AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten önemli açıklamalar

AA |  21 Ocak 2019 Pazartesi - 20:12 | Son Güncelleme : 21 01 2019 - 23:03

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Çelik, "Fırat'ın doğusunda, Suriye'nin kuzeyinde ortaya çıkan tablo, Türkiye için birinci dereceden tehdittir ve Türkiye Cumhuriyeti bu tehdidi bertaraf edecektir." dedi


AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Fırat Kalkanı ve Zeytin  Dalı harekatlarına ilişkin, "Türkiye bu harekatlar sırasında bir kere daha  hatırlatıyoruz ki uluslararası hukuktan doğan meşru haklarını kullanmıştır,  uluslararası hukuka uygun bir şekilde bu güvenliğini tehdit eden unsurlarla  mücadelesini sürdürmüştür. Dolayısıyla Türkiye'nin verdiği bu mücadele  uluslararası hukuk açısından baktığımızda meşruiyeti en yüksek mücadelelerden bir tanesidir." dedi. 
 
Çelik, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken,  parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin soruları  yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
 
Afrin harekatının dün yıl dönümü olduğunu anımsatan Çelik, bu  vesileyle şehitlere Allah'tan rahmet, gazilere şifa diledi.
 
Çelik, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ordu programı  devam ederken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın birlikleri denetlemesi  sırasında telefonla bağlanarak birliklere hitap ettiğini, orada bulunan bir şehit  ailesiyle ve gazi üsteğmenle görüştüğünü anımsattı.
 
Şehidin anne ve babasının maneviyat yüklü bir şekilde devlete, millete  sahip çıkarak bu mesajları dile getirdiklerini belirten Çelik, tüm şehit  ailelerine hürmetlerini ifade etti. Çelik, "Şehit ailelerimizin bu yüksek  maneviyatı hepimiz için yol gösterici oluyor." diye konuştu.
 
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları sırasında pek çok yorumlar  yapıldığını ve bu yorumlar dinlenildiğinde eleştirilerin ne kadar boş olduğunun  bir kere daha görüldüğünü dile getiren Çelik, "DEAŞ başta olmak üzere PKK, PYD,  YPG terör örgütüne bağlı unsurların o bölgelerden uzaklaştırılması dost ve kardeş  bölge halkını bunların zulmünden kurtarmıştır. Burada yanlış bir biçimde YPG,  PKK'ya 'Kürtlerin temsilcisi' gibi etiketler takanların orada bu zulümden  kurtarılan bölge halkı içerisinde Araplar, Türkmenler ve Kürtlerin beraberce  olduğunu, bütün bunların hepsinin ve diğerlerinin bu baskı ve zulümden  kurtarıldığını bir kere daha hatırlamasında fayda var." diye konuştu.
 
Çelik, Hatay ve Kilis'e yakın mesafeden atılan roketlerin Türkiye'nin  milli güvenliğini tehdit ettiğini ve harekatla bu tehdidin ortadan kaldırıldığını  hatırlatarak, "Türkiye bu harekatlar sırasında bir kere daha hatırlatıyoruz ki  uluslararası hukuktan doğan meşru haklarını kullanmıştır, uluslararası hukuka  uygun bir şekilde bu güvenliğini tehdit eden unsurlarla mücadelesini  sürdürmüştür. Dolayısıyla Türkiye'nin verdiği bu mücadele uluslararası hukuk  açısından baktığımızda meşruiyeti en yüksek mücadelelerden bir tanesidir."  ifadesini kullandı.
 
Tren garı saldırısı ve diğer pek çok terör eylemini  gerçekleştirenlerin Suriye kaynaklı olarak eğitildiği ve o bölgeden Türkiye'ye  geçtiğinin belgelerle ortaya konulduğunu kaydeden Çelik, Türkiye'nin kendisini  eleştirenlere vereceği en net yanıtın kendi insanını, coğrafyasını tehdit eden  unsurlara karşı en yüksek meşruiyetle bu mücadeleyi vermesi olduğunu söyledi.
 
