Hamileyim ve sizi gebelik sürecimle gereceğim

“Kirli sevinçlerinize ortak etmeyin beni. Gözyaşlarınızı da paylaşmıyorum. Yalan övgülerinize ihtiyacım yok. Çekilin, yürümediğiniz yollarımı kirletmeyin." –Dostoyevski, Suç ve Ceza

“Gebe kalın! Bu bir emirdir!

Ve gebelik sürecinizi dakika dakika Instagram’dan paylaşın.

O kadar çok paylaşın ki...

Gören herkesi gebeliğe küstürün.”

Bilmediğim bir kutsal kitaba böyle bir vahiy mi indi de çıldırmış gibi Instagram gebeleri türedi?

Kocasıyla, manitasıyla sürekli fotoğraf paylaşan hanım arkadaşlarımın samimiyetsiz saadetlerinden henüz bezmiştim oysaki...

O ne o?

Aç bak, Instagram’a, çiftleşen herkes aşktan kırılıyor.

Yersen!

Paylaşılan fotoğraf sayısı arttıkça ilişki çatırdıyor aslında.

İnsan emin olamadığı durumu dosta düşmana ispat etmeye çalışıyor ki kendisi de ikna olabilsin.

Instagram'a dakika başı fotoğraf koyuyor ki, herkes neye sahip olduğunu bilsin.

Ama daha da acıklısı, vazgeçmesi zor olsun...

Neticede insan itibarını kurtarmak için bile sürdürür bir ilişkiyi.

Ama ne oluyor?

Dün birbiriyle öpüşürken aşk dolu cümlelerle fotoğraf paylaşan çiftler, bugün ayrılıyor, boşanıyor.

Haberin Devamı

Malum son.

Ak tavuk kara tavuk çıkıyor ortaya...

O öpücüklü fotoğrafların arkasında yatan samimiyetsizlik de elbette.

Neyse, şimdi konumuz bu değil.

Ben Instagram’dan ve bilimum sosyal medya mecrasından gün sayan gebelere kuruluyorum bu ara.

Canlarım ciğerlerim, hamile olmak sizin için bu kadar önemli mi yoksa trendler bu yönde diye mi durumu köpürtüyorsunuz?

Yemin ediyorum gebe kadın fotoğrafı görmekten, gebelerle birlikte gün saymaktan yıldım.

Bir köşede doğuruverseniz, bebeleri Instagram’dan daha doğmadan teşhire başlamasanız olmaz mı?

Anlıyorum...

Annelik hepinize hayatta “sonunda bir şey başardım” hissi aşılıyor.

Ustalık eserini vermiş Mimar Sinan gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Dünyadaki varlığınız ilk kez gerçekten anlam kazanıyor.

İlk kez somut olarak kanınızla, canınızla yarattığınız bir şeyi büyütüyorsunuz içinizde...

Heyecanınız sınır tanımıyor.

Ama ben yoruldum.

Eminim benim gibi anne olmaya hiç meraklı olmayan pek çok hanım arkadaşım da şiş göbek görmekten yılgın, bıkkın.

Haberin Devamı

Azıcık kendinize saklayın.

Azıcık özeliniz olsun.

En azından doğmamış çocuğunuzun.

Nazar değer, yemin içtim!

Ölümü görün, and verdim!

Yine de kan sizin damar sizin...

İçinizde büyüyor, bebe sizin...

Tavsiyesi benden, bildiğinizi okuma hakkı sizin.

Bu arada başlığa bakıp dehşete düşmeyin.

Elbette ki hamile değilim.

Olsam dahi bunu belki doğurduğumda öğrenirsiniz.

O da en iyi ihtimalle.

GEÇEN HAFTADAN KALAN 5 ŞEY

1- Mannequin Challenge

Aman! Dünyada bir ünlü bir kuyuya bir taş atmasın... Arkasından kim varsa koşuyor. Mannequin Challenge, vitrin mankeni gibi donup video çekme akımı. Aklıselim sandığım kim varsa bir avuç tuz alıp koşmuş durumda bu video meselesine. Aklıma çocukluk arkadaşım Emine’yle annelerimize yaptığımız şaka geldi görünce. Çocukken annelerimizle alışverişe çıktığımızda, mağazaların vitrinlerine girip manken taklidi yapardık. Bazen dakikalarca Vahe Kılıçarslan gibi dururduk öyle saf saf. Sonra da çok gülerdik. Çocuk aklı işte. Ama siz yetişkinsiniz... Gözünüzü seveyim Ice Bucket Challenge’dan yeterince çektik. Bir de bu saçmalıkla yormayın time-line’ları. Nedir o ya? Çocuk musunuz siz her gördüğünüzü yapıyorsunuz? Özenti olmayın. Özgün olun. Kendi akımınızı yaratın. Becerebilir misiniz?

