AK Parti Sözcüsü Çelik'ten önemli açıklamalar

AA |  07 Aralık 2019 Cumartesi - 10:13 | Son Güncelleme : 07 12 2019 - 13:49

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CNN Türk canlı yayınında gazeteci Hakan Çelik'in sorularını yanıtladı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, NATO Liderler Zirvesi'ne ilişkin, "Bu zirvenin en önemli sonucu şu, dışarda konuşurken Türkiye'ye ne yapması gerektiğini söyleyenler, dörtlü zirvede Cumhurbaşkanımız'dan aslında kendilerinin ne yapması gerektiğini ve bunları yapmadıklarını duymuş oldular. Bunlar karşısında da söyleyecekleri çok fazla bir şey yok." dedi.


İlk uçuş testini gerçekleştiren Akıncı TİHA'yla ilgili videonun  gösterilmesi üzerine AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, bunun müthiş bir iş olduğunu, 15 yıllık tarihte 200  yıllık yol yürüdüklerini, normalde bu buluşlar için başka ülkelerin kapısında  beklemek durumunda kalacaklarını ve bu ihtiyacı giderdiklerini anlattı.
 
Bu teknolojiyi dünyada en ön sırada ürettiklerini vurgulayan Çelik,  genç beyinlerin bir seferberlik içerisinde eserlere imza atarken hayallerini ve  ideallerini gerçekleştirdiklerini, bunun topyekun bir seferberlik olduğunu ifade  etti.
 
Gündemdeki Ceren Özdemir cinayetine de değinen Çelik, "Şimdi bu tabii  bizim canımızı çok yakan, özellikle Ceren kardeşimizle birlikte bir kere daha  gördük ki her bir yaşadığımız kayıpla birlikte insanlığımızdan, medeni toplum  olma bir şey kaybediyoruz. Bu dünyanın her yerinde büyük problem, ülkemizde de  büyük bir problem." diye konuştu.
 
Kadına yönelik şiddetin birkaç boyutu olduğunu aktaran Çelik, siyaset,  medya ve günlük hayatta kullanılan dilin fazla ataerkil ve maço olduğuna,  kadınları aşağılayan, ikinci sınıf olarak gören kavramların kullanıldığına işaret  etti. Çelik, küçük yaştan itibaren çocukların yetiştirilmesinin önemine işaret  etti.
 
"KADINA ŞİDDET TOPYEKUN MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN BİR ALAN"
 
AK Parti Sözcüsü Çelik, bu konuda kat edilmesi gereken çok büyük bir  mesafe olduğunu belirterek, şunları söyledi:
 
"Bu sadece kanunlarla düzenlenebilecek, siyasetle ele alınabilecek bir  şey değil. Bu kültürel ve ahlaki bir konu. Çocuk hangi kodlarla yetişiyor? Kız ve  erkek çocuklara dönük davranışların farkından itibaren bu içselleştiriliyor. Kız  çocuklar ve kadınlar için bir takım şiddet, sadece fiziki şiddet değil. O en  çirkini, ama sözel ve davranış kodlarına gizlenmiş şiddet ile bir insanı iş  hayatında, kamusal hayatta, okulda farkında olmadığımız şekilde geri planda tutan  bir yaklaşım var. Bunlar da şiddet. Bu kültürel ve ahlaki hassasiyet  gerektiriyor. Tabii ki siyaset konumu üzerine düşeni yapacak, yapıyor da ama  sonuçta kanunların uygulanması da bir zihniyet meselesi. Siyaset açısından da bu  var. Bizim kullandığımız dilde, en son gördük işte bir kadın arkadaşımıza karşı  Meclis'te son derece çirkin bir saldırı. Doğrudan 'Susturun, haddini bildirin.'  gibisinden son derece maço bir tavırla. Bu topyekun bir mücadele edilmesi gereken  bir alan."
 
Çelik, kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinde olayın nasıl  işlendiğine ilişkin detaylı bilgi verilmesinin yol gösterici ve örnek teşkil  edici sorun doğurabileceğini kaydetti.
 
