AK Parti Sözcüsü Çelik: Gündemimizde af yok

AA |  29 Ağustos 2018 Çarşamba - 18:12 | Son Güncelleme : 29 08 2018 - 21:25

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MHP'nin af önerisine ilişkin, "Bizim gündemimizde yok. Daha önceki pozisyonumuzda bir değişiklik yok." dedi.


AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel  Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, parti genel merkezinde  gerçekleştirilen AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısından sonra düzenlediği  basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmede bulundu.
 
Çelik, MYK'de Tanıtım ve Medya ile Yerel Yönetimler Genel Başkan  Yardımcılarının kapsamlı sunumları olduğunu, bu sunumlar çerçevesinde MYK  gündeminin şekillendiğini ifade etti. Sivil siyaseti sürekli gündeminde tutan bir  parti olan AK Parti'nin yerel seçimlerle ilgili değerlendirmelerini şimdiden  güçlü bir şekilde yaptığını ifade eden Çelik, bu toplantıda da tanıtım ve  medyadan sorumlu genel başkan yardımcısı ile yerel yönetimlerden sorumlu genel  başkan yardımcısının geçen hafta verilen karar çerçevesinde yaptıkları  hazırlıklarla ilgili sunumlarını yaptığını ifade etti.
 
Bu sunumlara ilişkin değerlendirmelerin de yapıldığını aktaran Çelik,  "Her zaman olduğu gibi bütün teşkilatlarımızla birlikte yerel seçimlere dönük  olarak, herhangi bir seçim sürecinde olduğu gibi AK Parti siyasetinin gereği, her  an seçime hazır bir teşkilat, her an seçime hazır bir genel merkez olarak  çalışmalarımızı sürdürüyoruz." dedi.
 
Yerel seçimlerin sahadaki vatandaşla sivil siyaset arasında en yakın  ve en doğal köprü olması bakımından çok büyük bir önemi olduğuna işaret eden  Çelik, şöyle devam etti:
 
"Belediye başkanları, belediyeler artık bugünün dünyasında doğrudan  vatandaşla sivil siyaset arasında, devlet arasında en doğal köprü işlevini  gösteriyor. Dolayısıyla bir yandan belediyelerin faaliyetleri, vatandaş odaklı  siyaset yapmaları, hizmet üretmeleri bir yandan da vatandaşın taleplerini yerine  getirirken de o şehrin şehir siyasetini doğru yönetmeleri, buna uygun formül  çizmeleri, kişilik ortaya koymaları her bakımdan değerlendiriliyor."
 
Şehir siyasetinin, siyasal açıdan önemli bir kavram haline geldiğine  dikkati çeken Çelik, şehirlerin altyapısının güzelleştirilmesi kadar,  şehirlerdeki hayat kalitesinin de güzelleştirilmesi ve bütün bu meselelere  bütünsel olarak bakılıp, götürülen hizmetin vatandaşın talepleri doğrultusunda  çeşitlendirilmesi, zenginleştirilmesi ve bu konuda belediyelerin neler yaptığının  ölçülmesinin gündemlerini oluşturduğunu anlattı.
 
 "Götürülen hizmetin, hem o şehirlerin altyapısının güzelleştirilmesi  hem de şehirdeki hayat kalitesinin artırılması, yaşanabilir şehirler olması  açısından önemseniyor." diyen Çelik, şehirlerde hangi belediyelerin yatay  mimariyi özendirdiği ve hangi belediyelerin bu konuda çalışmalarını  yönlendirdiğini de sürekli takip ettiklerini belirtti.
 
Millet Bahçelerinin yapılıp, Millet Kıraathanelerinin hayata  geçirilmesinin yeni dönemdeki hizmetler olarak belediyeler ve hükümet tarafından  yapılmasını da takip ettiklerini ifade eden Çelik, önümüzdeki dönemde de ilgili  başkanlıkların kendi bakış açılarından bu süreci değerlendirmeye devam  edeceklerinin altını çizdi.
 
Çelik, "Yerel seçimlerle ilgili hazırlıklarımızı güçlü bir şekilde  gündemimize almış bulunuyoruz. Gerek sahip olduğumuz belediyelerdeki başarıların  ölçülmesi, gerek belediyelere sahip olmadığımız yerlerdeki eksikliklerimizin  giderilmesi, uygun politik aktörlerin bulunması, oradaki şehir siyasetiyle  vatandaşımızın talebiyle en optimum, en verimli şekilde nasıl buluşulacağına dair  stratejilerin geliştirilmesi artık kesintisiz bir biçimde yerel seçime kadar  sürecektir. Dolayısıyla bu bağlamdaki çalışmalar başarılı bir şekilde devam  ediyor." şeklinde konuştu.
 
Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümünün çok önemli bir etkinlikle  kutlandığını hatırlatan Çelik, "Türkiye'nin tarihiyle buluşması, tarihiyle  barışması, geleceğine bakarken bir tarihi perspektife sahip olması hepimiz  açısından önemli." dedi.
 
Çelik, 26 Ağustos'un aynı zamanda Büyük Taarruz'un da yıl dönümü  olması dolayısıyla iki kutlama yapıldığını aktararak, bundan sonra da tarihin  önemli dönüm noktalarının tüm millete mal edilecek bir kutlamalar zinciri  çerçevesinde değerlendirilmesine çalışılacağını, hafızalarda diri tutulup, yeni  nesillere aktarılmasının önemli olduğunu anlattı.
 
30 Ağustos Zafer Bayramı'nın yarın kutlanacağını belirten Çelik,  "Şimdiden bütün milletimizin 'bayramı kutlu olsun' diyoruz. Milletimiz, inşallah  geleceğe daha büyük bir öz güvenle birlik, beraberlik içerisinde yürüme iradesini  bütün bu yıl dönümlerinde daha da güçlendirerek yoluna devam edecek." dedi.
 
Af tartışmaları
 
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çelik, bir gazetecinin, 1  Ekim'de Meclis açıldıktan sonra MHP'nin af vaadinin gündeme gelip gelmeyeceğine  ilişkin sorusu üzerine şöyle konuştu:
 
"Gündemimizde bu konu yok. Yetkili kurullarımızla yeni bir  değerlendirme yok. Daha önce açıkladığımız pozisyonumuz neyse o pozisyonumuzu  koruyoruz. Gündemimizde olmadığını, tutumumuzda bir değişiklik olmadığını ifade  edebilirim. Konuyla ilgili tartışmaları izliyoruz, takip ediyoruz ama bizim  gündemimizde yok, daha önceki pozisyonumuzda bir değişiklik yok."
 
"Türkiye'ye hemen İslamcılık ve Osmanlıcılık  etiketi bir şekilde  yapıştırılmaya çalışılıyor"
 
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un açıklamalarına ilişkin bir  soruyu değerlendiren Çelik, "Biz Macron'un açıklamalarını büyük bir hayretle  karşılıyoruz. Biz şuna alıştık, yani Türkiye ne zaman bölgede özgün bir politika  uygulamaya başlarsa, ne zaman öz güvenli bir dış politika uygulamaya başlarsa  herhangi bir şekilde bu parsellenmiş bölgelerde şu devletin pozisyonunun dışında,  bu devletin pozisyonunun dışında bir dış politika tutumu geliştirmeye başlarsa  Türkiye'ye hemen 'İslamcılık ve Osmanlıcılık' etiketi bir şekilde yapıştırılmaya  çalışılıyor." diye konuştu.
 
Macron'un konuşma metnini açık bir şekilde okuduğunu ve kullandığı  kavramlara hakim olmadığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
 
"Özelikle de 'artık Türkiye Atatürk döneminin Türkiye'si değil'  gibisinden bir ifade kullanıyor. Türkiye'nin, kurucu liderinin gösterdiği  hedefler doğrultusunda geleceğe öz güvenle yürüyen bir anlayışı var. Dolayısıyla  Türkiye'nin kurucu liderinin Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dönemiyle diğer  dönemleri ayrıştırmak gibi bir şey son derece mantık dışı. Zaten kullandığı  kavramdan kastettiği şey de şu; sanki 'Türkiye'de laiklik konusunda ya da diğer  konularda bir aşınma var gibi, panislamist bir politika güdülüyormuş' gibi bir  değerlendirme yapıyor. Yani 100 sene evvel kendilerinin sömürgesi olan orada  hatta büyük acılar yaşattıkları Suriye'ye olan ilgilerinin doğal karşılanmasını  düşünüyorlar ama buna karşılık bizim yıllarca barış, kardeşlik, huzur içerisinde  yaşadığımız halklarda, o halkların yaşadıklarına gösterdiğimiz ilgiyi geçmişte  hatırlarsınız 'eksen kayması' olarak değerlendiriyorlardı, bu tartışmalar oradan  çıkıyordu."
 
