamamlandığını hissettiği bir duygu aşk. Üstelik her yaşta karşımıza çıkabiliyor. Peki ama aşkı bu kadar vazgeçilmez kılan, duyguları böylesine yukarılara çıkartan ve hatta insanın dengesini kaybetmesine neden olan aşkı oluşturan şey aynı zamanda karşı tarafta kendimizi görmemiz olabilir mi?

O yüzden tek taraflı belki. Kendimizle ilgili ne görmek, ne hissetmek istiyorsak onu karşımızdakinde vücut buldurup mutlu olmaya çalışmak hali. Bir sanrı ya da her neyse... Temelinde üreme içgüdüsüyle yaşanan akıl tutulması. Aklın kendini dışladığı bu hali 20 ile 70 yaş arasındaki kadınlar anlattı. Onlara göre aşk kendi yaşlarından baktığımızda neyi içeriyor baktık.

Eylül

Müzisyen / 24 yaşında

Aşk insanı sıradan olmaktan çıkarıp kendini özel biri gibi hissettiriyor

İngiltere'de felsefe okudu. Ocak ayında çıkan kalkgit single’ı ile tanıdık onu. Eylül aşkı şöyle anlatıyor: “ İlki 13 yaşımda olmak üzere iki kere aşık oldum. Aşk bana, hoşumuza giden bir dikkat dağıtma gibi geliyor. Hayat hep akarken ve biz onun parçası olarak sıradan yürürken o duygu sıradanlıktan çıkarıyor bizi. Dünyanın en özel insanına karşı en özel duyguları besliyor gibi hissediyorsun, bu da kendini özel hissettiriyor. ‘Kimse seni benim kadar sevmedi, sevemez’ mesajlı şarkı şiir dolu ortalık, demek ki aşık olduğunda karşındaki kadar kendini de özel görüyorsun - bencilce yani. Benim için çok kıymetli olmasının en önemli sebebi sanırım şarkılarımı aşk sayesinde yazmış olmam. Kötüsü çok kötü, iyisi çok iyi...

Kalp kırılır...

Terk edilmek çok acıtır. Ama haliyle sanatı çok besler… Aşk şarkıları genelde olumsuz duyguları anlatır ya. Kendi özelimde de mutlu olduğum için yaptığım tek şarkım var. Bir sorun olmadıkça, bu konuyla ilgili üretmekten ziyade o duyguyu yaşamak istiyor insan. Acıtan şeyler insana farklı taraflarını öğretiyor. Ben sakin ve sorun çıkarmayan biriyim hayatta. Ama birtakım konular var; aşk bunlardan biri. O zaman çok kuvvetli şeyler çıkıyor içimden. O yüzden müziğe yöneldim. 13 yaşımda aşık oldum, ilk şarkımı da o zaman yaptım zaten.”

Cinsellik

Bu düşünüp de karar verilebilecek bir şey değil. Eğer sağlıklı, karşılıklı saygıya dayanan bir beraberlik varsa, cinselliğin bunun bir parçası olup olmayacağına organik bir şekilde karar veriyorsun. Cinsellik bir tarafın aldığı diğer tarafın verdiği bir şey değil, çift taraflı bir şey. Fiziksel hazdan ziyade beraber olduğun insana daha da yakın olmak gibi. Senelerce beraber olup da hiç cinsellik yaşamamış bir çifti yadırgamam. Benim şahsi fikrim, aşk ve cinselliğin beraber gittiği yönünde ama her ilişkinin ve her aşkın kendi dinamikleri vardır.

Evliliğe sıcak bakmıyorum

“Büyük konuşmak gibi olmasın. İki insan aşkını devlete niye onaylatsın ki? O sebeple çok yakın bakmıyorum. Ama gelenek-görenek hali de var toplumun. Sevdiğin insanla beraber yaşamak istemek çok normal. Bunu yapmak için rahat etmenin koşulu evlilikse evlenilsin… Aşkın veya ilişkinin bir gereksinimi gibi geliyorsa da evlenilsin, çünkü insanlar duygularını ne şekilde yaşamak istiyorsa o şekilde yaşayarak mutlu olabilir. Ama ben şahsen evlilik meselesine kendi özelimde yakın değilim diyebilirim.”