Kadına şiddetin önlemesiyle ilgili büyük mesafeler alındığını,  kanunlarda düzenlemeler yapıldığını belirten Çelik, siyasetçi olarak bu konuyu  daha çok gündemde tutacaklarını, ama en önemli meselenin çeşitli alanlardaki  bileşenleri bu konuda eğitmek olduğunu dile getirdi.
 
DÖRTLÜ ZİRVE
 
NATO Liderler Zirvesi'nin hatırlatılması üzerine ise Çelik, NATO'yla  ilgili yoğun tartışmaların yapıldığı bir dönemde, Barış Pınarı Harekatı'na dönük  en ileri ifadeleri kullanan Fransa gibi ülkelerin zirvede bir araya geldiğini  anımsattı.
 
Zirvenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Londra seyahati,  dörtlü zirve, iki NATO toplantısının sonucu ve Cambridge Camisi gibi önemli bir  esere imza atılması gibi sonuçları olduğunu ifade eden Çelik, "Dörtlü zirve de  tabii birçok gündem maddesi var. Göç meselesinden Barış Pınarı Operasyonu'na,  Suriye'deki duruma kadar. Bu zirvenin en önemli sonucu şu, dışarda konuşurken  Türkiye'ye ne yapması gerektiğini söyleyenler dörtlü zirvede Cumhurbaşkanımız'dan  aslında   kendilerinin ne yapması gerektiğini ve bunları yapmadıklarını duymuş  oldular. Bunlar karşısında da söyleyecekleri çok fazla bir şey yok."  değerlendirmesini yaptı.
 
Terörle mücadelede çifte standart uygulandığını belirten Çelik şöyle  devam etti:
 
 "Avrupa Birliği Bakanıyken gördüğüm çok net bir manzara vardı.  Türkiye, DEAŞ saldırısına uğradığı zaman Avrupa'daki büyük kamu binalarına pek  çok başkentte Türk bayrağı yansıtılıyordu. Kayıplarımız hakkında bizimle  dayanışma içerisinde olduklarını söylüyorlardı, ama PKK saldırısına uğrağımız  zaman Avrupa'da hiçbir binaya Türk bayrağının yansıtıldığını görmedim. DEAŞ'a  karşı bu dayanışma gösterilirken PKK'ya karşı gösterilmedi. Aynı vatandaşımızı,  askerimizi kaybediyoruz. Bu çifte standardın can yakıcı tarafını gösteriyor.  Avrupa Parlamentosu, PKK taraftarlarının sergilerinin açıldığı bir salonlarla,  koridorlarla doluydu. Bu dörtlü zirvede, Türkiye'nin tezleri daha iyi bir şekilde  ele alındı."
 
Türkiye'ye karşı en ileri ifadeleri kullanan, YPG/PYD terör  örgütlerinin mensuplarını en çok davet eden ülkenin Fransa olduğuna işaret eden  Çelik, Türkiye-Fransa ilişkilerinin tarihine de değindi.
 
Çelik, "Çifte standartlar gündeme getirildiğinde son derece şaşırtıcı  bir şekilde şunu söyleyebiliyorlar. Bizim çift vitesli bir yaklaşımımız vardır.  İnsan hakları konusunda uyarırız, ama o bölgelere silah da satarız. Bu davranış  biçimi artık kurumsal hale gelmiş. Bu insan hakları demokrasi ve hukuk gibi  kavramları yıpratıyor. Çünkü bu kavramların başka ülkelere karşı bir kırbaç,  enstrüman gibi, onların dış politikasına ipotek koyma şeklinde kullanıldığı çok  net gözüküyor. Bu konuda ilkeli davranılmıyor." diye konuştu.
 
"İLGİNÇ BİR ŞEY OLDU"
 
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Türkiye'ye yönelik tutumuna  değinen Çelik, şu anda bir ülkenin başbakanı olan bir arkadaşı ile aralarında  Macron'a ilişkin geçen anektodu aktardı.Hakan Çelik'in, Türkiye'nin farklı inançlara önemli ölçüde sahip çıkan  bir ülke olduğunu belirtmesi üzerine Çelik, "Doğu Hristiyanlığının hamisi  olmaktan kasıt, bizim bölgemizdeki ve yakın bölgemizdeki Hristiyanların,  Yahudilerin can ve mal güvenliğinin korunmasıysa, bunun hamisi Türkiye'dir. Biz  sadece bu eserleri restore etmekle kalmıyoruz, aynı zamanda onların can ve mal  güvenliğini, Irak'ta, Suriye'de, diğer yerlerde sağlamak için uğraşıyoruz." diye  konuştu.
 
Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cambridge Camisi'nin açılışındaki  konuşmasının çok önemli olduğuna işaret eden Çelik, şöyle devam etti:
 
"Şu beni çok etkilemiştir, Peygamber Efendimize küstahça, ahlaksızca  bu saldırılar yapıldığı zaman oradaki Müslümanlar bu hakaretlere hakaretle  karşılık vermediler. İlginç bir şey oldu oradaki Hristiyanlar, düzgün, demokrat  insanlar gittiler el ele tutuştular camilerin etrafında bir koruma çemberi  oluşturdular. Peki Müslümanlar ne yaptı? Onlar da Peygamber Efendimize yapılan bu  hakaretle ilgili olarak oluşan gündem karşısında Hz. İsa'ya saygı geceleri  düzenlediler. Biz bu bağnazlığı, yobazlığı bu şekilde yenebiliriz."
 
Çelik, kendisinin Kültür Bakanı olduğu dönemde Almanya Başbakanı  Merkel'in Kapadokya'yı ziyaret ettiğini anlattı. Merkel'in bu ziyaret sırasında  gidilen tüm kiliselerde restorasyon çalışması yapıldığını görmesinden çok  etkilendiğini kaydeden Çelik, bu yaklaşımın dünyada da hakim olması gerektiğini  düşündüklerini belirtti. Çelik, öte yandan İngiltere'nin çok olumlu yaklaştığı  Cambridge Camisi'nin bölgenin mimarisiyle uyumlu, ışıktan ahşabın kullanılmasına  kadar son derece insani ve Avrupa'nın ilk çevre dostu camisi olduğunu dile  getirdi.
 
Akdamar Adası'ndaki Ermeni Kilisesinin ayine hazırlanması sürecini de  hatırlatan Çelik, aynı şeyi yurt dışındaki camileri restore etmek, o eserleri  yaşatmak için talep ettiklerini söyledi.
 
Atina'nın, Avrupa'da hala bir camiyi hayata geçiremedikleri bir  başkent olduğunu vurgulayan Çelik, Medeniyetler İttifakı konusunu  değerlendirerek, şöyle devam etti:
 
"Dünyanın her tarafında bir başkasına saygı göstermeyi esas alan  insanlar var. Bu hepimizi boğmaya çalışan bağnazlıkla, bununla mücadele etmesinin  yolu her birimizin diğerinin kimliğini doğal haliyle tanıyarak, ona bu özgürlüğü  tanımamızdan geçiyor. Yani burada bu ibadet mekanlarının özgürleşmesinden tutun  da insanların rahatça kimliklerini yaşayabilmesine kadar. Öyle olduğu zaman  aslında entegrasyon da kolaylaşıyor. İnsanlar niye entegre olamıyorlar  yaşadıkları toplumlara? Kimlikleri ve dilleri üzerinde bir engel söz konusu  olduğu zaman daha katı sarılıyorlar kendi kimliklerine ama orada bir özgürlük  olduğu zaman daha kolay entegre olurlar bu da dünya için iyidir, Avrupa için  iyidir."
 
"MEDENİ TOPLUM OLMA VASFININ EN ÖNEMLİ GEREĞİ KADININ KONUMU"
 
Hakan Çelik'in, "Batı'da büyük bir İslam karşıtlığı var, ama diğer  taraftan İslam ülkelerinin herhalde yapması gereken önemli şeyler var. Baktığımız  zaman İslam coğrafyasında özellikle Türkiye dışındaki bazı ülkelerde bir orta çağ  izlenimi veren uygulamalar var." değerlendirmesi üzerine Ömer Çelik, şu ifadeleri  kullandı:
 
