Gazetevatan.com » Yazarlar » Bu çağ hepimizi değerli olduğumuza inandırdı, sonra da çöpün kenarına bıraktı

Bu çağ hepimizi değerli olduğumuza inandırdı, sonra da çöpün kenarına bıraktı

30 Kasım 2016 Çarşamba


“Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.” –Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk
 
Bu çağ hepimizi çok değerli olduğumuza ikna etti.
Herkesten özel, önemli, sevilebilir olduğumuza.
Sonra da gerçeklerin kucağına attı bizi.
Öğrendiğimiz hiçbir şey, gerçek dünyada karşılığını bulmadı.
Özellikle özel hayatımızda.
Elimizde düş kırıklıkları kaldı.
Kuyruğu dik tutacağız, güçlü olacağız derken, kendimizi güçlü zannederken, en zayıf en kırılgan olana dönüştük.
Kabuklarımız sertleşirken, içimiz cam kırıklarıyla doldu.
Dış dünyaya yaşar gibi görünürken, içimizde bin defa öldük.
Karşımıza çıkan herkes, kalp taşımıyormuşçasına kalbimizi kırdı.
Oysa herkesin bir kalbi vardı.
Sadece kırıla kırıla bize bir b.k kalmamıştı.
 
Bugünkü mailimiz, bir türlü istediği gibi sevilemeyen, istenmediğini düşünen ve artık umudunu yitirmeye başlamış bir okurumdan.
Önce okuyalım.
Sonra konuşalım.
 
“Bir buçuk ay içinde, bir çocuklu adamla ilişki yaşadım, biriyle nerdeyse sevişiyordum, diğeriyle artık engel olamadım seviştim. İkisine de aşık olduğumu sandım.
Bekarım. İyi bir eğitimim var. Evim, arabam var. Ve artık boşanmış adamları bile kendime aşık edemediğimi düşünecek kadar da özgüvenimi yitirmiş durumdayım. Bin tane ilişki hikayesi, kadın olma sırrını okudum. Artık işin içinden çıkamıyorum. Dibine kadar yalnız hissediyorum.
Adamın iki çocuğu, sorunlu bir eski eşi ve bir ton tanıdığı var. Daha yakın davranması gerekirken, ıssız adam triplerinde. İnanamıyorum!
Ben hayran kalabileceğim, saygı duyabileceğim bir adamı sevmek istiyorum. Beni seven adamları saygıdeğer bulamıyorum. Özellikleri olmadığı için mi, ben özellikli mi değilim? Yoksa özellikli bulduğum adamların özelliği mi yok anlayamıyorum.
Dediğiniz gibi aramıyorum, rest çekiyorum. Sonra arasın diye kıvranıyorum. Aramasını o kadar çok diliyorum ki, arıyor. Kaybediyorum çünkü cevap veriyorum. Cevap vermesem yazmayacak bir daha diye, belki birşey söyleyecek diye, sinir harbi yaşıyorum.
Sonra hak ettiğimi düşünerek ilgimi çeken başka bir adamla yakınlaşıyorum. Yine aynı hissiyatları tekrar tekrar yaşıyorum.
Evrene o kadar çok mesaj yolluyorum ki, midem bulanıyor artık. Duvara çarpıp bana geri geliyor, içim daralıyor. Ne yapılacağını, nasıl yapılacağını biliyorum ama yapamıyorum.
Güzin Abla tadında oldu yazım, biliyorum ama yorumlamanızın gücüne inanıyorum. Çevremde en az 5 tane kadın da aynı duygularda.
Sanırım evlilikten asıl biz korkuyoruz. Annem babam ayrı ve babam sürekli sinirli dolaşan bir adam. Bağırıp çağıran her durumu zorlaştıran, yorucu biri. Çünkü hayatı gülümseyerek kazanamadığını düşünüyor. Onu anlıyorum. Acaba babamdan gelen birşey mi sürekli ispat etmek kendimi, bilmiyorum.
Düşünsenize adam iki çocuklu, nafaka vermek zorunda. Bir ilişkisi olsa eski eşi kıyametleri koparacak, zehir edecek bize her günü. Çocuklarını kullanacak... Adam üzerine başka kadınlarla da görüşecek... Ben beni sevsin sahiplensin, ben hepsiyle mücadele ederim mantalitesiyle bayrağı aldım en önde koşuyorum. Kimse yok zirvede tek başıma kalmışım. Adam da yok ortada. Şaka gibi.
Ama bunları düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum. Sanırım çok yalnızım ve çok güçlüyüm. Tırnaklarımı kalbime gömdüm, ertesi günü bitirmeye çalışıyorum.
Size güvenerek yazıyorum.
Sevgiler.”
 