Dengelerimizi bozabilecek güçte

“Aşk kişinin dengesini bozar. Normalde davranmadığı gibi davranmasına sebep olur. Önceliklerini değiştirir, daha önceden önemsediği konular önemsiz, umursamadığı şeyler ise önemli gelmeye başlar.

Aşk çok kuvvetli bir duygu ama bir yandan da geçici olduğunu biliyoruz. Bu kadar yoğun bir duygu sürdürülebilir olamaz. Büyük kararları başka şeyleri gözeterek vermeye çalışıyorum ki ilerde ‘ Ben böyle hissediyordum, bu kararı verdim lanet olsun!’ demeyip yaşadığım aşkı iyi hatırlayayım.”

Arzum Uzun

Yazar / 32 yaşında

Flört yöntemim değişti artık çabuk sevgili olmuyor süreci uzatıyorum

“ 30’undan sonra sadece hayata değil, aşka, ilişkilere bakış açın da değişiyor. 20’lerimde eyvallah dediğim hiçbir şeye bugün tahammülüm yok. Çok daha kolay kestirip atıyor, vazgeçebiliyorum. Duygusal olarak karşılığını almadığım hiçbir şeyi vermiyorum. Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorum. Kırmızı çizgilerim var artık. Yanıma yaklaşıldığında pençelerim çıkıyor. Bana kendimi “sıradan” hissettiren hiçbir erkeği yanıma yaklaştırmıyorum. Sözlere değil davranışlara bakıyorum. İnsan çok kolay iltifat eder, asıl hislerimizi davranışlarımız belirler. Nezaketen kimseyi idare etmiyorum. Tüm kartlarımı açık oynuyor, istediklerimi en baştan söylüyorum. Stratejik olarak çok yanlış görünebilir. Ancak kimseyi kandıracak halim yok. İnsanlara en baştan en kötü yüzümü gösteriyorum ki, iyi yüzümü hak etsinler. Sınırlarını zorluyorum, hata yapmaları için bekliyorum, yaptıkları hatalarda verdikleri tepkileri gözlemliyorum. Flört yöntemimi değiştirdim. Eskiden çat diye sevgili olurdum. Artık karar vermeden önce uzun bir flört dönemi geçirip karşımdakini daha iyi tanımayı deniyorum. Eskiden şekle çok takılırdım… Hala yakışıklı erkeklere zaafım var. Yazarım ben… Güzellikle besleniyorum. Artık güzelliğin aşka ilişkiye yeteceğine inanmıyorum. Ahmaklığa tahammülüm yok. Duygularımın sorumluluğunu tek başıma alıyorum. Kaybetmek beni eskisi kadar hırslandırmıyor. İnsan duygularının hırslarla alakalı olmadığını öğrendim. Kalbimle, duygularımla oyuna girmiyorum. Kalple oyun olmaz. Bir erkeğin sevdiği, istediği kadın için tüm çabayı sarf edeceğine eminim. Gerekli çabayı sarf etmeyenlerin korkak, kaçak duygularına ev sahipliği yapmıyorum. Öfkelenmiyorum artık. Kavga etmiyorum. Sadece küçük flörtöz tartışmalara yer var hayatımda. Beni gerecek, üzecek durumlara girmemeye özen gösteriyorum. Hayatla kavgam hafifledi. Hayatla dans ediyorum. Karşımda doğru figürleri sergilemeyi becerenlere bir şans veriyor, beceremeyenleri eleyip yoluma devam ediyorum. Hala sevdiğim insanları çok kıskanıyorum. İlişki sırasında kıskanç, sonrasında umursamaz oluyorum. Yapma dediğim şeyi inatla yapan birini aşkından ölsem terk edip gidiyorum.