"Her türlü dini, etnik aidiyetten öte, medeni toplum olma vasfının  bugünkü dünyada gerekleri var. Bunun önde geleni bir toplumda kadının konumunun  ne olduğudur. Bir toplumda kadının konumu ileri standartlarda değilse o toplum,  medeni toplum olma vasfını kaybeder. Bu sadece sembolik bir şey değil, reel  olarak da kaybeder. Bugünün dünyası bu dinamiklerle oluşuyor. Bugünün dünyasında  medeni toplum olma vasfının ana sütunlarından biridir. Bu olmadığı zaman o  sütunun üstündeki çatı yıkılır. İslam dünyası bu konuda sınıfta kalmıştır. Bu  konuda ilerlenmesi gereken çok büyük yollar vardır. Aşılması gereken büyük  engeller vardır, ama daha çarpıcısı şu, Avrupa'ya 'İslam düşmanlığı, Türk  düşmanlığı yapan aşırı sağla mücadele et' derken, İslam dünyasının insanlık dışı  örgüt DEAŞ'ın ideolojisiyle ve kendisiyle mücadele etmesi gerekir. Ama  Cumhurbaşkanımız dışında 'DEAŞ Müslüman değildir, DEAŞ İslam'ı temsil edemez.'  diyen bir ses duymuyoruz İslam dünyasında."
 
Hakan Çelik'in, "Bir de işin üzücü tarafı bazı kesimlerde hala Türkiye  sanki DEAŞ'a ve DEAŞ ile ilgili gruplara yakın duruyor izlenimi var. Bu çok tabii  üzücü birşey. Niye böyle bir algı var?" yorumu üzerine Ömer Çelik, bunu en çok  yapanlardan birinin Fransa olduğunu ve bunu DEAŞ'a karşı mücadele ediyor diye  PKK, YPG'ye bir alan açmaya çalıştığı için yaptığını söyledi.
 
Vekalet savaşları olduğunu, sömürge arzusu olan ülkelerin PKK, YPG,  PYD gibi örgütleri vekalet savaşında kendisinin temsilcisi olarak kullandığını  ifade eden Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
"Bunlar da zaten kim bir güç, silah aktarırsa, kim kendilerine bir  gelecek vadederse ona hizmet eden örgütler. DEAŞ, PKK dediğiniz şey, terördür,  bunlar etiket. Bunlar sadece farklı vekalet savaşlarının adresleri olarak  kullanılan işler. Bunlara destek veren ülkelerin yaptığı işin arkasında ne bir  durum var. O da şu, hangi ülkede destek veriyorsa o ülkeye dönük sömürgeci bir  çıkar peşindedir. Bunu kazıdığınız zaman altında hemen bu çıkar. Bir siyasi  matruşka var. En üstünde Erdoğan düşmanlığı var. Kaldırıyorsunuz altında Türkiye,  onu kaldırın altında İslam düşmanlığı var. Fakat bu aşırı sağcıların gerçek  kimliklerini gizlemek için kullandıkları üç kademedir. Tekrar bunları kaldırmaya  devam edin, bunun altından antisemitizm çıkar. Bunların aynı zamanda Musevi  düşmanı olduğu ortaya çıkar. Tekrar kaldırın en altta şunu göreceksiniz. Aslında  bunlar Avrupa'nın temel demokratik değerlerine de düşmandır."
 
Bunun topyekun bir mesele olduğunu vurgulayan Çelik, "Yani dünya ya  topyekun medeni bir hayat yaşar ya da sadece barbarlığı paylaşmış olur." dedi.
 
Ömer Çelik, yurt dışında yaşan Türklerin bir araya getirilme  gayretlerine de değinerek, Türkiye'de siyasi ve toplumsal meselelerin kazındığı  zaman altında kimlik problemleri konusunda aşırı kutuplaşmış, radikalleştirilmiş  bir tarihe sahip olunmasının yattığını söyledi.
 
Genel bir toplumsal kabul ve ahlak oluşturulması noktasında yetersiz  kalındığını belirten Çelik, Türkiye'nin içindeki kim problemiyle ilgili geçmişte  yaşananların yurt dışına ihraç edildiğini kaydetti.
 
 Şimdi yapılan yoğun faaliyetlerle ortak paydanın oluşturulduğunu ifade  eden Çelik, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın bu noktada  önemli işler yaptığını sözlerine ekledi.
 
