Gazetevatan.com » Yazarlar » İyi olan her şey ölüyor

İyi olan her şey ölüyor

22 Mayıs 2016 Pazar


“Her şey dönüyor ve bütün etrafındaki masumiyeti yok ediyor.”
 
Çocukken bütün Amerika’yı beşinci sınıf korku filmi sanırdım. O zamanlar Magic Box olan Star TV’de yayınlanan gece yarısı kuşağından. Kötüler, iyilere karşı. Kurnaz olanın, saf olanı yendiği korku filmleri.
 
Parliament Sinema kuşağı.
 
Hayatımızın sonuna kadar her Çarşamba televizyonda sadece maç yayınlanacak sanırdım. Her cumartesi Bir Başka Gece.
 
90’ların ikinci yarısına geldiğimizde, arabesk müzikten öldüm Allah kurtulamayacağımıza inanmaya başlamıştım çoktan. Küçük Emrah’lar filmlerden fırlayıp televizyon dizilerini ele geçirmişti. Aynalı Tahir’ler.
 
Pop müzik gibi Rock müzik yükselişteydi. Rock grupları Kargo’dan sonra mantar gibi türedi. Ele geçirdi her yeri.
 
VJ’ler hızla açılan müzik kanallarında, DJ’ler hızla çoğalan özel radyolarda artıyordu. Boş konuşmalar, vakit doldurmalar yaygınlaşıyordu.
 
En popüler meslek Televole sayesinde futbolculuktan sonra mankenlikti artık. Futbolcular ve mankenler mümkünse sevgiliydi.
 
Sadece Levent Kırca ve Yasemin Yalçın’ın olduğu günlerden sonra devir değişti. Showman’lerle mizah çığırından çıktı. Goygoy para kazandıran resmi bir müessese halini aldı. Azıcık hafiflemeye ihtiyacımız vardı. Goygoyun bile sulusuna hasrettik. Böylece goygoyu milli bir değer olarak benimsedik.
 
Nicelik artarken nitelik hızla azalıyordu her alanda. İçi boşalarak genişliyordu her şey. Hepimizi yutarcasına alıyordu etki alanına. Emiyor, tükürüyordu. Büyük bir hızla bütün değerleri yük sanıp attık tekneden. Rüzgar nereye eserse sürüklenmeye başladık. Boş olmak, amaçsız olmak, saçmalamak normaldi artık.
 
Her şey gereksiz bir biçimde normaldi. Anormal olan her şey normal, normal olan her şey anormaldi. Normal ve anormalin yeri sık sık yer değiştirdi. Normların kalmadığı bir yerde, aslında normalden söz etmek de gereksizdi.
 
İşler bir süre sonra o kadar kontrolden çıktı ki, hayatımızı televizyon yönetmeye başladı. O televizyon ki içinde aynı belli başlı yüzler olmadan boş bir kutuydu artık. Hep aynı yüzleri seçmeye başladık. Ne iş yaptığını tam kestiremediğimiz bir takım ünlücükler doğradı hayatımıza o televizyon. Özellikle 2000’lerden sonra.
 
Reality Show kavramının hayatımıza akmasıyla pekişti o boşluk, amaçsızlık, üretmeden var olma hali.
 
O kadar ki, iyi olan her şeyin modası geçti. Faydalı olan her şeyin modası geçti. Üreten herkesin modası geçti de boş olan ne varsa kaldı elimizde.
 
Bir uzay mekiğinde uzaya fırlatılmış yönünü bulamayan garibanlardık artık. Teknoloji önümüzde öyle kapılar açtı ki, şöhretin, başarının, paranın tahmin edilebilir tüm yolları değişti. Tahmin edilebilir hiçbir şeyin olmadığı yerde, her şey mümkündür, bilirsiniz. Her şey mümkün oldu. Herkes mümkün oldu.
 
Olan iyilere oldu.
 
