3600 ek gösterge ile ilgili AK Parti'den flaş açıklama

17 Şubat 2020 Pazartesi - 19:28 | Son Güncelleme : 17 02 2020 - 21:55

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "İdlib'de rejimin ateşkes ihlalleri 20 bin civarına ulaşmıştır" dedi.Çelik, 3600 ek gösterge ile infaz düzenlemesi üzerinde çalışmanın devam ettiğini de dile getirdi.


AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Rejimin ateşkes ihlalleri  20 bin civarına ulaşmıştır, 1500'ün üzerinde sivilin hayatını kaybettiği  bilinmektedir. 2019 yılından beri yaklaşık 1 milyon 640 bin kişi tekrar yerinden  edilmiştir." dedi. 
 
Çelik, parti genel merkezinde AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK)  toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında değerlendirmelerde  bulundu.
 
Toplantıda kongre süreciyle ilgili Teşkilat Başkanlığı tarafından  ayrıntılı sunum yapıldığını belirten Çelik, kongre süreçlerinin AK Parti için son  derece kıymetli olduğunu ifade etti.
 
AK Parti'nin milletin sürekli artan desteğiyle iktidarını sürdüren bir  parti olduğuna işaret eden Çelik, bunun arkasındaki en önemli sırrın,  teşkilatlanmadaki modelleri, vatandaşla kurdukları bağ, teşkilat mensuplarının  vatandaşa siyasi tezlerini anlatma konusunda sadece seçimden seçime değil, her  gün her saat özel bir çalışma metoduyla, büyük bir coşku ve heyecanla bu süreci  sürdürmeleri olduğunu anlattı.
 
Çelik, Diyarbakır annelerine selam ve saygılarını iletip, 168 gündür  devam eden eylemde bir annenin daha evladına kavuştuğunu hatırlatarak, "Terör  örgütünün bölge halkının çocuklarını dağa çıkararak, dağa kaçırarak o çocukların  geleceğini sadece terörün o karanlık dünyasına soktuğu bir süreç bu. Anneler,  babalar büyük bir vicdan eylemi ortaya koyarak bütün dünyanın gözünde evlatlarını  bu karanlık şebekeden geri istiyorlar ve teker teker de evlatlarına kavuşuyorlar.  En sonunda bir anne evladına kavuştu, inşallah bunların arkası da gelecektir diye  ümit ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
 
Avrupa Güreş Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Süleyman  Karadeniz'i kutlayan Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bundan  duyduğu memnuniyeti ifade ettiğini aktardı.
 
Çelik, sporda son zamanlarda üst üste gelen başarıların çok kıymetli  olduğunu belirterek, tüm sporculara başarı dileklerini iletti.
 
İdlib'deki durum
 
Parti olarak İdlib konusunu yakından takip ettiklerini ve Türk  heyetinin de Rusya'da bugünkü görüşmelerini tamamladığını anlatan Çelik,  görüşmelerin yarın da devam edeceğini anımsattı.
 
Çelik, İdlib'de gerginliği azaltma bölgesindeki statükonun korunması,  bölgede insani bir felaketin önüne geçmek için Türkiye'nin gayretlerinin devam  ettiğini vurguladı.
 
Türkiye'nin tüm taraflara Rusya ile yapılan Soçi mutabakatını  hatırlattığını ifade eden Çelik, "Birkaç gündür Rusya tarafından çok sayıda  Türkiye'yi suçlayan, Türkiye'ye karşı önyargılarla dolu açıklamalar geldi.  Bazıları resmi açıklamalar, bazıları ajans üzerinden yapılıyor. Şunu açık bir  şekilde ifade edebiliriz ki Türkiye'nin bu mutabakatı ihlal ettiğine dair bütün  bilgiler yanlıştır, doğru bilgiler değildir. Mutabakat rejim tarafından ihlal  edilmektedir. Rejim İdlib'de saldırgan bir şekilde İdlib'i yutmak için oradaki  insanlara büyük bir saldırganlık içerisindedir." diye konuştu.
 
