AK Parti Sözcüsü Çelik: YSK'nın kararı milli iradenin hakem tayin edilmesidir

AA |  10 Mayıs 2019 Cuma - 18:39 | Son Güncelleme : 10 05 2019 - 22:07

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Yüksek Seçim Kurulunun  (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin tekrarlanması kararıyla  ilgili, "Bazı basın organlarında özellikle dışarıda öyle bir yorum yapılıyor ki  sanki seçimin tekrarlanması demek bir ülkede demokrasinin yokluğu anlamına  geliyormuş gibi... Tam tersine demokrasinin olmadığı ülkelerde seçimler tekrarlanmaz." dedi.


Çelik, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam  ederken, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin  değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

Toplantıda, iç ve dış gelişmeler, ekonomideki gelişmeler, sosyal  meseleler ve TBMM gündemindeki çalışmalarla ilgili kapsamlı değerlendirmeler  yapıldığını aktaran Çelik, terörle mücadele konusunun geniş şekilde masaya  yatırıldığını, dış gelişmeler konusunda da çeşitli ülkelerdeki seçimlerin, Doğu  Akdeniz'deki gelişmelerin, ABD ile ilişkiler ve benzeri konularda kapsamlı bir  müzakere gerçekleştiğini ifade etti.

Bugün bir şehit haberi geldiğini anımsatan Çelik, şehide Allah'tan  rahmet, ailesine ve millete başsağlığı diledi. Basın açıklaması öncesinde AA  muhabiri Abdülkadir Nişancı'nın uçurumdan yuvarlandığı şeklinde haber geldiğini  belirten Çelik, "Kamerasına ulaşmışlar ama kendisine ulaşamamışlar, inşallah  kendisine sağ salim ulaşırlar. Bu vesileyle bütün gazeteci arkadaşlarımıza,  sizlere, Anadolu Ajansına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Umarız  arkadaşımıza sağlıklı şekilde ulaşma imkanları olur." diye konuştu.

YSK'nın kararı

YSK'nın verdiği karar sonrasında ortaya çıkan tablonun içeride ve  dışarıda tartışılmaya devam ettiğini dile getiren Çelik, bunun bazı ülkelerde  birinci gündem maddesi olduğunu aktardı. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'deki her meseleden kendilerine bir iş çıkarmaya çalışan bazı  siyasiler, bu konuyu da gündemlerine almışlar. Tabii ABD ve Avrupa ülkelerinden  YSK'nin kararına ilişkin çeşitli değerlendirmeler görüyoruz. Herkes dünyanın her  yerindeki seçimle ilgili değerlendirmesini ortaya koyabilir ama herkese uyarımız  şudur, kimsenin değerlendirmesini ortaya koymasına bir diyeceğimiz yok ama bazı  hususlara dikkat edilmesi gerekir. Birincisi Türkiye'deki seçim süreçleri ve  sonuçlarına müdahale gibi algılanabilecek açıklamalardan kaçınmak, kullanılan  dile özen gösterilmesi gerekir. İkincisi, bazı basın organlarında özellikle  dışarıda öyle bir yorum yapılıyor ki sanki seçimin tekrarlanması demek, bir  ülkede demokrasinin yokluğu anlamına geliyormuş gibi... Tam tersine, demokrasinin  olmadığı ülkelerde seçimler tekrarlanmaz."

Seçim sonrası itiraz müessesinin sadece demokratik ülkelerde olduğunu  vurgulayan Çelik, "Bu konularda yeterli bilgi sahibi olup propagandadan uzak  şekilde özellikle de siyasi tarafgirlik içerisinde olmadan değerlendirme  yapılması her zaman saygıyla karşılanır ama onun ötesindeki açıklamalar,  Türkiye'deki seçim süreçleri ve sonuçlarına müdahale gibi açıklamalar tabii ki  saygıyla karşılanmaz." dedi.

Bilgi eksikliğinden kaynaklanan ya da kasten, propaganda amaçlı  açıklamalar bulunduğunu, bunların bilinen çevrelerden geldiğini aktaran Çelik,  Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nden bir heyetin 31 Mart  seçimleri için Türkiye'ye geldiğinde, Türkiye'deki seçim sürecinin sağlıklı  işlemesinden ve YSK'nin yetkinliğinden ne kadar etkilendiklerini ifade  ettiklerini anlattı.

Türkiye'nin seçim yapma kapasitesinin dünyanın pek çok ülkesinden  fazla olduğunu vurgulayan Çelik, YSK kararının mazbatayı birinden alıp diğerine  vermek şeklinde bir rol oynamadığının altını çizdi.

YSK'nın tespit ettiği usulsüzlükleri anlatan Çelik, YSK'nin hakemlik  görevini yeniden vatandaşa verdiğini, nihai karar merciinin vatandaşın vereceği  oy olduğunu kaydetti. Ömer Çelik, şöyle devam etti:

"Artık önümüzde seçim var. Dolayısıyla herkes gidecek, kendi tezlerini  vatandaşlarımıza arz edecek. İstanbulluların iradesi seçimin yapılmasıyla  birlikte tecelli edecek. Net bir sonuç ortaya çıkacak ve hep beraber bu sonucu  selamlayacağız. Çünkü şimdiki eksikler bu yeni süreçte tamamlanmış olacak,  usulsüzlükler ortadan kaldırılmış olacak ve sonuç olarak eksiklerin tamamlandığı,  birtakım usulsüzlüklerin olmadığı seçim ortamı olacağı için '1 oy farkla bile  olsa kim kazanırsa başımızın üstünde yeri var' diyeceğiz. Bu sonuca saygı  göstermemiz vatandaşımızın iradesinin neticesi olmasıdır. Sonuç olarak her siyasi  parti, tabii ki biz de kendi adayımızın kazanmasını isteriz ama her seçimde  olduğu gibi 'vatandaşımız nasıl karar veriyorsa başımızın üstündedir' deriz."

