Gazetevatan.com » Yazarlar » Sen gittin, hatırın kaldı

Sen gittin, hatırın kaldı

17 Aralık 2016 Cumartesi


“Nedir bir ölüm? Dağların taşların kabul etmeyip insanın kabul ettiği şey mi? Sen ölümü beklerken kalan sağların sende seyrettiği şey mi yoksa?” –Nazan Bekiroğlu

 

Anneannem öldü benim.

85 yıllık hüzün dolu hikayesinin son imzasını iki hafta yoğun bakımda kaldığı bir hastane odasına attı ve ayrıldı aramızdan.

15 yıldır alzheimer hastasıydı.

Teyzem ve dayım, bu 15 yılda hayatlarını askıya alıp kendilerini anneannemi hayatta tutma görevine adadılar.

Ve bir mucize yarattılar.

Alzheimer’ın son evresini bile yıllar önce geride bırakmış olan anneannemi, beyni hayati işlevlerinin çoğunu unuttuğu halde hayatta tuttular.

Sevgiyle, aşkla, bir dakika bile üf demeden yaptılar bunu.

Kimsenin yapamayacağını yaptılar.

Benim gözümde ikisi de kahraman.

Dilerim hepiniz, böyle muazzam çocuklar yetiştirmeyi becerecek kadar temiz tutabilirsiniz kalbinizi. 

Ve sonunda geçen salı sabahı kaybettik melek anneannemi.

Kanatlarını taktı gitti.

Kuş derlerdi anneanneme.

Lakabı “Kuş”tu.

Öyle narin, öyle iyi yürekli, öyle inanılmaz biriydi.

Herkes sevdiğini öyle zanneder ama benim zannettiğimden, hatırladığımdan fazlasıydı anneannem...

O kadar ki, ardından “Allah günahlarını affetsin” diyen imama “Ne günahı!” diye bütün cemaat itiraz etti. 

Tanrı herkese böyle sevilmeyi nasip etsin.

Herkese gecinden, sıralı ölüm versin...

 

Belli bir yaşı geçmiş insanların ölmesinin doğal olduğunu düşünecek kadar bilime inanırım ben.

Yaşlı insanlar öldüğünde abartarak üzülenlere bilenirim.

Bunca genç insan ölüyor, adam/kadın doksan yaşındaki nenesine ağlıyor diye söylenirim-dim.

Aklıma tüküreyim!

Aklın, duyguların yanında hükmü nedir?

Koca bir hiç!

Sevdiğini tabutun içinde görüp cansız bedenine son kez dokununca anlıyorsun, ölüm acısının sırayla ilgili olmadığını.

Soğuk toprağın koynuna bırakınca anlıyorsun, üzüntünün boyutunun kaybın yaşıyla alakalı olmadığını.

 

Anlıyorsun, o doksan yaşında ölen nenesine ağlayanların niye ağladığını.

Bilmediğini öğreniyorsun.

 

Hayat görerek öğrenemediğini yaşatarak öğretiyor sana.

Öğreniyorsun...

Herkesin kaybı kendine büyüktür.

Herkesin acısı sevgisi kadar yakar içini...

Herkesi göz yaşı sevgisi kadar akar.

Ve insan büyüdüğünü, tam da böyle anlar.

 

Ah benim canım, ah canım benim...

Çocukken kaybettiği annesine, doğumdan hemen sonra kaybettiği iki oğluna, genç yaşta kaybettiği kocasına ve daha bir ay önce kaybettiği canı kardeşine kavuştu.

Ah benim canım...

Ah canım benim.

Hakkını helal et anneannem.

Benim sana hakkım geçmedi.

Sen gittin, geride hatıran, geride hatırın kaldı şimdi.

Bana kalsın.

 

Dünyaya neler oluyor anlamakta zorlanıyorum...

Daha iki gün önce Beki İkala, ofisinin kapısında kurşunlanarak öldürüldü.

Halep’teki katliam ortada.