Çelik, Türkiye'nin Soçi mutabakatına bağlılığını sürdürüp insani  felaketin önüne geçmeye çalıştığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
 
"2019 Mayıs ayından beri İdlib'de sivillere ve sivil alt yapıya dönük  defalarca saldırı gerçekleştirmiştir, rejim hava saldırıları gerçekleştirmiştir.  Dolayısıyla bu yapılan Soçi mutabakatının ihlali olduğu gibi aynı zamanda  Rusya'nın verdiği sözlerin, Rusya'nın desteklediği rejim tarafından da ihlal  edilmesi demektir. Rejimin bu saldırıları çerçevesinde 300'den fazla sivil alt  yapı ve hedef vurulmuştur. 20 bine yaklaşan saldırıyla ateşkes ihlali yapmıştır.  Rejimin ateşkes ihlalleri 20 bin civarına ulaşmıştır, 1500'ün üzerinde sivilin  hayatını kaybettiği bilinmektedir. 2019 yılından beri yaklaşık 1 milyon 640 bin  kişi tekrar yerinden edilmiştir, şimdiye kadar olanlara ek olarak. En  önemlilerinden bir tanesi 53 sağlık tesisi artık iş göremez hale gelmiştir."
 
Türkiye'nin birkaç misyonla, en önemlisi de terörle mücadele  misyonuyla bölgede bulunduğuna işaret eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Yine bazı partilerin il kongrelerinde 'İdlib'de ne işimiz var'  gibisinden hiçbir mantıkla, hiçbir rasyonalite ile izah edilemeyecek yaklaşımlar  ortaya konduğunu görüyoruz. Yakın zamana kadar DEAŞ terör örgütü unsurları  Türkiye ile sınırdaş hale gelmeye çalışıyordu. PKK terör örgütü Suriye'nin  kuzeyinde bir terör devletçiği kurmaya çalışıyordu ve ülkemiz topraklarına  vatandaşlarımızı, ülkemizin güvenliğini tehdit eden birtakım saldırılar  gerçekleşiyordu. Eğer bugün bu 30 kilometre derinlik olmasaydı, bugün en son  Barış Pınarı Harekatıyla ortaya koyulan kararlılık olmasaydı, daha önce  Zeytindalı ve Fırat Kalkanı harekatlarıyla ortaya koyulan kararlılık olmasaydı,  burnumuzun dibinde bir terör devletçiği fiili olarak kurulmuş olacaktı ve bunun  karşısında o zaman bugün 'İdlib'de ne işimiz var' diyenler, 'terör devletçiği  kurulurken niye sessiz kaldınız' diyeceklerdi."
 
"Verilen sözlere ve mutabakata Türkiye Cumhuriyeti bağlıdır"
 
Çifte standardın ve çoklu standardın herhangi bir şekilde sınırının  olmadığını söyleyen Çelik, İdlib'de ateşkesin yeniden tesis edilmesinin terörle  mücadelenin yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli misyonlarından biri  olduğunu belirtti.
 
Çelik, "Verilen sözlere ve mutabakata Türkiye Cumhuriyeti bağlıdır.  Oradaki ateşkesin sağlanması, çatışmasızlık bölgesinin statüsünün sürdürülmesi  hem sivil kayıpların önlenmesi için hem terörle mücadele için hem de insani  felaketlerin önüne geçilmesi için son derece önemlidir. Sahadaki askerlerimizin  güvenliğinin sağlanması tabii ki son derece önemlidir." dedi.
 
Suriyeli sivillerin korunması ve Türkiye sınırına yeni göç  dalgalarının gelmesinin engellenmesinin de son derece önemli olduğunu vurgulayan  Çelik, bu bakımdan Türkiye'nin oraya yaptığı takviye ve tahkimatın, yeni  birliklerin gönderilmesinin esasında Rusya'yla varılan mutabakat çerçevesinde,  rejimin yaptığı saldırganlığa karşı Türk askerinin güvenliğini korumak,  Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki performansını ve etkinliğinin artırmak  için gerekli olduğunu ifade etti.
 