Bilgi eksikliği ile ya da konuyu tam anlamadan eleştiren dış  çevrelerin aslında demokrasi konusunda ne kadar tutarlı olduklarının yakın  zamandaki birtakım tutumlarından anlaşılabileceğini ifade eden Çelik, şöyle  konuştu:

"Bunlara Türkiye'nin iç siyasetinde destek verenlerin ya da bunlara  dayanmak isteyenlerin aslında bu dayanaklarının ne kadar zayıf olduğunu görmeleri  gerekir. Aynı kesimler Türkiye'de seçimin yenilenecek olmasını bir demokrasi  yoksunluğu gibi göstermeye çalışan çevreler, Mısır'da darbecilerin yanında yer  aldılar. Hatta darbe söz konusu olduğu zaman da 'beraber çalışmak için  heyecanlanıyoruz' diye açıklama yapmışlardı.

Mısır'daki referandum sonuçları söz konusu olduğunda aynı çevreler  'Sisi demokrasiyi restore ediyor' gibisinden açıklamalara imza atmışlardı. Çok  enteresan, ABD sözcüsü 'Biz bu durumu not ettik' diyor. Evet bu dünyanın her  tarafında seçim sonuçları not edilebilir fakat söylemek istediğimiz şey şudur, bu  seçim meselesiyle bu kadar ilgililerken ve demokrasi konusunda bu hassasiyeti  gösterirken eş zamanlı olarak Venezuela'da askeri darbe çağrısı yapmalarını,  Venezuela Anayasasının ve oradaki seçilmiş liderin askeri darbe yoluyla alenen  görevden uzaklaştırılması için çağrıda bulunmalarını da bütün dünya not ediyor.  Herkes görüyor bunu. Hatta bugün bir ABD gazetesine Başkan'dan yansıyan bir  izlenim vardı, kendi danışmanlarının Venezuela konusunda kendisini yanılttıkları  şeklinde. Ama çok yakın zamanda ABD demokrasisinin üst düzey yöneticilerinin  Venezuela'da askeri darbe çağrısı yaptıklarını, orduyu mevcut yönetimi devirmeye  çağırdıklarını, eğer devirmezlerse ordunun bundan sorumlu olacağı şeklinde  birtakım tehditlerde bulunduklarını hep beraber gördük."

Bu çağrı yapılırken demokrasi konusunda tutarlı olunması gerektiğini  dile getiren Çelik, şunları kaydetti:

"Bu çağrılar yapılırken Türkiye'ye güzel bir hatırlatma yapılıyor. O  da şu; Türkiye'nin AGİT gibi NATO gibi ortak güvenlik örgütleri içerisindeki  üyeliğine vurgu yapılarak, ortak dayanışma, kültür, demokrasi anlayışından  bahsediliyor. Bunun hatırlanması da güzeldir ama bize NATO'yu, AGİT gibi  kurumları hatırlatanların bilmesi gerekir ki biz bu kurumlarla ilgili olarak,  ilkesel olarak bütün mükellefiyetlerimizi yerine getiriyoruz. Ama bu hatırlatmayı  yapanların PYD, YPG terör örgütüne verdikleri destekler devam ediyor. Bunun yanı  sıra da yakın zamanda ABD'de bir rapor yayınlandı. FETÖ mensuplarını Türkiye'de  Sünni Müslümanlar olarak etiketleyerek bunlarla ilgili bir hassasiyet oluşturmaya  çalışıyorlar. Dolayısıyla bir tutarlılık çağrısı yapıyoruz. Demokrasi, hukuk  konusundaki tutarlılık çağrımızı tekrar tekrar ifade ediyoruz. Türkiye'yi Batı'ya şikayet eden Türkiye'deki siyasetçilerin bütün bu durumları iyi bir şekilde  değerlendirmesi lazım."

Çelik, hiçbir siyasetçinin kendi ülkesini bir başka ülkeye şikayet  ederek herhangi bir yol almak şeklinde tutum içerisine girmemesi gerektiğini  belirtti.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica  Mogherini ve AB Konseyi Başkanı Donald Tusk'a kadar birtakım seçim sonuçlarına  ilişkin cümleler söylediklerini ifade eden Çelik, bu cümlelerin ortak noktasını  oluşturan "adil ve şeffaf bir seçim süreci"ne ilişkin AB'deki Bölgesel ve Yerel  Yönetimler Komitesinin Türkiye'nin bu konudaki yetkinliğini tespit ettiğini dile  getirdi.

Çelik, AB'deki tutarsızlıklara dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Bizim arzu ettiğimiz şey, demokrasinin ve demokratlığın  kredibilitesinin korunmasıdır. Demokrasinin ve demokratlığın kredibilitesinin  korunması için de bu çifte standartlardan uzak durulması gerekir. Türkiye'de  nihayetinde dış gözlemcilerin de burada bulunduğu şekilde, Türkiye'nin güçlü  mekanizmaları sayesinde bir seçim yenilenecektir. Her şey dünyanın gözünün  önünde, seçmenin iradesinin tecelli etmesi şeklinde ortaya çıkacaktır. Ortaya  sanki 'muhalefetin adayından mazbata alınmış da bizim adayımıza verilmiş' gibi  bir tablo koyuyor bazıları, sanki böyle bir tablo varmış gibi davranıyor. Böyle  bir şey söz konusu değil, Yüksek Seçim Kurulu'nun kararı milli iradenin bir kere  daha hakem tayin edilmesi şeklindedir."