Bütün yaz yaşadığımız kabusun, Adana'daki yurt yangınının, Beşiktaş’taki patlamanın etkileri henüz geçmemişken, bütün lanetini üzerimize kusup gidiyor 2016.

Kısa kişisel tarihimize adını kara harflerle yazdırarak.

Dünya mı delirdi, zaten deliydi de şimdi şimdi mi anlıyoruz kafalardaki hasarın, kalplerdeki karanın büyüklüğünü bilmiyorum.

Bu son olsun bir daha üzgünlü yazı yazmayayım, bundan sonra hep güzel şeyler olsun istiyorum.

Yarın uyanalım ve her şey geride kalmış olsun istiyorum...

Dua edin istiyorum.

Hiç kötü şeyleri anmayın ve iyiliklere odaklanın istiyorum.

Her şeye rağmen vazgeçmeyin, hayata dört elle tutunun istiyorum.

İnanın istiyorum.

Sizin işiniz inanmak.

İnanın, isteyin ve vazgeçmeyin.

Her zaman dediğim gibi, sonunda en iyiler değil asla vazgeçmeyenler kazanacak. 

GEÇEN HAFTADAN KALAN 10 ŞEY

1- Yakarım Geceleri

Eski bir şarkıyı, yeni bir dost görmüş gibi döndürüp döndürüp dinlemek. Yılmaz Odabaşı ne güzel yazmış... "Bu aşkın nüshası rüzgarlarda, aslı bende kalacak. Bizi hasret saracak, bulutlar çıldıracak." Ve Ahmet Kaya ne güzel söylemiş. Bütün kaybettiklerimizin ruhuna dinliyorum bu şarkıyı...

"Geçtim borandan kardan, yitirdim bahçeleri. Ellerini tutmazsam gülüm, yakarım geceleri."

2- Akdeniz Üniversitesi'nde amfide uyuyan köpek.

Antalya'da sokakta üşüyen köpeği amfiye almışlar. İnsana bile acımayan yurdum insanı şaşırmış tabii. Şaşırmayın, benim memleletimde bütün sokak hayvanları dükkana, apartmana, iş yerine alınır soğukta, yağmurda. Siz de deneyin. Biraz vicdanınız olduğunu hissedersiniz belki.

3- Nişantaşı'nda vatandaşı yakan tinerci.

Valikonağı'nda tinerci, vatandaşın yolunu kesiyor, tiner döküp yakıyor. Yoldan geçen hıyarlar da izleyip video çekiyor. Vatandaş polise sığınana kadar birhayli yanıyor. Polis söndürüyor. Sizin vicdanınız yanmış arkadaşlar. Söndüreniniz bol olsun.

4- Pozitif olma safsatası.

Bu işin iyice cıvığını çıkardılar. Sanki üzülsek günaha girecekmişiz gibi. Her zaman pozitif olmak zorunda değilsiniz. Üzgün, kızgın, öfkeli, hayal kırıklığına uğramış, korkmuş ya da anksiyeteli hissetmeniz son derece normal. Duygulara sahip olmak sizi negatif biri yapmaz. İnsan yapar. İnsan olun. Bize insan lazım.

5- Kişisel teşekkür

Arayıp soran, mesaj atan, baş sağlığı dileyen bütün dostlara ve okurlara sonsuz teşekkürler. Ama daha büyük bir teşekkürü idefix.com'da satışa çıkan sınırlı sayıda Vurgun Yiyenler'i birkaç saat içinde tüketen okurlarım hak ediyor. Beni sevdiğiniz için teşekkürler. İmzalı kitap eylemlerimiz devam edecek. Takipte kalın.

 

Karın üstüne güneş doğduğunda her yer şeker kokar.

Bin bir kötü günün üstüne yaşanan ilk iyi gün gibi.

O koku unutulmaz.

O kokuyu duyacağımız, güzel günler doğsun.

Sevgiyle, huzurla, mutlulukla...