Çelik, "Türkiye açısından bu öncelikle bir milli güvenlik meselesi,  terörle mücadele meselesi, aynı zamanda da Soçi mutabakatı ile Türkiye  Cumhuriyeti Devleti'nin angaje olduğu hem o çatışmasızlık bölgesinin statüsünün  korunması hem de aynı zamanda sükunetin tesisi ve insani felaketin önüne  geçilmesi için zorunludur." değerlendirmesinde bulundu.
 
Suriye'de 690 binin üzerinde kadın ve çocuğun yerlerinden edildiği,  Türkiye sınırına doğru hareket ettiği çeşitli rakamların iletildiğini aktaran  Çelik, Türkiye'nin bununla ilgili tedbirlerini aldığını, aynı zamanda bu  insanların Afrin, Azez ve El Bab gibi bölgelere sığındıklarını anlattı.
 
Çelik, Dünya Sağlık Örgütünün açıklamasına göre, 53 sağlık ve 26 aşı  merkezinin yaşanan saldırılar ve doktorların daha güvenli bölgelere yönelmesi  sebebiyle faaliyetlerini sonlandırdığını, bu açıklamanın bile rejimin  saldırganlığının doktorları iş yapamaz hale getirdiğini ve insani yardımı  engellediğini gösterdiğini kaydetti.
 
Öncüpınar ve Cilvegözü sınır kapılarından Ocak 2020'de 2,3 milyon  kişiye yardım ulaştırılması amacıyla 1227 insani yardım girişimi  gerçekleştirildiğini söyleyen Çelik, bu sayının Birleşmiş Milletler (BM)  rakamları içerisinde bir rekor olduğuna dikkati çekti.
 
Çelik, bunun 2014 yılından bu yana BM'nin bir ayda gerçekleştirdiği en  yüksek sınır ötesi insani yardım operasyonu olarak kayıtlara geçtiğini, bunun  rejimin İdlib'de ve o bölgelerde, Barış Pınarı Harekatı bölgesinde ne kadar  acımasız bir saldırganlık içinde olduğunu, oradaki insanların ne kadar zor  durumda kaldığını gösterdiğini vurguladı.
 
Suriye'yi konuşurken Akdeniz'deki gelişmeleri de bir yandan takip  ettiklerini belirten Çelik, "İkinci bir Suriye olmaya doğru bir takım ülkeler  tarafından itilmeye çalışılan Libya konusunda da dikkatimizi kaçırmamak  durumundayız. Suriye'deki gelişmelere önceden müdahale edilmediği için gereken  karşılıklar verilmediği için oradaki iç savaş bugün maalesef masumlara ve  sivillere büyük bedel ödeten bir hale geldi." ifadesini kullandı.
 
Çelik, Berlin Konferansı'nda alınan kararlara ilişkin, "Sonuç  Bildirgesi'nde Hafter tarafının sürekli olarak olumsuz yaklaşması en önemli  mesele iken sanki iki taraflı bir saldırganlık varmış gibisinden Avrupa  devletlerinden yapılan açıklamalar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor. Askeri  komite toplantısı, siyasi diyalog formu ve ekonomik komisyon mekanizmalarıyla  Berlin Konferansı'nın sonuç bildirisinde yer alan hususların hepsinin hayata  geçirilmesi gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.
 
"Libya'da silah ambargosu BM tarafından denetlenmeli"
 
Türkiye'nin Münih Güvenlik Konferansı'nda yapılan toplantılara  katılarak burada hassasiyetlerini dile getirdiğini vurgulayan Çelik, şöyle  konuştu:
 