Çelik, Venedik Komisyonu'nun 2009 raporunda seçimlerin nasıl  yenileneceğiyle ilgili ayrıntılar olduğuna dikkati çekerek, "Biz bu yaptığımız  başvuruların bu çerçeveye uyduğunu değerlendirdik ve bu başvuruyu yaptık. Netice  itibarıyla YSK bu kararı verdi." ifadesini kullandı.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz'un Türkiye'deki seçim sürecini  eleştirdiği ve bu seçimlerin yenilenmesine kendince karşı çıktığına ilişkin  açıklamalarını izlediğini belirten Çelik, "İslam, Türk ve yabancı düşmanlığının,  nefret politikasının en üst düzeylere ulaştığı bir ülkenin Başbakanının önce  kendi meseleleriyle ilgili tutarlı şekilde aynaya bakması lazım ama kendisine  şunu hatırlatmak isterim; 2016 yılında Yeşillerin adayı 30 bin farkla  cumhurbaşkanı seçildiğinde oradaki Özgürlük Partisi mahkemeye gitti ve yüksek  mahkeme kararıyla seçimlerin yenilenmesine karar verildi. Bunlar ne kadar  normalse Türkiye'deki süreç de bu kadar normaldir." dedi.

"Bu gururlu ve onurlu demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz"

Bu şekildeki bir tutumla bu ülkelerin neredeyse Türkiye'deki  meseleleri ilk gündemleri yaparak aslında Türkiye'nin demokrasisi konusundaki  hassasiyetlerini ortaya koymadıklarını aktaran Çelik, şöyle devam etti:

"Onların demokrasimiz konusunda ne kadar hassas olduklarını 15  Temmuz'daki suskunluklarından, aylarca, yıllarca ülkemizi ziyaret etmemelerinden  ve FETÖ'ye bu ülkelerde sağlanan himayeden biz çok iyi biliyoruz. Türk  demokrasisi gururlu ve onurlu bir demokrasidir, bedeli ödenmiş bir demokrasidir.  Uğruna şehitler verilmiş bir kazanımdır. Gazilerle birlikte yaşamaktadır ve  milletimizin tamamının ortak değeri olarak var olmaktadır. Dolayısıyla bedeli  ödenmiş bu gururlu demokrasiyi ülkemizin en büyük kazanımı, en büyük zenginliği  olarak görüyoruz. Buna herhangi bir şekilde helal getirilmesini bir kenara  bırakın, herhangi bir şekilde zarar verilmesi karşısında çok büyük bir hassasiyet  duyuyoruz. Demokrasimizin güçlenmesi demek, geleceğe yürüyüşümüzün ana güzergahı  demektir. Bu gururlu ve onurlu demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz. Milletin  hakemliğine başvuracağız ve milletin hakemliği neyi tecelli ettirirse ona hep  beraber saygı duyacağız. Müttefiklerimizden ve dışımızdaki dünyadan da aynı  saygıyı bekliyoruz."

Çelik, her isteyene seçimler söz konusu olduğu zaman kapılarını  açtıklarını ve gelenlerin seçim sonucunda da istedikleri bilgilere ulaşmadaki  kolaylıklarından dolayı teşekkür edip, ayrıldıklarını vurgulayarak, "Bize  söyledikleriyle maalesef raporlara ekledikleriyle birtakım farklar olsa da netice  itibariyle Türkiye'nin seçim yapma gücünü takdir ederek bu raporu  neticelendiriyorlar. Bu sefer de öyle olacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu  olmasın." dedi.

"CHP milletvekili kınanmış, uyarılmış değildir"

Seçimlerin yenilenmesine ilişkin içerideki tepkilerin başka bir boyuta  geçtiğini belirterek, bu konuda bir önceki basın toplantısında yaptığı  açıklamaları hatırlatan Çelik, şunları kaydetti.

"Bir CHP milletvekili darbe çağrısı yaptı. Halen ne CHP sözcüleri ne  CHP Genel Başkanı tarafından bu darbe çağrısı yapan CHP milletvekili kınanmış,  uyarılmış değildir ya da CHP tarafından bu çağrının yanlışlığına herhangi bir  şekilde vurgu yapılmış değildir. Bir milletin iradesiyle seçilmiş yönetime karşı,  milletin iradesine karşı darbe çağrısı yapmak ahlaki ve siyasi olarak  işlenebilecek en büyük suçtur ve o kişinin alnında ömür boyu taşıyacağı bir leke  olarak durur ama maalesef bunlar yapıldığı zaman susuluyor. Nihayetinde bir  sonraki aşamaya da geçildi. CHP Genel Başkanı YSK hakimlerini, isimlerini  vererek, tehdit ederek, hedef göstererek bir konuşma yaptı. Hatta o kadar  şahsileştirdi ki meseleyi kişilerin saygınlıklarına dönük olarak soyadlarıyla  dalga geçmeye kadar işi götürdü. Bunlar Yüce Divan'dan bahsettiği zaman,  'Kızılay'da yürütmeyiz' dediği zaman kafalarının arkasında ne olduğunu biz iyi  biliyoruz, 'Yassı Ada zihniyeti' diyoruz. 'Hayır, siz aşırı yorum yapıyorsunuz'  diyorlar. Bize aşırı yorum yapıyorsunuz dedikten sonra Genel Başkanları tehditte  bulunuyor, 'çete üyesi' diyor hakimlere, aynı şekilde de milletvekilleri darbe  çağrısı yapıyor ama bunun karşısında da suskunluklarını her zamanki gibi devam  ettiriyorlar."

Ömer Çelik, "Sandık Kurulu başkan ve üyeleriyle ilgili bir usulsüzlük  vardı, neden seçim takvimi içerisinde itiraz etmediniz" denildiğini belirterek,  YSK Kararları gereği Sandık Kurulu Başkan ve üyelerinin listesinin siyasi  partilere oy verme günü öncesinde ve sonrasında verilmediğini söyledi.