Oya Aydoğan’ı bu noktada kenara koyuyor ve ona başka bir açıdan bakıyorum ben. Boş olana, cahile, avama övgünün bu denli yüksek olduğu, işlerin otuz saniyede döndüğü böylesine parlak bir dünyada, iyi bile dayandı. Hiç ait olmadığı, hiç ait olmaması gereken bir dünyada, sırf işini sevdiği için, şerefiyle, onuruyla var oldu. Onu diğerlerinden ayıran tek şey köklü bir aileden gelip iyi bir eğitim alması da değildi üstelik. Her şeye rağmen iyi biri olmasıydı. Kirlenmemeyi seçmesiydi. Temiz kalmayı, dostlarını, insanlığı bu kadar önemseyen birini elbette ki yutacaktı bu dünya. Bu dünya... İyileri seven bir dünya değil bu dünya…
 
“Çamurun içine beş frank atsan da beş frank yine beş franktır” demiş Fransızlar. Üçünü beşini ben bilemem de, bunca yılın kalp yükünü, kırgınlığını bilir, anlarım. Türkiye’yi dünyada temsil edebilecek, üç dili ana dili gibi konuşabilen, global çapta bir oyuncuyu bırakın kokindirik filmlerde-dizilerde oynatmayı, magazin masasına oturtup yorumcu yaptıran bakış açısını anlarım. Hak vermem ama anlarım. Bu da bir tür rencide etme biçimidir çünkü. İnsanların bir ömür harcadıkları, baş koydukları işlerini azımsayıp onlara başka işler önerirseniz, bu kalp kırar. İşine aşık birini en çok işi üzerinden kırabilirsiniz zaten. Kırık bir kalple uzun yaşayamaz insan. Kırık bir kalp insanın sonunu hazırlar. 
 
Aydoğan’ın ardından ne yazsanız ne söyleseniz boş şimdi. Hak ettiği değeri vermeyerek kırdınız bir kez o kalbi. Ve şimdi atmıyor o kalp. Durmuş bir kalbin hesabı, kimseden sorulamaz… O insanın bireysel tarihinden gayri.
 
Lafı uzatmayacağım can parçalarım… Oya Aydoğan’ı bu kadar çok sevdiğimizi neden söylemedik bunca zaman birbirimize? O yaşarken özellikle. Niye? Belki hala atıyor olurdu o kalp. Bu kadar sevildiğini, değer verildiğini bilse. Çocukken bütün Amerika’yı beşinci sınıf korku filmi sanırdım. Büyüyünce anladım. Büyük bir korku filmiymiş bütün dünya. Hayat… Sonunda hep kötülerin kazandığı, iyilerin kalp kırıklığından can verdiği, rezalet bir korku filmiymiş.
 
ARZUM’LA SEN DE YAPABİLİRSİN
 
Bu hafta Snapchat hesabımdan, sizlerin ilişkiler üzerine sorularını yanıtladım. Çok enteresan bulduğum birkaç soruyu ve cevaplarını buraya da aktaracağım ki, hepinize faydalı olsun. Merak edenler için beni Snapchat/arzumuzun adresinden takip edebilirsiniz. Kendimi Haydar Dümen, Güzin Abla filan gibi hissettim ama yalan yok çok eğlendim. Yeni bir mottomuz bile var artık. Canımızı sıkan biriyle, bir durumla karşılaştığımızda “NEEEEEĞXT!” (Sıradaki) diyoruz.
 
1- SORU: İnternetten biriyle tanıştım. Başta çok cana yakındı. Baktı isteklerine cevap vermiyorum (Seks istiyor malum) attığım mesajları bile okumamaya başladı. Yaşım geldi. Artık evlenmek istiyorum. Bugüne kadar evleneceğim kişiyi bekledim. Ya onunla sevişirsem de benimle evlenmezse? /Fatmanur
 
Elbette ki onunla seviştiğinde seninle evlenmeyecek. Ayrıca mesajlarına cevap yazmayan birine mesaj atmaya devam etmemelisin. Arsızlığın alemi yok. Çocuğu bir konuda takdir ediyorum. En azından dürüstmüş. Ne istediğini baştan söylemiş. Ya seni evlenme vaadiyle kandırıp iğfal etse?! Hafazanallah kardeşim. Kendini evleneceğin adama saklamaya devam et. Bir gün karşına doğru insan çıkacaktır. Muhtemelen internetten çıkmayacaktır. Onu da belirteyim. (Tinder mı kullanıyon bacım sen?)
 
