Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir sinir krizi, kareli pijama ve adalet

Bir sinir krizi, kareli pijama ve adalet

21 Haziran 2016 Salı

"Sıradaki acı, çekmeyi bilenlere gelsin."


Bundan on yıl kadar önceydi. Bir dergide bir maaşa dört bölümün editörlüğünü yapıyordum. Berbat bir uyku düzenim, harabe arkadaşlarım, rezalet bir ilişkim vardı. Hayatımı birine bedelsiz satıp kırsala yerleşecek cesaretim de yoktu üstelik. Çok gençtim. İnsan o kadar gençken vazgeçmeyi kendine yediremiyor.

Bir gece telefonda erkek arkadaşımla tartışıp evden fırladım. Üzerimde sade bir kareli pijama ve palto. Paltonun cebinde 20 lira. Ne kimlik ne telefon. Ağlayarak deli gibi dolaşıyorum sokaklarda.

Şişli Camii'nin önünde durup nereye gideceğimi düşündüğümü hatırlıyorum. Dışarıda hava buz. Deli gibi kar yağıyor. Ben ağlıyorum. Neye ağladığımdan emin değilim yine. Muhtemelen her şeye ağlıyorum.

Ailemi "ben kendi hayatımı yaşayacağım kendi ayaklarımın üzerinde duracağım, ben Arzum Uzun olacağım" diye terk edişimin üzerinden dört sene geçmiş. Geri dönmek ihtimal dahilinde değil. R'ye takmam imkansız. Peki nereye gideceğim? Hiçbir şey hayal ettiğim gibi olmamış. Hayatım büyük bir fiyaskoya benziyor. Ve ben, yağan karın altında kibritçi kız kadar çaresizim. Üstelik cebimde son bir kutu kibritim bile yok. Bir araba çarpsa ölsem, kimliğimi tespit edemeyecekler. En çok da bu kimsesizlik hissi koyuyor bana. Düşündükçe daha çok ağlıyorum.

Ağlamaktan ölecek gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? O gece tam da öyle hissediyorum işte. Ağlayarak ölsem, kimsenin umurunda olmadığımı düşünüp daha çok ağlıyorum.

En sonunda geçen bir taksiyi durduruyorum. Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Beşiktaş'ta oturan bir arkadaşımın kapısına dayanıyorum. O saatte başka kimse ayakta değil.

Elime bir şişe bira veriyorlar. Ben bira içmem. İçiyorum. Daha çok ağlıyorum. "Şu hayatta diyorum" elimde tuttuğum bira şişesini sallayarak, "Bugüne kadar hep üçün birini aldım! Bundan sonra böyle yaşamayacağım!" Halime bakıp gülüyorlar. Hepsi benden yaşça büyük. Hayata yetişmek için duyduğum bu aceleyi anlamlandıramıyorlar. Oysa ben çocukluğumdan beri büyük bir panikle yaşıyorum hayatı. Hep bir yerlere bir şeylere yetişmeye çalışıyorum. Yarın ölecekmişim gibi.

Yarın ölmeyeceğim ne malum? Yarın ölebilirim. Bugün de ölebilirim. Ölüm çok kolay bir ihtimal. Ölmekten hiç korkmuyorum. Yeterince hikaye bırakamadan ölmekten çok korkuyorum.

"Bu halinle Lape'den kaçmış sanacaklardı. İyi ki geldin" diyor arkadaşlarımdan biri. Gülüyor. "Hayat" diyorum "Şu yaşadığımız hayat, zaten büyük bir açıkhava tımarhanesi. Ve ben, en azılı hastayla başhekim arasında gidip geliyorum." Sessizlik oluyor. Son sözü hep ben söylerim. Son sözü söylemeyi sevdiğimden değil. Son sözü söyleyecek başka biri olmadığından.

Ağlaya ağlaya uyuyorum o gece. Ben yılda bir, bilemediniz iki kere ağlarım. Mesela çok eğlenceli bir gecenin sonunda durduk yere üzerime çöker o hayatın anlamsızlığının ağırlığı. Yeterince yaşayamadığıma içlenir, ağlarım. Bir gün sonra ölsem, herkesin beni unutacağını düşünür, ağlarım. Ben genelde hissettiğim duyguların korkunçluğuna ağlarım. Birinin bir şey yapması gerekmez yani. Kendi içimde uyuyan karanlığa ağlarım.

O gecenin sabahında kalktım, toparlandım, kimse uyanmadan evime döndüm. Duş aldım. Makyajımı yaptım ve giyinip hiçbir şey olmamış gibi işime gittim. Yalandan gülümsemeye, büyük bir şevkle makalelerimi yazmaya devam ettim.

İnsanlar şöyle diyordu "Bu kızı bu dünyada hiçbir şey sarsamaz." İnsanlar şöyle düşünüyordu "Bu kadar pozitif birinin hiç derdi olamaz." Oysa ben kendi dertlerimle birlikte dünyanın dertlerini de taşıyordum sırtımda. Haksızlığa uğramış herkesin intikamını kendi ellerimle almak istiyordum. Yaşayan ve mutsuz olan herkesin mutlu olmasını sağlamak istiyordum. Ben dünyayı kurtarmak istiyordum... Pek çok insan kendi g.tünü kurtarmaktan acizdi.

O geceden sonra bir daha asla o kadar delirmedim. Belki bir kez. Bir. On senede bir, iyi bir rakamdır. Neresinden bakarsanız bakın, böyledir bu.

Hala ağlamayı beceremiyorum. Zayıflık olarak görmüyorum ağlamayı, hayır... Bize sunulan bu mucizevi hayata ihanet olarak görüyorum. Akıllı insanlar ağlamak yerine çözüm üretmeli. Akıllı insanlar toplantı yapmak yerine çalışmalı. Akıllı insanlar önce kendi g.tlerini sonra bu dünyayı kurtarmalı. Akıllı insanlar yakınmak yerine bir şey yapmalı. Ya da iki şey. Belki de üç.

Şeyleri gerçek kılan biri olun.

Çilem gibi.

O, kendisini fuhuşa zorlayan kocasını öldürdü. Pişman değilim dedi. Haklıydı. Hayatı tehlikedeydi ve onu kimse korumuyordu. Çilem 50 bin lira nafakayla tahliye edildi dün. Ve bir şey yaptı. İnsan gibi durdu. Kendi hayatını kurtardı. Herkese örnek oldu. Cinayet konusunda değil. Yaptıklarının sorumluluğunu her şeye rağmen almak konusunda.

Şeyleri olduğu gibi kabullenmek yerine taşları yerinden oynatın.

Delirip ağlayarak sokaklara fırlamak kolay yanı hikayenin. Esas zor yanı o çekilmez görünen hayatı, canınızı sıkmaya çalışan her şeye rağmen tebessüm ederek yaşamak. Ve sonunda, size karşıymış gibi görünen her şeye rağmen, hedefinize ulaşmak.

En iyi direniş kalbi temiz tutmaktır der Tuna. Bence en iyi direniş, vazgeçmemektir. Her şeye ve herkese rağmen, bu dünyanın adaletsizliğine ve can yakan yanlarına rağmen vazgeçmemek. Yaşama hakkından, sevme hakkından, üretme hakkından, öz benliğinden.