Bununla ilgili olarak YSK'nın ilgili kararlarını defalarca  açıkladıklarını anımsatan Çelik, "Maalesef görüyoruz, hukukçuyum, baro başkanıyım  diyen isimler televizyonlarda hala aynı hataları yapmaya devam ediyorlar. Biz  bunlara nereden ulaşıyoruz, bu tespitleri nereden yapıyoruz. Bize verilen bir  liste yoktur. Seçimden sonra bu tutanaklara baktığımızda isimleri orada  görüyoruz. Bu isimler uygun mudur, kriterleri karşılıyor mu, karşılamıyor mu diye  araştırma yaptığımızda  bu sonuçları da bunların memur olup olmamaları, yeterli  olup olmamalarıyla ilgili sonuçları da kamuoyuyla paylaşmış oluyoruz." ifadesini  kullandı.

Çelik, bütün sorunların aydınlanması için YSK'nin gerekçeli kararının  görülmesi gerektiğini dile getirerek, "YSK, özellikle yapılan itirazları  değerlendiriyor ve herhangi bir şekilde tüm ilçelerde seçimlerin iptal edilmesi  yönünde bir itiraz söz konusu olmadı. Ortaya çıkan usulsüzlüğü tespit ettikten  sonra da onun sonuçlarına göre bir karar veriyor." diye konuştu.

Gerekçeli kararın görüleceğini ve bunu herkesin bilmemesinin normal  olduğunu dile getiren Çelik, "Hukukçuyum diye konuşurken ya da bu süreçleri takip  etmiş, yıllardır partilerde bununla ilgili görev almış olarak konuşurken, bunları  bilerek görmezden gelmek kuşkusuz son derece yanıltıcıdır, kamuoyunu sistematik  olarak yanlış bilgilendirme şeklinde bir tavra imza atmaktadırlar." dedi.

Seçime yönelik YSK'nin kararına ilişkin, sandık kurulu başkanları ve  üyelerle ilgili yasanın CHP'nin de katkısıyla 2018'de çıkarıldığını ama yasanın  uygulanmasıyla ilgili bugün bir eksiklik tespit edildiğinde "bu itirazları niye  yapıyorsunuz" denildiğini vurgulayan Çelik, şu değerlendirmede bulundu:

"Kanunun, hukukun verdiği hakkı kullanmamız bile birileri tarafından  antidemokratik olarak nitelendirilmeye çalışılıyor. Bunların bir önemi yok.  Burada önemli olan şu, yaptığımız işten eminiz. Yüksek Seçim Kurulu kararını  verdi, vatandaşımıza gideceğiz. Ülkenin yönetilmesinde son söz sahibi,  seçimlerin, seçimlerdeki iradenin nasıl ortaya çıkacağı konusundaki son söz  sahibi olan milletimiz, vatandaşımız kararını verecek. Bütün yöneticiler,  siyasetçiler olarak 'başımızın üzerinde yeri var' diye bunu selamlayacağız. Bu  şaibeler, usulsüzlükler ortadan kalkacak ve 23 Haziran'da berrak bir seçim sonucu  ortaya çıkacak. Hep beraber de kazananı saygıyla karşılayacağız."

Çelik, sürece saygı gösterenin sonuca da saygı göstereceği şeklindeki  temel prensiplerini bir kez daha açıkladığının altını çizdi.

"Kapadokya'da tarihi miras güçlü bir şekilde korunacak"

AK Parti Sözcüsü Çelik, Kapadokya'daki tarihi mirasın korunması, bu  konudaki bütün yetkilerin tek elde toplanması açısından Kapadokya Alan Başkanlığı  kurulmasıyla ilgili AK Parti tarafından TBMM'ye yasa teklifi verildiğini  anımsattı.

Daha önce de farklı bakanlıkların yetki alanında, bürokratik  süreçlerin uzadığı yapılanmanın kaldırılması için Çanakkale Alan Başkanlığının  kurulduğunu hatırlatan Çelik, "Aynı şey şimdi Kapadokya için gerçekleştirilecek.  Partimiz bu yasa teklifini vermiştir. Böylece hem yetki karmaşasına son verilecek  hem tarihi miras güçlü bir şekilde korunacak hem de orada çeşitli faaliyetlerde  bulunmak isteyenler için bürokratik süreçler ortadan kaldırılacak." bilgisini  paylaştı.

ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları

ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarına ilişkin değerlendirmelerde  bulunan Çelik, ABD'nin İran'la imzalanan nükleer anlaşmadan 8 Mayıs 2018'de  çekildiğini hatırlattı.

Bu çekilmenin yanlış olduğunu, İran anlaşmaya uyarken bu mekanizmanın  güçlü bir şekilde korunması gerektiğini, bunun bölge barışına katkı sağlayacağını  ifade ettiklerini dile getiren Çelik, şimdi de bu çekilmenin yıl dönümünde  İran'la ilgili sektörlerde faaliyet gösteren, bağlantılı kişilerin yaptırım  kapsamına alınması, mal varlıklarının dondurulması şeklinde ikinci bir adım  atıldığına dikkati çekti.

Çelik, "Bu hiçbir şekilde bölge barışına hizmet etmeyecektir. Biz, bu  tip ambargoların, yaptırımların halkları cezalandırmak olduğunu, herhangi bir  şekilde buralarda yazılan hedeflere ulaşmanın mümkün olmadığını her seferinde  ifade ediyoruz." diye konuştu.