TÜRKİYE İLE LİBYA ARASINDAKİ ANLAŞMA
 
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, dünya açısından Doğu  Akdeniz'de barışının olması, anlamlı bir siyasi kompozisyonun ortaya çıkması  isteniyorsa, bunun yolunun Türkiye'nin ve KKTC'nin egemenlik haklarına saygıdan  geçtiğini belirterek, "Oraya savaş gemisi gönderip, bir takım füze sistemleri  aktive edip, bununla ilgili ortaya tavır koymak Deniz Kuvvetlerinin, Türk Silahlı  Kuvvetlerimizin gücü karşısında sadece çocuk oyuncağı hükmündedir. Öyle bir sonuç  alamazlar. Bu son derece basiretsiz bir yaklaşım olur." dedi. 
 
Türkiye ve Libya arasındaki anlaşmaya değinen Çelik, bunun önemli bir  anlaşma ve büyük bir hamle oluğunu dile getirerek, "Onların bizi Doğu  Akdeniz'deki normal egemenlik alanımızın dışına itme projesi, bu anlaşmayla  darmadağın edilmiş oldu." dedi.
 
Yunanistan'ın bu anlaşmanın imzalanmasının ardından Atina'daki Libya  Büyükelçisinden Türkiye ile yapılan anlaşmayı istediğini dile getiren Çelik,  "Bizden isteselerdi verirdik. Saklı bir şey yapmıyoruz ki. Uluslararası hukuka  uygun bir şey yapıyoruz. BM'ye de bildireceğiz." ifadelerini kullandı.
 
Libya ile anlaşmayla yapılmasaydı Meis Adası'ndan aşağıya doğru  Türkiye'nin sıkıştırılacağını dile getiren Çelik, Türkiye'nin bu anlaşmayla  sıkıştırılmak istenildiği alanı darmadağın ederek Doğu Akdeniz'deki egemenlik  haklarının altını çizdiğini kaydetti.
 
Anlaşma yapılan Libya yönetiminin uluslararası toplum tarafından kabul  edildiğini belirten Çelik, "Libya yönetimi de bu konuda kararlı. Uluslararası  toplumun da kabul ettiği meşru yönetim bu. Uluslararası toplum Fransa'nın ve  Yunanistan'ın ilişki kurduğu tarafla bir meşruiyet ilişkisi içerisinde değil.  Bunlar yapılırken biz oradaki Libya toplumunu temsil eden yönetimin korunması  için üzerimize düşen varsa yaparız, ilişkileri dünyaya da anlatırız. Bu son  derece uluslararası hukuka uygun, deniz hukukuna uygun, Birleşmiş Milletler  tahammüllerine uygun bir anlaşma. Onaylandı ve BM'ye gidecek." değerlendirmesini  yaptı.
 
Çelik, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'yi bir takım Avrupa Birliği  yaptırımlarıyla korkutmasıyla bir netice alamayacağını dile getirerek, "Rum  kesiminde zerre kadar siyasi akıl olsa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin hakkını  da verecek şekilde bir mekanizmanın baştan kurulmasına müsaade eder, dolayısıyla  oradaki varlıklar çıkarılır ve Rum kesimi ile Türk kesimi arasında baştan  paylaşılmış olur. Mısır, İsrail ya da diğerleri açısından da Türkiye'ye karşı iş  yapmak yerine Türkiye ile diyalogla iş yapsalar aslında herkesin kazandığı bir  formül ortaya çıkar." diye konuştu.
 
TANAP projesi kapsamında Türk Akım'la ilgili Rusya Devlet Başkanı  Vladimir Putin'in Ocak'ta Türkiye'ye geleceğini belirten Çelik, bunun Rusya'dan  Avrupa'ya kadar gaz güvenliğinin kilit ülkesinin Türkiye olduğu anlamına  geldiğini söyledi.
 
Türkiye'nin herhangi bir ülkeye husumet sebebiyle gazı kapattığı, suyu  kestiği ya da doğal kaynağı engellediğinin görülmediğini vurgulayan Çelik, en  güvenli hattın Türkiye üzerinden geçecek ve herkesin kazanacağı hat olduğunu  kaydetti.
 
