Gazetevatan.com » Yazarlar » Akbabayla karganın uzun yaşam sırrı

Akbabayla karganın uzun yaşam sırrı

05 Şubat 2017 Pazar


"Ayağı kırıldığı için öldürülmesi gereken atlar; 'Ben yalnızca bir ayakmışım meğer!' diye söylenmişler midir kendi kendilerine? Ve nal, hani uğur getirirdi?" -Küçük İskender

 

Birbirimizin kanını emdikçe güçleniyoruz.

Birbirimizin mutluluğuna yalandan alkış tutup kayıplarına açıktan sevinirken.

Yıkılıp dağılan her şey, içimizdeki bir parçalanmışlığı tamamlayacak sanki

Öyle sansar gibi pusuda bekliyoruz.

Biri düşsün de ölsün diye.

Biri ağlasın da izleyeyim diye.

Etinden bir parça koparıp içimizde eksik bir yerlere koyalım diye.

Leş kargaları gibi, akbabalar gibi.

O kargalar ve akbabalar ki bu hayatta iyilerin kazanacağı tezinin aksini varlıklarıyla ispat eden.

Kötünün ömrünün uzunluğuna işaret eden.

 

Karganın kini mesela...

Bin yıl sürer.

İntikamı, pusuda bekler.

Ölüden ilk sebeplenen de kargayken...

Ve bu fırsatçı sinsiliği onu kötü yapmaya yeterken...

Minimum 150 yıl yaşar.

Kin biriktirir, öfke saçar, gizliden korku salar.

Bu hayatta iyilerin, çalışanın, çabalayanın kazanamayacağının ispatıdır akbaba...

O kel kafası koca kursağıyla parmağını bile kıpırdatmadan leş kovalayarak en az 100 yıl yaşar.

Görüntüsünün yarısı kadar yırtıcı değildir gerçi.

Karga kadar başarılı da değildir kötülükte...

Öldürmeyi bile beceremez, ölüyü kovalar.

Ölen yoksa çöpte eşelenir.

Ve bundan hiç gocunmaz.

Hayvanın da uzun yaşayanı en gamsızı, en haysiyetsizidir yani.

Yine de tuhaf bir şekilde, kötünün içine yerleşmiş iyi gibi, karga da akbaba da tek eşlidir.

Sadıktır.

Kendi türünü parçalamaz.

Kendi türünün intikamını alır.

Kendi türünün garantörüdür.

 

İnsanı en fırsatçı hayvandan bile kötü yere koyuyor işte bu.

Biri ölsün diye beklerken en sevimli haliyle...

Sadık görünüp aldatıyor, güvenilir görünüp sırtından vuruyor, elinden hiçbir şey gelmediğinde de parçalanmış leşin başında hisse kapmak için bekliyor.

 

Etrafınıza iyi bakın.

Yüzünüze masumca gülümseyenlerin çoğu, ölmenizi bekliyor.

Hele bir düşmeye başlayın siz, bakın hangi uzun ömürlü kargalar, akbabalar tepenizde bitiyor.

Düşmeyin.

Düşenin düşmanı belli olur.

Dostunuz düşman oldu sanırsınız.

Üzülürsünüz.

 

GEÇEN HAFTADAN KALAN 5 GÜZEL ŞEY

 

1- 2. Dereceden İşsizlik Yanığı'nın 400. Temsili

Devlet Tiyatrolarının kapalı gişe oynayan ve turneye doymayan oyunu, geçtiğimiz gün 400. temsilini yaptı. Müsaadenizle hem yazarını hem yönetmeni Elif'i hem de tek kişilik performansı üç yıldır babalar gibi kotaran mahallemin çocuğu Berkay Tulumbacı'yı ayakta alkışlıyorum. Geçen mayısta 300. temsili beraber kutlamıştık. Zaman çabuk geçiyor. Kısmet 500'lere. Bu arada bilmeyenler için, Berkay henüz 25 yaşında ve inanılmaz yetenekli bir oyuncu. Bakalım dizi yapımcıları oğlumuzun kıymetini ne zaman anlayacak? Tebrikler baro! Oynamaya devam! Yandan yandan.

2- LP - Tight Rope

Bütün yaz "Lost on You" ile aklımızı alan androjen kızımız LP yeni bir hitle geldi. Beni bitirdi. Şarkıya bayıldım. Döndürüp döndürüp dinliyorum. Tavsiye ediyorum.

"Hold on, I know you're scared but you're so close to heaven..."

3- "Reyiz bi fotoğraf çekinebilir miyiz?"

Kadın okurlarımı bi kucağıma oturtup Ajda Pekkan pozu vermediğim kalıyor, şüphesiz. Gece kulübünde ağlayarak boynuma sarılıp bütün makyajını üstüme bulaştıran mı dersin, meyhanede masaya çöküp dert anlatan mı dersin, DM'den içmeye çağıran, düğünde şahidim ol diyen mıidersin... Sağolsunlar şu yabani halimle beni alıp kalplerine kalplerine sokuyorlar. Geçen gün de bir kafede oturuyorum. Dünya şekeri bir kız geldi. "Arzum Hanım merhaba... Şey ben bir fotoğraf çekilebilir miyim sizinle?" dedi. Gel dedim. Kucağıma değil yanıma oturttum. Çekti. Sonra da dedi ki "Arzum Reyizle selfie keyfi, yazıp atacağım sizin için bir sakıncası var mı?" Yok dedim, at. Demedim ki yazar olmasam mafya olasım vardı. Maksim'de assolist olma hayalimden hemen sonra geliyordu. Demedim. Diyemedim. Reyiz size kurban canlar! Çekinmeyelim, fotoğraf çekinelim.

4- Nilhan Osmanoğlu'nun Suada'yı istemesi

Dedesinin dedesinin bilmem kaç senssinde memleketten sürülmeden evvel üstüne geçirdiği malları geri isteyen dava açmış bu hanım kızımız. Araya da minnoş cehaletli tarih bilgileri attımış. Deli saraylı gibi her yerde konuşuyor. Şimdi mesele o değil de, bu kız bir metrekare araziyi şöyle ya da böyle alırsa, ben de Pütin Abimizin kapısını çalacağım. Büyük büyük dedemin Kırım Hanedanı'nda kalan hududunu bilmediğimiz arazileri için. Ulan üstelik benim dedem de orada kalmış. Öldü mü kaldı mı bilmiyoz. Öldürüldüyse kan parası da isteyeceğiz. Kızkardeşim Ayışen Hanım ile bu meselenin üstüne eğilmeyi planlıyoruz. Tabiy! Bizim ne eksiğimiz var? Akıldan fazlamız var galiba ya... Çok şükür. Borca girmiyoruz alacağımız var diyip.

5- Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları projesi

Albümü sonunda baştan sona dinledim. İnsan kendi arkadaşlarının işlerini incelemeyi hep öteliyor nedense. Özetle Tuna'nın projesi son derece başarılı. Düetler muazzam. Yeni dinlediklerim arasından Sena Şener'li "Birden Geldin Aklıma"ya bayıldım. Sena'nın henüz 18'inde olmasına rağmen acayip bir vokal performansı var. Bayılıyorum zaten. Genel olarak şarkıların hepsi çok tatlı. Albümün bir anda çok satanlarda zirveye oturmasına şaşırmamalı. Tuna, müziğe yeni projelerle devam etmeli. Bu türde çok az başarılı örnek vardı memlekette. Ne iyi olmadı mı? "Sen kalbime denk gelen küçücük şey..."