Okurumun attığı maildeki hikaye ne kadar tanıdık değil mi?
Kendine güvenini yitirmiş.
Hiçbir adamın onu istemediğini düşünüyor.
İsteyen adamların da saygıdeğer olmadığını.
Bu da ona kendini daha değersiz hissettiriyor.
Gerekçesini okudunuz mu?
“Boşanmış, çocuklu bir adamı bile kendime aşık edemiyorum artık” diyor.
Boşanmış, çocuklu adam meselesine geri döneceğim ama...
Kendime aşık edemiyorum derken?
Nesiniz siz kuzum?
Zehirli sarmaşık filan mısınız?
Temel amacınız önünüze gelen adamları ayartıp kendinize aşık etmek mi?
Yoksa sevdiğiniz bir adamla, mutlu bir ilişki mi yaşamak istiyorsunuz?
Temel problem burada başlıyor zaten.
Pekçoğunuz, birini kendinize aşık etmenin derdindesiniz.
Biriyle birlikte his geliştirmek filan değil derdiniz.
Bir buçuk ay içinde üç adamla/kadınla flört edip ikisine aşık olduğunuzu zannetmeniz bile bunun ispatı zaten.
Güven arıyorsunuz ama güven vermiyorsunuz.
Biri size aşık olsun, sizi sevsin istiyorsunuz ama sevmeyi bilmiyorsunuz.
Aşkın ne olduğu hakkında fikriniz yok.
Biri sizi sahiplensin istiyorsunuz ama sahiplenmeyi bilmiyorsunuz.
Birine güven duymak istiyorsunuz ama güven vermeyi bilmiyorsunuz.
Neticede ne oluyor?
Hayat size tam da sizin gibi insanlar sunuyor.
Öyle secret yapıp evrene yollanan mesajlarla, aşındırılan kilise kapılarıyla, adanılan adaklarla, edilen dualarla düzelecek bir yanı yok bunun.
Ahmak olmayın.
Samimi olun.
Karşınızdakine değil.
Kendinize.
 