Sonuç olarak gelinen noktada iyi işleyen, İran'ı masaya oturtmuş ve  belli bir yükümlülüğün altına sokmuş bir anlaşmanın tekrar karmaşık ortamın  oluşmasına imkan verecek şekilde ortadan kaldırıldığını, ardından yaptırımların  geldiğini söyleyen Çelik, şöyle devam etti:

"Şu hayret vericidir, Kuzey Kore ile bu kadar yoğun diplomatik çözüm  yollarının arandığı bir dönemde maalesef İran'la ilgili ortaya çıkan bu karar  hiçbir şekilde bölge barışına, istikrara hizmet etmeyecektir. Biz bir kere daha  bu yaptırımlara karşı olduğumuzu, bu yaptırımların doğru sonuçlar doğurmayacağını  açık bir şekilde ifade ediyoruz.

Aynı şekilde AB ve ABD arasındaki bu bölünme, en çok kendisini bu  noktada gösteriyor. İttifak içerisindeki çatlamaya varacak kadar bir takım  sonuçlar doğuruyor. Terörle mücadelenin küresel düzeyde bu kadar önemli olduğu,  serbest ticaret tartışmalarının yaşandığı bir dönemde maalesef bunlardan kaygı  duyduğumuzu ifade etmek istiyorum."

"Pozisyonumuzu aynen koruyoruz"

Geçen hafta S400 ve F35'lerle ilgili tartışmanın da bir şekilde devam  ettiğine işaret eden Çelik, "Bununla ilgili pozisyonumuzu aynen koruyoruz. Bir  pozisyon değişikliğine gittiğimiz şeklinde çeşitli gazetecilerin açıklamaları  oldu. Biz, bütün bu sürece güvenlik kaygılarımızın neticelerini karşılayacak  şekilde girmiş olduk. Zamanında Obama yönetimi tarafından bize uygun şekilde  Patriot teklif edilmediğini Başkan Trump da kabul ediyor." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin ilk önceliğinin Patriot almak şeklinde olduğunu ama o  dönem ne kredi ne teslim tarihi açısından ne de ortak çalışma açısından uygun  koşulların önlerine getirilmediği için S400'lerle hava sahasını güçlendirme  şeklinde bir tutum içine girildiğini aktaran Çelik, "bu NATO mekanizması için bir  tehdit oluşturur" denildiğini ama milli komuta sistemi tarafından çalıştırılacak  S400'lerin  NATO sistemiyle bir ilgisinin bulunmadığını kaydetti.

Çelik, bu süreçle ilgili bir kaygı varsa NATO başkanlığında ortak bir  heyet kurmayı da teklif ettiklerini hatırlatarak, şunları kaydetti:

"Önümüzdeki dönemde NATO Genel Sekreteri'nin dediği gibi tehditler  büyüyecektir. Bu tehditlerle hiçbir Batı ülkesinin tek başına başa çıkması mümkün  değildir. İttifakın ruhu, dayanışması daha önemli hale gelecektir ve Türkiye NATO  ittifakı içerisinde kilit ülkedir. Gerek NATO ittifakının zedelenmesi ya da  Türkiye'nin NATO içerisindeki anahtar rolünün sorgulanması dünyadaki gelişmeleri  anlamamak, terörle mücadele konusunda yapılması gereken iş birliğini kavramamak  anlamına gelmektedir. Dolayısıyla müttefiklerimizden daha sağduyulu, iş birliğine  yakın yaklaşımlar duymak istediğimizin bir kere daha altını çiziyorum."

"Bir çözüm planından çok meşrulaştırılmış bir işgal planı"

AK Parti Sözcüsü Çelik, Orta Doğu barış planına yönelik henüz ellerine  ulaşmış resmi bir belgenin bulunmadığını ama bununla ilgili spekülasyonların  gündeme geldiğini belirterek, İsrail'deki bir gazetede yayımlanan haberde Batı  Şeria'nın bazı bölümlerini ve Gazze'yi içerecek şekilde yeni Filistin devletinin  kurulmasından bahsedildiğine ve Kudüs'ün hem yeni Filistin'in hem İsrail'in  başkenti olacak şekilde bir yaklaşımın bulunduğuna dikkati çekti.

Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim birimlerinin İsrail'in egemenliğine  geçmesi hatta uzak yerleşimler arasındaki bölümlerin de İsrail'in egemenliğine  katılması, yeni Filistin'in herhangi bir şekilde ordusunun olmaması gibi  yaklaşımların ortaya konulduğunu anlatan Çelik, Türkiye'nin de bu süreci hem  kendi hassasiyetleri hem de İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı olarak  yakından takip ettiğini kaydetti.

Resmi beyanatlar geldiğinde de gerekli açıklamaların yapılacağını  vurgulayan Çelik, bu süreçte ABD'nin Kudüs, Golan'la ilgili kararı göz önüne  alındığında İsrail-Filistin sorununda güvenilir bir arabulucu olarak hareket  edeceğine dair herhangi bir kanaate varmalarının mümkün olmadığını ifade etti.

Çelik, şöyle devam etti:

"Yasa dışı yerleşimlerin İsrail'in egemenliği altına sokulması,  Kudüs'le ilgili yeni Filistin devletinin haklarının muğlaklaştırılması, tamamen  eli kolu bağlanmış şekilde Mısır'dan toprak kiralayacak şekilde bir mekanizmanın  kurulması demek bir çözüm planından çok meşrulaştırılmış bir işgal planı gibi bir  görüntü içerisinde olduğunu gösteriyor. Tamamen bu çıkan haberler üzerinden  konuşuyoruz, ortada resmi bir durum yok. Ama birileri bununla birlikte herhangi  bir şekilde tepkileri merak ediyorsa bu bir çözüm planından çok  bu haliyle işgal  planına benziyor diyebiliriz.

Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmelere değinen AK Parti Sözcüsü Çelik,  KKTC'nin Türkiye Petrolleri'ne devrettiği ruhsat sahalarında, Türkiye'nin hak ve  menfaatleri doğrultusunda yaptığı çalışmalara karşı hem Rum tarafının hem de  Yunanistan'ın saldırgan beyanlarının görüldüğünü aktardı.