Çelik, benzer duruma düşmeleri halinde Batı ülkelerinin nasıl  tedbirler alacağının tefekkür edilmesi gerektiğini, buradaki çifte standarda ve  samimiyetsizliğe son vermek gerektiğini vurguladı.
 
En önemli hususlardan bir tanesinin de harekat yapılan bölgelerde can  güvenliğinin sağlanması olduğunu dile getiren Çelik, "Demografik olarak bir  bölgede kim oturuyorsa o bölge onlarındır. Çeşitli terör örgütlerinin bu  demografiyle oynayarak o bölgeye hakim olma şeklindeki çabalarına da yine Türk  Silahlı Kuvvetlerinin bu kahramanca fedakarlıkları sayesinde son verilmiştir.  Meşruiyet ve o bölgenin sakinlerinin tekrar kendi bölgelerine dönmesi şeklindeki  doğru eylem bu şekilde gerçekleştirilmiştir." ifadesini kullandı.
 
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığı harekatın, Suriye konusunda siyasi  çözüm arayan ve ilkeli bir şekilde terör örgütlerine karşı olan Türkiye'nin  ortaya koyduğu samimi bir eylem olduğunu vurgulayan Çelik, bunun Suriye halkının  faydasına olduğunu ve terör örgütlerine karşı olmaktan başka bir amacının  bulunmadığını söyledi.
 
Akdeniz'deki ölümler
 
Ömer Çelik, Akdeniz'de yeni ölümler gerçekleştiğini, son olarak Libya  açıklarında 120 mülteciyi taşıyan bir botun battığını ve 117 kişinin boğulduğunu  anımsatarak, medeniyet denizi olan Akdeniz'in bu şekilde bir ölüm denizine  dönüşmesinin bu insanların sorumluluğu olmadığını, sorumluluğun onlara sahip  çıkmayan ve uygun göç yolları oluşturmayanlara ait olduğunu ifade etti.
 
Türkiye'nin baştan beri bu insanlara uygun göç yolları oluşturulması  gerektiğini savunduğuna işaret eden Çelik, "Kendi ülkelerinin sınırlarını korumak  için ırkçı şekilde tel örgülerle ülke sınırlarını sarmaktan, oraları askerlerle  mültecilere karşı korumaktan bahsedenlerin bu ırkçı eylemleri, ırkçı  zihniyetleri, bu insanların ölümünde çok büyük bir sorumluluk sahibidir."  tespitinde bulundu.
 
Türkiye ve Avrupa arasındaki göç anlaşması öncesinde yüzlerce insanın  Akdeniz'de boğulduğunu hatırlatan Çelik, Türkiye'nin ortaya koyduğu vizyon  sayesinde ölümlerin çok aza indiğini bildirdi.
 
Çelik, Türkiye'nin yaptığının ölümden kaçan insanlara kucak açmak  olduğunu ancak başka ülkelerin uygun göç yolları oluşturmamasının ve resmi  görevlileri vasıtasıyla bu insanların botlarını batırarak ölüme terk etmesinin  dünyanın vicdanını yaraladığını söyledi.
 
Mültecilere ırkçı yaklaşım sergileyenlerin kendi toplumlarını da  zehirlediğini dile getiren Çelik, "Bu ülkelerde, enteresandır terör örgütlerine  karşı, özellikle PKK'ya karşı duyarlılık çağrısı yapanların, sempati çağrısı  yapanların seslerinin bu mazlum mülteciler söz konusu olduğunda hiç çıkmadığını  görüyoruz." dedi.
 
Çelik, 2015'te bir kazada hayatını kaybeden Malili bir mülteci çocuk  için yapılmış bir karikatürü göstererek, çocuğun karnesini ceketinin cebine  ilikleyerek mülteci botuna bindiğini anlattı. Çocuğun ulaşacağı ülkedeki  yetkililere bu karneyi göstererek, ilgili ülkeye kabul edilmeyi amaçladığını  ifade eden Çelik, "Bu utanç, Türkiye dışında bu ülkelerin resmi görevlileri  tarafından botların batırıldığı, ülkelerin resmi görevlileri tarafından ortaya  konulan bir utançtır ve bu insanlar insanlığımızın bir parçasıdır, bunlara sahip  çıkmak insanlığımızı yücelten bir şeydir. Bunların ölüme terk edilmesi ise  insanlığımızı kötürüm bırakan ve Akdeniz'de insanlığımızı kaybetmemize yol açan  bir tutumdur. Dolayısıyla Türkiye, halkımız, bu konuda bütün dünyanın vicdanı  olabilecek bir sınav vererek bütün dünyanın vicdanı yerine geçmektedir." diye  konuştu.
 