2- SORU: İki aydır birinden hoşlanıyorum. Yakın bir kız arkadaşım da eski sevgilisini unutamadığı halde aynı çocuktan hoşlanıyor. Çocuktan ilk hoşlanan bendim. Ne yapmalıyım? /Nur
 
Çocuktan önce sen hoşlandıysan, daha da önemlisi çocuk da senden hoşlanıyorsa, elbette ki meydanı çakal arkadaşına bırakma. Bazı insanlar böyledir. Önlerindeki yemek dururken başkasının tabağındakine kayar gözü. Belli ki senin kankan da arsızın teki. Çocuğa yürü. Çocuğu al. Meydanı diğer kıza bırakma.
 
3- SORU: 46 gündür beraberiz. Benden ailesine bahsetmiş. Evlilik planları yapıyoruz. Beni sevdiğini söylüyor. Beraber rakı sofraları kuruyoruz. Bana bakarken gözlerinin içi gülüyor. Benden sekiz yaş büyük. Sence sakata gelir miyim? Yoksa hak etmeyeceğim kadar iyi biri mi? /Yağmur
 
Allah’tan belanı istiyor gibi bir halin var. Adamın geçmişini araştırdıysan, dövdüğü, sövdüğü bir eski sevgilisi/karısı, herhangi bir akıl hastalığı yoksa hayatın ilk kez yolunda gidiyor demektir. Bunun keyfini çıkar. Canının sıkıntısından iyi giden bir şeyde sorun arama. Ayrıca o kim ki, onu hak etmiyormuşsun gibi geliyor sana? Kendini bu kadar hafife alma. Güzel şeyleri hak ettiğine inan.
 
4- SORU: İlk sevgilimle yıllar sonra barıştık. Eski sevgiliyle barışmak sizce de duştan sonra kirli çamaşır giymek gibi midir? /Bal
 
Vallahi güzel kardeşim, sorduğun sorunun cevabını kendin vermişsin. İnsanın geriye dönerek ilerleyebileceği bir yol olduğuna inanmıyorum. Eski sevgili güvenli gelir. Ancak eski sevgiliyle birlikte olmak, dolapta kırk yıl beklemiş yemeği yemek gibidir. Tahminim kısa bir süre sonra ilişkinizin neden yürümediğini bir kez daha büyük bir mide bulantısıyla hatırlayacaksın. İnsanlar değişmez. İnsanlar özünde hep aynıdır. Denenmişi deneme. Düz yürü. NEEEEEEĞXT!
 
5- SORU: Kankamla sevgili oldum. Nasıl gider? /Canan
 
Bravo Canancığım. “Kanka ayağı … ayağı” ile başlayan o avam deyimin hakkını vermişsin. Tebrik ederim. Kankalık kavramı, kardeşlik kavramı ile aynı şeydir. Demek ki sende kanka materyali yok. Demek ki şu an sevgilin olan kankanda da yokmuş. Siz birbirinize kanka ayağı çekmiş, içten içe his beslemişsiniz. Etrafımda olsanız, kafalarınızı birbirine vururdum. Neyse ki değilsiniz. Allah tamamına erdirsin. Amin.
 
SORU: Ben de kankamla birlikte oldum. Sonra bana yürümediğini söyleyip ayrıldı. Aramız iyi ama ben onu hala seviyorum. /Yaren
 
Çünkü adam seninle sevişmekten sıkıldı ve eski ilişkinizi özledi. Olan da senin duygularına oldu. Adam başkasıyla ilgilenene kadar, seviştiği kankası oldun. Buna ne diyoruz “friends with benefits” yani nedir, çıkar arkadaşlığı. Ten tene değmişse, oradan bir daha arkadaşlık çıkmaz. Çıksa da bir tarafın kalbi hep kırılır. Bu nedenle ne yapmıyoruz? Karşı cinsten arkadaşlarımızı kardeş gibi görüp onlarla ilişki yaşamıyoruz. İlişki yaşayacak kadar hoşlandığımız insanlarla ne yapmıyoruz, kanka olmuyoruz.
 
Ne diyoruz… Olmaz o iş. NEEEEEEĞXT!