Nilay Ulusoy

Öğretim üyesi / 40 yaşında

40 yaşında aşık olduğumuz kişiden  beklediğimiz en önemli şey özgürlük

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nde Doçent.

“40'lı yaşlarda aşkın eşlerin özgürlüğü çerçevesinde geliştiğini düşünüyorum. Artık seçtiğimiz mesleklerde belli amaçlara ulaşmış, başarılar kazanmış olmanın verdiği huzur ve kendinden emin olma durumu var. Bunun ötesinde ise hala gelecekten bazı şeyler umut etmek ve yeni başarılar için yola çıkmak isteyecek kadar da genciz. Bu durum aşk hayatımıza da yansıyor. Artık, "evlenebilecek miyim?", "çocuğum olacak mı?" ya da "kiminle evleneceğim?" gibi sorular sormuyoruz. Medeni durumumuzdan daha çok neyi istediğimizin, neyi hak ettiğimizin farkında ve peşindeyiz. Evet hala romantik komedi filmleri izlemeyi seviyor ve aşkın bizi bulutlara uçurduğu rüyalar görmekten de hoşlanıyoruz. Gerçek hayatta ise aşık olduğumuz kişiden onu sevmemize neden olan bütün özelliklerinin yanı sıra en çok beklediğimiz şey "özgürlük". Bir ilişkide her bireyin eşine duyduğu güven ve saygı, adı üstünde onu "eşi" olarak görmesi; 40'lı yaşlarda yaşanan ilişkide özgürlüğü sağlayan unsur oluyor. 40 senelik hayat deneyimlerini biriktirerek getirmiş iki kişinin bir ilişkiye aynı oranda katacağı değer o ilişkiyi zenginleştirir. 40'lı yaşlarda özgürlük ve eşitliğin sağlanamadığı ilişkilere başlamamak ya da kısa sürede bitirmek tecrübesine sahip olmamız ise çok kıymetli. Bir de artık yaptığımız hatalardan daha az yara alıyor, sorumluluğu kabul ettiğimiz için de daha az pişmanlık duyuyoruz.

Nilgün Belgün

Tiyatrocu / 64 yaşında

Aşık olmak için biyolojik yaş değil ama ruh yaşı kesinlikle önemli...

“Kaç yaşında olursan aşk her zaman var ve aşkın yaşı asla yok. Yeter ki sen hisset. Benim biyolojik yaşım 64 ama ruhum çok genç. Bence aşkın yaşı yok ama ruhunun yaşı önemli. Hayata aşkla akla bakıyor musun mesela? 40 yaşında olursun da ruh  yaşın çok genç değildir. Ben her yaşta aşka önem veren kadınım, benim için aşk önemli, derinliği olan bir şey bu ve asla tek gecelik değil. Bu derinliğe insanın her yaşta ihtiyacı var. Aşk anlatılmaz yaşanan bir şeydir.

Hayatta en önemli şey karşıya verdiğin enerjidir. Karşı cinsin sana aşık olma potansiyeli senin enerjinle ilgilidir çünkü o karşı tarafa da geçer. Aşk duygusu kendi ruhunla, hayata nasıl baktığınla ilgili. Aşk beni hep buldu. Bu karşı tarafla ilgili değil. Bu tamamen bir kadının ruhu ile ilgili. Ruhu açmak lazım. Benim böyle bir ruhum var. Bedenimi çok seviyorum her yaşımı ve insanları seviyorum. Doğayı seviyorum. Benim içim sevgi ve aşkla yoğrulmuş durumda. Aşk senin 20 yaşındaki ruhunla da ilgili. Sen elini eteğini çekebilirsin ve o zaman yaşamazsın. Hayat seçimlerden ibarettir.”