"Bu saldırgan beyanların, Türkiye'nin hak ve menfaatlerini koruma  tavrımıza etki etmeyeceğini en iyi onlar bilirler, buna da en iyi tarihimiz  şahittir" diyen Çelik, Barbaros Hayrettin Paşa ve Fatih Gemisi'nin bu  faaliyetlerini Deniz Kuvvetlerinin güçlü koruması altında sürdürdüğünü bildirdi.

Çelik şöyle devam etti:

"Burada herhangi bir şekilde Türkiye'nin tezlerine karşı bir oldu  bittiyle ya da Türkiye'nin şu anda sorun yaşadığı ülkelerle birtakım anlaşmalar  imzalayarak Rum tarafının ya da Yunanistan tarafının herhangi bir şekilde sonuç  alması mümkün değil. Biz, 'buradan çıkacak bütün zenginliklerin hem Rum, hem Türk  toplumu tarafından eşit olarak paylaşılsın' dedik. Ama buna hiçbir şekilde  yönetim olarak Güney Kıbrıs yönetimi rıza göstermiyor. Tam tersine onları da  çözümsüzlüğe iten şey yine bugün olduğu gibi AB Konseyi Başkanı Tusk'un  açıklamasında olduğu gibi AB ülkelerinin, 'egemen bir AB üyesi olan Kıbrıs'ın  arkasındayız' gibi çözümü zorlaştıran tavırlarıdır. Tam tersine bu haksızlığa,  hukuksuzluğa karşı duruş sergilemeleri gerekirdi."

"Anastasiadis bir şeyi doğru tespit etmiş"

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis'in Türkiye'nin  Barbaros Hayrettin Paşa ve Fatih Gemilerini oraya göndererek hem Türkiye'nin hem  de KKTC'nin hak ve menfaatlerini korumasını 1974 Harekatına benzeterek bir şeyi  doğru tespit ettiğini vurgulayan  Çelik, şöyle devam etti:

"Kendisi 1974 Harekatı'na işgal harekatı diyor. Biz de ona Kıbrıs  Türkünün hayatını, hak ve menfaatlerini koruma harekatı diyoruz. Anastasiadis'in  1974'ü hatırlaması kendisi açısından iyidir. Hafızasında bunu taze olarak tutması  iyidir. Bunu kendisi gündeme getirdiği için ben de altını çiziyorum; Türkiye  geçmişte olduğu gibi KKTC'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hak ve menfaatlerini  koruma konusunda hiçbir oldu bittiye müsamaha göstermez."

Uluslararası hukuka saygılı bir biçimde, iş birliğine açık biçimde  bütün müttefiklerini bilgilendirerek Kıbrıs'ta yaşayan her iki toplumun  çıkarlarını koruyacak bir mekanizma kurulmasını defalarca dile getirdiklerini  belirten Çelik, ama karşı taraftan "Biz önce bu kaynakları çıkartalım, daha sonra  bir ortak devlet kurulduğu zaman bunu iki toplum arasında paylaştırırız."  dendiğini vurguladı.

Şimdi o aşamayı da geçtiklerini aktaran Çelik, arkalarına AB'yi ve  başka ülkeleri de alarak "Egemen ülke olarak bizim hakkımız" diye  dillendirdiklerini söyledi.

Çelik, "Bunun hiçbir önemi yoktur. Ortada olan şey şudur, orada  Türkiye Cumhuriyeti'nin açık menfaatleri vardır. Onların bahsettiği bazı ruhsat  sahaları bizim egemenlik alanımız içerisindedir. KKTC'nin hak ve menfaatlerinin  korunması konusunda da Türkiye tam bir kararlılık içerisindedir. Umarım  Türkiye'nin bu konudaki iradesini herhangi bir şekilde test etmeye kalkmazlar."  diye konuştu.

Anastasiadis'in Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili sözlerini tekrarlayan  Çelik, kendilerinin sadece hak ve menfaatleri koruma kararlılıklarını  anlattıklarını, herhangi bir şekilde 1974'ü hatırlatmadıklarını ve kimseyi de  tehdit etmediklerini söyledi.

Slogan belirlendi mi?

Açıklaması sonrası soruları yanıtlayan Ömer Çelik, AK Parti'nin  İstanbul seçimleri için sloganı ve kampanya ayrıntılarının belirlenip  belirlenmediğine yönelik bir soru üzerine temel noktalarda bir değişikliklerinin  olmadığını, tezlerini anlatma noktasında daha etkili bir mekanizma ortaya  koyacaklarını söyledi.

Her seçimin yeni bir seçim olduğuna dikkati çeken Çelik, "Daha yüksek  bir performans ortaya koymak şeklinde bir yaklaşımımız var. Tabii birtakım yeni  mesajları da vereceğiz bu seçim sürecine uygun olarak. Bunlarla ilgili  çalışıyoruz. Büyük oranda tamamdır ama şimdi paylaşmayayım. Çünkü birtakım  yöntemlerimizin hemen kopyalandığını ve rakiplerimiz tarafından kullanıldığını,  rakiplerimize akıl hocalığı yapanlar ifade ediyorlar. Bunları sahaya indiğimizde  hep beraber görmüş olacağız." diye konuştu.

"Bir fişleme mevcut mudur?"

Eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah  Gül'ün YSK'nin kararına ilişkin açıklamaları sorulan Çelik, "Yapılan açıklamalar  atılan twitlerle ilgili olarak aslında pek çok çevreden benzer eleştiriler geldi.  Ben de bunlara zaten biraz önce ve daha önce de cevap verdim. Argümanlar üç aşağı  beş yukarı benzer. Bu başka siyasi partilerden de geldi. Siyasetin içindeki  çeşitli isimlerden de geldi. Dolayısıyla bununla ilgili özel bir değerlendirmem  yok." dedi.