"Yapmaya çalıştığımız bataklığı kurutmaktır"
 
Türkiye'nin 2018'de en çok insani yardım yapan ülke olduğunu ve  bununla gurur duyduklarını anlatan Çelik, şöyle devam etti:
 
"Sık sık mültecilere yaptığımız yardımları bahane ederek sanki  vatandaşlarımızdan esirgeniyor da başkalarına aktarılıyormuş gibisinden ırkçı  yaklaşımlar üretenlerin bu resme bakarak konuşması gerekir. Bu resme bakmadan  konuşanların bu ırkçı yaklaşımlarla popülizmle siyaset yapmak adına insanlık  değerleriyle çatışan faaliyetlerinin insanlığın gözünde de milletimizin gözünde  de mahkum olacağına hiçbir kuşkumuz yoktur. Kuşkusuz yapmaya çalıştığımız şey  bütün bu tablo, bu bataklığı kurutmaya çalışmaktır, terör yüzünden oluşan bu göç  yollarının ortadan kalkmasına çalışmaktır."
 
Akdeniz'de bundan sonra da benzer olayları görmek istemediklerinin  altını çizen Çelik, "Türkiye, insani, siyasi ve vicdani sorumluluğunu  milletimizin geçmişinde olduğu gibi, geçmiş tarihte olduğu gibi yerine getirmeye  devam edecektir. Bu meselede de dünyaya çağrı yapmaya devam edeceğiz." şeklinde  konuştu.
 
MYK toplantısında yerel seçimlerle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın  değerlendirmeleri olduğunu söyleyen Çelik, Erdoğan'ın hafta sonu bulunduğu Samsun  ve Ordu'da da AK Parti ve Cumhur İttifakı adaylarına karşı büyük bir teveccüh  olduğunu söyledi.
 
Adayların ilan edilmesinden sonra ilgili şehirlerde oluşan coşkunun  büyük bir memnuniyet oluşturduğunu aktaran Çelik, "İnşallah seçimlere doğru  doludizgin devam ediyoruz ve bu şekilde de 31 Mart gecesi Cumhur İttifakı'nın  büyük başarısıyla o gecenin sonuçlanacağı konusundaki ümidimizi giderek  güçlendiriyoruz. Çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz, bu şekilde çalışmaya  devam ediyoruz." değerlendirmesini yaptı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın il ziyaretlerini devam ettireceğini söyleyen  Çelik, toplantıda Teşkilat ile Medya ve Tanıtım başkanlıklarının sunum yapacağını  aktardı.
 
"Bundan siyaseten iflas etmiş politikalara imza atanlar sorumludur"
 
Türkiye'nin bu konudaki tezinde haklı olduğunun altını çizen Çelik,  "Yine Münbiç'teki yol haritasının güçlü bir şekilde uygulanmasıyla ilgili olarak  açıklamaları oldu. Doğrudur ama bir an evvel bunun hayata geçmesi gerekiyor.  Cumhurbaşkanımız bunu ifade ettiler. Münbiç'teki güvenliği devralmaya Türkiye  hazırdır.  Dolayısıyla bu konulara vakıf bir senatörün Türkiye perspektifini  görmesi bakımından son derece faydalı olduğunu düşünüyoruz." ifadelerini  kullandı.
 