"Türkiye'nin ateşkesin sağlanması noktasındaki çabaları şu anda bütün  dünyada en güçlü çaba olarak kayda geçmiştir. Libya'nın doğusundaki gayrimeşru  Hafter güçlerine, darbeci Hafter güçlerine karşı maalesef henüz beklediğimiz  düzeyde bir tedbir alınması, beklediğimiz düzeyde bir ses çıkması söz konusu  olmuyor. BM'nin çatı ateşkesin sağlanması konusu burada en önemli konu.  Türkiye'nin tezi BM'nin burada çatı mekanizmasını oluşturmasıdır. Bu son derece  önemlidir arkadaşlar, bunun altını çiziyoruz. Çünkü Libya'da silah ambargosunun  denetlenmesinin Avrupa Birliği tarafından yapılmasının gerçekçi sonuçlara  varmayacağını düşünüyoruz. Çünkü AB'deki bazı devletler doğrudan Hafter tarafını  desteklemekte ve Hafter tarafına silah göndermektedir. O yüzden Avrupa  Birliği'nin bu silah ambargosunun denetlenmesine olumlu bakmıyoruz, onun yerine  bunun BM tarafından yapılmasının daha sağlıklı bir mekanizma olacağını  bildiriyoruz."
 
Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı doğrultusunda  bakanların Elazığ'da çalışmalar yürüttüklerine değinerek, yeni konutlar için  temel atma çalışmalarının sürdüğünü, bütün kurumların işbirliği sayesinde en kısa  zamanda yaraların sarılması, barınma ve diğer ihtiyaçların giderilmesi, Elazığ'ın  yeniden ayağa kaldırılması konusunda yüksek bir ivme ortaya konulduğunu söyledi.
 
"FETÖ'nün siyasi ayağı"
 
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün FETÖ'nün siyasi ayağı  tartışmalarına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, şunları söyledi:
 
"Bizim siyasi hafızamız kuvvetlidir, Silahlı Kuvvetlerden çok sayıda  asker atılırken çeşitli sebeplerle bunların hepsi terör örgütü mensubu olduğu  için mi atılıyordu? Ya da devlet tarafından terör örgütü olarak tanınmamış bir  takım yapılara sahip olanların hiçbiri atılmıyor muydu? Yıllarca Türkiye'de en  çok tartışma konusu olan noktalardan bir tanesi ordudan atılmaların objektif  kriterlere dayanıp dayanmadığıdır. Pek çok insan eşinin kılık kıyafeti yüzünden  ya da dindarlığı yüzünden atılmıştır, bunlar Türkiye'de yaşandı hiç olmamış gibi  davranmanın da bir alemi yok. Birisi kendi dönemi ile ilgili yapılanların tatmin  edici bir cevabını verebiliyorsa diğer noktalara ilerlemesi lazım. Başbuğ  meselesindeki mesele nedir? Başbuğ meselesindeki mesele doğrudan Türkiye Büyük  Millet Meclisinin suçlanmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir yasa  tasarısına oy atan, oy ve imza atan milletvekillerinin terör örgütü mensubu gibi  gösterilmesi, hiçbir şekilde aklımızla kimse alay etmesin, Türkiye Büyük Millet  Meclisinin yasama iradesine saldırıdır.
 
Bugün bahsettiğiniz bazı genelkurmay başkanlarının birçoğunun  beyanatlarına bakın, işte öğretmen atamalarının nasıl olacağından tutun da  Diyanete verilecek kadroya kadar ya da Başbuğ döneminde kendisinin katsayı  düzenlemesini nasıl olması gerektiği açıklaması var. Yani bir genelkurmay  başkanının işi midir? Ya da işi miydi hükümetin katsayı düzenlemesine karışmak?  Ya da o muhtırada ifade edildiği gibi nasıl bir cumhurbaşkanlığı istendiğini  tarif etmek onların işi miydi? Ya da herhangi bir kuruma verilecek bütçenin ne  kadar olması gerektiğine yönelik bir değerlendirme askeri otoritenin işi midir?"
 
FETÖ ile17-25 Aralık hükümeti devirmeye yönelik operasyonu ve 7 Şubat  MİT krizinde doğrudan terör örgütü olarak faaliyet gösterdikleri andan itibaren  mücadele ettiklerini vurgulayan Çelik, "Hükümetlerimiz en kararlı şekilde bu  terör örgütlerini devletin kılcal damarlarından, toplumun tüm alanlarından  temizlemek için kararlılığı, kesintisiz ve tereddütsüz bir mücadeleyi  Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütmektedir, hiçbir tereddüt yoktur, bu da  devam edecektir." ifadesini kullandı.
 