Çelik, İsrail'de yeni hükumet kurulduğunda Türkiye ve İsrail  ilişkileri açısından yeni bir dönem, normalleşme olup olamayacağına ilişkin soru  üzerine, bunun İsrail'in Türkiye'yle ilgili politikalarında saldıran tavrından,  Filistinle ilgili can yakıcı davranışlarından vazgeçmesiyle ilgili olduğunu, bu  konuda Türkiye'nin ilkeleri ve tezlerinin belli olduğunu kaydetti.
  
SURİYE İLE DİYALOG
 
 Suriye ile istihbarat ve bazı kritik askeri konularda diyalog olduğu,  bunu siyasi düzeye çıkarmanın mümkün olup olmadığına ilişkin soruya yanıt veren  Çelik, karmaşık bir saha olan Suriye ile böyle bir diyalog yapılmasının siviller  zarar görmemesi için olduğunu söyledi.
 
Sahadaki karmaşık durumu yönetmek bakımından Türkiye'nin milli  çıkarlarının korunması için istihbarat ve askerler arasındaki diyaloğun önemli  olduğunu vurgulayan Çelik, Suriye halkının istediği yönetim modeli ortaya  çıktığında ilişkilerin nasıl kurulacağına o mekanizmanın karar vereceğini,  Türkiye'nin de buna olumlu yaklaşacağını kaydetti.
 
Yunanistan'ın Girit'teki S300'leri hazırladığı yönünde bir istihbarat  ulaşıp ulaşmadığına ilişkin soruya Çelik, bu şekilde teyitli bir bilgisi  olmadığını söyledi.
 
Ömer Çelik, TSK'nın gücü ve kararlığın düşünüldüğünde bu işlerin  çocukça kalacağını belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu alandaki  yetkilerin, egemenlik haklarının, çıkarlarının sonuna kadar korunacağı talimatı  verdiğini, Deniz Kuvvetleri'nin de bu alandaki sondaj gemilerini koruyacak her  türlü kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. Çelik, "Dünya açısından Doğu Akdeniz'de  barışın olması, anlamlı bir siyasi kompozisyonun ortaya çıkması isteniyorsa,  bunun yolu Türkiye'nin ve KKTC'nin egemenlik haklarına saygıdan geçer. Oraya  savaş gemisi gönderip, bir takım füze sistemleri aktive edip, bununla ilgili  ortaya tavır koymak Deniz Kuvvetlerinin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücü  karşısında sadece çocuk oyuncağı hükmündedir. Öyle bir sonuç alamazlar. Bu son  derece basiretsiz bir yaklaşım olur." dedi.
 
NATO Zirvesi'nde, Türkiye'nin temel beklentisinin YPG'nin terör örgütü  olarak kabul edilmesi ve bu konuda dayanışma gösterilmesi yönünde bir sonuç elde  edilemediğine ilişkin soruya Çelik, belgelerle ilgili çalışmaların devam  ettiğini, bunun gündemden kalkmadığını, çalışmaların devam ettiğini ifade etti.
 
Programda Amerika'daki Türkiye'ye karşı lobiler, kongre, medya, sivil  toplum, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığındaki rüzgarlara rağmen ABD Başkanı Donald  Trump'ın, Türkiye'yle ilişkileri belli bir çerçevede tutmayı başaracak güce sahip  olup olmadığı da soruldu. Çelik bu soru üzerine, Trump'ın şu ana kadar bu konuda  belli bir idare koyduğunu, en son NATO toplantısında Türkiye'nin öneminin altının  çizilmesi ve Türkiye'ye verilen referansların bunu gösterdiğini söyledi.
 
 "NATO'DAN ÇIKARMA TARTIŞMASI ZATEN YOKTU"
 
AK Parti Sözcüsü Çelik, Türkiye'nin NATO üyeliğinin askıya alınması  tartışmalarına da değinerek, şunları kaydetti:
 