"Yakışık almayan bir değerlendirme"
 
Macron'un defalarca uyarılmasına rağmen "İslami terör" gibi son derece  yanlış bir ifadeyi kullanmakta ısrar ettiğini aktaran Çelik, şöyle devam etti:
 
"Avrupa'da bütün sağduyulu kesimler bu İslami terör ifadesinin ne  kadar yanlış bir ifade olduğunu defalarca dile getirmişlerdir. Hatta kendisinin  biraz yakından takip etmesi halinde bu konulardaki bu şekildeki adlandırmaların  aslında bu aşırı grupların işine yaradığını, aşırı grupların tuzağına düşmek  olduğunu anlatan Fransız akademisyenlerin, entelektüellerin yazdığı çok güzel  makaleler, kitaplar vardır. Türkiye'ye IŞİD tuzağı olarak Fransız bir akademisyen  tarafından çevrilmiş bir kitap, bu süreci, DEAŞ'ın nasıl tuzak kurduğunu ve bu  söylemi kullananların aslında DEAŞ'ın tuzağına düştüğünü çok net bir şekilde  görebilir ama burada gördüğünüz farklı bir şey, orada Sayın Cumhurbaşkanımıza bir  gönderme yapıyor. 'Her gün görüştüğüm Sayın Cumhurbaşkanının panistlamist bir  ajandası var' diyerekten... Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar sık  görüşülmesine ve bu kadar geniş paylaşımlarda bulunmasına dönük olarak yakışık  almayan bir değerlendirme."
 
"Gözyaşları üzerinden siyaset yapmıyoruz"
 
Bir gazetecinin, "Cumartesi annelerinin 700'üncü gün eylemine izin  verilmemesi, polisin müdahalesi çok tartışıldı. Sonrasında Süleyman Soylu'nun  açıklamaları oldu. Hem CHP'den hem HDP'den Sayın Cumhurbaşkanının Başbakanlığı  döneminde cumartesi annelerinin kabulüne ilişkin görüntüler paylaşıldı. Hem  müdaheleyi hem Soylu'nun açıklamalarını hem de muhalefetten gelen tepkileri nasıl  buluyorsunuz?" sorusu üzerine Çelik, "Sayın Genel Başkanımızın Başbakanlığı  döneminde o annelerin kabul edilmesiyle ilgili olan tutumumuzla bu son ortaya  çıkan müdahale arasında bir çelişki yok." değerlendirmesinde bulundu.
 
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde  konuyla ilgili yaptığı bir grup konuşmasına atıfta bulunan Çelik, Erdoğan'ın  konuşmasından bir bölümü aktardı.
 
Çelik, Erdoğan'ın, "Tamamen insani hassasiyetlerle yüreğimizi  insanların dertlerine, sorunlarına açtık. Orada 103 yaşına ulaşmış Berfo ana  vardı. Bizimle hikayesini paylaştı. Kendisini dinlediğimizde anneliğin  siyasetinin ve ideolojisinin olmadığını bir kere daha gördük. Bir gece evinize  geliyorlar, gözlerinizin önünde oğlunuzu alıp götürüyorlar. Tam 31 yıldır  evladınızdan bir haber alamıyorsunuz. 'Oğlumu götürürlerken son kez 'Cemil'  dedim, o da bana 'Anne' diyerek seslendi. Son duyduğum sözler bunlar...' Faili  meçhullerin katillerinin bulunmamasının ne büyük acı olduğunu biliyoruz ama  evladının kemiklerini dahi bulamayan, oğullarının mezarlarını bulmaya razı olan  acılı anneler var bu ülkede. Her ne sebeple olursa olsun ülkemizde hiçbir anne  evladı için gözyaşı dökmesin, evladının yolunu kaygıyla beklemesin diye  hukuksuzluğa karşı mücadele ediyoruz. Biz birilerinin yaptığı gibi annelerin  gözyaşları üzerinden siyaset yapmıyoruz, yapılmasını da istemiyoruz." şeklindeki  açıklamalarını okudu.
 
Konuşmanın kayıpların arkasındaki çetelerle ilgili bölümünün de son  derece önemli olduğunun altını çizen Çelik, Erdoğan'ın bu çetelerle mücadeleye  yönelik açıklamalarını da aktardı.
 
Erdoğan'ın, hukuk ve statikonun karşılarına dikilmese bugün  Türkiye'nin çok daha farklı bir noktada olacağını söylediğini de dile getiren  Çelik, "Bu cümleler Sayın Genel Başkanımız tarafından ifade edilmiştir. Bu  cümleleri aynen savunuyoruz. Özellikle şu cümlenin altını çiziyoruz, yine  kendileri tarafından ifade edilmiştir; 'O annelerin yüreği bizim yüreğimizi ve  yolumuzu aydınlatmaya yeter.' Bu görüşlerimizde hiçbir değişiklik yok." ifadesini  kullandı.
 