 
3600 EK GÖSTERGE, İNFAZ DÜZENLEMESİ ÇALIŞMA SÜRÜYOR
 
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik 3600 ek gösterge ve infaz düzenlemesi ile ilgili soruya şu yanıtı verdi: "Her ikisi ile ilgili  de çalışma sürüyor"
 
EK GÖSTERGE ÖĞRETMEN, HEMŞİRE, DİN GÖREVLİSİ VE POLİSLERİ KAPSIYOR 
 
Ek gösterge düzenlemesinden 1.2 milyon öğretmen, 280 bin polis, 115 bin hemşire ve 125 bin din görevlisi olmak üzere; 1.6 milyon memur yararlanacak.
 
EK GÖSTERGE NEDİR?
 
Unvan, sınıf, hizmet ve derecelere göre farklılık gösteren ek gösterge, bir başka adıyla da katsayı; devlet memurlarının çalışırken ki maaşlarının, emekli ikramiyelerinin ve emekli maaşlarının hesaplanmasında uygulanan bir hesaplama yöntemi. Emeklilik maaşı ve ikramiyesi bu hesaba göre yapılıyor. Ek gösterge arttıkça maaş da artıyor. Göstergesi 3600 olan bir memur, 2500 olana göre daha fazla emekli ikramiyesi ve emekli maaşı alıyor. Bu nedenle de memurlar, emekli olmadan önce 3600 ek göstergeli göreve atanmak istiyor.
 
 
3600 ek gösterge ve infaz düzenlemesine ilişkin çalışmalara yönelik  soru üzerine Çelik, bunlarla ilgili çalışmaların devam ettiğini söyledi. Çelik,  "Yeni bir bir bilgi yok bende. Bu çalışmalar tamamlandığı zaman size gereken  bilgiyi veririz. Şu anda o konuda üzerindeki çalışmalar devam ediyor." diye  konuştu.
 
Çelik, "2004 Milli Güvenlik Kurulu ile ilgili olarak, tavsiye  kararının gereğinin yapılmadığına ilişkin muhalefetin eleştirileri var. Tavsiye  kararı yok mu sayıldı ve neden işlem yapılmadı?" sorusu üzerine, şunları söyledi:
 
"Milli Güvenlik Kurulu kararları tabii ki tavsiye kararıdır, yani  hükumet bunu kendi bağlamı içerisinde değerlendirir. Bunlar yok mu sayıldı ya da  bunlar yapıldı, yapılmadı şeyi bile, bir zamanlar Milli Güvenlik Kurulu'nu  hükumetin kendisi zanneden zihniyetin ürünüdür. İkincisi o zamanki belgelere,  bilgilere baktığınız zaman toplumun neredeyse tamamı zaten bir sürü kararla  suçlanıyordu. Toplumdaki bütün kesimler, dini kesimler, sol kesimler, liberal  kesimler, hemen hemen hepsinin suçlandığı bir sürü bir şey vardı."
 
Bunların devletin ilgili kurumlarınca takip edildiğine dikkati çeken  Çelik şöyle devam etti:
 