Haberin Devamı

2- Belirli gün ve haftalar samimiyetsizliği

Geçen gün Öğretmenler Günüydü. Atatürk’ün “başöğretmen” unvanını aldığı günü genel olarak Öğretmenler Günü olarak kutluyoruz 24 Kasım’da. Bu sene de kutladık. Herkes yine öğretmenlerini çok sevdi, şükranlar sundu. Ya kimse Türk eğitim sistemine maruz kalmamış ya da herkes samimiyetsiz bu ülkede. Anlamıyorum... Hiçbiriniz öğretmenlerinizden dayak yemediniz mi? Hiçbiriniz öğretmenlerinizden hakaret işitmediniz mi? Başınıza geleneleri hak ettiğinizi sanacak kadar saf mısınız? Hiçbirinizin öğretmenleri psikopat değil miydi? Ne mutlu size. Sizi bilmem ama ben bir öğretmenin eseri değil pek çok öğretmenin el birliğiyle yaratmaya çalıştığı bir enkazdan tek başına çıkmış bir afetzedeyim. Umarım sizin eğitim hayatınız benimki kadar rezil geçmemiştir. Umarım siz her şeye rağmen, bütün o kapıya atılmalara, yok sayılmalara, "çok biliyorsun ukala"lara rağmen gittiğiniz okulları sırf kapak olsun diye iyi derecelerle bitirmek zorunda kalmamışsınızdır. Umarım sizin karşınıza insan gibi öğretmenler çıkıp size destek olmuştur. Köstek olmamıştır yani. Gölge etmeseler yetiyor bazen. Bir öğretmen çocuğu olarak, bir ikisi hariç kendi öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutlamıyorum. Bu ülkede şerefiyle, çocuk kayırmadan, tartaklamadan, zor şartlara, az maaşlara rağmen canla başla direnen öğretmenlerin, eğitim neferlerinin gözlerinden öpüyorum. Az onlar. Can onlar. Başka bir şey olamadığı için öğretmen olmuş vasatların da bir an evvel başka bir işte istihdam edilmesini umuyorum. Umut işte. Bizim zamanımızda çok vardı onlardan. Tanrım çocuklarınızı korusun.

Haberin Devamı

3- Meryem Uzerli, Miss Piggy benzerliği

Meryem Uzerli’ye her bakışımda birine benzetiyorum... Benzetiyorum... Benzetiyorum... Sonunda geçen gece buldum! Miss Piggy’e benziyor. Yeminlen aynısı! Delil olarak Twitter sayfamdan da bir caps paylaştım. Merak edenler girer bakar. İkisi de çok sevimli değil mi ya? Bir ben mi benzetiyorum?

4- Sertab Erener – Olsun

Bir Sertab fanı değilim... Sanırım Sertab’ın fanından çok seveni var zaten... Ama sorsanız, şarkılarının neredeyse hepsini ezbere bilirim. Nereden bildiğim konusunda bir fikrim yok. Son albümü Kırık Kalpler Albümü’nde “Kime Diyorum” şarkısına bayılmamıştım ama tatlı bulmuştum. Hit değildi ama iyiydi. Bir hafta evvel iTunes’ta gezinirken Olsun’a denk geldim. Albümün hiti bence bu şarkı, diye geçirdim içimden. Ve ekledim, buna niye klip çekmemişler ki, diye. Çekmişler. İki gün önce yayına girdi. Şarkının sözleri gerçekten muhteşem. Can Bonomocuğum yazmış. Müziği Sertab’ın eşi Emre Kula imzalı. Ben çok sevdim. Döndürüp döndürüp dinliyorum. Tavsiye ederim.

5- Modacruz

Yeni keşfettiğim bir uygulama. Kullanmadığınız iyi durumdaki giysilerinizi, ayakkabılarınızı, aksesuarlarınızı buradan satışa çıkarabiliyorsunuz. Benim gibi evde yer açmak için giysi miysi ne varsa bir iki kez giyilmiş şeyleri dağıtanlardansanız, harika bir uygulama. Ben kendime bir butik açtım. Televizyon programı yaptığım zamanlar aldığım ve bir iki kez giydiğim ayakkabıları koydum. Giysileri maalesef koyamıyorum. Çünkü hepsini çoktan dağıttım. Giydiğime ettiğime çok merak duyanlarınız girer, bakar. Bu arada, ben satmayacağım, bağışlayacağım diyenleriniz için, Beşiktaş Belediyesi, kapınıza kadar gelip kolilediğiniz giysileri alıyor, Çırağan’daki mağazasında ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtıyor. Bu da benim giymediğim giysileri evden çıkarmak, giyinme odamda yer açmak için yıllardır kullandığım bir diğer yöntem. Önemli olan hiçbir şeyin çöpe gitmemesi. Ve tekrar kullanılması.

Hayatınızdak, her şey gerçek olsun.

Tüm duygularınız.

Tüm güzel anlarınız.

Yalancı fotoğraf karelerine, sahte mutluluklara sıkışıp kalmayın.

Gerçekten yaşayın.

Şu dünyada insanı en çok samimiyetsizlik yoruyor.

Hayırlı pazarlar.

DİĞER YENİ YAZILAR