Evladını kaybetmiş bir annenin acısından, evlada duyduğu özlemden daha  büyük saygı olamayacağına işaret eden Çelik, bu acı karşısında boyunlarının  kıldan ince olduğunu kaydetti.
 
TBMM'de bu konuda komisyon kurulduğunu, bazı sonlanan davalarda  cezalar verildiğini anımsatan Çelik, şöyle devam etti:
 
"Berfo annenin acısı, diğer annelerin acıları, evlatlarıyla ilgili  duyduğu hasret başımızın üzerindedir. Bu acıya hürmetimiz çok büyüktür ve  boynumuz kıldan incedir. Kapılarımız her zaman kendilerine açıktır ama 2010'dan  sonra buranın giderek bir terör propagandasının zemini haline gelmesi, annelerin  acısı üzerinden belli grupların burayı bir terör propaganda merkezine  dönüştürmesi karşısında ortaya çıkan tedbirleri almak zorunlu olmuştur. İçişleri  Bakanımızın yaptığı açıklamada açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi terör  gruplarından, terör gruplarının tahakkümünden bu alanın kurtarılması gerekiyor.  Bu annelere karşı bir tutum değildir, evladı kaybeden annelere karşı bir tutum  değildir. İçişleri Bakanımız bunu açık ve net şekilde söyledi, oradaki terör  gruplarının burayı bir eylem alanına dönüştürmesine karşıdır."
 
"Kesinlikle kabul etmiyoruz"
 
Türkiye'de, "siyasi istismar partisi" denilebilecek, adı konulmamış  bir partinin bulunduğunu belirten Çelik, bunların her türlü acıyı, gözyaşını  istismar etmek üzere hayatlarını kurguladığını bildirdi.
 
Gerçek acılarla, annelerin evlatlarına duyduğu hasretle de bunların  bir ilgisinin bulunmadığını ifade eden Çelik, bu siyasi istismar partisinin,  meseleleri her zaman için siyasi iltihaba dönüştürmeye çalışan, provakatif  olaylar oluşturmaya çalışan grup olduğunu vurguladı.
 
Çelik, şunları kaydetti:
 
"Bunlar tarafından o alan bu şekilde ele geçirilmiştir. Bunların  annelerin acısını istismar ederek terör propagandası yapmasına, birtakım  faaliyetler içerisine girmesine bundan sonra müsaade edilmeyecektir. O alan  bundan sonra böyle bir iş için kullanılmayacaktır. Anneler ya da başkaları,  evladıyla ilgili kaygı duyanlara hepimizin kapısı her zaman açıktır. Bundan sonra  İstiklal Caddesi gibi yerlerde bu tür eylemlere izin verilmeyecektir. Açık ve net  söylüyorum, valiliğin belli olarak ortaya koyduğu yerler haricinde bu tip  eylemlere müsade edilmeyecektir. Bu tip yerlerde eylem yapmak isteyen AK Parti  bile olsa müsade edilmeyecektir. Valiliğin gösterdiği yerde bunlar yapılacaktır,  bu düzeni sağlamak durumundayız. Yapılan iş annelere ve annelerin acılarına karşı  yapılan bir iş değildir. Anneleri ve annelerin acılarını mahkum etmeye çalışan,  kıskaca almaya çalışan terör gruplarına karşı yapılan bir iştir. Dolayısıyla  bütün o annelere, evladının yasını tutan annelere bir kere daha hürmetlerimizi  sunuyoruz ama bu son yapılan meselenin bu annelere karşı bir tutum gibi  gösterilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz."
 
Çeşitli meselelerde polisin müdahalesi ile ilgili konunun her zaman  tartışılabileceğinin altını çizen Çelik, bununla ilgili İçişleri Bakanlığının son  derece performanslı bir denetim yürüttüğünü aktardı.
 
 Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu sadece bu olayla ilgili değil, pek çok olayla ilgili fakat orada  dikkat ederseniz karşı karşıya kaldığı durum karşısında güvenlik güçlerinin  mümkün olduğu kadar soğukkanlılığını korumaya çalıştığını tespit ediyoruz ama bir  hata varsa o mutlaka kendi iç dinamikleri içinde değerlendiriliyordur.  Dolayısıyla bu meselenin terör grupları tarafından istismar edilmesine müsade  edilmeyecektir. Bu yerlerin terörün propaganda alanı olmaktan çıkarılmasıyla  annelerin acısını birbirine karıştırmamak lazım. Bunu maalesef yine terörle  akrabalığı çok seven grupların sosyal medyada çok yoğun bir şekilde yaptığını  görüyoruz ama o annelerle aramıza girecek herhangi bir kapasiteye sahip  değiller."
 

ETİKETLER