Gazetevatan.com » Yazarlar » Alaçatı’yı ‘sirke yerine su satanlar’ istila etti

Alaçatı’yı ‘sirke yerine su satanlar’ istila etti

16 Temmuz 2017 Pazar


Geçen yüzyıl başlarında ağızdan ağıza dolaşan bir sözü rahmetli babam aktarmıştı: “Adamın biri Galata köprüsünde sirke diye su satmış; bir alan bir daha almamış ama adam zengin olmuş” diye. Bu sözü hiç unutmadım. Ne zaman kalıcı müşterisi olmayan otobüs terminalleri, vapur iskeleleri civarında bir şeyler yemek zorunda kalsam, aklıma gelir; yerli esnafın yoğun olduğu yerlere kadar iştahımı dizginlerim. Çünkü gel geç mekanlar aşırı pahalıdır, yemeklerin kalitesi de bir şeye benzemez.

Epeydir Çeşme’deyim. Yarım yüzyıla yakın iş temposu yüzünden birkaç günlüğüne Ilıca’daki aile evine uğrarken, ilk kez uzun bir tatil yapıyorum. Çeşme’nin, özellikle Alaçatı semtinin sakin, hatta fazla sakin olduğu zamanlardan beri yazları buralardayım. Başlangıçta bir yakınım Alaçatı’nın son nalbant dükkanının karşısındaki evi satın almıştı. Nerede mi? Şu sıralar en hemen her evin alt katlarının bar ya da kafeye, üst katların pansiyon ve otele dönüştürüldüğü gözde Hacı Memiş mahallesinde!..

Alaçatı’nın yerlisi çoktan terk etti

1990’larda Bodrum’un beton yığınına dönüştüğünü gören Alaçatılı birkaç genç girişimci devlet elinin değmediği ideal bir dönüşüm başlattı. Alaçatı’nın ilk oteli Taş Otel, ilk kafesi Agrilia, ilk kaliteli restoranı Tuval bu dönemde hayata geçti. İyi hatırlıyorum Agrilia’nın arka tarafındaki daracık sokağa birkaç masa konmuştu. Alaçatı’nın yenileşmesine karşı çıkan kişiler bir akşam sokağı taşladılar. Dünyanın en güzel sörf alanlarından birine sahip, bozulmamış taş Rum evleri, yeni yeni filizlenen turizmi ile Alaçatı bir gazeteci olarak beni de etkiledi. Buranın tanıtımına ben de büyük bir hevesle katkıda bulundum. Yerel yönetiminin sıkı denetimiyle, Alaçatı’da çarpık yapılaşmaya gidilmedi. Ege’ye özgü yemek kültürü korundu. Kadınların elişlerinin, tarlalarda yetiştirilen lavantaların satışı gibi sosyal destek projeleri hayata geçildi. Ses ve görüntü kirliliği ile sıkı mücadele edildi.

2000’lerin başında Alaçatı yerli ve yabancı turist akınına uğradı. Önce kafa dinlemek için Alaçatı’da ev alıp yerleşen İzmir, İstanbul ve Ankaralıların rahatı kaçtı. Ardından da yerli Alaçatı sakinlerinin. Çünkü artık ıssız ara sokaklardaki basit taş evlerin fiyatları bile neredeyse her yıl katlanıyordu. Mahallenin ana ekseni, Kemalpaşa Caddesi’nin orta kesiminde yıllardır çok sevdiği mesleğini sürdüren usta marangoz bile sonunda dört yıllık emeğinin karşılığını dükkânın bir sezonluk kira bedeli olarak ödemeye hazır sermaye sahiplerine “Hayır” diyemedi. Bugün Alaçatı’nın yerlisi çoktan burayı terk etti; sonradan gelip yerleşenler bile tekrar göçtü. Mahallenin dönüşüm hızı Bağdat Caddesi’ni geride bıraktı. Bir yıl önce yerinde bıraktığınız bir mekânı ertesi yıl bulamıyorsunuz. Nedeni, büyük umutlarla sezona başlayanların yaz ortasında soluklarının kesilmesi. Ama dükkanların hava paraları ve kiraları artıyor. Buna karşılık daracık sokakları tıklım tıklım dolduran ziyaretçilerin alım gücünde gözle görülür bir azalma fark ediliyor.