"Ama terör örgütü olduğu ortaya çıktığı andan itibaren 7 Şubat MİT  krizi, doğrudan devletin bir kurumuna saldırarak özellikle Türkiye Cumhuriyeti  Devleti'nin Suriye politikasını sabote etmek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin  Suriye'ye bakan gözünü karartmak şeklinde, tamamen dış kaynaklı olduğu belli olan  bir operasyondur. 17-25'te bir sürü sahte bilgi belge ile doğrudan Türkiye  Cumhuriyeti hükumetine saldırarak, bütün bu faaliyetlere baktığınızda, kim  bununla mücadele etti, kim bunları mazur göstermeye çalıştı? Bunların toplumu  zehirleyen dershaneleri, televizyonları üzerine hukuk devletin imkanları  içerisinde AK Parti hükumetleri giderken, kim gitti o televizyonlara, o kurumlara  destek verdi, kim bununla mücadele etti? Bunların hepsi net tablolar. Esas  problem şudur, Fethullahçı Terör Örgütüne dönük çok az cümle kuranlar, onları  mazur göstermeye çalışanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin seçilmiş Cumhurbaşkanına ve  seçilmiş hükumetine karşı en saygısız ifadeleri kullanıyorlar. Bugün bu  Fethullahçı Terör Örgütü ile mücadelenin başında, Devlet Başkanı olarak Sayın  Cumhurbaşkanımız vardır. Fethullahçı Terör Örgütünü birisi bırakıp, Türkiye  Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı ile uğraşıyorsa burada adres bellidir. Kim kimle  yan yana düşüyor?"
 
"Bu bir işgal projesidir"
 
Hükumetlerinin her alanda Fetullahçı Terör Örgütüyle (FETÖ) ilgili en  kararlı mücadeleyi verdiğini vurgulayan Çelik, bu örgütün devletin başına gelen  en büyük belalardan bir tanesi olduğuna vurgu yaptı.
 
Çelik, "Bu başka şeye benzemez, bu bir işgal projesidir. Tamamen  yabancı kaynaklı ve bunun esası 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.'  prensibini lağvetmektir, Türkiye'yi işgal etmektedir. Bunun yerine bambaşka bir  yapı getirmektir. Türkiye'deki demokrasiyi ortadan kaldırmaktır, laikliği ortadan  kaldırarak sapık bir dini anlayışı Türkiye'nin resmi ideolojisi haline  getirmektir. Bununla kim mücadele ediyor, çok açık ve nettir." dedi.
 
Söz konusu belgelere, bilgilere bakıldığında alınmış bir sürü tavsiye  kararları olduğu işaret eden AK Parti Sözcüsü Çelik,, toplumun bir sürü kesimi  ile ilgili bir sürü değerlendirmeler görüleceğini ifade etti.
 
Çelik, "O zamanki istihbarat havuzlarına bakarsanız, o istihbarat  havuzları öyle anlayışlarla yapılmıştır ki toplumda neredeyse belli bir dar  çerçevenin dışında suçlanmayan kimse kalmamıştır. Burada esas mesele, bu yapının  bir terör örgütü olarak tebarüz ettiği andan itibaren mücadeleyi kim verdi,  bunların yanında kim durdu." değerlendirmesinde bulundu.
 
"Sayın Burhan Kuzu, cevabını verecektir"
 
"Burhan Kuzu'yla ilgili yargıyı etkilemeye yönelik iddialar var.  HSK'nin de başlattığı bir soruşturma vardı, savcı ve hakimlerin de ifadeleri yer  almıştı. Bununla ilgili parti içerisinde herhangi bir işlem yapılıyor mu?  Kendisinin de partiye bu konuyla ilgili herhangi bir bilgilendirmesi oldu mu?"  sorusu yöneltilen Çelik, "Bunu Burhan hocaya sormanız lazım, kendisi bir açıklama  yapacaktır veya yapmıştır bilmiyorum o konuyla ilgili olarak." karşılığını verdi.
 
Çelik, kendilerinin somut bir durum ortaya çıktığında bununla ilgili  görüşlerini söylediklerini belirterek, "Ama iddia dediğiniz konularda bizim  söyleyebileceğimiz fazla bir şey yok. İlgili kurumlar araştırmasını yapacaktır.  Sayın Burhan Kuzu cevabını verecektir, o şekilde herkes bilgilenmiş olacaktır.  Bizim bir değerlendirmemiz yok." diye konuştu.
 
"CHP'nin orijinal kodlarına geri düştüğünü görüyoruz"
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun FETÖ'ye ilişkin Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan'a yönelttiği iddia ve sorulara yönelik soruyu da yanıtlayan  Çelik, konuştukça kendilerinin de bu konuya girmek zorunda kaldıklarını dile  getirdi.
 