Bir gazetecinin, bazı sanatçıların Ekrem İmamoğlu'na desteklerini  açıkladıklarını hatırlatarak, "Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı bazı  sanatçıların isimlerini sosyal medyadan paylaştı, sanatçılardan ve muhalefetten  fişleme tepkisi geldi. Bazı sanatçılar ise 'referandumda bazı sanatçılar  cumhurbaşkanına destek vermişti videoyla' diye onu hatırlattılar. İkisini  mukayese ettiğinizde nasıl değerlendirirsiniz, bir fişleme mevcut mudur?" sorusu  üzerine Çelik, "Bu gelenek bize ait bir gelenek değil." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Afrin sınırına ziyarette bulunarak Mehmetçik  ile bir araya geldiğinde kendisine eşlik eden sanatçılara dönük fişleme  faaliyetinin nasıl olduğunu gördüklerini dile getiren Ömer Çelik, şöyle konuştu:

"O fişleme faaliyetine dönük olarak herhangi bir şekilde kimseden  siyasi parti başkanlarından bir tepki gelmediğini gördük. Aynı şekilde çeşitli  seferde Sayın Cumhurbaşkanımızın davetine icabet edenlerin sanatçı olmaktan  ziyade başka etiketlerle yaftalandığını da gördük. Dolayısıyla bu saygın olmayan  tutumlar bizim geleneğimiz değil. Tek tek kimin ne dediğine girmeyeceğim. Bir  siyasetçi 'hadi hep beraber şunu söyleyelim' diyerekten bir çağrı yaptığında bazı  sanatçıların aynı cümleyi kullanarak seferberlik halinde bir siyasi partinin  teşkilat mensubu gibi, teşkilat mensuplarında da olmayacak şekilde bir tutum  içerisine girmesi onların kendi tercihidir. Sanatçılıklarıyla mı anılmak  istiyorlar, bu siyasi polemiklerle mi anılmak istiyorlar, tercih kendilerinin.  Biz hep şunu biliriz. Sanatçı dediğimizde aklımıza bir sanatsal yaratıcılık ve  bireysellik gelir. Fakat bireysellik yerine herhangi bir siyasetçi tek bir çağrı  yaptığında bunların bu şekilde tek bir slogan etrafında kenetlenmesi  vatandaşımızın dikkatini çekmiştir."

"Bu arkadaşların 15 Temmuz'da sesini duymadık.", "Genç kızlarımız  üniversiteye alınmazken seslerini duymadık" şeklinde kendilerine yüzlerce soru  geldiğini belirten Çelik, "Türkiye'nin bütün sanatçıları değerlidir. Tabii ki  demokratik eleştiri haklarını kullanacaklar. Herkesin siyasi kamplaşmanın dışında  nezih bir üslupla hareket etmesinde fayda var. İyi üslup iyi üslubu çağırır, kötü  üslup kötü üslubu çağırır. Buna dikkat ettikten sonra herhangi bir mesele kalmaz.  Biz Türkiye'nin sanatçılarının kıymetli olduğunu düşünüyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde Somali'ye yaptığı ilk  ziyarette de yanında sanatçıların olduğunu, yine o sanatçılara karşı da linç  kampanyası yapıldığını hatırlatan Çelik, "Arzumuz şudur, kimse kimseye linç  kampanyası yapmasın. Herkes herkese karşı temiz üslupla konuşsun. Dediğim gibi,  linç kampanyası geleneği bizim geleneğimiz değildir. Tam tersine linç kampanyası  bizim bazı organizasyonlarımıza karşı başlatılmış ve uzun zaman sürdürülmüş bir  gelenektir. Arzu ederiz ki bütün sanatçılarımız bunun dışında dursun." diye  konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Binali Yıldırımın sandıkta oy hırsızlığına  dikkati çektikleri hatırlatılarak, "Oy hırsızlığı var mıdır?" şeklindeki soru  üzerine de Çelik, şunları kaydetti:

"İstanbul seçimlerinde sandık kurullarının hazırlamış olduğu 31 bin  280 sandıktaki oy sayım ve döküm cetvellerinin 5 bin 388 tanesi mühürsüz, 694  tanesi imzasız, 214 tanesi boş. 498'i eksik, 919'unda rakam belirtilmemiş, bin  135'inde sayı eksikliği tespit edilmiş. Yani bütün bunlar buraya atılan oyların  sağlıklı bir şekilde sonuca yansımadığını gösteriyor. AK Parti oyları üzerinde  birtakım oynamalar yapılmış ve bütün bunlar ortaya çıktığı zaman biz bu  usulsüzlüğü burada oylarımıza dönük olarak bir usulsüzlüğün ortada olduğunu net  bir şekilde ifade ettik ve başvurduk. Başvurumuz kabul edildi."

Çelik, seçim sonrası itiraz müessesesinin sandığa iradenin tam  yansıması için teşkil edildiğini belirterek eleştirilerin maddi dayanaklara  dayanması gerektiğinin altını çizdi.

YSK'nın açıkladığı "sandık kurulu listelerinin siyasi partilere  verileceği" kararını değerlendiren Çelik, "Sizin bahsettiğiniz açıklamayı  görmedim. Anladığım kadarıyla kuşkusuz bu süreçte yaşadığımız birtakım  sıkıntıların, eksikliklerin ve yanlışlıkların giderilmesi bakımından YSK birtakım  denetleme mekanizmalarını, birtakım denge denetleme sistemlerini devreye  sokacaktır." diye konuştu.