En önemli konunun ise güvenli bölge meselesi olduğunu vurgulayan  Çelik, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Bugün Cumhurbaşkanımız, açıklaması sırasında, 'Türkiye'ye karşı  güvenli bölge değil, Türkiye için güvenli bölge' şeklinde bir ifade kullandı.  Orada terör örgütleri olduğu zaman bu durum, YPG terör örgütünün DEAŞ'a karşı  desteklenmesi gibi bir tablo açıkça, Türkiye'ye karşı ama YPG terör örgütünün  lehine bir güvenli bölge ortaya çıkarıyor. Sırf DEAŞ ile mücadele ediyor  görüntüsü altında bir terör örgütü tekrar ortaya çıkarılıyor."
 
Afganistan'da gerçekleştirilen terör saldırını anımsatan Çelik,  "Afganistan bu hale nasıl geldi, aynı mantıkla geldi. Geçmişte de birileriyle  mücadele etmek için başkaları bazı terör örgütlerini desteklediler ve bugün o  terör örgütlerinin hepsi, birileri tarafından, meşhur devletler tarafından  desteklenen terör örgütleri kontrol edilemez hale geldiler." diye konuştu.
 
Çelik, ortaya çıkan bu tablonun hür dünyanın, demokrasi isteyenlerin,  insan haklarından yana olanların, Afganistan ve Suriye halklarının canını  yaktığını dile getirerek "Bundan kim sorumludur? Bir terör örgütüne karşı başka  terör örgütünü desteklemek gibisinden, aklın asla kabul etmeyeceği, siyaseten  defalarca iflas etmiş bu politikalara imza atanlar sorumludur." değerlendirmesini  yaptı.
 
"Türkiye Cumhuriyeti kendi güvenliği ile ilgili tedbir alacaktır"
 
AK Parti Sözcüsü Çelik, gelinen noktada aynı tablonun, Afganistan'da  yapılanların aynısının, kes-kopyala-yapıştır şeklinde Suriye'de de icra  edildiğinin görüldüğünü söyledi.
 
Aynı şeyin olmaması gerektiğini vurgulayan Çelik, "Akdeniz'in dibinde  bir Afganistan oluşturmak, dünya bir Afganistan ile istikrarı sağlamak için bu  kadar bedel öderken, ikinci bir Afganistan oluşturacak politikalardan uzak durmak  gerekir. Ama tam ters bir mantıkla YPG-PYD terör örgütüne tırlar dolusu silah  gönderirseniz, DEAŞ'a karşı mücadele ediyor diye meşru bir güç gibi bunlara  sarılırsanız, hele de Türkiye Cumhuriyeti gibi NATO üyesi bir müttefikinize  karşı, 'bizim müttefikimiz, sahada beraber çalıştığımız müttefikimiz budur'  gibisinden bir terör örgütüyle ilgili değerlendirme yaparsanız, bu dünyanın bütün  değerlerinin, bütün formüllerinin, bütün denklemlerinin bozulduğu bir tablo  ortaya çıkar. O zaman dünyanın her yerinde kendi elinizle, kendi paranızla bir  Afganistan daha üretmiş olursunuz." diye konuştu.
 
'TÜRKİYE İÇİN BİRİNCİ DERECEDEN TEHDİTTİR'
 
Türkiye'nin buradaki tutumunun iyi anlaşılması gerektiğinin altını  çizen Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Fırat'ın doğusunda, Suriye'nin kuzeyinde ortaya çıkan tablo, Türkiye  için birinci dereceden tehdittir ve Türkiye Cumhuriyeti bu tehdidi bertaraf  edecektir. Bu tehditin bertaraf edilmesinin yolu da açık bir şekilde tabii ki  müttefiklerimizle bunu eş güdüm halinde yapmak istiyoruz. Müttefiklerimizle her  türlü koordinasyonun içerisindeyiz ama eninde sonunda müttefiklerimiz bu konuda  duyarlılık gösterseler de göstermeseler de Türkiye Cumhuriyeti kendi güvenliği  ile ilgili tedbir alacaktır.
 