Bu vakada...
Okurum, boşanmış bir ailenin çocuğu.
Dolayısıyla en klasik travma onarımına gidiyor.
Babası gibi boşanmış bir erkeği hedef seçiyor.
Kendini o adamı sevdiğine ikna ediyor.
Ve babasında onaramadığı şeyleri o adamda onarmaya çalışıyor.
Daha da fenası, babasının ona vermediği duyguları o adamdan bekliyor.
Muhtemelen baba, boşanma sürecinde okuruma ilgisiz kalmış.
Okurum da aynen babası gibi süper ilgisiz bir adam bulmuş.
Ondan ilgi, bağlılık bekliyor.
Baba kızına yeterince sevgi göstermemiş.
Okurum o sevgiyi, flört ettiği adamdan bekliyor...
Sonuçta, alamıyor.
Ondan alamayınca sorunun kendisinde olduğuna inanmaya başlıyor.
Neticede babası da onu sevmemiş, onunla ilgilenmemiş...
Belki başka bir adamda bulurum bu duyguyu diyor, diğer adamlara atlıyor.
Z raporu: 0.
Sadece yorulmuş, yıpranmış oluyor.
Diyor ya “Belki de çok güçlüyüm” diye...
Erkeklerin güçlü olduğunuz için sizden kaçtıkları yalanını beyninize kim kazıdıysa, onu bulup hep beraber dövelim.
Yok öyle bir şey.
Ve sevgili okurum...
Çok güçlü filan değilsin...
Çok yalnız da değilsin...
Hepimiz kadar yalnız ve güçsüzsün.
Önce bunu kabulleneceksin.
Ve iyileşmeye kendini olduğun gibi kabullenerek başlayacaksın.
Evlenip boşanmış adamları kendine aşık etmeye uğraşmaktan vazgeçeceksin.
Babanın kötü karakterini, o adamları sevip onarmaya çalışarak değiştiremezsin.
Senin sevgi göstermek istediğin insan baban.
Sevgi görmek istediğin insan da...
Babana gösteremediğin sevgiyi elalemin zibidilerine göstermeyi bırak.
Babandan göremediğin ilgiyi-sevgiyi elalemin adamlarından beklemeyi bırak.
Kimsenin sana böyle bir borcu yok.
Kimse böyle bir borcu ödemeyecek sana.
Ödemez.
Önce al babanı karşına hiç yargılamadan konuş.
Aranızda oluşamayan sevgiden söz et ona.
Kendini ne kadar yalnız hissettiğini, seni hiç sevmediğini düşündüğünü anlat.
Gerekiyorsa ağla.
Bakalım o kaskatı baban, karşında ne hale gelecek?
Bu sana bir ödev.
Yapamam deme.
Önce yap, sonra yenden başla her şeye.
Ve kendine, kendine uygun adamlar seç.
Çünkü o birlikte olduğun boşanmış arkadaşın bahaneleri geçerli değil.
Adam sevmiyor seni.
Sadece istediği ilgiyi gördüğü için boş bırakmıyor, o kadar.
İki gün sonra başkasıyla sevgili olduğunu duyar daha da çok üzülürsün.
Benden söylemesi.
 
Bir ilişki yaratmaya çalışıyorsanız,
Açık olun.
Derdiniz neyse en baştan söyleyin.
Karşınızdaki o topa girmek istemiyorsa kendinizi yenilmiş hissedip hırs yapmayın, üstelemeyin.
İnsan duyguları güç savaşı değildir.
Karşınızdakine fethedilmesi gereken bir kale olarak bakarsanız, o da salak değil bunu anlayacak ve size asla istediğinizi vermeyecektir.
Erkeklerin aptal olduğunu sanıyorsunuz, değil mi?
Kafalarının basmadığını düşünüyorsunuz niyetinize...
Özür dilerim ama erkekler kadınlardan çok daha analitiktir ilişkiler konusunda.
Bir erkeğe ne amaçla yaklaşıyorsanız bunu hisseder.
Ve size anladığı amacınız doğrultusunda müsade eder.
Onu kendinize aşık etmeye çalışıyorsanız, aşık olmaz...
Onu düşürüp evlenmeye çalışıyorsanız, evlenmez...
Sırf ilişki istiyorsanız, ilişkiye yanaşmaz...
İşine gelmediği sürece.
İşine gelmiyorsa, sizde eksik bir şey yoktur.
O adamın işine gelmeyen bir şey vardır.
Sizdeki eksikleri o adam tamamlamak istemiyor olabilir mesela...
Buna vakti yoktur.
Uğraşmak istemiyordur.
Dahası sizden almak istediğini ilişki yaşamadan alıyorsa, zaten ilişkiye yanaşmayacaktır.
 