"Vatandaşımız görevini yapıyor, siyasi partiler görevini yapıyor ama  sandık kurullarını teşkil etmesi gereken seçim kurulları burada memur üye olması  gerekirken buna dikkat etmemişler. Bu çok geniş bir kesimi oluşturan bir tablo  ortaya çıkarmış." ifadesini kullanan Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

"Bununla ilgili bir denge denetleme mekanizmasının olmadığı, bunların  kanunda sayılan niteliklere ve vasıflara sahip olup olmadıklarıyla ilgili bir  kontrol mekanizmasının olmadığı şeklinde güçlü eleştiriler vardı. Kuşkusuz her  seçim bir tecrübedir. Bu seçimdeki tecrübeden yola çıkarak bundan sonra bu  seçimde yaşanan tartışmaların tekrar gündeme gelmemesi için hem YSK gereken  tedbirleri alacaktır hem de siyasi partiler olarak biz gereken tedbirleri  alacağız."

" Kürt seçmenin oyları cepte görülüyorsa bu büyük saygısızlık"

Terör örgütü PKK'nın elebaşlarından Bese Hozat'ın İstanbul Büyükşehir  Belediyesi seçimlerinde Ekrem İmamoğlu'na oy verilmesi talebini yorumlayan Çelik,  "Bu kişiyi muhatap almak istemem ama dikkatimi çeken bir şey var. Kürt seçmen  diyerek Kürt vatandaşlarımızın oyunu toplu bir biçimde kim kendi cebinde hazır  görüyorsa bu çok büyük bir saygısızlıktır." dedi.

Her bir vatandaşın kendi kanaatine göre, kendi siyasi hassasiyetine  göre, ülkeye ve yerel yönetimlere dönük kendi beklentilerine göre oyunu  verdiğinin altını çizen Çelik, şunları kaydetti:

"Tabii herkes herkesten etkilenir. Herkes herkese tezlerini anlatır.  Fakat çıkıp bazı siyasetçiler, bahsettiğiniz bazı terör odakları sürekli olarak  sanki bütün Kürt vatandaşlarımızın oyları kendilerinin egemenlik alanı  içindeymiş, kendilerinin parmağı nereyi işaret ederse vatandaşlarımız oraya gider  gibi bir üslup kullanıyorlar. Bunu HDP'nin eş başkanlarını da kullanıyorlar.  Dolayısıyla bu aslında Kürt vatandaşlarımıza çok büyük saygısızlıktır. Onların  iradesinin avuçlarının içinde olduğunu düşünüyorlar. Hepsinin iradesine  istedikleri zaman ipotek koyabileceklerini hiç birine tek tek sormaksızın  kendileri nereye işaret ederse bu seçmen kitlesinin oraya kayıtsız yöneleceğini  düşünüyorlar. Bu şekilde iradesiz seçmen grubu olarak göstermekle büyük  saygısızlık ortaya konuluyor."

Kürt vatandaşların oylarını ceplerinde gören tavrın siyaseten ve  ahlaken doğru olmadığını vurgulayan çelik, bu tavrı son derece saygısız bir tutum  olarak nitelendirdi.

"Terör örgütü yöneticileri neden ortak çağrıda buluştu?"

Aynı zamanda terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin ortak çağrıda  buluştuğuna da dikkati çeken Çelik, ifadelerini şöyle sürdürdü:

"Ortak çağrıda buluşarak 'şu partiye, şu adaya oy verin' dedikleri  zaman askerimizi, milletimizi, vatandaşımızı katleden terör örgütü mensuplarının,  yöneticilerinin kendileri için oy istediği adayların ve partilerin milletin  huzuruna çıkıp bu açıklamalarla ilgili bir şey söylemesi lazım. Yani bunlar size  niye oy isterler? Bunlar niye bir siyasi partiye, niye bir adaya yığınak yapmak  isterler? Bunun asıl kendileri için oy istenen adaylara ve partilere sorulması  gerekir. Vatandaşlarımızın da dikkatini çekiyordur."

"Niçin size yığınak yapıyorlar?"

"Terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin ve Türkiye'nin istikrarını  hedef alan bu kişilerin bu adaylara niye yığınak yaptığını sormak gerekir." diyen  Çelik, "Niçin size yığınak yapıyorlar? O partiye sormak gerekir. Bu size dönük  olarak bu seferberlik halindeki destek nedir diye? Bence bu dönemde çok ciddi  olarak sorgulanması gereken bir meseledir." dedi.

Ankara Barosunun pankartına Charlie Chaplin'li yorum

Bir gazetecinin, "YSK'nin İstanbul kararının ardından Ankara'da,  Ankara Barosu, YSK binası tam karşısına siyah bir pankart astı. 'Hukuksuzluğun  tam da karşısındayız' ibareleri yer alıyor bu pankartta. Yorumunuz ne olacaktır?"  sorusu üzerine Çelik, şunları söyledi:

"Charlie Chaplin'in bir sözü var, diyor ki 'Hayat uzaktan baktığınızda  komedidir, yakından baktığınızda trajediye dönüşür.' Bu pankart biraz ona  benzemiş. Daha ciddi işlerle uğraşsınlar. Memleketin barolardan beklediği daha  ciddi işler var. Yani bir yargı kurumunun karşısına bu şekilde bir pankart asıp  da ve üstelik hukuk kurumunun parçası olan bir kurum tarafından bu şekilde bir  pankart asılması, bu meselelerin nasıl bir oyuncak gibi görüldüğünü, aslında  nasıl bir siyasi kamplaşmayla değerlendirildiğini ortaya koyuyor. Bunu siyasi  partiler bile birbirine yapmaz. Anadolu'ya gidin, bir binada bütün siyasi  partilerin binaları neredeyse ilçe başkanlıkları, il başkanlıkları bazı yerde  denk gelir, aynı binadadır. Birbirlerine karşı, o büyük rekabetin içerisinde bile  son derece centilmence davranırlar. Bir baronun böyle bir pankart asmış olması,  uzaktan komedi gibi gözükse de çok yakından baktığımızda açık bir trajedi olarak  gözüküyor."