En önemlisi de Suriye'nin birliğinden, toprak bütünlüğünden, halkının  egemenliğinden bahseden herkesin terör örgütlerine karşı ilkeli tutum alması  gerekir. Terör örgütleriyle ilgili olarak bu birtakım asimetrik ilişkiler,  maalesef bedelinin Suriye halkına ödetildiği sürecin uzamasına, siyasi çözümün  gerçekleşmemesine ve terörün bölgede daha da derinleşmesine yol açan birtakım  politikalar ortaya çıkarıyor. Zaman Türkiye'nin haklı olduğunu bir kere daha  göstermiştir. Dolayısıyla, buraya gelip de bu tabloyu gören herkes bundan ikna  olmaktadır. Bu ziyaretin, o bakımdan verimli bir ziyaret olduğunu  değerlendiriyoruz."
 
"Amaç, terör örgütlerinden arınmış Suriye"
 
Güvenli bölgede ilk aşamada, YPG'nin çıkarılmasının söz konusu  olduğunu belirten Çelik, bu bölgede terör örgütlerini istemediklerini söyledi.
 
Çelik, esas olarak amaçlanması gereken şeyin, Suriye'nin herhangi bir  yerinde, herhangi bir terör yapısının ortada kalmaması olduğuna dikkati çekerek,  "Suriye'de güvenli bölgeden sonra nihai olarak amaçlanması gereken şey tabii ki  terör örgütlerinden arınmış bir Suriye yapısının ortaya çıkmasıdır." ifadesini  kullandı.
 
Parti Sözcüsü Çelik, Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş'ın sosyal  medya hesabından yaptığı açıklamada "Hatay'da bazı ilçelerde Suriyelilerin aday  olması durumunda belediye başkanlıklarını kazanabileceği" iddiasını nasıl  değerlendirdiğinin sorulması üzerine de şunları kaydetti:
 
"Avrupa'da ırkçıların, Türk düşmanlarının, İslam düşmanlarının en çok  sığındığı şey, mülteciler üzerinden toplumda korku yaratmaktır. Bilimsel  araştırmalara göre, Avrupa'daki bu ırkçıların en çok başvurduğu yöntemlerden bir  tanesi şu, kendi bölgelerindeki mültecilerin sayısına bakmak. Bu şekilde medya ve  propaganda yoluyla bir algı oluşturmak. Mesela pek çok çalışmada bakıyorsunuz,  diyelim ki bir yerde bin kişi var mülteci, orada ırkçılar üzerinden öylesine bir  kampanya oluşturulmuş ki orada yaşayan insanlar on binler, yüz binler olduğunu  düşünüyor. Kendi hayatlarının tehdit altında olduğu, kendi şehirlerinin işgal  altında olduğu gibi bir algıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu ırkçıların  kullandığı bir yöntem. Hatay Belediye Başkanının söylediği sözün, bu sebeple,  hiçbir şekilde orijinal bir söz olduğunu söylemek mümkün değil. Avrupa'daki  ırkçıların, Müslümanlara, Türklere ve mültecilere karşı kullandığı sözün birebir,  sadece bazı kelimeler değiştirilerek yeniden söylenmiş olması. Bu açık bir nefret  suçudur. Orada, birincisi Suriyelileri hedef gösteriyorsun. İkincisi İçişleri  Bakanımızın açıkça ortaya koyduğu gibi, söylediği rakamların hepsi yanlış. Orada  neredeyse aşağı yukarı 20 bin civarında Suriyeliye vatandaşlık verilmiş. Ama sen  bunu ilçelerdeki seçim sonucunu etkileyecek bir şekilde ortaya koyuyorsun. Hiçbir  şekilde kabul edilemeyecek, bir belediye başkanın, o şehrin huzurundan sorumlu  makamda bulunan bir kimsenin hiçbir şekilde tevessül etmemesi gereken bir  politika bu. Hem ölümden kaçmış insanları hedef gösteriyorsun, ikincisi  vatandaşlarımıza yanlış bilgi veriyorsun. Üçüncüsü de Avrupa'daki İslam  düşmanlarının, Türk düşmanlarının yaptığı bir ırkçılığı yine burada başka  kelimeler kullanarak yeniden üretiyorsun. Biz bu açıklamayı güçlü bir şekilde  kınıyoruz. Bu açıklamanın nefret suçunu körükleyen bir açıklama olduğunun altını  çiziyoruz."