FETÖ'nün 15 Temmuz gecesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürmek  istediğini, TBMM'yi bombalayıp milletvekillerini öldürmek istediğini,  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne saldırdığını, özel harekat polislerine, askerlere  saldırdığını ancak ellerine geçtiği halde bir kişiye dokunmadığını anlatan Çelik,  şunları kaydetti:
 
"Sayın Kılıçdaroğlu'na tanklar yol açarak, yol verdi. Bakın bir kişi  bulunamamış, yeri tespit edilememiş demiyorum. Bizzat yanlarına kadar gelmiş,  havaalanında inmiş ama ona yol vermişler. Birçok arkadaşımızın zaten ne yaptığı  belli o gece. O gece yetkili olan hiç kimsenin Allah'a şükürler olsun utanacak  bir şeyi yok. Görüntüler, televizyonlara bağlantılar ortada. Utanılacak bir  bağlantı var. Darbe olurken bir parti genel başkanının bir evde film seyreder  gibi darbe görüntülerini seyretmesi. Yani insan önce kendisiyle ilgili olarak şu  soruyu sorar. Herkese saldırdılar, niçin sadece CHP Genel Başkanına yol verdiler?  Niye bu hale düştüğünü, niye algısının böyle olduğunu, niye bu terör örgütü  tarafından bu şekilde konforlu bir değerlendirmeye tabi tutulduğunu düşünür. Bu  konforlu değerlendirmenin sebebi nedir? Şimdi bir sürü listeden bahsediyor  sorduğu sorularda. Bunları zaten hiçbir kurum açıklayamaz. Bunlar yargının  elinde. Yargı, bütün bunları suçluyu tespit etmek için değerlendiriyor."
 
Çelik, yakın zamanda "Külliye'ye giden CHP'li" diye bir konunun  gündeme getirildiğini, CHP Genel Merkezi'ne giren veriler konusunda ciddi bir  siyasi veri güvenliği sorununun olduğunu söyledi.
 
CHP'nin FETÖ'yü hedef almaktan çok Türkiye'nin seçilmiş Cumhurbaşkanı  ve seçilmiş hükumetini hedef aldığını ifade eden Çelik, şu değerlendirmelerde  bulundu:
 
"Bir yandan FETÖ'nün hedefinde Cumhurbaşkanımız var bir yandan CHP'nin  Genel Başkanının hedefinde Cumhurbaşkanımızla ilgili spekülasyonlar üretme  şeklinde bir faaliyet var. Bugün FETÖ, kendisine karşı mücadelenin durması için  Cumhurbaşkanımızı, hükumeti en büyük engel olarak görüyor. Siyasi eleştiri  yapabilirsiniz. Bu siyasi eleştirde kendinizle ilgili birtakım değerlendirmelere,  siyasi rakiplerinizle ilgili birtakım eleştirilere yer vermeniz demokrasinin  doğası gereğidir. Seçilmiş bir makamı terör örgütünün siyasi ayağı olarak  nitelemeye başladığınız andan itibaren yaptığınız iş, milletin iradesi ile kavga  etmektir. Çünkü onun seçilmesinin arkasında milletin iradesi vardır. CHP geçmişte  milli iradeyle açık ve aleni bir şekilde kavga ediyordu, son zamanlarda yükselen  demokrasi ivmesi çerçevesinde en azından sureten ya da şeklen daha demokratik bir  üslup kullanmaya dikkat ediyordu. Son bir ay içerisindeki gelişmelerle açık bir  şekilde CHP'nin yeniden milli iradeyle kavga, husumet üretme şeklindeki orijinal  kodlarına geri düştüğünü görüyoruz. Keşke daha demokratik bir dil kullansalar.  Suriye meselesinden Türkiye'deki demokrasi meselelerine kadar maalesef Türk tipi  bir Baasçı dilin kullanıldığını üzülerek görüyoruz."
 

ETİKETLER

Ak parti rejim ihlal