Nur Başnur

Yönetici / 54 yaşında

“Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa” diyor ozan

NPR Halkla İlişkiler İletişim AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı

20'li yaşlarımda Ece Ayhan'ın Yort Savul'unda yer alan "Aşk örgütlenmektir; bir düşünün abiler" dizesi aşk anlayışımı belirlemişti. O, şu anlama geliyordu benim için: Biriyle aşk yaşıyorsan aynı zamanda onunla gizli bir örgütün de üyesisindir. Sonra yaşadıkça aşkın örgütlenmeyle ilgili olmadığını gördüm. Eğer öyle olsaydı; sürekli bu örgütü bozan, çıkmak isteyen, başka bir örgüte dahil olmak isteyen taraf  olmazdı. Bugün geldiğim noktada aşk denen şeyin maşukla değil de aşıkla ilgili, tek taraflı bir şey olduğunu düşünüyorum. Karşılıksız aşktan değil, yürüyen bir ilişkiden bahsediyorum. Aşk öyle tek taraflı ki ve öylesine maşukla ilgisi yok ki aksi olsaydı aşık da maşukta senin gördüğünü görebilirdi. Öyle bir şey yok. Hatta maşuk bile senin onda gördüğün şeyin farkında değil. Dolayısıyla Ece Ayhan'la başlayan aşk anlayışım, Aşık Veysel'in "Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa" noktasına geldi. Erkekte de kadında da böyle tecelli ettiğini düşünüyorum.

Aşk şimdi bana ne yaptırabilir?

Aşkı hiç uçlarda hissetmedim. Hiçbir erkekle ilişkiyi, aşkı çok yukarılarda yaşamadım. Bir sanrı mı aşk diye düşünüyorum bazen. Çünkü karşındaki x kişisinde bir başkasının göremeyeceği, ispat edemeyeceğin bir gerçeği görüyorsun. Onu gerçek sayıyorsun... Bizim yaş grubumuzda aşık olmakla aşka teslim olmak arasında bir paralellik kuruluyor. Tasavvuf ve suf-i anlayışın bir tezahürü bu belki. Buna zaman zaman katılıyorum çünkü aslında teslimiyette bağlanmışlıktan ziyade bir özgürlük var ve bu aşk duygusunu besliyor. Mesela ben o yüzden hayatımda hiç aşık olmadım duygusu yaşıyorum. Hiçbir ilişkide teslim olamadım ama öğrenmeye çalışıyorum. Teslimiyet yoksa aşk yok. Teslimiyet egodan arınmak demek. Ama üstüme bas geç demek değil bu. Varlığın en üst noktası, bu hiçlik. Ben hiç hayatımda böyle seven, sevilen birini tanımıyorum. Ben de olamadım böyle.

Aslında bizim adına aşk dediğimiz şey, çok yukarıdan, resme üstten baktığında, kadın-erkek arasındaki cinsel aşktan başka bir şey değil, o cinsel aşk denen şeyin en özünde ise üreme içgüdüsü var.

Nebahat Çehre

Oyuncu / 73 yaşında

Her şey gençlikte yaşanıyor en son 50 yaşımda aşık oldum

“Ben zaten duygu yoğunluğu olan bir kadınım öyle yaşadım bugüne kadar. Hep hissettiğim saygı duyduğum insanlarla oldum. Evliliklerim de beraberliklerim de öyle ama 1993’te bu defteri kapadım. Aslında insanların yaşlandıkça insana ihtiyacı var ama olmadı. Yakın arkadaşlarım ‘sen çevrene bakmıyorsun’ diyor ben de karşıma çıkmadı diyorum. Bir erkek olsun diye istemem ama aşk sevmek paylaşmak benim için ve dünyanın en güzel şeyi ve hayata güzel bakmayı güzel görmeyi hatırlatıyor.  Ben aşık gençleri görüyorum. Onların duygularından birlikteliklerinden keyif alıyorum. Kendilerini bu duygudan mahrum bırakmasınlar. Her şey gençken oluyor. Belirli bir süreden sonra ise mantık devreye giriyor. En son aşık olduğumu hissettiğimde 50 yaşıma yakındım.”

ETİKETLER

Yorum Yazın
Gönder
Yorumlar
    Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...