"Bu NATO toplantısının temel çıktılarından bir tanesi şudur, uzun  zamandır birileri hiçbir yetkileri olmadığı halde Türkiye'nin NATO üyeliğini  tartışmak gibisinden hiçbir zemini olmayan bir yaklaşım içerisine giriyorlardı.  Bu NATO toplantısında, Türkiye'nin NATO'nun en güçlü ülkelerinden biri olduğunun  altının çizilmesini bir kenara bırakın, Türkiye'nin kilit bir ülke olduğunun altı  defalarca çizilmiştir. NATO'dan çıkarma tartışması zaten yoktu. Onu söyleyenler  NATO'da söz sahibi olanlar değil. NATO içerisinde böyle bir gündem de yok. Sonuç  olarak NATO Genel Sekreteri'nin vurgusu her zaman neydi? 'Türkiye, NATO'nun en  güçlü ülkelerinden bir tanesidir.' En büyük ikinci kara ordusuna sahibiz,  kurucusuyuz, mali katkılarımız tartışılmaz. NATO'nun barış misyonlarına  katkılarımız tartışılmaz. Yani NATO'da en güvenilen ve aranılan üyeyiz. Bunu  kapalı toplantılarda herkes dile getiriyor."
 
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un "NATO'nun beyin ölümü  gerçekleşti." açıklamasına ilişkin ise Çelik, "Macron, NATO'ya karşı  sorumluluklarını yerine getirmeyen bir ülkenin temsilcisi. Böylesine sözler  söylüyor. Bunu söylediği zaman sonrasında kendisi de bu sözünden çark etti.  'Sadece biraz dikkat çekmek için bu sözleri söyledim.' diye. Orada anlaşıldığı  kadarıyla Fransız Devlet Başkanı'nın ülke içinde oyları düşünce, Fransa'nın iç  siyasetinde sıkışınca Avrupa'nın liderliğine oynamak için bir takım çıkış yaptı.  Avrupa'nın lideri olması mümkün değil." dedi.
 
Türkiye'nin Avrupa Birliği ilişkilerinin hatırlatılması üzerine Çelik,  AB'nin başta Kıbrıs'taki ambargoların kalkması ve mülteci meselesi olmak üzere  Türkiye'ye verdiği hiçbir sözünü tutmadığını kaydetti.
 
Fransa'daki olaylara da değinen Çelik, "Anadolu Ajansı muhabiri  yaralandı, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz." ifadesini kullandı.
 
"KİM DİYORSA Kİ, 'BU İŞİN ARKASINDA SARAY VAR' ONLAR YAPTI"
 
Ömer Çelik, Beştepe'ye giden CHP'li siyasetçi iddialarına ilişkin  şunları söyledi:
 
"Bu tartışma tamamlanmadı. Büyük bir yalan bombası, CHP Genel  Merkezinden nükleer bir etkiyle patladı, fakat üstelerine alınmıyorlar. Enteresan  bir baskı da kurdular. Konu tabii ki kapanmadı. Bu Türk siyasi hayatına geçmiş en  büyük skandallardan bir tanesidir. Bir yalan haber üzerine yalan siyaseti  kurdular. Cumhurbaşkanımızı suçladılar. Yalan haberi yapan gazeteciler haberin  arkasından çekildi. Bunlar hala yalan siyaseti yapmaya devam ediyorlar. Ben olayı  kimin yaptığını buldum. Bir kod veriyorum. Ben kod vereceğim, siz takip edin.  Cumhurbaşkanlığı Külliyesine saygısız bir biçimde 'saray' diyorlar. Kim diyorsa  ki, 'Bu işin arkasında saray var.' onlar yaptı. Bu cümleyi kim kullanıyorsa yalan  haber patladıktan sonra. Gazeteciler dedi ki, 'Bizim yaptığımız haber doğru  değil. Bize CHP'li bu bilgiyi vermişti. Bu bilgiyi veren CHP'li de bize CHP Genel  Başkanından onay aldığını söylemişti. Burada CHP Genel Merkezinin demesi gereken  şey şu, 'Bu gazetecilerin yalan haberi üzerine yanlış bir yaklaşım içerisine  girdik. Sayın Cumhurbaşkanından, milletimizden CHP tabanında özür diliyoruz.'  demesi lazım."
 
Alman televizyonu ARD'de yayınlanan belgeselde Atatürk'e yapılan  saygısızlığı kınadıklarını belirten Çelik, Almanya'nın kendi tarihine bakması  gerektiğini, bu saygısızlığı devlete ve millete yapılmış saydıklarını, bu konuyu  takip edeceklerini de ifade etti.