Gazetevatan.com » Yazarlar » Bitmeyen yas, kaybolan umut

Bitmeyen yas, kaybolan umut

13 Aralık 2016 Salı


"Doğrusu, yaşadığım hayata dönüp baktıkça utanç duyuyorum şimdi. Hatta, laf aramızda, öldükten sonra bu hayat yakama yapışıp benden hesap soracak mı acaba diye korkuyorum. Ne dersin, böyle bir şey olur mu sence? Yani, hayat tamamlanınca, artık ben tamamlandım diye gelip adamın karşısına dikilir mi? Belki de dikilir, nereden biliyoruz ki... Belki de, kimilerinin zebani dediği şey bizim tamamlanmış hayatımızdır... Bizi sorguya çekecek olan melekler de öyledir belki... Korkuyorum, evet... Ne yazık ki, korkuyorum." -Hasan Ali Toptaş, Uykuların Doğusu


Neredeyse 7-8 yaşımdan beri majör depresyonla savaşıyorum.

İlaç kullanmadan.

İtiraf etmem gerekir ki, son günlerdeki kadar zorlandığımı hatırlamıyorum hiç.

En çok neye üzüldüğümü bilemez bir haldeyim.

Yorgunum.

Sürekli bir uyku beni esir alıyor.

Uyandığımda her şey bitecek, geçecek diye umut ediyorum...

Bitmiyor, geçmiyor.

Her nefeste tecavüze uğruyormuşum gibi bir his bırakıyor hayat üstümde.

Gözlerimi kapatıp kendi kendimi telkin ediyorum...

Uyanacaksın diyorum, kabus bu.

Uyanıyorum.

Kabus bitmiyor.

Küçük bir çanta hazırlayıp yakınlardaki bir akıl hastanesine yerleşsem fena olmayacak gibi geliyor bazen...

Dışarısı da farksız zaten...

Hastanelerdeki dezenfektan kokusunun yerini sokaklarda barut kokusu alıyor da...

Olanları aklım almıyor.

Bu kadar kötülüğü benim küçük aklım almıyor.

Bunu hak etmek için ne yapmış olabiliriz?

Bu kadar masum insan ölmek için ne günah işlemiş olabilir?

Daha hayata henüz başlayan çocuklar, ekmeğinin peşinde koşan polisler, siviller...

Kime ne yapmış olabilir?

Neyin bedeli bu ödediğimiz?

Pimi en vicdansız olan çekiyor, olan en günahsıza oluyor.


Son bir buçuk yılda bir sürü saldırı, patlama oldu.

Bayraklar yarıda yaşamaya çalışıyoruz hayatımızı.

Yas bitmiyor.

Azıcık gülsek neşelensek, iki dakika sonra bir şey oluyor, canımızdan can gidiyor.

Her an ölebileceğimiz korkusuyla, delirmiş vaziyette tutunmaya çalışıyoruz hayata.

Karanlığın içinde yürümeye çalışıyoruz.

Gelecek o kadar belirsiz ve karanlık ki...

Yine de vazgeçmiyoruz.

O son kalan umut ışığına sarılıyoruz.

En kolay vazgeçtiğimiz şey sevmek belki de...

Sevdiklerimizi kaybetme korkusu, sevmeyi zorlaştırıyor...

Ve sevmek en zor kalem haline geliyor günlük rutinimizde.

Bağlanmak kabusa dönüşüyor.

Ölüm korkusu, sevgiden vuruyor hepimizi.

Çünkü...

Sokaklarda aşkları ölüyor insanların...

En sevdikleri ölüyor...

İçim bir de buna yanıyor.


Şuurumu kaybetmenin eşiğindeyim...

Beynimin içinde de pimi çekip bombayı patlatmış sanki biri.

Düşüncelerim sağa sola saçılmış...

Aklım can çekişiyor...

Ne düşüneceğimi bilemiyorum.

Söylenebilecek bütün sözler boş geliyor artık bana.

Sürekli kendimi tekrar ediyormuşum gibi geliyor.

Ne hissedeceğimi bilemiyorum...

Utanıyorum.

Sanki ölenlerin yerine ben ölsem, canım daha az yanacakmış gibi hissediyorum.

Sözler kafamda birikip dağ oluyor da...

İki lafı bir araya getirip içimdeki kaosu anlatamıyorum.

Kalbim kanıyor.

Kelimeler birleşip dağılıyor da, bir türlü cümlelere ulaşamıyor.

Bunca acının üstüne ne desem, ne yazsam saçmalık geliyor.

Üzgün ve yorgunum.

İçimi çekip almış sanki biri...

En çok neye üzgünüm, bilemiyorum.

Söyleyecek söz, kaçacak yer kalmadı,

Bir tek bunu biliyorum.


Son kertede,

Bugün de ölmedim...

Ve bayraklar hep yarıda, içim paramparçayken tam görünmeye çalışıyor, yaşar gibi yapıyorum.

Acı çekiyorum...

Bildiğim ne kadar beddua varsa hepsini ediyor, içimi soğutamıyorum.

Yas tutuyorum...

Bir daha kötü gün görmeyelim, canımızdan can almasınlar diye dua ediyorum.

Aklımı zor koruyorum...

Benim gibi gören, duyan, gördüklerini kalbiyle algılayan herkese akıl sağlığı diliyorum.

İyi günlerimiz olsun istiyorum...

Umut verici sözler söylemek istiyorum, her şey güzel olacak demek istiyorum... Olmuyor.

Hepimiz için hayırlısını diliyorum...

Başka ne denir bilemiyorum.


Başımız sağolsun canlar.

Bu son olsun.

Gidenlerimizin anısına, rahmetle, sevgiyle, hürmetle...