Ne yapacaksınız?
Öncelikle, ne aradığınızı bileceksiniz.
Aşk ilk bakışta gelişir.
Bir şey olur, bir kıvılcım çakar, akıl baştan gider.
Ancak her aşık olduğumuz insanla sağlıklı ilişki yürütme garantimiz yoktur.
Derdiniz aşk ilişkisi değil, denginiz olan sağlıklı bir ilişkiyse, önce ne aradığınıza karar verin.
Aradıklarınızı madde madde listeleyin gerekirse.
Böylece karşınıza çıktığı anda tanıyacaksınız o insanı.
Sonra, flört etmek biriyle yatmak demek değildir.
Ben size birden fazla insanla flört edin derken, haftanın her günü itin tekiyle yatın demiyorum.
Her önünüze gelen, her hoşunuza giden adamla elimden kaçmasın diye yatarsanız ömrü billah normal bir ilişkiniz olmaz zaten.
İlk evvela karşınızdaki insanlar vakit geçirin, onu tanıyın, size uygun biri olup olmadığını anlayın.
Kör kütük sarhoş olup yattığınız biriyle, sırf yattınız diye sevgili olacağınızı sanmayın.
Seksle aşkı satın alamazsınız.
Hele ilişki, hiç kuramazsınız.
İlişki, karşılıklı emek ve mesaidir.
Flört edeceğim diye o yataktan bu yatağa sekmek, sadece sizi yorar.
Sonucu değiştirmez.
Ne yapacaksınız?
Biri beni sevsin diye beklemeyeceksiniz...
Sevgi dediğiniz şey zamanla gelişir.
Biri neden durduk yere sizi sevsin ki?
Zaman geçer sever, birlikte bir şeyler paylaşırsınız sever, belki de hiç sevmez.
Kendinizi sevdirmek için yırtınmayacak, kimseye sizi sevmiyor diye kinlenmeyeceksiniz.
Şarkılardaki gibi avam avam sevgi dilenmeyeceksiniz.
Kendinizi çok mu güçlü sanıyorsunuz?
O zaman bir adamı istiyorsanız o telefonu açın ve şöyle diyin:
“Tamamen benim olmayacaksan ben yokum!”
Alın size güç gösterisi.
Diyebilir misiniz?
Birini, bunu söyleyecek kadar çok isteyebilir misiniz?
Unutmayın, ne istediğinizden yüzde yüz emin olmazsanız, istediğinizin yüzde birini bile alamazsınız.
İstediğiniz birinin sizi şımartıp egonuzu şişirmesiyse...
Böyle şeyler istemeyin.
Kendinizi sevmeyi öğrenin.
Sevgiliniz yok ya da bekarsınız diye daha az sevilir birine dönüşmüyorsunuz yani.
Biri size aşık olmuyor diye, daha az değerli olmuyorsunuz.
Okurum diyor ya saygı duymadığım insanlar bana aşık oluyor diye...
Mesele ne biliyor musunuz?
Bu tip vakalarda, kişi kendine saygı duymadığı, kendini sevmediği için, kendisine bir şey hisseden insanların değersiz olduğuna inanır.
Yani o saygı duymadığı adamlar iki adım geri çekilip okurumu yok saysa, kesin onlardan birine de yakayı kaptırır.
Aynı durum erkekler için de geçerli.
Genel olarak hepimizde bir öz saygı problemi olduğu için zaten gidip bize leş gibi davranan insanlara aşık olduğumuzu zannediyoruz.
İllüzyon o.
Kendimizi kandırıyoruz.
Aşk zannettiğimiz pekçok duygu yanılsamadan ibaret aslında.
Fark etmiyoruz.
Yarınki yazımızda bu konuyu işleyeceğiz zaten.
Daha fazla uzatmayacağım.
 
Sözün özü kuzukulaklarım,
Önce kendinizi sevmeyi öğrenin.
Kendinizi kucaklayın.
Bütün hatalarınızı tecrübe sayın.
Kendinizi suçlamayı bırakın.
Bir mola verin...
Aranmayı bırakın ve bekarlığınızın tadını çıkarın.
Gezin, eğlenin...
Enerjinizi ortalığa saçmak yerine kendinize ayırın.
Size söz veriyorum, vazgeçtiğiniz anda, aradığınız şey tam da önünüze düşecek.
Siz parmağınızı bile kıpırdatmadan hem de...
 
Ortada deligezenler gibi dolaşan, aranan kadınlar görmek istemiyorum.
Gördüğü her erkeği potansiyel koca sanan, aslında versen evlenemeyecek psikolojide çaresiz kızlar görmek istemiyorum.
Kendinize kötü davranmayı bırakın.
Kendinizi zorlamayı bırakın.
Kendinizi biraz rahat bırakın.
Benim hayata olan inancımı kırmayın.
 
Düzgün Türkçe’yle, imla kurallarına dikkat edilerek yazılmış, kısa ve öz maillerinizi bekliyorum. Bu hafta dert yanma haftası. Elinizi çabuk tutun. Haftaya bulamazsınız.
Hayırlı günler.